Özellikle Twitter’da sıkça alıntılarına denk geldiğim yazar. Çokça methedilince ve bu kitabı da tesadüfen elime geçince merakımdan göz attım. Sadece 20 sayfa dayanabildim. Gücüm, enerjim okuduğum her satırda şırıngayla çekiliyor gibiydi.
Okuduğum yazımların çoğu aşk acısı, özlem temalı vurgulu cümlelerdi. Vurgulu cümleler olmasının sebebi yazarın yazım tarzı ile değil, pazarlama tarzı ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Zira hemen hemen her cümlesi Twitter’dan yada diğer sosyal medya mecralarından paylaşmak için uygun karakterlerde. Ki bundan ötürü çoğunlukla sosyal medyada denk geliyorum. Zira bu kitabı elinde gördüğüm kişiler de çoğunlukla altını çizip sosyal medyada paylaşıyordu.
Dikkat ettiğim bir diğer husus da hitap ettiği kitleye dair. Hayatında doğru düzgün dünya klasiği okumamış, eğitim seviyesi düşük ve bu kitapla onun edebiyatçı olduğunu zanneden kişiler. Bir nevi "sesine sarılmak istiyorum" varoşluğu. Aşk acısı mı çekiliyor yoksa onlar mı aşka acı çektiriyor tam bir muamma.
Kahraman Tazeoğlu ile beraber Türk edebiyatının(edebiyat olduğu veyahut yazar olmaları da ayrıca bir tartışma konusu) şu an için düşebileceği en dip noktalardan.