Aile İçi İletişim ve Çocuk

Z
  • Kullanıcı Z3yn3P
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Çocuk Sağlığı ve Eğitimi

Çocuk eğitiminin anne karnında başladığını söylersek yanlış olur. Kaynaklarımızdan edindiğimiz bilgilerden yola çıkarak, eş seçimiyle başladığını da söylersek, eksik söylemiş oluruz. Sözün doğrusu “anne-baba olmaya aday her genç kız ve erkeğin eğitimiyle başlar” olmalı. Söylendiğinin aksine, bu en önemli eğitim işi, annelerin görevi, babaların müdahale ve kontrol alanı değildir. Eşler bu görevde müşterektir, Yaratıcımıza verilecek hesap konusunda müşterek olunduğu gibi. Her ne kadar babalar çok etkili görünmeseler de eşler arasındaki eğitim tarzı uyuşmazlıkları, işleri her zaman zora sokar. En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir.Aile içi uyuşmazlıklar özellikle çocuk eğitimi konusunda tamir edilmesi güç sorunlara yol açar. Bunu bertaraf edebilmenin yolu, eşler arası iletişim sorunlarını çocuk sahibi olmadan önce halledebilmekten geçer. Dolayısıyla evlilik gibi ciddi bir işe kalkışmadan önce kişilerin ilgi alanlarına, nasıl iyi eş olunur ya da evlilik içi hukukun incelikleri nedir, nasıl yemek pişirilir, konularının yanında, bu mukaddes birlikteliğin niteliğinin en can alıcı göstergesi, çocukların eğitimi de girmelidir. Çocuk eğitiminde en temel davranışın “kararlılık” olduğunu göz önüne alırsak, bu tip eğitim uyuşmazlıkları içinde olan ailelerin çocuklarının, ebeveynlerini çileden çıkartıcı sorunlar yumağı olduğunu söyleyebiliriz. Aile içi iletişim sorun olmaktan çıkmadığı sürece, eşler arasındaki fikir ayrılıklarının, özellikle çocuklar hakkında olanları, asgari müştereklerde birleşmediği sürece sorunlar halledilemez. Anne ya da baba kendini bu konuda yetiştirmiş olsa bile. Kısacası çocuğun annesinin kim olduğu, eğitiminin ne düzeyde olduğu, eş olmaya liyakatinin ne denli yeterli olduğu tek başına etkili olamıyor, aynı zamanda babanın da. Dolayısıyla karşımıza en az çocuk eğitimi kadar önemli, belki de daha önemli olan eşler arası iletişim sorunu çıkıyor. Bu konuda mahir olmayan eşler, sık sık karşılaşılan hayati kararlarda bir yığın sorun yaşarlar. Açıkçası onların yaşadığı sorunlar değildir önemli olan. Bu sorunların çocuklarının üzerinde bıraktığı tesirlerdir. Kişilik bozukluklarından, davranış bozukluklarına kadar geniş bir yelpaze işte bu sorunlu çocukları beklemektedir. Daha doğrusu “sorunlarını çözememiş ebeveynlerin” çocuklarını beklemektedir. Şu basit hadise yabancı gelmeyecektir: Ayşe: Babacım ayaklarımı çıkararak parkta dolaşabilir miyim?
Baba: Olmaz yavrum, yerlerde sana zarar verebilecek şeyler olabilir.
Ayşe: Lütfen babaaa!
Baba: Olmaz dedim kızım!
Ayşe: Ya ne olur bassam, bak oradaki çocuklar dolaşıyor ama.
Baba: Başka çocuklar bizi ilgilendirmez. Bizim kendi kurallarımız var.
Ayşe: Anne n’olur yaa.
Bu arada bütün gün çocuklarla uğraşmanın verdiği yorgunluk ve bezginlikle anne, çocuğun beklediği cevabı verir:
Anne: Ay Allah aşkına bassın Ali bey, onun çenesini çekmek istemiyorum.
Bu sözlerle, babanın uzunca bir süre vermiş olduğu mücadele kaybedilmiş olur. Ayşe ya arzu ettiğine kavuşur ki bu daha sonraki olaylarda ne yapacağı konusunda ona yeterli fikri vermiştir (!) ya da baba eşini ve kızını kapsayan çok cepheli ve daha ağır bir mücadeleye girmelidir. Böyle bir durumun ne kadar çetin olacağını ve ne denli sıkıntı vereceğini tahmin edersiniz. Kolay görünen bu çıkış yolu peşinden büyük sorunları da getirir. Zaman zaman çocuklarının eğitiminde yalnız kalacak olan anne veya baba için içinden çıkılmaz bir hal alır. Küçük olaylar karşısında anlaşmazlığa düşen ebeveynler, sorun büyüdükçe daha büyük anlaşmazlıklara düşerler. Bu da çocuklar büyüdükçe ebeveynlerin çaresizlikleri artacak demektir. Zira gitgide şahsiyeti gelişen ve kendisini aile içinde kabul ettirme çabasına giren çocuklar büyükleriyle çatışmaya girerler. Çocukları küçük yaşlardayken dengeyi sağlayamamış aileler, gençlik döneminde buna asla ulaşamazlar. Çocuklar karşılarında kararlı, sözüne güvenilir, fikir birliği içinde olan, birbirlerine danışan, ortak karar alabilen anne-babalar görmek isterler. Eğer çocukların söylenilenden, öğütlenilenden çok şahit olduklarını, gördüklerini örnek aldıklarını göz önüne alırsak, ebeveynler aksini çocuklarına telkin etse bile, karşılarında çatışan, fikir birliğine varamayan büyüklerini görünce, çocuklar nasıl fertler olmayı öğrenirler dersiniz: Kimseye fikrini sormayan, kendi düşüncesinden başka doğru kabul etmeyen ve bunu zorla karşısındakine kabul ettirmeye çalışan, kendi doğrularını doğru kabul etmeyenleri aşağılayan, dışlayan, olayları kendi kitabına uydurmaya çalışan bir “yetişkin çocuk”! Çevremizde bu özelliklere uyan oldukça fazla kişi aklımıza geliyorsa bu çocuklarımızı eğitmede yetersizliğimizin ulusal boyutunu gösterir. Çocuk eğitimi hiç hafife alınacak bir meşgale değildir. Nasıl insanlar olduğumuzu, hayatımızı nasıl yaşadığımızı, neler umduğumuzu, insanlara gülen yüzümüzün-aydınlatan fikirlerimizin, evimizin kapısı kapandıktan sonra asıl sorumlu olduğumuz insanlara ne fayda sağladığını, çocuklarımızın eğitiminden ve terbiyesinden anlarız. Onlara baktığımızda kaşlarımızı çatmamıza vesile olacak her şey o küçük yavruların değil, biz BÜYÜKLERİN “hayati “ hatalarıdır. Bu hataları düzeltmek görevi, yine öncelikli görevliler olarak ebeveynlerindir. Hayatımızda, çocuklarımızı yanlış ve kötü eğitmemize sebep olacak her türlü unsuru yok etme, azaltma sorumluluğu bizim üzerimizdedir. Çocuk sahibi olan, olmak isteyen her fert kendini ve eşini eğitmek, bu özel göreve hazırlamak zorundadır. Yanlış ve kötü eğitilmiş fertleri, toplumun çözemeyeceği sorunlara dönüştürmemek gibi büyük görevlerimiz var. Bu sebeple evlenmek isteyen kişilerin önce dini görevlerini, sonra eşler arası iletişimi, sonra da çocuk eğitimini ne yapıp edip öğrenmelidir. Eğer, sorumsuz anne babaların yetiştirdiği, sorumsuz yetişkinlerin kargaşaya sürüklediği bir toplumda yaşamak istemiyorsak.


 
Geri