Akdeniz çevresinde kurulan medeniyetler Mısır, Girit, Yunan ve Roma sanatına gelişme imkânları sağlamıştır. Bunlardan en eskisi Mısır sanatıdır.
Mısır. — Mısır sanatı M.Ö. 3200 yıllarında başlamıştır. Daha o çağlardan beri taş yapılara rastlanır. M.Ö. 2781’de Eski Krallık devrinde, firavun Coser’in, mimarı İmhotep’e yaptırdığı ilk piramit yükselir. O devrin mimarlık özelliği piramitlerdir. M.Ö. 2500-2450 arasında yapılan bugünkü Kahire yakınında Gize’deki firavun Keops ve Kefren ehramları dünyanın en muazzam yapılarındandır. Keops piramidi 145 m. yüksekliği bulur. Kefren piramidi pembe granit taşlarla kaplanmıştır (Bk. Ehramlar). Orta Kırallık (M. Ö. 2100 -1700) devrinde kayalara mağara mezarları oyulmaya başlandı. Yeni Krallık (1700 -1100) devrinde bunlar daha büyük ölçüler aldı, kayalara derin oyulmuş firavun mezarları meydana geldi. Karnak’ta, Luksor’da ise tanrı Amon adına muazzam tapınaklar yükseldi. Karnak’taki Amon tapınağının başlıkları o kadar büyüktür ki, üstünde 100 kişi yer alabilir.
Anıt ölçüsünde heykeller hakkında da Eski Krallık devrinde firavun Kefren tarafından yaptırılan, 60 m. uzunluğundaki tabiî bir kayadan yontulmuş olan aslan gövdeli, insan çehreli Sfenks fikir verebilir. Heykel sanatı Eski Krallığın sonuna doğru gerçekçi bir üslûba yönelmiş, bugün Louvre Müzesi’nde Duran Kâtip heykeli, Köy Muhtarı heykeli gibi gerçekçi portreler meydana gelmiştir. Yeni Krallık devri heykellerinde ise bir zarafet, incelik görülür. Bunun en güzel örneği Kraliçe Nefertiti’nin bugün Berlin Müzesi’nde bulunan başıdır.
Mısır resminde de, duvarlara hayatın çeşitli sahneleri işlenirdi. Orta Krallık devrinde önemli bir yenilik olarak duvar kabartmalarının yerini «tempera» tekniğinde resimler aldı. Mısır sanatının son devirlerinde papirüs üzerine yapılan resimler ise ilk minyatür sanatının belirtileri sayılabilir.
Girit — Yunan sanatının doğrudan doğruya öncüleri Girit ve Miken sanatı olmuştur. Girit’te M.Ö. 2000’den beri gelişen sanat, başlıca mimarlık eserlerini, birkaç kat üzerine girift dairelerden meydana gelen Knossos, Phaistos, Hagia Triada gibi saraylarda vermiştir. Knossos Sarayı’nın canlı renkli freskler pek ünlüdür. Bu fresklerde boğa oyunları, kırlarda gezinen insanlar, insan toplulukları, hayvanlar, gerçekçi bir üslûpta, hayat dolu olarak tasvir edilmiştir. Aynı gerçekçi işleniş, türlü deniz hayvanları ile resimlendirilen seramik eserlerde, vazo, çanak-çömlekler de de görülür. M. O. 1200’den sonra Girit medeniyeti hayatiyetini kaybeder.
Miken. — Girit’in zarif saray sanatına karşılık, savaşçı bir kavmin yapıları olan, Orta Yunanistan’daki Miken şatoları, kalın duvarlarla çevrili müstahkem mevkilerdir Miken devri M, O. 1660’tan 1200’e kadar sürer Önceleri kuyu biçiminde olan mezarları, sonraları kubbeli kıral mezarları halinde gelişir. Bu mezarlarda zengin altın eserlerden hazineler bulunmuştur
Yunan. — Yunan sanatı daha sonraki Avrupa sanatının bütün kollarının temellerini kurmuş, Avrupa kültürünün öğretmeni olmuştur. Tabiata dönük olan bu sanat, tabiatı belirli ölçülere, değerlere göre idealleştirmiştir. Başlıca konu insandır. Yunan sanatındaki tanrı tasvirlerinde insan vücudu idealize edilmiştir.
Yunan sanatı başlıca şu devirlere ayrılır:
a) Arkaik Devir (M Ö. 900-550). — Tahtadan taş mimarlığın^ geçen tapınakların şekli gelişti, M. O. VL yüzyılda Dor ve İyon sütun düzenleri kuruldu. Bu tapınakların aslında çeşitli renklerle boyalı oldukları bilinmektedir. Devrin en önemli tapınakları Olympia’daki Hera tapınağı, İtalya’daki Yunan kolonilerinden Paestum ve Sicilya’daki en eski tapınaklardır.
Yunan sanatında plastik sanatlar Mısır ve Ön Asya’nın bağlarından kendini kurtarmıştır. Önceleri duran, sonraları oturan insan figürü konu olarak alınmıştır. Buradan hareketlere geçilir. Başlıca konu tanrılardır; onların yanında kahramanlar, mitoloji sahneleri ele alınır. Yüz ifadesi hafif bir gülümsemeden ileri gelişmemiştir.
b) Klâsik Devir (M. S. 550-400). — Bütün sanat kollarının en olgun basamakları bu devirde aşılmıştır. Mimarlıkta Dor ve İyon üslûpları matematik açıklıkta büyük bir zarafet kazanır. En önemli eserler Atina’da Parthenon, Olympia’da Zeus, Paestum’da Poseidon, Ephesos’ta Artemis tapınakları, Olimpia ve Delphi tapınaklarının çevresindeki hazine binaları, Atina’daki Dionysios tiyatrosu gibi en eski tiyatro binalarıdır. Plâstik sanatlarda artık mekân içindeki hacimli vücutlar, en güç hareketler verilebilmektedir. Ağırbaşlı yüz ifadeleri hâkimdir. İnsan vücudunun şekillenmesi için sabit kurallar konur. Myron’un Disk Atıcı’sı, Phidias’ın Parthenon’daki Athenea heykeli, Kresilas’ın Yaralı Amazon’u, Paionios’un Nike (zafer tanrıçası), Polykletos’un Mızrak Taşıyıcı’sı devrin en tanınmış heykelleridir. Resimde kırmızı figürlü vazo üslûbu en parlak devrindedir
c) Helenik Devir (M. O. 400-27). — Dior ve İyon düzeni yanında yeni olarak Korent düzeni yer alır. Modern anlayışta bir şehircilik de, bu devirde gelişmeye başlar İskenderiye, Antakya gibi İlkçağ’ın büyük şehirleri kurulmuştur. Didyma’nın Apollon, Priene’nin Athenea, Magnesia’nın Athenea tapınakları gibi Batı Anadolu eserleri son büyük Yunan yapılarındandır.
Plâstik sanatlarda ise idealizmin yerini dramatik bir üslûp alır, Konuların artık sınırı yoktur. Tanrı tasvirleri gerçekçi-dramatik figürlerin, mitolojik sahnelerin gölgesinde kalır. Anadolu Bergama KıraIlığı sanatında şiddetli hareketlerle birleşen ruh haletlerinin ifadesi yeni bir üslûp yaratır,
Etrüsk. — Roma sanatının öncüsü, Orta İtalya’da yaşıyan Etrüskler’dir. M. Ö. 600-250 yılları arasında yapılan, Tarquînia, Cerveteri, Orvieto, Chiusi’deki mezar odalarının duvarlarındaki freskler en önemli Etrüsk eserleridir. Etrüsk sanatının gerçekçiliği Roma sanatının da esas ilkelerinden olmuştur.
Öte yandan, Roma sanatı daima Yunan sanatının da etkilerine açık kalmıştır.
Roma. — Mimarlıkta Roma tapınakları çok basamaklı bir taban üzerine oturtulmuştur. Kesme taş yerine tuğla kullanılması, bina dışlarının ya sıva ile ya da renkli mermer levhalarla kaplanması Yunan sanatına karşı bir yeniliktir. Zeminler mozaiklerle döşenir, Yunanlılardan alınan tonoz büyük ölçülerde kullanılırdı. İyon-orent düzenlerinin karışımı olan «komposit» sütun başlıkları da yenidir.
Roma mimarlığı en önemli eserlerini ihtiyaç karşılayan yapı tiplerinde vermiştir: Büyük örtülü pazar yerleri, tiyatro ve amfiteatrlar (Marcellus Tiyatrosu, Colosseum, M. S. 80), büyük su kemerleri, köprüler, villâlar (Tivoli’de Hadrianus villâsı, Pompei villâları, M. S. 125) gibi. Şehirlerin ortasını forumlar (şehrin esas meydanı, pazar ve mahkemelerin bulunduğu meydan) alırdı (Roma’da Trajan Forumu gibi). Muazzam ölçüleri bulan kaplıcalar, M.S 215’te Caracalla, 290’da Diocletian kaplıcaları, tonozlu inşaatın birer örneğidir. M.Ö. 27’de yapılan Pautheon en mükemmel merkezi yapılardandır.
Roma sanatındaki bir başka özellik de zafer tak ve sütunlarıdır (Septimus Severus, Konstantin takları, Trajan, Marcus Aurelius sütunları). İmparatorluğun Baalbek, Palmyra gibi şehirleri Roma ile boy ölçüşebilecek zenginlikteydiler.
Roma plâstik sanatları Yunan sanatının et-kisincledir. Çok keskin bîr gözleme dayanan portre plâstiği İse Roma’nın özelliğidir. Zafer tak ve sütunlarında yer alan, devir olaylarını anlatan tarihî mahiyetteki kabartma serileri önemli bir yeniliktir. Roma resmi de helenis-tik resmin devamıdır. Pompei duvar fresklerinde çeşitli üslûpların gelişimi görülür.
IV. yüzyılda Roma’da kilise mimarlığı başladı. Ön Asya ve Anadolu’da kilise yapıları tonozludur. Bu devirde büyük bîr mozaik sanatı da vardır. Plâstik sanatlarda lahit kabartmaları, tahta işleme, fildişi oymalar dikkate değer. İskenderiye ve Antakya minyatür okulları, helenistik ve ona karşı ifadeci dinî üslûpları temsil ederler.
Bizans. — İlk Hıristiyan devrinin ifadeci üslûbu Bizans sanatında antik sanatın gelenek kalıntıları ile birleşir, buna Ön Asya etkileri de karışır. İlk devir mimarlığında basilikalar ile merkezî yapı yan yanadır. Ayrıca, kubbeli basilika, haçvari kubbeli kiliseler gibi yapı tipleri görülür. Bu eserlerin hemen hepsinde zengin mozaikler vardır.
Orta Bizans sanatının (842-1260) başlıca eserleri Yunanistan’da Daphni, Hosias Lukas, Sakız adasında Nea Moni manastır kiliseleri, İstanbul’daki Pantokrator (Kilise Camisi)dir. Daphni ve Hosias Lukas mozaikleri zenginlikleriyle dikkati çeker. Son Bizans devrinden Chora manastır kilisesi (Kariye Camisi) fresk ve mozaikleri, İtalya’daki İlk Rönesans devrine köprü kuracak mahiyette yeni, canlı bir üslûp getirmiştir.
Bizans mozaikleri ya helenistik geleneğe bağlı (mekân içinde hacimli vücutlar), ya da altın zemin üstünde çok stilize, dar figürlü, uzamış hatların hâkim olduğu satıhçı üslûptadır. Konuları türlü cephelerine göre Isa ve İsa’nın hayatı sahneleri, Meryem, azizler, bunların hayat sahneleri teşkil eder. Bizans sanatı fildişi oyma, kumaş gibi el sanatlarından başka minyatürde de güzel eserler vermiştir.
Mısır. — Mısır sanatı M.Ö. 3200 yıllarında başlamıştır. Daha o çağlardan beri taş yapılara rastlanır. M.Ö. 2781’de Eski Krallık devrinde, firavun Coser’in, mimarı İmhotep’e yaptırdığı ilk piramit yükselir. O devrin mimarlık özelliği piramitlerdir. M.Ö. 2500-2450 arasında yapılan bugünkü Kahire yakınında Gize’deki firavun Keops ve Kefren ehramları dünyanın en muazzam yapılarındandır. Keops piramidi 145 m. yüksekliği bulur. Kefren piramidi pembe granit taşlarla kaplanmıştır (Bk. Ehramlar). Orta Kırallık (M. Ö. 2100 -1700) devrinde kayalara mağara mezarları oyulmaya başlandı. Yeni Krallık (1700 -1100) devrinde bunlar daha büyük ölçüler aldı, kayalara derin oyulmuş firavun mezarları meydana geldi. Karnak’ta, Luksor’da ise tanrı Amon adına muazzam tapınaklar yükseldi. Karnak’taki Amon tapınağının başlıkları o kadar büyüktür ki, üstünde 100 kişi yer alabilir.
Anıt ölçüsünde heykeller hakkında da Eski Krallık devrinde firavun Kefren tarafından yaptırılan, 60 m. uzunluğundaki tabiî bir kayadan yontulmuş olan aslan gövdeli, insan çehreli Sfenks fikir verebilir. Heykel sanatı Eski Krallığın sonuna doğru gerçekçi bir üslûba yönelmiş, bugün Louvre Müzesi’nde Duran Kâtip heykeli, Köy Muhtarı heykeli gibi gerçekçi portreler meydana gelmiştir. Yeni Krallık devri heykellerinde ise bir zarafet, incelik görülür. Bunun en güzel örneği Kraliçe Nefertiti’nin bugün Berlin Müzesi’nde bulunan başıdır.
Mısır resminde de, duvarlara hayatın çeşitli sahneleri işlenirdi. Orta Krallık devrinde önemli bir yenilik olarak duvar kabartmalarının yerini «tempera» tekniğinde resimler aldı. Mısır sanatının son devirlerinde papirüs üzerine yapılan resimler ise ilk minyatür sanatının belirtileri sayılabilir.
Girit — Yunan sanatının doğrudan doğruya öncüleri Girit ve Miken sanatı olmuştur. Girit’te M.Ö. 2000’den beri gelişen sanat, başlıca mimarlık eserlerini, birkaç kat üzerine girift dairelerden meydana gelen Knossos, Phaistos, Hagia Triada gibi saraylarda vermiştir. Knossos Sarayı’nın canlı renkli freskler pek ünlüdür. Bu fresklerde boğa oyunları, kırlarda gezinen insanlar, insan toplulukları, hayvanlar, gerçekçi bir üslûpta, hayat dolu olarak tasvir edilmiştir. Aynı gerçekçi işleniş, türlü deniz hayvanları ile resimlendirilen seramik eserlerde, vazo, çanak-çömlekler de de görülür. M. O. 1200’den sonra Girit medeniyeti hayatiyetini kaybeder.
Miken. — Girit’in zarif saray sanatına karşılık, savaşçı bir kavmin yapıları olan, Orta Yunanistan’daki Miken şatoları, kalın duvarlarla çevrili müstahkem mevkilerdir Miken devri M, O. 1660’tan 1200’e kadar sürer Önceleri kuyu biçiminde olan mezarları, sonraları kubbeli kıral mezarları halinde gelişir. Bu mezarlarda zengin altın eserlerden hazineler bulunmuştur
Yunan. — Yunan sanatı daha sonraki Avrupa sanatının bütün kollarının temellerini kurmuş, Avrupa kültürünün öğretmeni olmuştur. Tabiata dönük olan bu sanat, tabiatı belirli ölçülere, değerlere göre idealleştirmiştir. Başlıca konu insandır. Yunan sanatındaki tanrı tasvirlerinde insan vücudu idealize edilmiştir.
Yunan sanatı başlıca şu devirlere ayrılır:
a) Arkaik Devir (M Ö. 900-550). — Tahtadan taş mimarlığın^ geçen tapınakların şekli gelişti, M. O. VL yüzyılda Dor ve İyon sütun düzenleri kuruldu. Bu tapınakların aslında çeşitli renklerle boyalı oldukları bilinmektedir. Devrin en önemli tapınakları Olympia’daki Hera tapınağı, İtalya’daki Yunan kolonilerinden Paestum ve Sicilya’daki en eski tapınaklardır.
Yunan sanatında plastik sanatlar Mısır ve Ön Asya’nın bağlarından kendini kurtarmıştır. Önceleri duran, sonraları oturan insan figürü konu olarak alınmıştır. Buradan hareketlere geçilir. Başlıca konu tanrılardır; onların yanında kahramanlar, mitoloji sahneleri ele alınır. Yüz ifadesi hafif bir gülümsemeden ileri gelişmemiştir.
b) Klâsik Devir (M. S. 550-400). — Bütün sanat kollarının en olgun basamakları bu devirde aşılmıştır. Mimarlıkta Dor ve İyon üslûpları matematik açıklıkta büyük bir zarafet kazanır. En önemli eserler Atina’da Parthenon, Olympia’da Zeus, Paestum’da Poseidon, Ephesos’ta Artemis tapınakları, Olimpia ve Delphi tapınaklarının çevresindeki hazine binaları, Atina’daki Dionysios tiyatrosu gibi en eski tiyatro binalarıdır. Plâstik sanatlarda artık mekân içindeki hacimli vücutlar, en güç hareketler verilebilmektedir. Ağırbaşlı yüz ifadeleri hâkimdir. İnsan vücudunun şekillenmesi için sabit kurallar konur. Myron’un Disk Atıcı’sı, Phidias’ın Parthenon’daki Athenea heykeli, Kresilas’ın Yaralı Amazon’u, Paionios’un Nike (zafer tanrıçası), Polykletos’un Mızrak Taşıyıcı’sı devrin en tanınmış heykelleridir. Resimde kırmızı figürlü vazo üslûbu en parlak devrindedir
c) Helenik Devir (M. O. 400-27). — Dior ve İyon düzeni yanında yeni olarak Korent düzeni yer alır. Modern anlayışta bir şehircilik de, bu devirde gelişmeye başlar İskenderiye, Antakya gibi İlkçağ’ın büyük şehirleri kurulmuştur. Didyma’nın Apollon, Priene’nin Athenea, Magnesia’nın Athenea tapınakları gibi Batı Anadolu eserleri son büyük Yunan yapılarındandır.
Plâstik sanatlarda ise idealizmin yerini dramatik bir üslûp alır, Konuların artık sınırı yoktur. Tanrı tasvirleri gerçekçi-dramatik figürlerin, mitolojik sahnelerin gölgesinde kalır. Anadolu Bergama KıraIlığı sanatında şiddetli hareketlerle birleşen ruh haletlerinin ifadesi yeni bir üslûp yaratır,
Etrüsk. — Roma sanatının öncüsü, Orta İtalya’da yaşıyan Etrüskler’dir. M. Ö. 600-250 yılları arasında yapılan, Tarquînia, Cerveteri, Orvieto, Chiusi’deki mezar odalarının duvarlarındaki freskler en önemli Etrüsk eserleridir. Etrüsk sanatının gerçekçiliği Roma sanatının da esas ilkelerinden olmuştur.
Öte yandan, Roma sanatı daima Yunan sanatının da etkilerine açık kalmıştır.
Roma. — Mimarlıkta Roma tapınakları çok basamaklı bir taban üzerine oturtulmuştur. Kesme taş yerine tuğla kullanılması, bina dışlarının ya sıva ile ya da renkli mermer levhalarla kaplanması Yunan sanatına karşı bir yeniliktir. Zeminler mozaiklerle döşenir, Yunanlılardan alınan tonoz büyük ölçülerde kullanılırdı. İyon-orent düzenlerinin karışımı olan «komposit» sütun başlıkları da yenidir.
Roma mimarlığı en önemli eserlerini ihtiyaç karşılayan yapı tiplerinde vermiştir: Büyük örtülü pazar yerleri, tiyatro ve amfiteatrlar (Marcellus Tiyatrosu, Colosseum, M. S. 80), büyük su kemerleri, köprüler, villâlar (Tivoli’de Hadrianus villâsı, Pompei villâları, M. S. 125) gibi. Şehirlerin ortasını forumlar (şehrin esas meydanı, pazar ve mahkemelerin bulunduğu meydan) alırdı (Roma’da Trajan Forumu gibi). Muazzam ölçüleri bulan kaplıcalar, M.S 215’te Caracalla, 290’da Diocletian kaplıcaları, tonozlu inşaatın birer örneğidir. M.Ö. 27’de yapılan Pautheon en mükemmel merkezi yapılardandır.
Roma sanatındaki bir başka özellik de zafer tak ve sütunlarıdır (Septimus Severus, Konstantin takları, Trajan, Marcus Aurelius sütunları). İmparatorluğun Baalbek, Palmyra gibi şehirleri Roma ile boy ölçüşebilecek zenginlikteydiler.
Roma plâstik sanatları Yunan sanatının et-kisincledir. Çok keskin bîr gözleme dayanan portre plâstiği İse Roma’nın özelliğidir. Zafer tak ve sütunlarında yer alan, devir olaylarını anlatan tarihî mahiyetteki kabartma serileri önemli bir yeniliktir. Roma resmi de helenis-tik resmin devamıdır. Pompei duvar fresklerinde çeşitli üslûpların gelişimi görülür.
IV. yüzyılda Roma’da kilise mimarlığı başladı. Ön Asya ve Anadolu’da kilise yapıları tonozludur. Bu devirde büyük bîr mozaik sanatı da vardır. Plâstik sanatlarda lahit kabartmaları, tahta işleme, fildişi oymalar dikkate değer. İskenderiye ve Antakya minyatür okulları, helenistik ve ona karşı ifadeci dinî üslûpları temsil ederler.
Bizans. — İlk Hıristiyan devrinin ifadeci üslûbu Bizans sanatında antik sanatın gelenek kalıntıları ile birleşir, buna Ön Asya etkileri de karışır. İlk devir mimarlığında basilikalar ile merkezî yapı yan yanadır. Ayrıca, kubbeli basilika, haçvari kubbeli kiliseler gibi yapı tipleri görülür. Bu eserlerin hemen hepsinde zengin mozaikler vardır.
Orta Bizans sanatının (842-1260) başlıca eserleri Yunanistan’da Daphni, Hosias Lukas, Sakız adasında Nea Moni manastır kiliseleri, İstanbul’daki Pantokrator (Kilise Camisi)dir. Daphni ve Hosias Lukas mozaikleri zenginlikleriyle dikkati çeker. Son Bizans devrinden Chora manastır kilisesi (Kariye Camisi) fresk ve mozaikleri, İtalya’daki İlk Rönesans devrine köprü kuracak mahiyette yeni, canlı bir üslûp getirmiştir.
Bizans mozaikleri ya helenistik geleneğe bağlı (mekân içinde hacimli vücutlar), ya da altın zemin üstünde çok stilize, dar figürlü, uzamış hatların hâkim olduğu satıhçı üslûptadır. Konuları türlü cephelerine göre Isa ve İsa’nın hayatı sahneleri, Meryem, azizler, bunların hayat sahneleri teşkil eder. Bizans sanatı fildişi oyma, kumaş gibi el sanatlarından başka minyatürde de güzel eserler vermiştir.