AKP hükümetlerinin kısa yolsuzluk tarihi

🕒 Konu sahibi 3 saat önce aktifti
AKP iktidarları döneminde ülkenin duyarlı geniş kütlelerince ve emekçi sınıflar nezdinde büyük yolsuzlukların yapıldığı bilinmekte, buna inanılmakta ama bir türlü yüksek sesle dillendirilememekteydi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Konya’da bir başbakanın yapması gerekenin aksine ilgili polis ve savcıları suçlayarak dünyada bu durumda kalmış Ferdinand Marcos, Berlusconi, Boris Yeltsin, Fujimoro örneği politikacılar gibi kendisine “operasyon” yapıldığını söylemiş, […]

AKP iktidarları döneminde ülkenin duyarlı geniş kütlelerince ve emekçi sınıflar nezdinde büyük yolsuzlukların yapıldığı bilinmekte, buna inanılmakta ama bir türlü yüksek sesle dillendirilememekteydi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Konya’da bir başbakanın yapması gerekenin aksine ilgili polis ve savcıları suçlayarak dünyada bu durumda kalmış Ferdinand Marcos, Berlusconi, Boris Yeltsin, Fujimoro örneği politikacılar gibi kendisine “operasyon” yapıldığını söylemiş, “…Kimse operasyona kalkışmasın. Operasyona kalkışanlar bizi karşısında bulur.” demiştir.

GENEL ANLAMDA YOLSUZLUK

Yolsuzluk, terimi, maddesel kazanç için (örneğin rüşvet) ya da parasal olmayan (kayırma gibi) özel amaçlara yönelik kamusal yetkinin yasadışı kullanımını içeren eylem ve davranışları içermektedir. İngilizce’de “corruption” karşılığı olarak bozulma, çürüme, doğru yoldan sapma olarak değerlendirilen terim, TDK sözlüğünde kötüye kullanma, suistimal, kuraldışı sözcükleri ile tanımlanmaktadır.

Yolsuzluğun olabilmesi için yasal düzenlemelerle biçimlenmiş çağdaş anlamda ulusal bir devletin olması gerekmektedir. Yönetenlerle ile mülkiyetin iç içe bulunduğu feodal toplumlarda yolsuzluğun tanımı siliktir.

Çağımızda, niteliği ve niceliği açısından ayrımlar olmasına karşın yolsuzluğun hemen hemen her ülkede görüldüğünü söyleyebiliriz. Ancak yapılan “akademik” istatistiki çalışmalarda gelişmiş ülkelere oranla azgelişmiş ülkelerde yolsuzluk için daha uygun bir ortam bulunduğu saptanmıştır.

Yolsuzluk, siyasal yöneticinin bir çıkar kümesinin kendisine sağladığı menfaat doğrultusunda bir yasa taslağı üzerinde etkide bulunmaya çalışması ya da iktidardaki partinin yandaşlarının çıkarlarını gözetecek biçimde kullanması anlamında Siyasal Yolsuzluk, kamu bürokrasisi üyelerinin yönetsel işlevlere yönelik kamu yetkisini çıkar gözeterek düzenlemelere aykırı olarak kullanması anlamında Yönetsel Yolsuzluk olarak ikiye ayrılmıştır.
TÜRKİYE

Uluslaşma sürecini yaşayan, bu süreci daha tamamlamamış Türkiye’nin kamu yöneticileri, 17 Aralık 2013 günü basına konu olan haberlerle tarihinde yaşanmamış boyutta yolsuzluk olayıyla sarsılmaktadır.

Türkiye’de 1950 yılına dek “Yavuz Havuz” davası hariç önemli bir yolsuzluk olayı yaşanmamıştı. Yolsuzluklar 1950 yılından sonra artmıştır. Türkiye’de yolsuzluğa en fazla eğilimli sektörler olarak medya, idarî teşkilat, madencilik, bayındırlık, özelleştirmleler, enerji ve sağlık alanları gösterilmektedir.

Adli istatistiklere göre, zimmet, görevi ihmal, görevi suiistimal ve evrakta sahtekarlık suçları, daha
yaygın olarak işlenen suç türleridir. Ancak kamu oyundaki yaygın kanı, rüşvetin daha ağırlıklı olduğu yönündedir.

Yolsuzlukların 22 Kasım 2000 ekonomik ve siyasi krizine birinci derecede etki ettiğini görüyoruz. Bu kriz sahipleri tarafından içi boşaltılan bankaların yaşadıkları likidite sorunlarından kaynaklanmıştı. Bankaların -büyük oranda “hortumlanmış”- açıklarını yıl sonunda kapama zorunluluğu sonucu oluşan mali sarsıntı kısa süre içinde üretim kesimlerini de derinden etkilemeye başlamış, piyasada ortaya çıkan faiz dalgalanmaları talep canlılığını birdenbire kesmişti. Devreye IMF girmiş, borç vermiş ve basında “acı reçete” olarak anılan sert önlemlerle krizin faturası geniş kitlelerin sırtına yıkılmıştı.

Yolsuzlukları önlemek için Temmuz 2000 yılında çıkartılan Organize Suçlarla Mücadele Kanununun ardından dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’ın öncülüğünde Örümcek Ağı, Paraşüt, Balina, Hayal, Kartal, Kasırga gibi adlarla onlarca operasyon yapılmış, milyarlarca liralık yolsuzluk ortaya çıkarılmış, suçlular onlarca yıl hapis cezalarına çarptırılmıştı.

21 Şubat 2001 ekonomik krizi ise MGK toplantısında Cumhurbaşkanı ile Başbakanın tartışmaları bahane edilerek uygulanmakta olan “çıpalı kur” politikalarını delen, Türk Lirasının değerini düşüren bir anlamda “Dolara hücum” kriziydi. Birden alevlenen kriz sonucu enflasyon fırlamış, hükümet Türkiye tarihinde ilk kez “dalgalı kur” politikasına geçmek zorunda kalmıştı.

Yapılan yolsuzlukları incelemek amacıyla 24 Mart 2001 tarihinde, içeriğinde yolsuzlukla mücadeleyle ilgili öncelikli hedeflerin de yer aldığı Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar kabul edildi.

2002 yılı başında ise erken seçim kararı alınmak zorunda kalındı; AKP iktidara geldi. Yaşadığı iki ekonomik krizden yorulmuş geniş halk kitlelerinin arayışları sonucu doğan siyasi boşluğu (konjoktürü) iyi değerlendirerek 2002 genel seçimlerini kazanan AKP’nin en büyük söylemi “yolsuzluklarla savaş”tı. Türk halkı “dinibütün” görünen bu yeni politikacıların “Üç Y” olarak adlandırdığı “Yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar” söyleminin peşinden giderek yalnızca bu konularda bile olsa iktidar(lar)ın dürüst olmasını bekliyordu.

Türkiye’de seçmenlerin, sanıldığı gibi ideolojik algılarla değil -böyle bile olsa- “temiz siyaset” özlemiyle hareket ettiği yolsuzluk yapan partileri alaşağı etmesiyle kanıtlanmıştır. Yakın tarihimizde İstanbul’u imara açan başkan Bedrettin Dalan “Talan” olarak anılmış ve partisini yıpratmış, Mesut Yılmaz’ın Türkbank yolsuzluğuyla Yüce Divan’a gönderilmesi ANAP’ın silinmesine neden olmuş, “İSKİ” yolsuzluğu SHP’yi bitirmiş, “Parsadan” ve “Civangate” skandalları ardından Tansu Çiller’in çiftliği ve mal varlığı tartışmaları DYP’yi sıfıra indirmiştir.

2002’ye kadar ülkemiz, DSP’nin önce ANAP, ardından MHP ile yaptığı koalisyon hükümetleriyle yönetildi. Ancak yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının hiçbirinin üzerine tam gidilmemesi, DSP’nin önderliğindeki hükümetlerin sonu oldu ve DSP’yi tamamen çökertti. 3 Kasım 2002 genel seçimlerdindeki tablo, bu duruma kesilen ağır faturaydı. AKP yüzde 34,2 ile büyük çıkış yaparken, CHP yüzde 19,3 ile önemli bir oy oranı elde etti. DYP yüzde 9,5, MHP yüzde 8,3, ANAP yüzde 5,1, DSP yüzde 1,2 ile adeta silindi.

AKP hükümeti, iktidarının ilk yıllarında işte bu yukarıdaki tablodan ders çıkarmışçasına aşağıdaki anlaşmaları peşpeşe imzaladı:

17 Nisan 2003 – Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Avrupa Konseyi Sözleşmesi 4852 sayılı Kanunla onaylandı.
10 Aralık 2003 – Yolsuzluğa Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Türkiye tarafından imzalandı.
14 Ocak 2004 – Yolsuzluğa Dair Ceza Hukuku Avrupa Konseyi Sözleşmesi 5065 sayılı Kanunla onaylandı.
14 Ocak 2004 – Yolsuzluğa Dair Ceza Hukuku Avrupa Konseyi Sözleşmesi 5065 sayılı Kanunla onaylandı.

Ayrıca, Türkiye 1 Ocak 2004 tarihinden beri, Avrupa Konseyi’nin sözkonusu Sözleşmelerinin takip mekanizması olan AK Yolsuzluğa Karşı Avrupa Devletler Grubu’na (GRECO) üye oldu ve çalışmalarına aktif olarak katılma sözü verdi. Rüşvet ve yolsuzluk konularındaki çalışmalara öncelikle yer veren OECD’nin Mali Eylem Görev Gücü’nün (Financial Action Task Force – FATF) bütün karar ve tavsiyelerinin uygulanacağı sözü de verildi.

BM Genel Kurulu, bu sözleşmenin imzalandığı günü, “9 Aralık Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Günü” ilan etti.

Yolsuzluk uluslararası hukukta “sınırdışı suç” olarak tanımlanmaya başlandı.
“RAHŞAN AFFI” ve TBMM YOLSUZLUK KOMİSYONU SONUÇLARI

21.12.2000 tarihli ve 4616 sayılı 2 Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun Rahşan Ecevit’in önerisiyle çıkarıldığı için kamuoyunca Rahşan Affı olarak anılmakta ve 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçları kapsamaktaydı.

Bu af, tecavüzcülerin, katillerin salıverilmesini sağladığı kadar, “kapkaçcıya, hortumcuya, yankesiciye, rüşvetçiye yaramış af” olarak da anılmaktadır.

Ancak ilgili Kanunun Anayasa Mahkemesince bir bölümü iptal edilen 1 inci maddesinin (2), (4) ve (9) numaralı bentleri 4758 nolu ve 21.5.2002 kabul tarihiyle TBMM’ce “…üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı haklarında henüz takibata geçilmemiş…” ibaresi içeren biçiminde ”yeniden” düzenlenmiş ve zamanın Başbakanı dahil bir çok bakanı bu madde nedeniyle yargılanamamışlardır.

“Yolsuzlukların Sebeplerinin, Sosyal ve Ekonomik Boyutlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu” 19 Şubat 2003 tarihinde resmen çalışmaya başladı ve kendisine tanınan 3 ay gibi kısa bir süre içinde 700’e yakın yazışma yaptı, 1100 sayfa rapor hazırladı.

Komiyonun 19.6.2003 tarih ve ESAS NO.:A.01.1.GEÇ.10/9-539 no’lu yazıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’na sunduğu raporunda eski Başbakan Mesut Yılmaz ile 5 eski bakan hakkında Yüce Divan’a gönderilmeleri için Meclis Soruşturma Komisyonları kurulması istendi.

Yüce Divan’a gönderilip yargılanan Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz, Bakanlardan, Güneş Taner, M. Cumhur Ersümer, Yaşar Topcu, Zeki Çakan, kimi suçlarından “beraatine” ama kimi suçlardan yukarıda söz ettiğimiz af gereği Anayasa Mahkemesi’nin, “4616 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin 4758 sayılı Yasa ile eklenen 4. bend uyarınca Davanın Kesin Hükme Bağlanmasının Ertelenmesine” kararıyla yargılanmaktan kurtulmuşlardır.

Aynı komisyon raporuna göre Yüce Divan’da yargılanan bakanlardan H. Hüsamettin Özkan, Recep Önal, Koray Aydın beraat etmişlerdir.
TÜRK CEZA KANUNUNDA İLGİLİ HÜKÜMLER

Türk Ceza Kanunu bu eski suçlara karşı yeterli sayıda maddelere sahiptir. Türk Ceza Kanununun üçüncü bölümündeki “Devlet İdaresine Karşı İşlenen Cürümler” ve aynı Kanunun altıncı bölümündeki “Ammenin İtimadına Karşı İşlenen Cürümler” başlıkları altında düzenlenen suçlar konumuzla ilgilidir.

Kamu idaresine karşı işlenen ve kamu hizmetlerini bozucu nitelikte olan suçlar TCK’nda zimmet
(madde 202-208), irtikâp (madde 211-227), rüşvet (madde 211-227), memuriyet nüfuzunu kötüye
kullanma (madde 228-240), din hizmetlilerinin görevlerini kötüye kullanmaları (madde 241-242),
memurlar tarafından fertlere karşı kötü muamele (madde 243-251), hükümet, memuriyet unvan ve
şerefinin gasbı (madde 252-253), Hükümete karşı şiddet veya mukavemet (madde 254-265), resmi sıfatı olanlara karşı cürümler (madde 266-273), mühür sökme ve hükümetin-muhafazasındaki eşyayı çalma (madde 274-277), nüfuz ticareti (madde 278), başlıkları altında sayılmıştır.

Kamu itimadına karşı cürümler, geniş anlamda sahtecilik suçlarıdır. Bunlar arasında evrakta sahtecilik (madde 339-349), hüviyet cüzdanı, pasaport, ruhsatname ve beyannamelerde sahtecilik (madde 350-357), ticarete sanayie ve ihaleye fesat karıştırmak (madde 358-368) bu konuda tanımlanan suçların başlıcalarıdır.

Muhbir İkramiyesine Dair Hükümler, Kamu Görevinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun, Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu, Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin
Önlenmesi İçin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Türkiye’nin 1927’den başlayarak günümüze dek çıkardığı diğer kanunlardır.
YOLSUZLUK KONUSUNDA AKP HÜKÜMETLERİNCE DİKKAT ÇEKEN UYGULAMALAR

Yukarıda özetlediğimiz uluslararası anlaşmalar ve ulusal yasalara karşın uygulamada AKP hükümeti 17 Aralık 2013 tarihli büyük yolsuzluk operasyonları ve tutuklamaları sonucu ilgili bakanlarının da istifa etmesiyle görülmüştür ki yolsuzluk hükümetler için hala çekici, karşı konulmaz bir olgudur.

Nitekim geri dönülmez biçimde iktidarlarını pekiştirdiklerine inandıkları andan sonra yolsuzlukların ortaya çıkarılmasını zorlaştırmak için yasalar, yönetmelikler çıkardıkları, değişik uygulamalara girdikleri görülmektedir.
Kamu İhale Kanunu

2002 – 2013 yılları arasında 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu tam 163 kez değiştirilmiştir. Kamu ihalelerinde büyük şüpheye neden olan bu değişikliklere göre yasa yılda 16 kez değişmiştir. Bu durumun bir hukuk devletinde normal olduğunu iddia etmek olanaksızdır.

Mali denetim organları

Saydamlığın, hesap verebilirliğin, etkin denetimin ve kurumsal kapasitenin artırılması suretiyle yolsuzluğu besleyen faktörlerin ortadan kaldırılmasını gerçekleştirmeye çalışan devletin onlarca yılda oluşturduğu denetleme mekanizmaları önce değiştirilmiş, itibarsızlaştırılmış, sonra ortadan kaldırılmıştır.

Ülkenin gelir, harcama, yolsuzluk, kara para, mali usulsüzlük ve yolsuzluklar, memur suçları, kambiyo ve bankacılık suçları, ihale yolsuzlukları, terörün maddi ve mali kaynaklarının araştırılması, iç denetçilerin ve vergi incelemeci birimlerin işlemlerinin teftişi ve sorgulanması, yarı kamusal kurum niteliğindeki mesleki örgütlerinin, dernek, vakıf ve sendikaların denetlenmesi konusundaki büyük denetim açığının 650 yıllık deneyim ve mesleki etikle yoğrulmuş Maliye Teftiş Kurulu mensuplarınca etkin biçimde yerine getirilmesi kolaylaştırılacak yerde, 10/07/2011 Tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2011/646 Sayılı KHK ile bu saygın denetim birimleri ortadan kaldırılmış, Maliye Bakanlığına bağlı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı adı altında birleştirilmiştir.

Bu KHK yayınlanınca ülkenin en seçkin kamu görevlilerinden olan maliye müfettişleri ve hesap uzmanlarının hüzünlü veda mesajları basında yer almıştır. Çünkü 1879 yılında kurulan Maliye Teftiş Kurulu ile 1945 yılında oluşturulan Hesap Uzmanları Kurulu, geçmişi olan kurumlardır ve deyim yerindeyse bellek siler gibi bir anda defterden silinmişlerdir.

Maliye Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Hesap Uzmanları Kurulu Başkanlıkları ile Maliye Başmüfettişi, Maliye Müfettişi, Maliye Müfettiş Yardımcısı ile Başhesap Uzmanı, Hesap Uzmanı ve Hesap Uzman Yardımcısı kadroları tamamen iptalen ortadan kaldırılarak Vergi Başmüfettişi, Vergi Müfettişi ve Vergi Müfettiş Yardımcısına dönüştürülmüş, kadroların prestij ve kariyer sistemleri ortadan kaldırılırken Gelirler Başkontrolörü, Gelirler Kontrolörü, Stajyer Gelirler Kontrolörleri ile Vergi Denetmeni ve Vergi Denetmen Yardımsı ünvanları da yok edilmiş, belirtilen gurupların taşıt, araç, gereç, yazılı ve elektronik ortamdaki kayıtları ve diğer dökümanlar diçbir işleme tabi kılınmadan devredilmiştir.

KHK’nın 20 inci Maddesine göre kurulan Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı ise doğrudan Bakana bağlı olarak Başkan, Başkan Yardımcıları, Grup Başkanları ve Vergi Müfettişleri (Vergi Başmüfettişi, Vergi Müfettişi ve Vergi Müfettiş Yardımcısı)’nden oluşacak biçimde tanzim edilmiştir.

Görüldüğü gibi yüzlerce yıldır kimsenin dokanmayı aklından geçirmediği bağımsız denetim kuruluşları küçültülüp lağvedilerek doğrudan Bakan’a bağlı bir birim olarak “Bakan onayı” ile ancak işgörür konuma getirilmiştir.

“Denetim hizmetlerinin tarafsız ve bağımsız yapılabilmesi için KHK’ya ilave hükümler konulmalıdır; çünkü bu kararname Anayasaya aykırıdır” eleştirilerine siyasal iktidarın kulaklarını tıkamış olması manidardır.
Sayıştay’ın Devre Dışı Bırakılma Çabası

Padişah Abdülaziz’in 29 Mayıs 1862 tarihli “İrade-i Seniyye”si olarak nizamname ile kurulmuş olan Sayıştay, 1876 Anayasasında yer alarak anayasal bir kuruluş haline gelmiştir. 1924 Anayasasının 100’üncü maddesinde yer alarak anayasal kimliğine yeniden kavuşmuştur.
Bu Anayasa maddesiyle Sayıştay’ın Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı olduğu ve devletin bütün gelir ve giderlerini denetlemekle görevlendirildiği açıkça belirtilmiştir.

1.6.1934 tarihinde yürürlüğe giren 2514 sayılı yasa, 1961 Anayasasının 127’nci maddesi, 21.2.1967 tarihinde 832 sayılı Sayıştay Kanunu,1982 Anayasasının 160’ıncı maddesiAKP hükümetince de Sayıştay Kanununa 4149 sayılı Kanunla eklenen “Verimlilik ve Etkinlik Değerlendirmesi” maddesi ile, Sayıştay’a son derece çağdaş yetkiler ve sorumluluklar verilmiş, Sayıştay, denetimine tabi kurum ve kuruluşların kaynaklarını ne ölçüde verimli, etkin ve tutumlu kullandıklarını incelemeye yetkili kılınmıştır.

2003 yılında, 4963 sayılı kanunla Sayıştay Kanununa ek 12. madde ilave edilerek görev alanı genişletilmiş, 1.1.2006 tarihinde tamamı uygulamaya giren 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Sayıştay’a yeni görevler vermiş ve görev alanını daha da genişleterek denetim ve raporlamaya ilişkin görevlerini yeniden düzenlemiştir.

Avrupa Birliğine uyum sürecinde TBMM’ce yeniden görüşülmüş, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu 19.12.2010 tarihli ve 27790 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Buraya kadar olan değişiklikler hep kamu yararına ve kurum yararına değişikliklerdir. Ne var ki daha iki yıl dolmadan siyasal iktidar, Sayıştay’dan görüş bile almadan Sayıştay yasasında değişikliğe gitme gereği duymuştur. Yasanın 35. maddesine, “…yönetsel bakımdan gerekliliği, ölçülülüğü, etkililiği, ekonomikliği, verimliliği ve benzeri gerekçelerle uygun bulunmadığı yönünde görüş ve öneri içeren yerindelik denetimi sayılabilecek denetim raporu düzenlenemez ” eklemesi yapmış, değişiklik 12 Ekim 2012 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş, ancak “c maddesi”ndeki ilgili bu değişiklik 31 Aralık 2012 tarihli kararıyla Anayasa Mahkemesince Anayasa aykırı bulunarak iptal edilmişti.

Bu arada 2011-2012 ve Anayasa mahkemesinin iptalinin gerekçeli kararının yayınlanmasının beklendiği 2013 yılı arasındaki hükümetin harcamalarının denetimine ilişkin 135 rapor TBMM’ye gönderilememiştir.

20 Nisan 2013 tarihinde ise hükümet TBMM ilgili komisyonuna yeni bir Sayıştay yasa taslağı sunmuştur. Taslakta, tüm denetim raporlarının Sayıştay Genel Kurulu’na gelmeden önce görüşüldüğü Rapor Değerlendirme Kurulu’nun (RDK) yapısı değiştirilmek istenmekte, bu özerk Kurul’un 8 üyesini TBMM’nin seçmesi, Başkanlığını da yine hükümetin atadığı Sayıştay Başkanı’nın yapması öngörülmekte; Denetçiler ile Sayıştay Yargılama Daireleri arasındaki bağ koparılmakta, Sayıştay denetçilerinin raporlarının yargıya intikalinde son sözü Sayıştay Başsavcısı’nın söylemesi istenmektedir.

Teklif hazırlayıcılar tarafından “bürokratik oligarşiye karşı mücadele” olarak savunulurken muhalefet teklife “Hükümet kendi hükümet döneminin harcamalarının denetlenmesini istememektedir” diye itiraz etmiştir. Teklifin Sayıştay çevrelerince de tepkiyle karşılanması üzerine geri çekilmek zorunda kalınmıştır.

Anlaşıldığı kadarıyla siyasal iktidar AB yasaları ve demokratikleşme söylemlerinin coşkusuyla gerekli düzenlemeleri yapmış ama tehlikenin ayırımına son anda vararak alelacele, yüzüne gözüne bulaştırır biçimde sayıştay’ın denetiminden kaçmanın yollarını aramaya yeltenmiştir.

“Nereden Buldun” Yasasının Kaldırılması

Kamunun “Nereden Buldun?” diye sorgu sual eylemesi, gariptir AKP iktidarının ilk icraatlarından biri olarak kanunla yasaklandı.

Gelir Vergisi Kanunu’muzun 82/2’nci maddesi ve Vergi Usul Kanunu’nun 30/7’nci maddesine göre “Maliye müfettişleri, hesap uzmanları ve gelirler kontrolörlerince yapılacak incelemelerde kişiler belli harcamalarının (satın aldıkları sahip oldukları malları) veya birikimlerinin kaynağını belgelemek zorunda”ydı. Bunu kanıtlayamayanların bu varlıkları, vergisi ödenmemiş kazanç kabul ediliyor ve vergilendiriliyordu.

Bu yasa AKP iktidarı döneminde TBMM’de değiştirilerek 9 Ocak 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, 4783 Sayılı Kanun’un 9’uncu maddesi ile bu iki madde yürürlükten kaldırıldı.

Çağdaş normlarla yönetilen her ülkede olan devletlerin vatandaşlarına ve hatta kendi ülkesindeki yabancılara “Nereden Buldun?” diye sorma hakkı bizde AKP iktidarları döneminde hiç uygulanmamıştır.
Özelleştirmeler’ın Yargı Dışına Taşınması, Danıştay Kararları ve Bakanlar Kurulu

AKP hükümetleri, özelleştirmelerin önünde engel olarak gördükleri yargı kararlarını yok sayan “özelleştirme ugulamalarının yargı dışında bırakılması” için, “Özelleştirme İdaresi’nce devir ve teslim işlemleri tamamlanmış olan özelleştirme işlemleri hakkında verilen yargı kararlarının uygulanmasında çıkan fiili imkansızlık nedeniyle” 11 Haziran 2012 tarihli Bakanlar Kurulu kararı çıkardı.

Bakanlar Kurulu’nun aslında “kapkaççılık” anlamına gelen cesur kararı “Referandum” sonucu kabul edilen düzenlemelerle yargı kurumlarının “kamu yararı” yönünden inceleme yapılmasının önüne geçildiği inancının etkili olduğu öne sürülmüştü.

Ancak Bakanlar Kurulu’nun bu kararının hukuk devleti ilkelerine ve anayasaya aykırı olduğunu öne süren avukat Nilgün Öğünçlü, yürütmenin durdurulması amacıyla Danıştay 13’üncü Daire’de dava açmıştı.

25 Ekim 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin özelleştirme uygulamalarında yargı kararlarının bakanlar kurulu kararıyla bypass edilmesine ilişkin yasal düzenlemeyi iptal etmesi üzerine Bakanlar Kurulu’nun ilgili kararına Danıştay 13’üncü Dairesi’nden yürütmeyi durdurma geldi. Danıştay, oybirliğiyle bu kararı almıştı.

Bu kararla Seydişehir Alüminyum, SEKA Balıkesir İşletmesi, Kuşadası ve Çeşme limanları ile TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76 oranındaki hissesinin satılmasının iptaline ilişkin ve diğer emsal özelleştirelere ilişkin yargı yolu yeniden açılmış oldu.
“Deniz Feneri” Davası, Ortaya Çıkan Gerçekler ve Basın Özgürlüğü

Ülkemizde son on yıl içinde 17 Aralık 2013 gününe dek önemli bir yolsuzluk ortaya çıkmamıştır. Bunun nedeni basın özgürlüğüne getirilen büyük baskılar, yargıda yapılan değişikliklerdir. Öyle ki AKP iktidarı döneminde en büyük yolsuzluk olayı ilk kez başka bir ülkede Almanya’da ortaya çıkmıştır.

Almanya’da faaliyet gösteren “Deniz Feneri e.V” derneği’nin topladığı 41 milyon Avroluk paranın bir kısmının amaç dışında kullanmasıyle ilgili Almanya’nın Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesinde dava açılmış, 17 Eylül 2008 tarihinde mahkemenin hakimi Johann Müller’in verdiği kararla tutuklu yargılanan dernek yöneticileri hapis cezası almış, derneğin mal varlığı ise kamuya devredilmiştir.

Soruşturmayı yürüten Alman Savcı Kerstin Lotz, davanın asıl faillerinin Türkiye’de bulunduğunu iddia etmiştir. 2 Şubat 2005 tarihli “alındı belgesi”nde Başbakan Erdoğan’a gittiği öne sürülen bir parayı iddianameye şöyle almıştır: “(…)belgede herhangi bir meblağ yazılı olmamasına rağmen, Mehmet Gürhan, Firdevsi Ermiş’ten parayı, Türkiye Başbakanı’na, (2003 yılından bu yana Recep Tayyip Erdoğan) Doğu Asya’daki Tsunami’den zarar görmüş, yardıma muhtaçlara dağıtması için, vermek üzere, aldığını tasdik etmiş. Bu konu, sanık Ermiş’in yedinci kez ifadesi alınırken sorulmuş ve doğruluğu tasdik edilmiştir.” (Vatan, 6 Eylül 2008)

Türkiye’ye gönderilen dosya, iktidarın uzun oyalamaları sonucunda açılabilmiş, zanlılardan Zahit Akman tutuklanmış, ancak daha sonra serbest bırakılmıştır. Davanın akıbeti meçhul olarak durmaktadır.
17 ARALIK 2013!

17 Aralık 2013 günü İstanbul’da, Türkiye Cumhuriyeti, hatta dünya tarihinde yaşanmayan boyutta iddialarla operasyon başlatılmıştır.

17 aralık 2013 günü sabah saatlerinde İçişleri Bakanı, Çevre ve Şehircilik Bakanı, Ekonomi Bakanı’nın oğlu, ünlü bir emlakçı işadamı, iktidar partisinden Fatih Belediye Başkanı, yabancı uyruklu işadamı, Halk Bankası genel müdürü gibi önemli kişiler İstanbul Cumhuriyet Savcılarınca, çıkar amaçlı suç örgütü kapsamında ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet, nüfus ticareti, sahtecilik, tehdit, 2863 sayılı yasaya muhalefet gibi suçlarla polisçe gözaltına alınmış, iki bakanın oğlu ve pek çok zanlı mahkemece tutuklanmıştır.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Konya’da bir başbakanın yapması gerekenin aksine ilgili polis ve savcıları suçlayarak dünyada bu durumda kalmış Ferdinand Marcos, Berlusconi, Boris Yeltsin, Fujimoro örneği politikacılar gibi kendisine “operasyon” yapıldığını söylemiş, “…Kimse operasyona kalkışmasın. Operasyona kalkışanlar bizi karşısında bulur.” demiştir.

Operasyona ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında yapılan teknik takiplere ilişkin çok çarpıcı fotoğraflar ortaya çıkmıştır. Zanlıların evinde para sayma makinası, ayakkabı kutularında milyonlarca dolarlar, para kasaları görüntülendi ve kamuoyunca paylaşıldı. Yolsuzlukta toplamda 100 milyar euro gibi bir maliyet çıkarılmaktadır.

AKP hükümeti gelişmeler karşısında, bir hukuk devletinde olması gerekenin tersine bakanlarını 9 gün sonra istifa ettirip delil karartma yöntemini seçmiş, yüzlerce emniyet müdürü görevden alınmış, İstanbul Emniyet müdürü değiştirilmiş, savcılığın planladığı ikinci operasyon yapılmadan dosya savcının elinden alınmıştır.

Savcı ve kolluk güçlerinin yapacakları soruşturmada bir üst amirlerine bilgi vermesi gerektiği konusunda yönetmelik yayınlanmıştır.

Türkiye Barolar Birliği’nce Adli Kolluk Yönetmeliğinde yapılan ve idareyi adli soruşturmayı etkileyip yönlendirebilecek bir konuma getiren bu değişikliğe karşı Danıştay’da iptal davası açılmış ve yönetmelik iptal edilmiştir.

Yürümekte olan yolsuzluk soruşturmasında oğlu tutuklanan ve kendi hakkında fezleke düzenlendiği basın yoluyla öğrenilen İçişleri Bakanı’nın soruşturmayı yürüten emniyet amirlerini görevden alması, İstanbul Başsavcılığı’nın soruşturmaya yeni savcılar ilave etmesi ve bir dosyada da soruşturma savcısını değiştirmesi, toplumda soruşturmanın engellendiği yolunda güçlü bir algının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

İçinde bulunduğumuz süreçte yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirleriyle ve kendi içlerinde yaşanan hesaplaşmanın, toplum üzerinde telafisi uzun yıllar mümkün olmayacak yıkıcı etkilere yol açacağı muhakkaktır.
AKP, YOLSUZLUK ve SONUÇ

AKP iktidarları döneminde ülkenin duyarlı geniş kütlelerince ve emekçi sınıflar nezdinde büyük yolsuzlukların yapıldığı bilinmekte, buna inanılmakta ama bir türlü yüksek sesle dillendirilememekteydi.

Bugün daha açık görüldüğü gibi AKP iktidarlarının ilk yıllarda yolsuzluklar karşısında aldığı bu yasal önlemler iktidarlarının ilerleyen yıllarında aynı suçların işlenmesini önleyemiştir.

Suç işleyen siyasal iktidarlar bu suçlarını örtmek için daha büyük suç işlerler, bu suçları örtmek için de dış politikada yaşamsal hatalardan ülkenin birliği ve bütünlüğünü tehlikeye atacak tavizlere kadar şer güçler karşısında tüm güçlerini yitirir, yalnızca kendilerinin ve ailelerinin canlarını kurtarmaya çalışırlar. Bunun en açık örneği Osmanlı’nın son padişahı Vahdettin’in durumudur.

Görüldüğü gibi yolsuzluk ülke güvenliğiyle yakın ilişki içinde bir olgudur. Ülkeyi yok olmanın eşiğine getirebilir.

Uçurumun kıyısından kurtulmanın yolu bağımsız yargı kurumları oluşturmak, yasaları tam uygulamak, yasalarla oynamamak ve her şeyi yargının ellerine bırakmaktan geçmektedir.

Bu olaylardan gerekli dersler çıkarılarak hukukun üstünlüğünün ve yurttaşın hukuki güvenliğinin sağlandığı aydınlık bir gelecek kurmanın yolu, toplumun bütün kesimlerinin işbirliğiyle hareket etmesine bağlıdır.
 
Güzel bir masaldır eminim ama okumaya üşendim. Yolsuzluk olan ülke fakirleşir. Almanya buna örnek. Bir zamanlar Dünya ekonomisinin en başındayken, şimdi çökmeye geçtiler. Çikolataları bile tadını bozdu.

Türkiye şu an bölgenin en önemli ülkesi. Eskiden "Bosporustaki Hasta Adam" olarak isim takmışlardı bize. Çünkü eskiden rüşvetsiz umumi tuvalete bile giremiyordunuz.

Ekrem İmamoğlu'nun pislikleri ortaya çıktıkça da yandaşları kuduruyor. Ama gerçekler böyle.
 
Güzel bir masaldır eminim ama okumaya üşendim. Yolsuzluk olan ülke fakirleşir. Almanya buna örnek. Bir zamanlar Dünya ekonomisinin en başındayken, şimdi çökmeye geçtiler. Çikolataları bile tadını bozdu.

Türkiye şu an bölgenin en önemli ülkesi. Eskiden "Bosporustaki Hasta Adam" olarak isim takmışlardı bize. Çünkü eskiden rüşvetsiz umumi tuvalete bile giremiyordunuz.

Ekrem İmamoğlu'nun pislikleri ortaya çıktıkça da yandaşları kuduruyor. Ama gerçekler böyle.
Ismail senin sokak roportajinda dedigin gibi;
Öro bizim yüzümüzden öyle çıkıyöro
 
forumdaki akpliler sanki partiyi kendileri kurmuş gibi savunuyolar
abi 25 senede hiç mi yanlış olmaz
adamların akpden gram şüphesi yok
yanlışları kabul edenler/bilenler de üstünü kapatmak için sola saldırıyo
 
Güzel bir masaldır eminim ama okumaya üşendim. Yolsuzluk olan ülke fakirleşir. Almanya buna örnek. Bir zamanlar Dünya ekonomisinin en başındayken, şimdi çökmeye geçtiler. Çikolataları bile tadını bozdu.

Türkiye şu an bölgenin en önemli ülkesi. Eskiden "Bosporustaki Hasta Adam" olarak isim takmışlardı bize. Çünkü eskiden rüşvetsiz umumi tuvalete bile giremiyordunuz.

Ekrem İmamoğlu'nun pislikleri ortaya çıktıkça da yandaşları kuduruyor. Ama gerçekler böyle.
Şuan işim var. @ismail89 Seni Yarın Tokatlıyacam plakasını sevdiğim :) Sana sadece şunu sormak istiyorum Cumhurbaşkanı danışmanı neden istifa etti AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu kimden rüşvet aldi. Eski Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörü Ünsal Ban neden gözaltına alındi.
Sen bunları cevapla ben çarşamba senin plakanı TR amblemli yapacağim !
 
Gülücük gülücük, bu yazıyı baştan aşağı sonuna kadar 2 defa okudum. Ama senin tamamen okuduğun konusunda emin değilim Kopyala yapıştır konusunda iyi olduğunu söyleyebilirim. Yazının içine serpiştirilmiş AKP iktidarından önce olan, boşaltılan bankalar, IMF'nin acı reçeteleri gibi hususlarla başlatılan beynin olumsuzluklara odaklanmasına kanalize eden ifadelerden sonra. 2002 AKP iktidara gelmesinden sonra da yine araya sıkıştırılmış olan Rahşan affı olarak bilinen uygulamaların(ki döem ile alakasız konulardan sadece 1 tanesi) olumsuzlukları konusu da dahil Birçok psikolojik teknik uygulandığını gördüm. Mali denetim kurumlarının hesap uzmanları kurumunun dağıtılması gibi olumsuzlukların da yine böyle bir anlatım çerçevesinde sıkıştırıldığını fark ettim. Bunların bakanlıkların nezaretine alınmasından sonra yaşanan gelişmeler ve IMF'nin def edilmesi gibi olayları geçiriyorum. Zamanında çok faydalı oldukları her halinden belliydi zaten değil mi.? Ayrıca gözlerinden kaçmış olması gerekiyor ki herhalde hatayla da olsa yolsuzluklara bulaşanların ki bunların bakanlar ve Emniyet müdürleri olduğu ifade ediliyor görevden alındığını söylemişler enteresan. Olsun bu kadar ustalıkla yazılmış bir yazıda bile böyle hatalar olabilir. İşin enteresan tarafı yolsuzluklara bulaştıklarını söyledi hükümetin Avrupa uyum çerçevesi kapsamındaki mücadele kanunlarını kabul etmiş olması. Uygulama tartışılır elbet ilk başta bunu yapmak için pek akıllı olmamak gerekiyor değil mi? Neyse. Emeklerin için teşekkürler gözümüzü açmaya vesile oluyorsun Sağ ol.

Kişinin baktığı yere göre açık bulmak Elbette çok kolaydır. dıştan yorum yapmak her zaman basit olur, biz de onu yapıyoruz. Tabii haklısın biz de insanız sahibi olduğumuz holdinglerin çalışanlarından tut, gelir gider mali denge tablolarına uğraşmak Elbette yorucu oluyor. Dışarıdan bakan sanır ki holdinglerimiz var ve biz çok rahat cennetteymiş gibi yaşıyoruz değil mi?

Neyse Üstadım senin ne iş yaptığını bulunduğun statünü de bilemiyorum. Ama ben işim bittiğinde milletin Kıskandığı o 100 cc motoruma atlayıp Evime gideceğim inşallah.

Ya sence de bu yaşananlar normal mi? Yani anormallikleri dalavereleri yolsuzlukları alenen açık bir şekilde görüyoruz, bunları bize nasıl Normalde yutturabiliyorlar hala buna şaşıyorum.. Sanırım bunun içinde çözüm en baştan bir kanun yapmak değil mi? açıklarımızı bu kadar net bir şekilde görüyorken yani? Üstadım Bu konuda seninle hemfikir olduğumu düşünüyorum ama şunu hala bir anlam veremedim. Sen ne düşünüyorsun merak ettim: bu kadar açık suistimale sebebiyet veren bir anayasa ve kanunlar var iken yeni baştan Herkesin anlayabileceği netlikte ve kesinlikle kanunlar düzenlemeler olacak yeni bir anayasa yapılmasına neden destek verilmiyor? Nasıl olsa her halükarda bunun için bir millet onayı istenecektir. Referandum yani. Bak her detayı milim milim İşleyen ve özgürce dile getirebilen insanlar var iken zaten olumsuz bir şeyin geçmesi imkansız olur değil mi?
 
Döktürmüş ağam benim. Profesörler halt etmiş yanında. Devam ağam sayende ufkumuz açılıyor ve bugüne kadar göremediklerimizi rahatlıkla görüyoruz, bir de yeni anayasayı getirirsen ayaklarımız asla yere basmaz.
 
akp li insanların genel sorunu şu sorgulamıyorlar düşünmüyorlar herşeyi onlara aktarıldığı gibi kabul ediyorlar
birazcık sorgulasalar zaten ters giden birşey olduğunu kendileride anlayacaklar
 
Abi bunların hiç önemi yok.
Önemli olan şu
Misal ben Kastamonu Tosyadan belediye başkan adayı olmak istiyorum. Muhalif bi partiden. Halk da beni çok seviyor kesin yüzde seksen oy alıyorum.

Aday olabilir miyim bu şartlarda.

Götüm yer mi?

Bırak başkan adayı olmayı, aynı belediyede park bahçe müdürü olabilir miyim.

Götüm yer mi.

Yemez.

İşte buna sebep oldular.
 
Şuan işim var. @ismail89 Seni Yarın Tokatlıyacam plakasını sevdiğim :) Sana sadece şunu sormak istiyorum Cumhurbaşkanı danışmanı neden istifa etti AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu kimden rüşvet aldi. Eski Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörü Ünsal Ban neden gözaltına alındi.
Sen bunları cevapla ben çarşamba senin plakanı TR amblemli yapacağim !
AKP'de istifa ettirilir, görevden alınır, hatta tutuklanabilir. CHP'de arka çıkılır, ortak olunur, örtbas edilir.

Seni AKP'ye davet etmek istiyorum ama henüz erken.
 
AKP'de istifa ettirilir, görevden alınır, hatta tutuklanabilir. CHP'de arka çıkılır, ortak olunur, örtbas edilir.

Seni AKP'ye davet etmek istiyorum ama henüz erken.
yangınlardan depremlerden maden kazalarından sonra kaç tane akpli istifa etti
melih gökçek ankarayı soyup soğana çevirdikten sonra ane tür bir yargılama oldu ne ceza aldı
 
yangınlardan depremlerden maden kazalarından sonra kaç tane akpli istifa etti
melih gökçek ankarayı soyup soğana çevirdikten sonra ane tür bir yargılama oldu ne ceza aldı
AKP'de başarısız olan, söyldiğin gibi görevden alınır. Bunu kendi isteği ile yapar veya uzaklaştırılır. CHP'de savunulur ve korunur. Hatta terfi ettirilir. Aradaki farkı göremiyorsun.
 
AKP'de başarısız olan, söyldiğin gibi görevden alınır. Bunu kendi isteği ile yapar veya uzaklaştırılır. CHP'de savunulur ve korunur. Hatta terfi ettirilir. Aradaki farkı göremiyorsun.
abi aynı şeyi yazmışsın
sorulara cevap vermeni beklemiştim
 
abi aynı şeyi yazmışsın
sorulara cevap vermeni beklemiştim
Senin sorunun cevabı bu. Sen başka bir şey duymak istiyorduysan kendi kedine cevap yazabilirsin. Bizimkiler asla yolsuzluk yapmaz demedim. Bizimkiler ile sizinkiler ayrı ülkenin çocukları değil. Ama biz yolsuzluk yapanlar ile yolumuzu ayırıyoruz. Siz yürüyüş yapıyorsunuz yolsuzlukları savunmak için. Yanlış mıyım?
 
Senin sorunun cevabı bu. Sen başka bir şey duymak istiyorduysan kendi kedine cevap yazabilirsin. Bizimkiler asla yolsuzluk yapmaz demedim. Bizimkiler ile sizinkiler ayrı ülkenin çocukları değil. Ama biz yolsuzluk yapanlar ile yolumuzu ayırıyoruz. Siz yürüyüş yapıyorsunuz yolsuzlukları savunmak için. Yanlış mıyım?
abi melih gökçek neden yargılanamıyor
 
abi melih gökçek neden yargılanamıyor
Görevi pıtış pıtış bırakanlara yargı yok, bu CHP ve HDP'liler için de geçerli. Eğer onlarda koltuklarını AKP'nin öngördüğü birisine bıraksalardı yargılanmayacaklardı.
Bu ülkede yoksuzluk, rüşvet, fesatlık,..... insanların iliklerine kadar işlemiş. Devlet makamında bu saydıklarımı yapmadım diyen en büyük yalancı ve buna Erdoğan'da dahil diğer parti ludetleri de. Olay sadece çalarken kimin safındasın, duruma göre işlem yani. Ve bunlar hep vatan için, Türkiye için,.... yapılır.
Bu ülke kalkınmaz çünkü, vatandaş temiz siyasetin değil çamur siyasetin peşinde.
 
ismail bey cevap vermemeyi tercih ediyor
 
Geri