Agorafobi nedir

🕒 Konu sahibi 4 saat önce aktifti
Agorafobi nedir
Panik bozukluğu olan çoğu kişinin belirli bir derecede agorafobisi olur. Agorafobi terimi çoğu kez yanlış anlaşılan bir terimdir. Birtakım kişiler, bunun, açık alanlarda bulunmaktan korkma olduğunu sanırlar. Bir kesimi de, bunun, evde ayrılma korkusu olduğunu düşünür. Agorafobisi olanların çok küçük bir yüzdesi açık alanlardan korkar, böyle bir korku duyma, panik bozukluğu olan kişilerde oldukça az görülen bir durumdur. Dahası, ancak çok ağır agorafobisi olanlar evden çıkmak istemezler.
Agorafobi, bir panik atağının yaşanması ya da panik atağı benzeri belirtilerin ortaya çıkması durumunda, yardım sağlanamayabileceği ya da kaçmanın zor olabileceği ortamlarda ya da durumlarda bulunmaktan korkma olarak tanımlanır.

* Agorafobisi olan kişilerin bulunmaktan kaçındıkları ortamlar için verilebilecek örnekler şunlardır:
- Kalabalık yerler:
- Süpermarketler, sinemalar, tiyatrolar, alışveriş merkezleri, spor etkinlikleri
- Kapalı yerler ve kaçmanın zor olabileceği yerler:
- Tüneller, metrolar, dar, basık ve küçük odalar, asansörler, uçaklar, otobüsler, uzun bir sırada bekleme
- Araba kullanma: Uzun yollar ve köprüler, karışık trafik. Arabada yolcu olmakta da zorluk çekebilirler.
- Evden uzakta olma: Birtakım kişiler, evlerinin çevresinde, belirli, güvenli bir uzaklık belirlerler ve belirledikleri uzaklığın ötesine geçmekte zorlanırlar. Seyrek de olsa, evden çıkmak tümüyle olanaksız bir duruma gelebilir.
- Tek başına olma: Özellikle yukarıda sözü edilen durumlarda, tek başlarına kalmakta zorlanırlar.
Birtakım insanlar için agorafobi çok hafif bir durumdur, sözgelimi yalnızca uzun uçak yolculuklarında panik ataklarının olacağından korkabilirler, bir kesiminde de agorafobik kaçınma davranışı hiç bulunmaz. Ancak başka bir kesiminde agorafobi öylesine ağır olabilir ki kişiyi evin dışında bir etkinlikte bulunmaktan tümüyle alıkoyar. Panik bozukluğu olan çoğu kişide bu iki ucun arasında bir durum bulunur.

* Panik Bozukluğu için Etkili Olduğu Gösterilmiş Olan Tedavi Yöntemleri
Nasıl ki panik bozukluğunun gelişmesinde ve sürmesinde hem biyolojik, hem de psikolojik etkenlerin önemi varsa, tedavisinde de hem biyolojik, hem de psikolojik tedavi yöntemlerinin etkili olduğu gösterilmiştir. Uygulanan bu tedavilerin sonuçları kişiye göre değişir. Hastaların çok küçük bir yüzdesi tedaviden yarar görmez, bir kesimi de kısmen yarar görür. Ancak hastaların çok büyük bir çoğunluğunda uygulanan tedavinin büyük yararı olur, uygulanan tedavilerin sonunda, hastaların yaklaşık yarısında panik belirtileri hiç kalmaz.

Biyolojik tedaviler bağlamında en sıklıkla kullanılan ilaçlar anksiyete ilaçlar (alprazolam, klonazepam gibi) ve belirli birtakım antidepresan ilaçlardır. Kullanılan antidepresan ilaçlar arasında seçici serotonin gerialım ketleyicisi antidepresan ilaçlar (essitalopram, fluoksetin, fluvoksamin, paroksetin, sertralin ve sitalopram) ve trisiklik antidepresan ilaçlar (imipramin, klomipramin gibi) vardır. Bu ilaçlar antidepresan ilaçlar olarak adlandırılıyorlarsa da, kişide eşzamanlı olarak depresyon olsun ya da olmasın, kişinin kaygısını ve panik ataklarını azaltmada son derecede etkilidirler.
Panik bozukluğunun psikolojik tedavisinde bilişsel davranışçı tedavinin (BDT) etkili olduğu gösterilmiştir.

* Bu tedavi genellikle on-on beş hafta sürer ve aşağıdaki tedavi yaklaşımlarının bir birleşiminden oluşur:
- Eğitim:
Kitabın bu bölümünde yapıldığı gibi, panik ataklarının ve panik bozukluğunun doğası hakkında bilgilendirme, tedavinin belirli bir aşamasıdır.

- Bilişsel yeniden yapılandırma:
Bu yöntem, kişinin k ndisine kaygı veren düşüncelerini anlamasını ve ayrımsamasını öğretmeyi ve sözü edilen bu düşünceleriyle ilgili kanıtları araştırmayı kapsar. Bilişsel yeniden yapılandırmanın amacı, kaygılı düşünme örüntülerinin, bütün kanıtları göz önünde bulundurarak, daha gerçekçi, daha akılcı düşüncelerle yer değiştirmesini sağlamaktır. Burada hasta, yalnızca kaygı doğuran düşüncelerinin dayanağı olan kanıtlara odaklanmaktan uzaklaştırılır.

- Korkulan durumlarla karşı karşıya gelme:
Korkuyla baş etmenin en güçlü yollarından biri, korkulan durumla doğrudan karşı karşıya gelmektir. Araba kullanma, kalabalık ortamlarda bulunma gibi korkulan agorafobik durumlarla karşı karşıya kalma, böylesi durumlarda kalmaktan korkmayla başetmenin çok etkili bir yoludur.

- Korkulan duyumlarla karşılaşma:
Panik bozukluğu olan kişiler, baş dönmesi, sersemlik duyumu ve soluğun kesilmesi gibi panik duyumlarını yaşamaktan korktukları için, korkulan duyumlar artık korku uyandırmayana dek bunlarla birçok kez karşılaştırılırlar. Sözgelimi, sersemlik duyumu oluşana, baş dönmesi ortaya çıkana dek kişi bir döner sandalyede döndürülür. Buna belirtilerle karşılaştırma yöntemi adı da verilir.

- Soluk alıp verme eğitimi:
Hızlı soluk alıp verme panik belirtilerini tetikleyebilir. Buna hiperventilasyon adı verilir. Soluk alıp vermenin yavaşlatılması yoluyla, panik atakları sırasında hızlı soluk alıp verme yüzünden daha da kötüleşen belirtilerin azaltılmasına çalışılır. Bütün bu anlatılanlardan sonra hangi yöntemin en etkili olduğu sorusu akla gelecektir. İlaçlar mı? Bilişsel davranışçı tedavi mi? Yoksa her ikisinin birarada uygulanması mı? Yapılan araştırmalardan yola çıkılarak bu tedavi yaklaşımlarının eşit etkin olduğundan söz edilebilir. Ancak kişiler arası ayrımlar olabilmektedir, diğer bir deyişle kimileri bir yöntemden daha çok yarar görürken, kimileri diğer yöntemden daha çok yarar görebilmektedir.

Ancak kimin hangi yöntemden daha çok yarar sağlayacağını önceden kestirmenin geçerli bir yolu bugün için yoktur, bu yöntemler birbiri ardısıra denenerek en etkili yol bulunur, Ancak uzun süreli tedavide, hastalığın depreşmesini ve yinelemesini önlemede bilişsel davranışçı tedavinin daha etkin olduğu gözlenmiştir. Şöyle ki, ilaçla iyileşenlerde, ilaç bırakıldıktan sonra hastalık daha çok depreşebilirken, bilişsel davranışçı tedaviyle iyileşenlerde bu depreşme daha düşük oranlarda görülmektedir. Davranışçı tedaviyle iyileşen hastaların, hastanın iyileşmesinde kendi çabalarının da olduğunu düşünmesi, depreşmeyi önleyen önemli bir etken olarak görülmektedir.
 
AGORA FOBİ NEDİR?

Kısaca alan korkusu diye tanımlanabilir. Ancak yalnızca çok ağır agora fobi hastaları kendilerini eve hapseder. Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen korkudur. Yalnız kaldıklarında karşılaşacakları sorunlarda yardım bulamayacaklarını hissettikleri ortamlardan uzak durmaya çalışırlar. Kaçmanın zor olduğu durumlarda duyulan endişe yoğunluğudur. Kalabalık bir ortamda yalnız kaldıklarında ve bir sorunla karşılaştıklarında kimseye ulaşamayacaklarını düşündüklerinden dolayı korkarlar. Bu korkuları yüzünden işlek bir cadde, kapalı alışveriş merkezleri, sinemalar, tiyatrolar en çok kaçtıkları yerler konumundadır. Bu yüzden genellikle toplumsal mekanlara gittiklerinde yanlarında çok güvendikleri birinin varlığını hissetmek isterler. Agora fobi yalnız başına da görülebileceği gibi genellikle panik atakla birlikte görülür. Çünkü kişi olayın başından itibaren bir sorunla karşılaşma anında panik yapacağı endişesine bürünmüş durumdadır. Kişi yaşadığı endişeyle, yanında birileri olduğunda daha kolay baş edebilir.
Kaçma eğiliminde oldukları başlıca yerler:

-Marketler
-Tiyatrolar
-Sinemalar
-Spor salonları
-Alışveriş merkezleri
-Tüneller
-Asansörler
-Uçaklar
-Otobüsler
-Basık odalar
-Tek başına kalabilecekleri ortamlar v.b.

Agora fobi rahatsızlığı bulunan kişilerin bir kısmında bu rahatsızlık kendini çok fazla belli etmez. Sözgelimi bazı insanlar yalnızca sıkıntı yaşayacaklarında kimsenin kendilerine yardım edemeyeceğini düşünerek uçaktan korkarlar. Ancak bazı agora fobiklerde rahatsızlık öyle ilerlemiştir ki kişi korkularından dolayı evinden dahi çıkamaz. Dolayısıyla bu durum kişiyi her türlü sosyal etkinlikten mahrum bırakır.

Nedenleri

Genel olarak üç başlık altında toplanabilir:

1.) Biyolojik Etkenler

Agora fobinin sinir sistemindeki bağlantılarda meydana gelen aksaklıklardan dolayı oluştuğu sanılmaktadır.

2.) Genetik Etkenler

Uzmanlar tarafından ailesinde agora fobi rahatsızlığı bulunan bireylerin diğer bireylerden 8 kat fazla risk altında bulunduğu söylenmektedir.

3.) Psikososyal Etkenler

Çocuklukta yaşanan bazı durumların ileriki yaşantıda agora fobiye neden olabileceği belirtilmektedir. Çocukken ebeveyn kaybı yaşayan bir bireyin erişkinlikte agora fobi rahatsızlığıyla karşı karşıya kalması muhtemel sonuçlardan biridir.

Belirtileri

En belirgin belirtisi panik bozukluklarıdır. Depresyon ve panik bozukluklarıyla birlikte görülebilir. Hatta bir dönem sonra iç içe geçebilmektedir. Agora fobisi olan kişilerde genellikle panik bozukluğu da vardır ve panik bozukluğu tedavi edildiğinde agora fobi de ortadan kalkmaktadır. Hastalık belirtilerini genel olarak ikiye ayırmak gerekir: 1.) Fizyolojik belirtiler: kalp çarpıntısı, hızlı soluk alıp verme, terleme, baş dönmesi v.b. 2.) Psikolojik belirtiler: korku, endişe, ölecekmiş hissi v.b.

Tedavisi

Rahatsızlık hem ilaçla hem de psikolojik yöntemlerle tedavi edilmeye çalışılır. Çok az bir kısım tedaviden yarar göremeyebilirse de tedavi genellikle olumlu sonuçlar doğurur. Doğru bir tedavi neticesinde hastaların en az yarısında hiçbir panik belirtisi kalmaz.

İlaçlı tedavide kullanılan ilaçlar genellikle anksiyete ilaçları ve birtakım antidepresanlardır.
Kullanılan antidepresan ilaçlar arasında seçici serotonin gerialım ketleyicisi antidepresan ilaçlar (essitalopram, fluoksetin, fluvoksamin, paroksetin, sertralin ve sitalopram) ve trisiklik antidepresan ilaçlar (imipramin, klomipramin gibi) vardır.

Bir diğer tedavi yöntemi bilişsel davranışçı tedavi yöntemidir. Bu tedavinin başlangıcını hastalıkla alakalı bir eğitim dönemi oluşturur. Hasta, rahatsızlığıyla ilgili bilinçlendirilir. Kişinin kendisine kaygı veren durumları araştırıp mantıklı karşılıklarla bunların yerini değiştirmesi amaçlanır.

Agora fobiklerin korkularıyla beş etmeleri için korktukları durumların üzerine gitmesini sağlamak da tedavi yöntemlerinden biridir. Sonuç genellikle etkilidir. Örneğin araba kullanmaktan korkan bir agora fobik bu durumun üstüne gittiğinde korkusuyla yüzleşmiş, sonucunu görmüş olacağından bakış açısını değiştirebilecektir.

Hızlı soluk alıp verme eğitimi de yine bilişsel davranışçı tedavi yöntemlerinden biridir. Hızlı soluk alıp vermek genellikle panik halinin bir göstergesidir. Soluk alıp vermeyi azaltarak panik atak durumlarında solunumun hızlanmasıyla kişinin daha da panik yapması engellenmeye çalışılır.

Bu yöntemlerden hangisinin daha etkili olacağını söylemek güçtür. Çünkü kişisel özellikler tedavi sürecinde oldukça büyük önem taşır. Ancak ilaçlı tedavilerde, ilaç kullanımı bittiğinde hastalığın tekrarlandığına rastlanılmıştır. Bu noktada bilişsel davranışçı yöntemler daha kalıcı etkiler bırakmaktadır.
 
Geri