Bunlar doğru değil diye bağırmak, hatta karşısındaki adamı parçalamak
istedi, hem de tek tek her zerresine ayırarakolmazdı ama yapamazdı ki.
Salon etrafında döndü, döndü, döndü. Başka biri vardı demek, bunca yıllık
emek başka tenin çekiciliğine kurban edilmişti demek. Ya benim sevgim, ya
benim aldanmışlığım. Çok güvendiği adam ne kadar kolay unutmuştu demek tüm
yaşanmışlığı.
Hiçbirşey söylemedi, söyleyemedi, boğulduğunu hissetti. Afallamıştı,
şaşkındı çok; bağırarak ağlamak, isyan etmek geliyordu içinden ama bir
yumruk gelip oturmuştu işte boğazına, yapamadı. Kalktı usulca, farkında
olmadan balkona çıktı, beyaz taşların üzerine oturdu, kolları iki yanda
başını kaldırdı yıldızlara baktı uzun uzun. Orda olmak istedi, o kadar
uzakta, olamadı. Gece ne zaman şafağa söktü, serinlemiş hava da. Kalktı
yatağına gitti, hiçbirşey olmamış gibi uyuyan adamın yüzüne bir tokat almak
geldi içinden ama yine kendini tuttu. Gitti kanepeye uzandı, yumdu
gözlerini, uyumak istedi, uyanınca herşey bir rüyaymış çok şükür demek
istedi, bunu tüm hücreleriyle istedi. Uyandı, herşey aynıydı. Sıkı sıkı
yumdu gözlerini, tekrar açtı.Yok, kahretsin değişen hiçbir şey yok!
Yokoluştuysa o günler, ilk günü başlamıştı işte. Sorunu olan kadınlar ilk
iş kuaföre gider, demişti biri geçen gün. Aniden fırladı bir yere
yetişircesine koşar adımlarla kuaförüne gitti. Saçımı değiştir kes,
boya. Yap birşeyler ama kalktığımda bu ben olmayayım dedi. Saçları
kesildi, boyandı, fönlendi. Güzel oldum dedi içinden. Ama ya gözlerim, bu
hüzün kaç saç bakımında silinir ki.Eve gitti alışık adımlarla Kapıya
anahtarı soktu, açıldı kapı, yüzüne başka tenlerin kokusu vurdu, midesi
bulandı. Tuvalete koştu çıkardı içindekileri tüm yaşanmışlığı
temizleyecekmiş gibi.Ah aptal kadın! En kötüsü belirsizlikmiş, dedi, ne
yapacağını bilmiyordu. Filmlerdeki onurlu kadın tavrıyla kapıyı çarpıp
gitmek istiyordu, adamın yine filmlerdeki gibi pişmanca yalvaracağını
umarak.Ama gidemiyordu çok emek verilmiş bu sevgiye bir şans tanımak
istiyordu. Ondan şans isteyen bile yokken üstelik.
Beynindeki yanılsamalar işte tam da bu an başladı. Kocası bir çeşit
hastaydı, yanında olmalıydı ona yardım etmeliydi, birşeyler yapmalıydı.
Yoksa kadınca bir kaybetme korkusuyla istemdışı bir mücadele miydi ,
anlamadı hiç bunu. Şaşılası bir hızla tüm tavırlarını “hiçbirşey olmamış” a
çevirdi, mutfağa gitti yemek yapmaya başladı, özenerek, tek tek severek her
sebzeyi. Lanet olsun neden lezzetli olmuyor ki bu! Elimdeki mutluluk gitti
ondan mı diye düşündü , düşünmesiyle de hemen hep yaptığı gibi bilinçaltına
itti bunu da. Yok canım domatesler sera domatesi , hiç benzer mi bahçe
domatesine. Hah, kokusu bile yok ki tadı olsun. Unuttu tencereyi ocakta,
salona gitti. Kokusuz domatesler, soğanlar da karardı kaldı ocakta, tıpkı
içi gibi. Olağanüstü bir enerjiyle koltukların yerini değiştirdi tam üç
kez, sırtından terler akıyordu, kolları ağrıdı.Ağrıdıkça unuttu, ağrıdıkça
daha büyük bir gayretle çalıştı. Koskoca halıyı sildi büyük bir hırsla
defalarca.Camları ovaladı, p!
arlattı, vitrinin örtülerini değiştirdi, içindekileri tek tek okşarcasına
sildi. Çok güzel olmuştu, işte bu benim yuvam, dedi, gururla. Kapının
eşiğine oturup eserini keyifli gözlerle izlemeye başladı, bir de sigara
yaktı, uzattı ayaklarını Vitrindeki çiziğe takıldı gözü, ilk evimizi
yerleştirirken olmuştu, kapıya sürtünmüştü taşırken, nasıl üzülmüşlerdi,
daha taksitleri bile bitmedi diye. Üzülme demişti, kocası, üzülme. Bizim
mutluluğumuz minicik bir çiziği görmeyecek bu evde.Hep mutlu olacağız
hep!!! Şu küçük hurda televizyonu da atmaya kıyamadılar hiç, oysa şimdi
kocaman ekranlı bir tane varkenAma onu ikinci el eşya satan bir dükkandan
alıp koymamışlar mıydı başköşeye, atmaya kıyamadılar anıların hatırına .
En güzel örtülerle süsledi onu hep, üstünde de mutlu fotoğrafları.
Hayvannn diye haykırdı, hayvansın, nasıl yaptın, nasıl unuttun? Böğürerek
ağladığının ayırdına vardığında kendini durdurması imkansızdı. Günlerdir
biriken ne varsa kusuyordu, sefilce ağlıy!
ordu, evin salonunda mutfağında yankılandı ağlaması, hıçkırıkları,
Duvarlar sustu, vitrin sustu, televizyon sustu.Hepsi dinlediler.Sonra
sesi yavaş yavaş küçük iç çekişlere kaldı. Kendini sürükleyerek banyoya
attı, suyun altına girdi, hiç kıpırdamadan gözlerinden sicim gibi yaşlar
inerek ne kadar kaldı suyun altında farkına bile varmadı. Uyumak istiyordu,
uyumak. Uyandığında tüm belirsizliğin dağıldığını görmek, hayat onu
uykudayken nereye bırakmışsa, kalkıp ordan devam etmek istiyordu. Birileri
birşeyler yapsa, uyutsalar onu.
Zaman neyi çözmemiş ki, hangi acı sonsuza kadar sürmüş ki? Sonraki günler,
içinde büyük bir sessizlikle, büyük bir kurulukla geçti, sadece nefes
alıyordu, çok sevdiği kahvenin bile tadı, kokusu eskisi gibi değildi.
Ağlamak bile zor geliyordu ona, parmağını dahi kıpırdatmadan içine gömülü
günler, aylar geçirdi. Ve birgün diğer kadından gelen mesajı gördü
telefonda, sadece git dedi adama, haketmiyorsun hiçbirşeyi, git. Adam
gitti. Kapıyı kapattı ardından, mekanik adımlarla mutfağa gitti, içecek
bişeyler hazırladı, televizyonu, ama büyük ekran olanı, açtı. Kendini de
şaşırtan bir ilgiyle izledi filmi, film çok acıklı geldi ona nedense,
gözyaşlarıyla oyuncuların gerçekliğini kutladı. Sonra sildi gözlerini,
ertesi gün giyeceği kıyafetleri çıkardı dolaptan tek tek.Yattı, uyudu.
Her geçen gün aşk sandığı duyguyla hesaplaşmasını sürdürdü. Meğer ne çok
dibe saklamış kendini yıllarca, dehşetle farketti. Sanki kendi kendine bir
evlilik masalı yaratmıştı da onunla mutlu oluyormuş, adamla paylaşamadığı ne
çok şey varmış içinde kalan. Şaşırdı, afalladı.Şaşırdıkça netleşti
herşey.Beyni sanki bilinçaltına ittiği ne varsa dışarı kusuyordu tek tek.
Bu adam mıydı sevdiği, kendine inanamadı, hayatındaki en önemli tutkularını
bile paylaşamadığı bu adam mıydı hayatını bu hale getiren. Buna nasıl izin
verdiğine inanamadı, bu kadar acıyı çekmesine anlam veremedi. Acımı çektim
bitti artık, ben bunları haketmiyorum dedi tüm inancıyla. Aynanın karşısına
geçti. Düzelecek herşey eskisinden güzel bir hayatın olacak, az güven, az
cesaret, az onur, az kendinin farkında ol, silkelen bitsin artık Balkona
çıktı, yağmur yağmış! Yıkanmış çamlarla karışık toprak kokusunu ciğerlerine
çekti keyifle. Orta şekerli bir türk kahvesi yaptı sonra kendine. Kahve
yudumunu ağzında !
tuttu, kokusunu tadını hissetti, hissedebilmenin keyfini sürdü, aylar
sonra.
15 gün sonra adama bir mahkeme celbi ulaştı. Hakedemediği hayattan
çıkarılışını bildiren celbi okurken onun da aklına geldi vitrindeki çizik.
istedi, hem de tek tek her zerresine ayırarakolmazdı ama yapamazdı ki.
Salon etrafında döndü, döndü, döndü. Başka biri vardı demek, bunca yıllık
emek başka tenin çekiciliğine kurban edilmişti demek. Ya benim sevgim, ya
benim aldanmışlığım. Çok güvendiği adam ne kadar kolay unutmuştu demek tüm
yaşanmışlığı.
Hiçbirşey söylemedi, söyleyemedi, boğulduğunu hissetti. Afallamıştı,
şaşkındı çok; bağırarak ağlamak, isyan etmek geliyordu içinden ama bir
yumruk gelip oturmuştu işte boğazına, yapamadı. Kalktı usulca, farkında
olmadan balkona çıktı, beyaz taşların üzerine oturdu, kolları iki yanda
başını kaldırdı yıldızlara baktı uzun uzun. Orda olmak istedi, o kadar
uzakta, olamadı. Gece ne zaman şafağa söktü, serinlemiş hava da. Kalktı
yatağına gitti, hiçbirşey olmamış gibi uyuyan adamın yüzüne bir tokat almak
geldi içinden ama yine kendini tuttu. Gitti kanepeye uzandı, yumdu
gözlerini, uyumak istedi, uyanınca herşey bir rüyaymış çok şükür demek
istedi, bunu tüm hücreleriyle istedi. Uyandı, herşey aynıydı. Sıkı sıkı
yumdu gözlerini, tekrar açtı.Yok, kahretsin değişen hiçbir şey yok!
Yokoluştuysa o günler, ilk günü başlamıştı işte. Sorunu olan kadınlar ilk
iş kuaföre gider, demişti biri geçen gün. Aniden fırladı bir yere
yetişircesine koşar adımlarla kuaförüne gitti. Saçımı değiştir kes,
boya. Yap birşeyler ama kalktığımda bu ben olmayayım dedi. Saçları
kesildi, boyandı, fönlendi. Güzel oldum dedi içinden. Ama ya gözlerim, bu
hüzün kaç saç bakımında silinir ki.Eve gitti alışık adımlarla Kapıya
anahtarı soktu, açıldı kapı, yüzüne başka tenlerin kokusu vurdu, midesi
bulandı. Tuvalete koştu çıkardı içindekileri tüm yaşanmışlığı
temizleyecekmiş gibi.Ah aptal kadın! En kötüsü belirsizlikmiş, dedi, ne
yapacağını bilmiyordu. Filmlerdeki onurlu kadın tavrıyla kapıyı çarpıp
gitmek istiyordu, adamın yine filmlerdeki gibi pişmanca yalvaracağını
umarak.Ama gidemiyordu çok emek verilmiş bu sevgiye bir şans tanımak
istiyordu. Ondan şans isteyen bile yokken üstelik.
Beynindeki yanılsamalar işte tam da bu an başladı. Kocası bir çeşit
hastaydı, yanında olmalıydı ona yardım etmeliydi, birşeyler yapmalıydı.
Yoksa kadınca bir kaybetme korkusuyla istemdışı bir mücadele miydi ,
anlamadı hiç bunu. Şaşılası bir hızla tüm tavırlarını “hiçbirşey olmamış” a
çevirdi, mutfağa gitti yemek yapmaya başladı, özenerek, tek tek severek her
sebzeyi. Lanet olsun neden lezzetli olmuyor ki bu! Elimdeki mutluluk gitti
ondan mı diye düşündü , düşünmesiyle de hemen hep yaptığı gibi bilinçaltına
itti bunu da. Yok canım domatesler sera domatesi , hiç benzer mi bahçe
domatesine. Hah, kokusu bile yok ki tadı olsun. Unuttu tencereyi ocakta,
salona gitti. Kokusuz domatesler, soğanlar da karardı kaldı ocakta, tıpkı
içi gibi. Olağanüstü bir enerjiyle koltukların yerini değiştirdi tam üç
kez, sırtından terler akıyordu, kolları ağrıdı.Ağrıdıkça unuttu, ağrıdıkça
daha büyük bir gayretle çalıştı. Koskoca halıyı sildi büyük bir hırsla
defalarca.Camları ovaladı, p!
arlattı, vitrinin örtülerini değiştirdi, içindekileri tek tek okşarcasına
sildi. Çok güzel olmuştu, işte bu benim yuvam, dedi, gururla. Kapının
eşiğine oturup eserini keyifli gözlerle izlemeye başladı, bir de sigara
yaktı, uzattı ayaklarını Vitrindeki çiziğe takıldı gözü, ilk evimizi
yerleştirirken olmuştu, kapıya sürtünmüştü taşırken, nasıl üzülmüşlerdi,
daha taksitleri bile bitmedi diye. Üzülme demişti, kocası, üzülme. Bizim
mutluluğumuz minicik bir çiziği görmeyecek bu evde.Hep mutlu olacağız
hep!!! Şu küçük hurda televizyonu da atmaya kıyamadılar hiç, oysa şimdi
kocaman ekranlı bir tane varkenAma onu ikinci el eşya satan bir dükkandan
alıp koymamışlar mıydı başköşeye, atmaya kıyamadılar anıların hatırına .
En güzel örtülerle süsledi onu hep, üstünde de mutlu fotoğrafları.
Hayvannn diye haykırdı, hayvansın, nasıl yaptın, nasıl unuttun? Böğürerek
ağladığının ayırdına vardığında kendini durdurması imkansızdı. Günlerdir
biriken ne varsa kusuyordu, sefilce ağlıy!
ordu, evin salonunda mutfağında yankılandı ağlaması, hıçkırıkları,
Duvarlar sustu, vitrin sustu, televizyon sustu.Hepsi dinlediler.Sonra
sesi yavaş yavaş küçük iç çekişlere kaldı. Kendini sürükleyerek banyoya
attı, suyun altına girdi, hiç kıpırdamadan gözlerinden sicim gibi yaşlar
inerek ne kadar kaldı suyun altında farkına bile varmadı. Uyumak istiyordu,
uyumak. Uyandığında tüm belirsizliğin dağıldığını görmek, hayat onu
uykudayken nereye bırakmışsa, kalkıp ordan devam etmek istiyordu. Birileri
birşeyler yapsa, uyutsalar onu.
Zaman neyi çözmemiş ki, hangi acı sonsuza kadar sürmüş ki? Sonraki günler,
içinde büyük bir sessizlikle, büyük bir kurulukla geçti, sadece nefes
alıyordu, çok sevdiği kahvenin bile tadı, kokusu eskisi gibi değildi.
Ağlamak bile zor geliyordu ona, parmağını dahi kıpırdatmadan içine gömülü
günler, aylar geçirdi. Ve birgün diğer kadından gelen mesajı gördü
telefonda, sadece git dedi adama, haketmiyorsun hiçbirşeyi, git. Adam
gitti. Kapıyı kapattı ardından, mekanik adımlarla mutfağa gitti, içecek
bişeyler hazırladı, televizyonu, ama büyük ekran olanı, açtı. Kendini de
şaşırtan bir ilgiyle izledi filmi, film çok acıklı geldi ona nedense,
gözyaşlarıyla oyuncuların gerçekliğini kutladı. Sonra sildi gözlerini,
ertesi gün giyeceği kıyafetleri çıkardı dolaptan tek tek.Yattı, uyudu.
Her geçen gün aşk sandığı duyguyla hesaplaşmasını sürdürdü. Meğer ne çok
dibe saklamış kendini yıllarca, dehşetle farketti. Sanki kendi kendine bir
evlilik masalı yaratmıştı da onunla mutlu oluyormuş, adamla paylaşamadığı ne
çok şey varmış içinde kalan. Şaşırdı, afalladı.Şaşırdıkça netleşti
herşey.Beyni sanki bilinçaltına ittiği ne varsa dışarı kusuyordu tek tek.
Bu adam mıydı sevdiği, kendine inanamadı, hayatındaki en önemli tutkularını
bile paylaşamadığı bu adam mıydı hayatını bu hale getiren. Buna nasıl izin
verdiğine inanamadı, bu kadar acıyı çekmesine anlam veremedi. Acımı çektim
bitti artık, ben bunları haketmiyorum dedi tüm inancıyla. Aynanın karşısına
geçti. Düzelecek herşey eskisinden güzel bir hayatın olacak, az güven, az
cesaret, az onur, az kendinin farkında ol, silkelen bitsin artık Balkona
çıktı, yağmur yağmış! Yıkanmış çamlarla karışık toprak kokusunu ciğerlerine
çekti keyifle. Orta şekerli bir türk kahvesi yaptı sonra kendine. Kahve
yudumunu ağzında !
tuttu, kokusunu tadını hissetti, hissedebilmenin keyfini sürdü, aylar
sonra.
15 gün sonra adama bir mahkeme celbi ulaştı. Hakedemediği hayattan
çıkarılışını bildiren celbi okurken onun da aklına geldi vitrindeki çizik.