AK HUNLAR (EFTALİTLER)
Akhun İsmi
Akhunlar, komşuları ile sıkı ilişkileri nedeni ile onlara ait belgelerde, tarihlerde farklı isimlerde yer almıştır. Bağlı oldukları büyük kabile Hunlardı. Hyon, Huni, Hunni, Khuni, Unnoi, Ounnoi, Hyaona, Chionitai, Hyoni genelde, Akhunlardan önceki, Avrupa ve daha geniş olarak Avrasya Hunlarının adı idi.
Çin kaynaklarında, bazı gezi kitaplarındaki I-ta, I-tien, İep-t'ien, Hua, Ye-tha kelimeleri Akhunların karşılığıdır. Yen-tai-i-li-t'o/Yepthalitha'dan kaynaklanmıştır. VII. yy.'da, Heptal'in Sanskritleştirilmiş kullanılışı, Hsüan Tsang tarafından Hsi-mo-ta-lo diye kaydedilmiştir.
Süryani yazarları, İran ile olan ilgileri dolayısıyla, Akhunlara, Eptalit, Abdel demişlerdir.
Grek kitaplarında ise Leukoi Hunnoy, Abdelai ve Eftalitailer, Sasaniler ile mücadele eden Ceyhun Nehri kuzeyinde sakin Türkler yani Akhunlardı.
İki Ermeni yazarı, çağdaşı oldukları Akhunlara, Hep't'al/Hep't'alk demektedir. Bu da Abdal/Abdel kelimesi ile ilgilidir.
Klasik ve orta devir Farsçasında, özellikle Firdevsi'de, Akhunların isimleri Heftal, Heftalit, Hebtal biçimlerinde geçer.
Hindistan'da ise mleccha olarak yorumlanan, yabancı topluluklar arasında gösterilen Akhunların "Huna" yazılışı, yanında, destanlarda, kitabelerde ve paralardaki şekli Sveta Huna, Hara-Huna, oturdukları ülke de Huna-desa'dır.
İslâm-Arap kaynakların da ise Abdal ile ilgili Haytal ve Heyâtıla yazılışları vardır. Heyâtıla çoğul şekli olmaktadır.
Akhunların, milli yazıtlarımızda kullanılmadığı gözlenmektedir. Günümüze ise Kalaçlar ve Abdallar vasıtası ile gelebilmişlerdir.
Akhunların Batıya Göçleri
S. Legg'in de belirttiği gibi, Orta Asya yani Türk ili, Türklerin anavatanı idi. Kitabının başlığındaki "Hearthland" deyimi çok yerinde kullanılmıştır. Gerçekten de Asya'nın içlerinden kopup gelen, tarihleri az bilinen insanlar, sürekli hareketliliği sağlamıştır. Sakalar, Yüeçi'ler, Hunlar, Oğuzlar, Peçenekler, Kumanlar vs. bu ananeyi bazı nedenlerle sürdürmüşlerdir.
Akhunlar, IV. yy'da, Asya içlerinden batıya göç ettiler. Yüeçilerin varisi Kuşanların çökmesinden sonra, Hun kabileleri arasında güçlenerek, büyük bir devleti kurdular. "Bozkır, Iakartes ve Oxus'' ne zaman geçtikleri kesinlikle bilinemiyor. Sogdiana'daki tarihleri şimdilik karanlık kalmaktadır. Ama, Sasanilerin kuzey doğusundaki topraklarında, Horasan'da sürekli akınlarda bulundukları bilinmektedir. Oxusveya Ceyhun'un güneyine, Belh Toharistan ve Çağaniyan'ı ele geçirmeleri, ancak tanıklığına arkeolojik belgelerden anlaşılmaktadır. V-VII. yy.'daki Çinli Budist hacıların şahâdetlerine göre, Toharistan (Tu-huo-lo) ve Gandhara bölgesinde Akhunlar hakim olmuşlar ve yaşamışlardı.
Akhunlar, bununla da kalmadılar. İklimi ve zenginliği ile farklı bir yaşayış ortamı olan, Alt Kıta'ya Hindistan'a indiler. İndus'un yukarı havzasında, şimdiki Pençab bölgesinde hakim duruma geçtiler ve yerleştiler. Modern araştırıcılarca şehir kültürüne alışkın, tarımda deneyimli, kendilerine has dini inancı olan Akhunlar, göçebe geleneklerini de sürdürmüşlerdi. Hsüen Tsang'ın anlatışına göre, Akhunlar, hemen her türlü hayat sahasını kullanmışlardı. Toharistan ve Badgis'in vâdileri onların başlıca yaşayış alanları idi. Pençab ve kuzey Hindistan'da, yeni iklime alışmışlar ise de VIII. yy.'da, asimilasyon rüzgârının etkisi ile kaybolup gitmişlerdir. Buna rağmen Akhunlar, Hind edebiyatında, destanlarında, kitâbelerinde, paralarında, coğrafyasında uzun zaman kalabilmişlerdir. X. yy.'dan itibaren, Hun adı yanında, bunların vakti ile iskân ettikleri Huna-Desa veya Huna-dhipa, Huna-Mandala gibi yer isimleri kullanılmaya devam edilmiştir.
Akhun Sasani İlişkileri
Sasan tarafından kurulan ve kısa zamanda bütün İran'a hakim olan Sasanlılar/Sasaniler, V. yy.'da iyice güçlendiler. Bunların "şah" adı verilen hükümdarları, Yezdegird, V. Behram, Firuz, Kavad ve Hüsrev Anuşirvan, Akhunlarla yakın siyasi ve askeri münasebetlerde bulundular. Türkler ve Hunların, Oxus: Ceyhun Nehri'ni zaman zaman aşarak İran arazisine girdikleri, Bizans, Arap, Ermeni kaynaklarınca bildirilmektedir. Hakan el-Türk anânevi sınır Ceyhun'u aşarak,22 Sasanilerle savaşan liderdi. Ama, V. Behram Gur, yapılan savaşta onu öldürdü. Sınır ötesinde, Hakan'dan alınan araziye yeni vâli tayin edildi. Ayrıca, taraflar arasında, sınır ihlallerini önlemek için kuleler yapıldı.
459-484 tarihleri arasında saltanat süren Şâh Firuz, Yezdegird'in ölümünden sonra, Akhunların yardımı ile tahta çıkabildi. Onu çağdaşı Akhun Hükümdarı Ahşunvar/Aksungur idi. Onun ya kendisi ya da görevlendirdiği bir komutan Toharistan'ı ele geçirdi. Firuz "Lut halkı gibi Luti bir kavim olan" Akhunlara karşı verdiği sözleri tutmadı. Horasan mücâdelesini kaybeden taraf Sasaniler ve Firuz oldu. Onurlu bir şâha yakışmayacak şekilde zelil bir vaziyette bağışlanmasını istedi. Aksungur yüceliğine yakışır şekilde onu, bir defa daha affetti. Bir daha savaş yapmamak, sınırı yeniden kesin bir şekilde belirlemek, haraç vermek, Tanrı adına and içmek sureti ile bağışladı. Firûz, büyük bir iç eziklikle başkente döndü. Kısa zaman sonra hazırlıklarını tamamlayarak tekrar Aksungur'a ait araziye girdi. Her yeri yakıp yıktı. Bunu haber alan Akhun hükümdarı, Firuz'u yaptığı savaşta bir kere daha acı bir yenilgiye uğrattı. Kızı ve hanımlarını ele geçirdi. Firûz bu savaşta hayatını kaybetti ve barışı bozmanın cezasını ödemiş oldu.
FirUz'un halefi, Kavad idi. 484-531 yılları arasında saltanat sürdü. Batı ve Arabistan işleri dışında siyâsetinin ağırlığı yine Akhunlarla ilgili idi. Balaş ile taht kavgasını kaybeden Kavad, kurtuluşu ve yeniden tahtı elde etmeyi Akhunlar vasıtası ile gerçekleştirebildi. Aksungur ile dostluk tesis etti. Onun yardımı ile İran'a döndü. Ve tahtı ele geçirdi. Kavad, Medain'e gitti. Bu defa, Suhra krizi yaşandı. Ama, ülkeyi temelden sarsacak olan şey, Suhra meselesi değil, Mezdek'in tutumu idi. Yeni bir fikirle ortaya çıkan Mezdek, tahtı sarsacak kadar kuvvetlendi. Bir müddet sonra Kavad, mecbûren, ülkesini terk etti ve Akhunlara sığındı. Onlar, yine yardımcı kuvvet vererek, Mezdek tehlikesini bertaraf ettiler ve sonunda Kavad tekrar tahtına kavuştu.
I. Husrev Anuşirvan (531-579) Kavad'ın halefi idi. Bu sırada Aksungur veya Taberi'nin bahsettiği Heyâtıla hükümdarı hayatta değildi.
Akhunların doğusundaki yeni siyâsi güç Türkler/Göktürklerdi. Bunlar, askeri ve ticâri yollar nedeni ile Akhunların rakibi idiler. Batıya doğru genişlemeleri için tek engel Akhunlardı.
Bu, nedenle, Sasani-Göktürk ittifakı yapıldı. Husrev ve Mukan'ın batıdaki temsilcisi İstemi Han ile birlikte Akhunların üzerine yürüdüler. Büyük bir zafer kazanarak, Akhunları hezimete uğrattılar. Hind kapılarına kadar Akhunlar büyük toprak kayıplarına uğradılar.
V.z.r diye yazılan, Akhun reisi ile Akhunlar güçlerini iyice kaybetmiş oldular.
Hindistan'daki Akhunlar
V. yy.'ın ikinci yarısında, Akhunlar Ceyhun'u geçerek, Belh, Toharistan ve doğu kısımlarını ele geçirdiler. Aksungur adına hareket eden bir başka Hun grubu, Afganistan'ı burayı Hindistan'a bağlayan aşılması son derece zorluk arz eden geçitleri aşarak, Pencâb'ı istila ettiler. Kuşanlardan sonra yatışmış olan kuzeyden istilâlar bu defa bütün hızı ile Tigin unvanı taşıyan Toraman tarafından idâre edilmiştir. Akhunlar adına Hindistan'ın üst bölgelerinin gerçek ve ilk fatihi Toraman olmuştur. 500-515 yılları arasında saltanat sürdüğü anlaşılan Toraman, Tigin unvanı yanında, Maharaca, Şâh, Jauvla, Racadhiraca'yı da kullanmıştır. El-Birûni'nin Laga-Turman'ı, Huna Raca sıfatı ile on beş yıl kadar Hindistan'da korkulan kimse oldu.
Gandhra ve Sakala/Siyalkut'ta oturan, Hindistan'ın Attilası olarak tanımlanan Mihirakula, 515-550 yılları arasında, otuz yıldan fazla saltanat sürmüştür. Cosmos Indcopleustes, Hindistan gezisinde iken, üst ülkenin hükümdarı Gollas idi. Gollas: Gula: Kula okunuşu olan isim, Mihirakula'nın kendisi ile ilgilidir. Kaynaklarda ve paralarda, Bo (g) o Saho Zovolovo Mihroziki, Caturmukha-Kalkin: Kalkiraca yazılışı da Mihirakula'ya verilen sıfatlardı.
Mihirakula, babası gibi büyük bir liderdi. Kısa zamanda Hindistan'ın Ganj ve İndus bölgelerini kendi topraklarına kattı. Başlıca rakipleri maharaca ve racalar idi. Gupta birliği ile mücâdeleler de Akhun-Hind çatışmasının taraflarının temsilcisi idi.
Hindistan'daki Akhun hakimiyeti, kuzeydeki çöküşle birlikte hızlandı. Mihirakula'nın halefleri ise Hindular karşısında başarılı olamadı. Önceleri mleccha, sonraları Huna diye tanınan bu Türkler, Alt Kıta'dan asimile sureti ile tehlikesiz hale getirildiler. Afganistan ve Pencâb'da ise "Şahi" sureti ile bir süre kendilerinden söz ettirdiler Gaznelilerin bölgeye gelişlerine kadar Akhun kalıntıları mutad hayatlarını devam ettirdiler. Kaynakların bildirdiğine göre Kalaçlar, Akhunların kalıntısı olarak, uzun zaman yaşadılar. XII. yy.'dan sonra da yine siyasi hâdiselere katıldılar hatta yine Türk menşeli Dehli sultanlıklarının kurulmasında rol oynayanlar arasında idiler. Kalaçların Dehli, Malva ve Bengale'deki hakimiyetleri ise XIII. yy.'dan sonradır.
Akhunların Kalıntısı Olarak Kalaçlar
Akhunlar, ortaçağın büyük devletlerinden biriydi. V. ve VI. yüzyıllarla sınırlanan tarihlerde, Türkistan, Maveraünnehir, Doğu İran, Afganistan ve Hindistan'ın kuzeyinde geniş bir arazi üzerinde, siyasi, askeri, kültür ve medeniyet alanındaki izleri ile göze çarptılar. Sasaniler ve Hindu mahalli devletleri ile komşu olduklarından, onlarla bir asır boyu münasebetlerde bulundular. Önceleri "mleccha" diye Hint kaynaklarına geçtiler. Zamanla birbirlerini yakından tanıdıklarında kaynakların onlara "huana" ismini verdikleri görülmüştür. Sasaniler ise sonraki kaynaklarda takip edildiği üzere Akhunlara Haytal/Hebtal demişlerdir. VI. yy. ortalarından sonra, Sasaniler ve Göktürkler aralarında bir anlaşma yaparak Akhunlara karşı birlikte hareket ettiler. İşte bu sebepten dolayı Akhunlar iki blok arasında istenilen dayanışmayı gösteremedi. Ülke toprakları iki devlet arasında paylaştırıldı. İranlılaşma daha çok Ceyhun nehri ve Horasan taraflarında görüldü. Göktürkler ise aynı kökten gelmenin avantajı ile Akhun yönetimi dışında, diğer unsurları da bünyesine teba'a olarak kabul etti. Hindistan'da ise hissedilir bir asimilasyon göze çarpmaktadır. Oradaki Akhun varlığı bu şekilde eriyip gitti. Ama geriye sadece bazı coğrafi isimler miras olarak kalmıştır.
Akhunların Ceyhun nehri güneyinde Toharistan mıntıkasında, Huttal, Bamiyan ve Kâbil çevresinde hatta Sicistan'da ahali olarak bazı küçük beyliklerin emrinde bulundukları kaynaklarca zikredilmektedir.
Kaynak:
Konukçu, Enver, "Ak Hunlar", Türkler Ansiklopedisi, C. I, Ankara, 2002.
Konukçu, Enver, "Ak Hunlar'ın Kalıntısı Olarak Kalaçlar (Halaçlar)", Türkler Ansiklopedisi, C. I, Ankara, 2002.
Akhun İsmi
Akhunlar, komşuları ile sıkı ilişkileri nedeni ile onlara ait belgelerde, tarihlerde farklı isimlerde yer almıştır. Bağlı oldukları büyük kabile Hunlardı. Hyon, Huni, Hunni, Khuni, Unnoi, Ounnoi, Hyaona, Chionitai, Hyoni genelde, Akhunlardan önceki, Avrupa ve daha geniş olarak Avrasya Hunlarının adı idi.
Çin kaynaklarında, bazı gezi kitaplarındaki I-ta, I-tien, İep-t'ien, Hua, Ye-tha kelimeleri Akhunların karşılığıdır. Yen-tai-i-li-t'o/Yepthalitha'dan kaynaklanmıştır. VII. yy.'da, Heptal'in Sanskritleştirilmiş kullanılışı, Hsüan Tsang tarafından Hsi-mo-ta-lo diye kaydedilmiştir.
Süryani yazarları, İran ile olan ilgileri dolayısıyla, Akhunlara, Eptalit, Abdel demişlerdir.
Grek kitaplarında ise Leukoi Hunnoy, Abdelai ve Eftalitailer, Sasaniler ile mücadele eden Ceyhun Nehri kuzeyinde sakin Türkler yani Akhunlardı.
İki Ermeni yazarı, çağdaşı oldukları Akhunlara, Hep't'al/Hep't'alk demektedir. Bu da Abdal/Abdel kelimesi ile ilgilidir.
Klasik ve orta devir Farsçasında, özellikle Firdevsi'de, Akhunların isimleri Heftal, Heftalit, Hebtal biçimlerinde geçer.
Hindistan'da ise mleccha olarak yorumlanan, yabancı topluluklar arasında gösterilen Akhunların "Huna" yazılışı, yanında, destanlarda, kitabelerde ve paralardaki şekli Sveta Huna, Hara-Huna, oturdukları ülke de Huna-desa'dır.
İslâm-Arap kaynakların da ise Abdal ile ilgili Haytal ve Heyâtıla yazılışları vardır. Heyâtıla çoğul şekli olmaktadır.
Akhunların, milli yazıtlarımızda kullanılmadığı gözlenmektedir. Günümüze ise Kalaçlar ve Abdallar vasıtası ile gelebilmişlerdir.
Akhunların Batıya Göçleri
S. Legg'in de belirttiği gibi, Orta Asya yani Türk ili, Türklerin anavatanı idi. Kitabının başlığındaki "Hearthland" deyimi çok yerinde kullanılmıştır. Gerçekten de Asya'nın içlerinden kopup gelen, tarihleri az bilinen insanlar, sürekli hareketliliği sağlamıştır. Sakalar, Yüeçi'ler, Hunlar, Oğuzlar, Peçenekler, Kumanlar vs. bu ananeyi bazı nedenlerle sürdürmüşlerdir.
Akhunlar, IV. yy'da, Asya içlerinden batıya göç ettiler. Yüeçilerin varisi Kuşanların çökmesinden sonra, Hun kabileleri arasında güçlenerek, büyük bir devleti kurdular. "Bozkır, Iakartes ve Oxus'' ne zaman geçtikleri kesinlikle bilinemiyor. Sogdiana'daki tarihleri şimdilik karanlık kalmaktadır. Ama, Sasanilerin kuzey doğusundaki topraklarında, Horasan'da sürekli akınlarda bulundukları bilinmektedir. Oxusveya Ceyhun'un güneyine, Belh Toharistan ve Çağaniyan'ı ele geçirmeleri, ancak tanıklığına arkeolojik belgelerden anlaşılmaktadır. V-VII. yy.'daki Çinli Budist hacıların şahâdetlerine göre, Toharistan (Tu-huo-lo) ve Gandhara bölgesinde Akhunlar hakim olmuşlar ve yaşamışlardı.
Akhunlar, bununla da kalmadılar. İklimi ve zenginliği ile farklı bir yaşayış ortamı olan, Alt Kıta'ya Hindistan'a indiler. İndus'un yukarı havzasında, şimdiki Pençab bölgesinde hakim duruma geçtiler ve yerleştiler. Modern araştırıcılarca şehir kültürüne alışkın, tarımda deneyimli, kendilerine has dini inancı olan Akhunlar, göçebe geleneklerini de sürdürmüşlerdi. Hsüen Tsang'ın anlatışına göre, Akhunlar, hemen her türlü hayat sahasını kullanmışlardı. Toharistan ve Badgis'in vâdileri onların başlıca yaşayış alanları idi. Pençab ve kuzey Hindistan'da, yeni iklime alışmışlar ise de VIII. yy.'da, asimilasyon rüzgârının etkisi ile kaybolup gitmişlerdir. Buna rağmen Akhunlar, Hind edebiyatında, destanlarında, kitâbelerinde, paralarında, coğrafyasında uzun zaman kalabilmişlerdir. X. yy.'dan itibaren, Hun adı yanında, bunların vakti ile iskân ettikleri Huna-Desa veya Huna-dhipa, Huna-Mandala gibi yer isimleri kullanılmaya devam edilmiştir.
Akhun Sasani İlişkileri
Sasan tarafından kurulan ve kısa zamanda bütün İran'a hakim olan Sasanlılar/Sasaniler, V. yy.'da iyice güçlendiler. Bunların "şah" adı verilen hükümdarları, Yezdegird, V. Behram, Firuz, Kavad ve Hüsrev Anuşirvan, Akhunlarla yakın siyasi ve askeri münasebetlerde bulundular. Türkler ve Hunların, Oxus: Ceyhun Nehri'ni zaman zaman aşarak İran arazisine girdikleri, Bizans, Arap, Ermeni kaynaklarınca bildirilmektedir. Hakan el-Türk anânevi sınır Ceyhun'u aşarak,22 Sasanilerle savaşan liderdi. Ama, V. Behram Gur, yapılan savaşta onu öldürdü. Sınır ötesinde, Hakan'dan alınan araziye yeni vâli tayin edildi. Ayrıca, taraflar arasında, sınır ihlallerini önlemek için kuleler yapıldı.
459-484 tarihleri arasında saltanat süren Şâh Firuz, Yezdegird'in ölümünden sonra, Akhunların yardımı ile tahta çıkabildi. Onu çağdaşı Akhun Hükümdarı Ahşunvar/Aksungur idi. Onun ya kendisi ya da görevlendirdiği bir komutan Toharistan'ı ele geçirdi. Firuz "Lut halkı gibi Luti bir kavim olan" Akhunlara karşı verdiği sözleri tutmadı. Horasan mücâdelesini kaybeden taraf Sasaniler ve Firuz oldu. Onurlu bir şâha yakışmayacak şekilde zelil bir vaziyette bağışlanmasını istedi. Aksungur yüceliğine yakışır şekilde onu, bir defa daha affetti. Bir daha savaş yapmamak, sınırı yeniden kesin bir şekilde belirlemek, haraç vermek, Tanrı adına and içmek sureti ile bağışladı. Firûz, büyük bir iç eziklikle başkente döndü. Kısa zaman sonra hazırlıklarını tamamlayarak tekrar Aksungur'a ait araziye girdi. Her yeri yakıp yıktı. Bunu haber alan Akhun hükümdarı, Firuz'u yaptığı savaşta bir kere daha acı bir yenilgiye uğrattı. Kızı ve hanımlarını ele geçirdi. Firûz bu savaşta hayatını kaybetti ve barışı bozmanın cezasını ödemiş oldu.
FirUz'un halefi, Kavad idi. 484-531 yılları arasında saltanat sürdü. Batı ve Arabistan işleri dışında siyâsetinin ağırlığı yine Akhunlarla ilgili idi. Balaş ile taht kavgasını kaybeden Kavad, kurtuluşu ve yeniden tahtı elde etmeyi Akhunlar vasıtası ile gerçekleştirebildi. Aksungur ile dostluk tesis etti. Onun yardımı ile İran'a döndü. Ve tahtı ele geçirdi. Kavad, Medain'e gitti. Bu defa, Suhra krizi yaşandı. Ama, ülkeyi temelden sarsacak olan şey, Suhra meselesi değil, Mezdek'in tutumu idi. Yeni bir fikirle ortaya çıkan Mezdek, tahtı sarsacak kadar kuvvetlendi. Bir müddet sonra Kavad, mecbûren, ülkesini terk etti ve Akhunlara sığındı. Onlar, yine yardımcı kuvvet vererek, Mezdek tehlikesini bertaraf ettiler ve sonunda Kavad tekrar tahtına kavuştu.
I. Husrev Anuşirvan (531-579) Kavad'ın halefi idi. Bu sırada Aksungur veya Taberi'nin bahsettiği Heyâtıla hükümdarı hayatta değildi.
Akhunların doğusundaki yeni siyâsi güç Türkler/Göktürklerdi. Bunlar, askeri ve ticâri yollar nedeni ile Akhunların rakibi idiler. Batıya doğru genişlemeleri için tek engel Akhunlardı.
Bu, nedenle, Sasani-Göktürk ittifakı yapıldı. Husrev ve Mukan'ın batıdaki temsilcisi İstemi Han ile birlikte Akhunların üzerine yürüdüler. Büyük bir zafer kazanarak, Akhunları hezimete uğrattılar. Hind kapılarına kadar Akhunlar büyük toprak kayıplarına uğradılar.
V.z.r diye yazılan, Akhun reisi ile Akhunlar güçlerini iyice kaybetmiş oldular.
Hindistan'daki Akhunlar
V. yy.'ın ikinci yarısında, Akhunlar Ceyhun'u geçerek, Belh, Toharistan ve doğu kısımlarını ele geçirdiler. Aksungur adına hareket eden bir başka Hun grubu, Afganistan'ı burayı Hindistan'a bağlayan aşılması son derece zorluk arz eden geçitleri aşarak, Pencâb'ı istila ettiler. Kuşanlardan sonra yatışmış olan kuzeyden istilâlar bu defa bütün hızı ile Tigin unvanı taşıyan Toraman tarafından idâre edilmiştir. Akhunlar adına Hindistan'ın üst bölgelerinin gerçek ve ilk fatihi Toraman olmuştur. 500-515 yılları arasında saltanat sürdüğü anlaşılan Toraman, Tigin unvanı yanında, Maharaca, Şâh, Jauvla, Racadhiraca'yı da kullanmıştır. El-Birûni'nin Laga-Turman'ı, Huna Raca sıfatı ile on beş yıl kadar Hindistan'da korkulan kimse oldu.
Gandhra ve Sakala/Siyalkut'ta oturan, Hindistan'ın Attilası olarak tanımlanan Mihirakula, 515-550 yılları arasında, otuz yıldan fazla saltanat sürmüştür. Cosmos Indcopleustes, Hindistan gezisinde iken, üst ülkenin hükümdarı Gollas idi. Gollas: Gula: Kula okunuşu olan isim, Mihirakula'nın kendisi ile ilgilidir. Kaynaklarda ve paralarda, Bo (g) o Saho Zovolovo Mihroziki, Caturmukha-Kalkin: Kalkiraca yazılışı da Mihirakula'ya verilen sıfatlardı.
Mihirakula, babası gibi büyük bir liderdi. Kısa zamanda Hindistan'ın Ganj ve İndus bölgelerini kendi topraklarına kattı. Başlıca rakipleri maharaca ve racalar idi. Gupta birliği ile mücâdeleler de Akhun-Hind çatışmasının taraflarının temsilcisi idi.
Hindistan'daki Akhun hakimiyeti, kuzeydeki çöküşle birlikte hızlandı. Mihirakula'nın halefleri ise Hindular karşısında başarılı olamadı. Önceleri mleccha, sonraları Huna diye tanınan bu Türkler, Alt Kıta'dan asimile sureti ile tehlikesiz hale getirildiler. Afganistan ve Pencâb'da ise "Şahi" sureti ile bir süre kendilerinden söz ettirdiler Gaznelilerin bölgeye gelişlerine kadar Akhun kalıntıları mutad hayatlarını devam ettirdiler. Kaynakların bildirdiğine göre Kalaçlar, Akhunların kalıntısı olarak, uzun zaman yaşadılar. XII. yy.'dan sonra da yine siyasi hâdiselere katıldılar hatta yine Türk menşeli Dehli sultanlıklarının kurulmasında rol oynayanlar arasında idiler. Kalaçların Dehli, Malva ve Bengale'deki hakimiyetleri ise XIII. yy.'dan sonradır.
Akhunların Kalıntısı Olarak Kalaçlar
Akhunlar, ortaçağın büyük devletlerinden biriydi. V. ve VI. yüzyıllarla sınırlanan tarihlerde, Türkistan, Maveraünnehir, Doğu İran, Afganistan ve Hindistan'ın kuzeyinde geniş bir arazi üzerinde, siyasi, askeri, kültür ve medeniyet alanındaki izleri ile göze çarptılar. Sasaniler ve Hindu mahalli devletleri ile komşu olduklarından, onlarla bir asır boyu münasebetlerde bulundular. Önceleri "mleccha" diye Hint kaynaklarına geçtiler. Zamanla birbirlerini yakından tanıdıklarında kaynakların onlara "huana" ismini verdikleri görülmüştür. Sasaniler ise sonraki kaynaklarda takip edildiği üzere Akhunlara Haytal/Hebtal demişlerdir. VI. yy. ortalarından sonra, Sasaniler ve Göktürkler aralarında bir anlaşma yaparak Akhunlara karşı birlikte hareket ettiler. İşte bu sebepten dolayı Akhunlar iki blok arasında istenilen dayanışmayı gösteremedi. Ülke toprakları iki devlet arasında paylaştırıldı. İranlılaşma daha çok Ceyhun nehri ve Horasan taraflarında görüldü. Göktürkler ise aynı kökten gelmenin avantajı ile Akhun yönetimi dışında, diğer unsurları da bünyesine teba'a olarak kabul etti. Hindistan'da ise hissedilir bir asimilasyon göze çarpmaktadır. Oradaki Akhun varlığı bu şekilde eriyip gitti. Ama geriye sadece bazı coğrafi isimler miras olarak kalmıştır.
Akhunların Ceyhun nehri güneyinde Toharistan mıntıkasında, Huttal, Bamiyan ve Kâbil çevresinde hatta Sicistan'da ahali olarak bazı küçük beyliklerin emrinde bulundukları kaynaklarca zikredilmektedir.
Kaynak:
Konukçu, Enver, "Ak Hunlar", Türkler Ansiklopedisi, C. I, Ankara, 2002.
Konukçu, Enver, "Ak Hunlar'ın Kalıntısı Olarak Kalaçlar (Halaçlar)", Türkler Ansiklopedisi, C. I, Ankara, 2002.