Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Bununla ilgili hayatıma işlemiş bir anımı paylaşmak istiyorum sizlerle.
Lisede okurken, babam gündelik çalıştığı bir işte, kara lastik ocağında çalışıyordu. Annem de, pazarda çamaşır tülbent vs satarak geçimimizi sağlıyorduk. Veli toplantısı benim için gurur kaynağıydı, ancak cuma günleri yapıldığından annem pazara çıkıyor, babam da bir gün bir gündür diyerek patronundan izin alamıyordu.
Çocukluk ya bu, o zaman 14 yaşındayım. Bütün arkadaşlarımın ailesi tek tek geliyor, babam yok. Babam, eli yüzü karalar içerisinde, ayağında sarı çizme okulun kapısından girdi, koştum sarıldım. Hayatım boyunca babamdan duyduğum en ağır cümleyi duydum "Kızım üstün kirlenir, çizmeyle de geldim ama". Halbuki ben babamın üstündeki kiri, çizmesini değil, yüzünü görüyordum sadece.
Sonra ben babamın lastik kokan ellerini tutarak gururla sınıfa çıkardım.
Lise son sınıfta, "Durumunuz yok, nasıl üniversiteyi okutacaksınız" dediklerini duydum istemeden, babam bunu diyenlere "Gerekirse hamallık yapar, okuturum, gece gündüz çalışırım, okuturum" dedi.
Sonra ne oldu biliyor musunuz? Öldü.
Bu yüzden; kiriyle, pasıyla, çizmesiyle, kokusuyla gurur duyun ailenizle.
Kestane olup kabuğunu beğenmemek hiçbir çocuğun haddi değil. Bugün neysem ben, önce annem ve babam sayesinde. Hiç mi hiç, bir kez dahi utanmadım onlardan. Annemin şalvarı, yazması; babamın çizmesi, işinden bulaşan kara rengi; hepsi bugünümün tuğlası. Allah onlardan sonsuz kere razı olsun.