AKP çokmu kopuştu.

Konu sahibi son olarak 1823 gün önce görüldü
10 yıllık AKP iktidarının bu ülkede pek çok şeyi “değiştirdiği”, hatta 80 yılda oluşmuş kimi hassas dengeleri bozup başka “dengelere” yöneldiği bir gerçektir.

Ancak, AKP’nin on yıllık iktidarı sonucunda Türkiye’nin istisnasız her yönüyle artık “bambaşka” bir ülke haline geldiği söylenebilir mi? Aynı soru şöyle de sorulabilir: AKP iktidarı, bu ülkenin neredeyse hiçbir olumlu göndermede bulunmadığı önceki siyasal-ideolojik yapılanmasından büsbütün kopmuş mudur? Ondan miras aldığı hiçbir şey yok mudur? Basit siyasal hesaplara dayalı bir demagoji ve hamaset örneği olmanın ötesinde anlam taşımayan Menderes ve Özal güzellemeleri bir yana bırakılırsa, “miras” olarak salt Osmanlı’ya bakmak kurtarır mı?

Böyle konular değerlendirilirken ölçülülük, salt “bilimselliğin” ötesinde siyasal gerçekçilik açısından da gereklidir.

“Gerçekçilik” diyorsak, bu ülkede 1923’ten başlayarak 80 yıla damgasını vuran her tür “ana akım” siyasal-ideolojik-kültürel yapılanmanın, modern bir burjuva toplum yaratmayı hedeflediği unutulmamalıdır. Burada “modern” sözcüğünden, batı kapitalizmiyle akort tutturma çabası, “bu geminin içinde ben de varım” iddiası anlaşılmalıdır.

Şimdi, mesele şudur: Kendisi de bir burjuva iktidar olduğuna, bu toplum düzenini ve onun dış bağlantılarını sürdürme misyonu taşıdığına göre, AKP iktidarının bu misyonu kendisinden önceki 80 yılda ne yapılmışsa hepsinden koparak, hepsini reddederek ve hepsinin yerine “yenisini” (artık her neyse?) bularak yerine getirmesi mümkün müdür?

Devam edelim: “Gerçekçilik” diyorsak, “Türk-İslam sentezi” AKP iktidarı öncesi 80 yılın son 40 yılına damgasını vuran bir ideolojik-siyasal-kültürel hattır. İster Erdoğan’ın AKP’sini, ister malum cemaati, ister başka odakları alın, hepsinin menşeinde Türk-İslam sentezi vardır.

Türk-İslam sentezi de, sonuçta bu ülkedeki toplumsal düzenin sürdürülebilirliğiyle, uluslararası ilişkilerde Türkiye’nin özel bir yere oturtulmasıyla ilgili bir fikriyattır. Dahası, Türk-İslam sentezi, tevellüdü 1923 olan Cumhuriyet’in bir ürünüdür. O zaman AKP’nin bu sentezdeki “Türk” öğesinden tamamen kopması, milliyetçiliği bütünüyle kazıyıp yerine bir başka şeyi (ümmetçilik?) geçirmesi mümkün müdür?

“Gerçekçilik” diyorsak, önemli bir noktanın daha görülmesi gerekir: Kapitalizmin “yenilikçiliği”, “yıkıcılığı”, “buharlaştırıcılığı” 19. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak, teknoloji, üretim ve üretim yöntemleri alanına daralıp orada sürmüştür. İş siyasetse, ideolojiyse ve kültürse, kuşkusuz kimi “yeni görünümlerle” birlikte asıl çizgi hep geçmişe, geleneksel ve çoğu kez de geri olana tutunmak ve yaslanmak olmuştur.

Daktilo, şehirlerarası konuşma için postanelerde sıra bekleme, siyah-beyaz televizyon vb artık tarihe karışmış olabilir; ama bütün bunlar, yazılanların, konuşulanların ve ekranda izlenenlerin içeriğinin de “yenilendiği”, eski içeriği “buharlaştırdığı”, eskimiş ve geri olandan koptuğu anlamına gelmez.

***

Yukarıda söylenenler, AKP iktidarının bugünkü konumunu anlayıp yerli yerine oturtma açısından önem taşımaktadır.

Bu ülkede düzenin kurulmasında ve oturmasında ordunun bir yeri olmuşsa, sürdürülmesinde de olacaktır. AKP bunu “tevarüs etmiştir” ve örneğin Uludere katliamında orduyu kollama çabaları, AKP adına eski çizgisinden bir “sapma” falan değildir.

Bu ülkede düzenin kurulmasında ve oturtulmasında milliyetçiliğin bir yeri olmuşsa, sürdürülmesinde de olacaktır. AKP bunu da devralmıştır ve özellikle Kürt siyasetine karşı duruşunda milliyetçiliğe daha fazla başvuracaktır. Elbette bu saatten sonra “Kürt yoktur” demeyecektir, ama varlığını kabul ettiği Kürdün karşısına sentezindeki “Türk” öğesini daha fazla çıkaracaktır.

Başka “frenlere” gelince; bu frenlerden ne kadarının dengeleri fazla bozmanın risklerinden, ne kadarının ise kapitalizmin gerekliliklerinden kaynaklandığı ayrı bir tartışma konusudur.

Örneğin, hafta tatili yeniden Cuma yapılamaz; çünkü ticaret ve finans işlemleri söz konusu olduğunda batılı merkezlerle ilişkilerde ciddi aksaklıklar yaratacaktır.

Örneğin, kadınların araba kullanması yasaklanamaz; çünkü otomotiv tekellerinin çıkarlarına tamamen ters düşecektir.

Dediğimiz gibi, ne kadarı kurulu dengelerin dayatmasından, ne kadarı kapitalizmin gerektirdiklerinden, ayrı bir tartışma konusudur.
 
Geri