Albert Einstein vs. Isaac Newton

🕒 Konu sahibi 8 saat önce aktifti
Newton vs Einstein.jpg


Yüzyılın dehası Albert Einstein ve üç önceki yüzyılın dehası Isaac Newton... Birisi, Genel Görelilik Kuramı sayesinde evrene bakışımızı değiştiren, büyük keşifler yapmamızı sağlayan ve kendisinden önceki fizik anlayışını yerle bir eden bir bilim insanı; diğeri ise cahilliğin ve büyücülüğün hakim olduğu bir dünyada -ki kendisi de dindar bir insandır- doğduğu halde, klasik fiziğin kurucusu olabilmeyi ve bugün ürettiğimiz tüm mühendislik harikalarının temelini atabilmeyi başarmış bir deha.



Peki, Einstein ve Newton kavga etseler ne olur? Bu programda, Einstein zamanı geriye çevirip Newton'ı daha bebekken kundaklayabilir mi (bebek kundaklamak nedir yahu) ya da Newton kütle çekimi dalgalarını kullanarak, Einstein'ın yutmaya çalıştığı elmayı yemek borusuna dizip onu öldürebilir mi, bunları öğreneceğiz.


Kısaca Sir Isaac Newton'ın Hayatı
.

Bilim ve matematik tarihinin en önemli isimlerinden birisi olan Isaac Newton, 25 Aralık 1642’de İngiltere’de doğdu. Çocukluk dönemleri boyunca oyun oynamamış, zamanını yel değirmeni ve araba modelleri yaparak ve üvey babasının kütüphanesindeki kitapları okuyarak geçirmiştir.



Üniversite eğitimi için Cambridge Trinity College’a gitti. Maddi olarak zor durumda olduğundan çeşitli işlerde çalışarak okulunu devam ettirebildi. Okulda öğretilen Aristo’ya ilgi duymayıp, Descartes, Galileo ve Kepler gibi düşünürlerin izini takip etti. Üstelik kendi evinde yaptığı bilimsel çalışmalar ile yıllar sonra bilimi ve dünyayı tamamen değiştirdi.
Newton tarihin en iyi matematikçilerinden birisidir. Üstelik matematiğin doğa bilimlerinde başarıyla uygulanabileceğini gösteren ve matematik ile fiziği birleştiren kişi Newton’dur. Newton’un ‘Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri’ kitabı, klasik mekaniğin, fiziğin temel teorisini oluşturur. Newton’un klasik fiziği sayesinde bugün yararlandığımız bütün teknolojiyi inşa ettik.


Kısaca Albert Einstein'ın Hayatı

20. yüzyılın dehası olarak kabul edilen ve başta astronomi bilimi olmak üzere birçok bilim dalının önünü açan Albert Einstein, 14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm kentinde doğdu. Kız kardeşinin anlattığına göre, küçükken yapbozlar ve bulmacalarla zaman geçirmeyi seven Einstein, sanıldığının aksine hiçbir zaman kötü bir öğrenci olmadı. Özellikle doğa ve matematik bilimlerinde oldukça iyi notlar alıyordu.



Mezun olduktan sonra iki yılını öğretmenlik işi bulmak için harcadıysa da bir süre Bern’deki bir patent ofisinde asistan müfettiş olarak iş buldu. O zamanlar bir taraftan patent ofisindeki işlerini yaparken diğer taraftan da çeşitli araştırmalar yapıyor ve makaleler yazıyordu. Halen enstitüde memurluk yaparken, 1905 yılında, ışığın ‘fotonlardan’ oluşan paketçikler olduğunu açıkladığı bir makale kaleme aldı.

Bundan iki sene sonra, ‘İzafiyet Teorisi’ni yayınladı. Bu teoriyi oluştururken küçük bir düşünce deneyi yapmıştı: Bern’deki bir saat kulesinin önünden otobüse binen Einstein, ‘Acaba otobüste arkaya doğru bakarak ışık hızında gitsek ne olur?’ sorusunu sordu. Bu durumda, saat kulesinin üzerindeki akrep ve yelkovan duruyor gözükecekti. Buradan yola çıkarak boşlukta ne kadar hızlı ilerlersek zamanın o kadar yavaş ilerleyeceği sonucuna ulaştı.

Newton'ın Evrene Bakışı

Newton denilince, akla ilk olarak başına elma düşünce kütle çekimini keşfeden bilim insanı gelir ancak bu doğru değildir; Newton elmayı sadece bir metafor olarak kullandı ve cisimlerin yere doğru hareketi, onun dünya üzerindeki hareketlerin nedenini sorgulamasını sağladı. Bizim için ağaçtan düşen bir elma Newton’un gözünde F= G*(m*M)/r üzeri 2 olarak canlandı. Bu, çok basit, çok zarif ve oldukça yüzeysel bir denklemdir: İki cismin kütlelerinin çarpımı ile bir G sabitinin çarpımının, kütleler arası mesafenin karesine bölünmesiyle iki cisim arasındaki çekim kuvvetinin hesaplanmasını sağlar. Bu denklem günlük yaşamda karşılaştığımız sıradan şeyleri açıklamaya yetse bile evrendeki işleyişi açıklamaktan uzaktır. Zaten asırlar sonra Einstein’ın Görelilik İlkesi, bu açıklamayı ortadan kaldırmıştır.


Einstein'ın Evrene Bakışı


Bilimi sorgulamaya ‘zaman’ olgusuyla başlayan Albert Einstein’a göre; zaman, mekân ve hareket gözlemciye göre değişir. İşte bu, Newton’un ‘zaman, evrenin her yerinde aynı işler’ tezini çürütüyordu. Einstein aynı zamanda, ışığın hızının gözlemciler için aynı olduğunu ve evrendeki hiçbir şeyin ışıktan hızlı hareket edemeyeceğini de söyledi.



Einstein’ın bulguları, o güne dek doğru bilinen yanlışları göstermiş ve evrenin dinamiklerini daha iyi anlamamızı sağlamıştı. Elbette Albert Einstein burada durmayacaktı. 1905 yılında yayınladığı ve daha sonra bazı düzeltmeler yaparak değiştirdiği ‘Özel Görelilik Teorisi’ne ivmelenmeyi dahil etmek için 10 yıl uğraştı ve 1915’te ‘Genel Görelilik Kuramı’nı yayımladı.

Newton'ın Kütle Çekimi Açıklamaları

Newton, kütle çekimi ve cisimlerin hareketi ile ilgili yaptığı açıklamalarda uzayı ‘boş’ ‘mutlak’ ve ‘sabit’ gibi kavramlarla tanımlamıştı. Yani Newton’a göre uzay denilen yer sabit ve hareketsizdi. Aynı şekilde Newton, zamanı ve uzayı birbirinden ayrı olgular olarak ele almıştı ve zamanın, uzayın her yanında ‘aynı’ olduğu sonucuna varıyordu. Bugün, bu düşüncenin doğru olmadığını, uzayın 3 değil; 4 boyutlu olduğunu ve 4. boyutu ise zamanın oluşturduğunu biliyoruz. Aynı şekilde, zamanın ‘göreli’ olduğunu; yani uzaydaki birçok farklı noktada zamanın birbirinden farklı şekilde akabileceğini biliyoruz.



Bugün, aynı zamanda, Newton’un kütle çekimine dair yaptığı açıklamaların da benzer hatalar içerdiğini biliyoruz. Newton’a göre kütle çekimi, kütleli iki cismin birbirlerine uyguladıkları doğrusal (vektöre) bir kuvvettir. Ancak asırlar sonra Einstein, bunun böyle olmadığını, kütle çekiminin bükülen uzay-zaman dokusunun bir sonucu olduğuna işaret etmiştir. Bu nedenle uzaydaki cisimler doğrudan birbirleri üzerine ‘düşmek’ yerine; birbirlerini yörüngesel bir düzlemde çekerler. Böylelikle uzunca süreler içinde yörüngede kalabilirler; aksi halde bu oldukça zor olurdu!


Einstein'ın Kütle Çekimi Açıklamaları

Öncesinde, Newton’un yaptığı açıklamalar kütle çekimini vektörel bir kuvvet olarak alıyordu. Yani çekim kuvveti cisimlerin kendi içlerinden kaynaklı olmalıydı ve ayrıca belirli bir uzaklığa kadar etki edebilirdi. Einstein ise kütle çekimini uzay-zaman dokusunun bükülmesi olarak açıkladı. Tıpkı gergin bir kumaşın üzerine bırakılan ağır bir güllenin, kumaşın yüzeyini içe doğru bükmesi gibi kütleli cisimler de uzay-zaman dokusunu büküyorlardı. Peki ya bu gergin kumaşın üzerine küçük bir gülle daha bırakırsanız ne olur? Elbette büyük kütleli cisme doğru ivmelenerek ve daireler çizerek yaklaşır. İşte bu, uzaydaki kütle çekiminin ve yörüngelerin oluşumunun basit bir tarifiydi!

Konuyu daha iyi tariflemek için şu örneği de verebiliriz: Dünya üzerindeki tüm uydular aslında serbest düşme hareketi yapmaktadırlar. Ancak kütle çekimi Newton’un söylediği gibi çizgisel tek bir kuvvet olmadığı; uzay-zamanın büküldüğü yörüngesel bir düzlemde gerçekleştiği için ‘serbest düşme’ gezegenin yörüngesinde çok uzun süreler boyunca gerçekleşir.



Einstein’a göre uzay ve zaman iç içe örülüydü ve Newton’un söylediklerinin aksine zaman, evrenin her yerinde sabit akıyor olamazdı. Yani uzayın dokusu zamanı ve zaman ise uzayı etkiliyordu. Bu durumda, büyük kütleli cisimler ile ışık hızına yakın hareket eden cisimler zamanı etkileyebilirdi. Her iki durumda da zamanın akışı yavaşlamalıydı! Daha sonradan yapılan gözlem ve deneylerle de Einstein’ın ortaya attığı bu teori defalarca kez kanıtlandı ve bizi evreni anlamaya daha fazla yaklaştırdı.
Her ne kadar, Isaac Newton 17. yy'nin büyük bir kaşifi, dehası ve bilim insanı kabul edilse de, evrene ve zamana ilişkin bulgularının geçersiz olduğu ve bizi daha ileriye taşıyamayacağı anlaşılmıştır. Einstein ise gerek evrenin dokusunu açıklama biçimiyle gerekse zaman olgusunu ele alışıyla bizleri kendisine hayran bırakmış, bilimsel gelişmelerin ve uzay çalışmalarının önünü açmıştır.
 
Einsteinde , newtonun neredeyse tüm teorilerini çürütmüş Einstein>newton .s
şöyle bir yorum gördüm çok güldüm haha
1.jpg

birde yanlış hatırlamıyorsam Einstein Atom bombasının yapılmasını sağlayan kişiydi yani tabi daha sonra cok pişman oldugunu filan söylemiş xs
 
Son düzenleme:
Bu kıyaslamanın mantığı nedir ki?
Kendi alanlarında başarılı olmaları ve insanlığa sağladıkları fayda yeterli değil mi?

Filozofları-bilim insanlarını sürekli böyle karşılaştırmalarla kendi açısından yorumlayan insanlar var fakat her biri kendi alanında ve yaşadığı dönemde, elinden geleni yapmaya çalışmıştır diye düşünüyorum.
 
Son düzenleme:
Karşıt teoriler geliştirse bile bilim adamlarını futbol takımı gibi karşılaştırmak saçmalıktır.
 
bende karşıyım, lakin bu tür konular dikkatimi çekiyor özellikle sözlüklerde 'vs' konuları açılınca bi gülme alıyor beni bende öyle forumda eksik kalmasın diye copy paste yapıyorum hahaha

Adamlar birbirlerine sövüyorlar nebilim kavga ediyorlar Yok Einstein döver yok Newton döver baya bi ilginç
 
Rusya'da geçmiş yıllarda böyle bir kavga yaşanmıştı.

***

Rusya'nın Rostov kentinde ünlü Alman filozof Kant'ın felsefesi üzerine başlayan bir tartışma beklenmedik şekilde büyüdü. Rus polisinin verdiği bilgilere göre alışveriş yapan iki müşteri Kaliningrad doğumlu filozofun felsefesini tartışmaya başladı.

Ancak tartışma kızışınca taraflardan biri önce diğer müşterinin yüzüne yumruk attı, ardından da havalı tabancayla ateş ederek yaraladı. Adli bir yetkili Rus Ria Novosti ajansına yaptığı açıklamada yaralının hayati tehlike altında olmadığını belirtti.

Failin kasten yaralama suçundan 15 yıl hapis cezası istemiyle yargılanması bekleniyor.

-Alıntı-
 
Klasik fizik ve astrofizik birbirinden farklıdır. Üstün körü olarak Newtonu eleştirmek saçma olduğu kadar gereksizdir. Newton bir matematik dehasıdır ve bilim ile felsefeyi bir kaba sığdırıp modern fiziğin temellerini atan kişidir. Einsstein'in efsane olduğu alanın sınırlarını belirlemiştir.

Ayrıca Atom bombasını Einstein yapmamıştır. Atom bombasını "Robert Oppenheimer" yapmıştır.
 
Evet atom bombasının mucidi olarak Robert diye geçiyor lakin fikir babası Einstein diye biliyorum yolu o gösterdi diye biliyorum

kısa bir bilgi
Robert Oppenheimer bilimsel ilgi alanları olarak teorik astronomi, nükleer fizik, spektroskopi (madde inceleme bilimi), kuantum alan teorisi, kuantum elektrodinamikleri ve kuantum mekaniği gibi konuları çalıştı. Albert Einstein olmak üzere birçok dünyaca ünlü bilim insanıyla birlikte çalıştı. İlerleyen yıllarda birçok başarı elde eden fizikçilerin ve kimyacıların çoğu, Robert Oppenheimer'ın okuldan arkadaşlarıydı. 1940 yılına gelindiğinde Oppenheimer, Katherine Puening Harrison ile hayatını birleştirdi. Çift, 1941 ve 1944 yıllarında doğan iki çocuğa sahip oldular.

birlikte çalışmışlıgı var belki bir fikir veya yol gösterme olarak fikir alışverişi yapmıs olabilirler kanımca

ayrıca ek bir bilgi ekliyeyim..

Albert Einstein’ın Atom Bombasını Icat Ederkenki Amacı Neydi?

1896 de Fransız fizikçi Henry Becquerel’in radyoaktiviteyi keşfetmesiyle geliştirilmeye başlanan atom bombası fiziksel olarak ilk defa 1911 yılında denenmiştir. Fakat atom bombasının yıkıcı gücü ancak 1930’lu yılların sonuna doğru anlaşılmıştır. 2 Aralık 1942 de “Metalurji Projesi” kod adlı projeyi İtalyan Enrico Fermi yapmıştır ve resmen atom çağını balşlatmıştır. Ardından atom enerjisinin silahlarda kullanılabileceğini öngören Albert Einstein, Leo Szilard, Edward Teller, Eugene Wigner ve bir grup bilim adamı 1939 yılında Nazi Almanya’sının atom bombası araştırmaları yaptığı ve bunun hazırlıklarına başladığı yönünde ABD’ye uyarılarda bulunmuş fakat pek ciddiye alınmamışlardır.

II. Dünya Savaşı’ında bu bombanın kullanılma ihtimali üzerinde durmuş olan Einstein, mevcut statüsünü kullanarak Leo Szilard’la birlikte ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt’e bir mektup yazmıştır. Mektupta, Amerikan hükümetine uranyum araştırmaları ve zincir reaksiyonları ile ilgili araştırmalar yapması tavsiye edilmiştir. Bununla birlikte en önemli detay olarak Nazi Almanya’sının atom bombası yapabilecek yetkinliği olduğu vurgulanmış Adolf Hitler’in de bu atom bombasını kullanmaktan çekinmeyeceği bildirilmiştir. Bu durumda Roosevelt, II. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın atom bombasının geliştirmesine yönelik ihtimalini riske atmamış ve Manhattan Projesi’ni başlatmıştır.

Bu mektubu oldukça ciddiye alan dönemin başkanı Roosevelt, Einstein ve diğer bilim adamlarını “NAZİ ALMANYA’SINI ATOM BOMBASI KULLANMAKTAN ÇEKİNDİRECEK” şekilde atom bombası üretmeleri fakat bunu kullanmayacaklarını sadece bir gözdağı niteliğinde bulunduracaklarını belirtmişlerdir.

Einstein da projeye ancak ve ancak bu şartla katılmıştır. Ve bu bilim adamları 1945 yılında Los Alamos, Meksika’da Prof. Dr. Oppenheimer kontrolünde atom enerjisinin kullanımını araştırmış ve saf Uranyum ve Plutonyum’dan 50 şer kg üretmiştir.

Ardından atom bombasının kullanılmayacağı sözünü veren ABD Başkanı Roosevelt ölüp yerine cani Truman geçince Japonya’yı atom bombasıyla yerle bir etmekten çekinmemiştir.

Bu olay üzerine Albert Einstein şu cümleyi kurmuştur: “Bilseydim, bilim adamı değil çilingir olurdum!”

basitce anlatıcak olursak einstein işin teorisini yani temelde gereken herşeyi yapmıştır ama bomba ile direk olarak bir ilgisi yoktur. oppenheimer ise einstein ortaya koydugu bu teoriyi ve bilgiyi almış ve pratige dökerek bombayı yapmıştır

ayrıca şöyle bir bilgide mevcut

Oppenheimer, Manhattan projesinde bilimsel ekibin lideriydi ve genellikle “atom bombasının babası” olarak adlandırılıyordu. Yine de, bombanın tek mucidi değildi, ama onun icadı ekibi arasındaki işbirliğinin sonucuydu. üyeleri, çoğu da Avrupa'dan sürgün edildi.
 
bu bilgide Einstein olmasaydı atom bombasıda olmazdı olayının ispatı sanırım.

Atom Bombasının Yapısı


Peki ama böyle yıllarca konuşulan bu denli yıkıcı ve binlerce insanın ölümüne neden olan güç nereden geliyordu? Bu soruyu yanıtlayabilmemiz için isterseniz Atomun yapısına hep birlikte bir göz atalım:

Öncelikle belirli Atom türlerinin çekirdek yapısında protonlar ve nötronlar kararsız yapıda radyoaktivite ile yüklüdürler ve bir nötron ile bombalandıklarında aniden tepkimeye girebilir parçalanabilirler. Bu olay esnasında çekirdeğin parçalanan nötronla birlikte kütle sayısı geçici olarak bir artar ve enerji ortaya çıkarak çekirdek ikiye bölünür. Uranyum 235 iki veya üç nötron, Plutonyum 239 ise daha fazla nötron yayar, Atom Bombasında Uranyum 135 ya da Plutonyum 239 kullanılır. Bir nötron bombardıman edildikten sonra atom parçacığından birçok nötron salınımı olur yeterli konsantrasyon bileşiminde bu nötronlar komşu atomlarla çarpışarak yeni bombardımanlar meydana gelir ve bu nötronlar yeni bombardımanlar yaparak bir zincirleme reaksiyona neden olur böylece komşu atomlarda fisyon oluşur ve daha fazla nötron açığa çıkar. Böylece devam eden zincirleme reaksiyonlarda daha fazla nötron ve enerji açığa çıkar. Bu büyük patlamanın oluşabilmesi yani fisyonun oluşabilmesi için gerekli malzeme miktarına kütle ya da tetikleme miktarı da denilmektedir. Zincirleme reaksiyon sonucunda fisyon yapan her bir atom parçacığı enerjileri küçük olmasına rağmen milyarlarcası bombardıman edilerek büyük bir patlama oluşturulur. Kütle eşdeğeri küçük olan bu bileşim hatta örnek verecek olursak Nagazaki’ye atılan bomba madeni bir paranın 1/3 ağırlığına eşdeğer miktarda enerji açığa çıkarmıştır. Atom bombasında, enerji parçacıklarının bombardıman edilmesiyle oluşturulan zincirleme reaksiyon A. Einstein’ın ünlü E= MC2 formülüne dayanır. Hiroşima’ya atılan LIittle Boy (Küçük Adam) Uranyum 235 parçacık yapısına sahip olan atom bombasıdır.
 
Geri