Ağaçkakan - Uyuyan Adam Şarkı Sözleri

Konu sahibi son olarak 1 gün önce görüldü
Untitled-16.jpg


Parça listesi:

01. Kötü Karma (Produced by Armonycoma or slt)
02. Prusya Mavisi (Produced by Da Poet)
03. 2011 De Berbat Bir Yıldı (Produced by Dat-1)
04. Lupus (Produced by Zet)
05. Palto ve Kozmos (Produced by Xeon from Tales)
06. Sivrisinek Sesleri (Produced by I'mpty)
07. Görünmez İhtişam (Produced by Da Poet)
08. Vertigo (Produced by Dat-1)
09. Aklıma Mukayyet Ol (Produced by Zet)
10. Köpekler ve Sigara Paketleri (Produced by Armonycoma or slt)
11. Dirsek (Produced by Armonycoma or slt)
12. Sıkboğaz (Produced by Zet)



*Şarkı sözleri için şarkı ismine tıklamanız yeterli.​
 
burası bir gezegen
aşağı ve yukarı mevcudu insanlar
tahrip edilen antika şöminede kızarır
firar başkumandan
ahraz rehberi telefon defterinden kazara tanıdık birini bulurken
vurdumduymazlık çöker üstüme
kazağı çıkarsam; matruşka
pastel pastel boyanıp
natürmort avangart günbatımından bakan onyedilik
harcamalı
şerefine diktiğin heykeli parçaladım
bunlar mübala
doz aşırı kristal halim civarda
sanrı biterken mikrodalgadan çıkan hazır pizzalar bedava
yol, zaman ve hızın füzyonu
müntehir ordular komisyonu bizi çağırıyor
biz dediğim uzaktan kuzen soyum
avazım kursağımda değil
acelem yok ufukta güneşle belir
nasıl olsa dikkatim dağılır
gözümü diktiğim; mobius şeridi

yarısı bağlaç
altmış beş kelimeyle idame edilen hayat
kan şakası
ezber bozan ezberler azami fiyaskoyu destekler
kurulların adalet düzer
demirbaş ayrım, tanımın öznel
ne?
kimler yapıştı enseme?

aynasız entel
karalara bürünen cahil masken
pejmürde kılık, altın künyen
sürtünme sıfır, g sabit
on metreyi tek saniyede geçen taksi
öndeki kalabalığın tersi yönüne teybi açmadan kasedi değiştim
delilerin arasına
girerim ara sıra
müstakbel karmamın pahasına
delilerin arasına
girerim ara sıra
müstakbel karmamın pahasına​
 
bilmiyorum ama
yok olmak ihtimali kafamı kurcalıyor hem de gayri ihtiyari
laleli’den azize, ankara’da peşimde
kaçmak istesem o gölgem olur dibimde
nasılsa sennheiser kulaklığa
inanmak zorundayım, hatta
benim dinim, tanrım, ibadetim
müzik derken agora’dan kovulsam
bir nebze alınmam
hiçbir şeyden emin olmayınca ağırca yok olmak ihtimali
kafama dank ediyor hem de gayri ihtiyari
laleli’den azize, ankara’da peşimde
kaçmak istesem o gölgem olur dibimde
nasılsa sennheiser kulaklığa
inanmak zorundayım, hatta
benim dinim, tanrım, ibadetim
müzik derken agora’dan kovulsam
küstah bir bavulla

olanca hali terk
bisküvi ve çaya batık bir paranoya
sanki başka yerdeyim o zaman –kalimera!
fevkalade yanılsama
bütün bu kalabalıkta itinayla buram buram aradığım
pans ve permia

ütopyalar güzel değil
burkay yazdığını okuyamaz, üryan olur kemikleri
ben de biliyorum
politeist beyinlerin dibi, kazıldıkça bulunamaz tuhaf fosilleri
dönenceler akbabaya eşdeğer
beckett’ta kopyalandı kanı bozuk o karartmadaki elçiler
daha neler!
nedensiz bahaneden müzdarip afrodit çocuklarından
milenyum teğet geçer
yirmi iki, yirmi üç yılın mp3 hali
m4nm, recently, sadece bu yeterli değil
kasten olmasa da
kendi ellerimle mahvettiğim hayata karşı tek sorumlu benim
sen değil
hatırlıyorum: anayurt oteli
numara: 42
elinde içkiyle oda servisi: prusya mavisi
tanju okan: koy
dedi ve bitirdik
tek anımsadığım: sabaha karşı güneşin artık kalk demesi

olmuyorsa olmuyor, konuşmak gereksiz
pikapta katlanan plak kadar da kalitesiz
dejavu cızırtıyla paketlenip armağan getir
müzik kesilsin, gürültüyle eğlenirim​
 

olağanüstü çirkin iltifatlar, determinist palavra
sınanmış bir efkarın getirdiği vicdani martavallar
esvabımız bir gölge ve giydik onu
gökyüzüne limit koyan gökdelense bulut geçti onu
sırtına hitler’in bıyıklarından heybe ördüm tel tel
yolculuğun bittiği yerde
benim doğum lekemi gören keşişlerin kehanetiyle yaşıyorum
velhasıl varlığım insandan hallice
ve sigaram var yok gibi
kül oldu
ne denli gafil avlanmak ister içimden bir parça
hoş geldim punduna

kristal günahkarın sarnıcında harlanan ateş köz gibi
mahvoldu
benim gölgemle mezhebim ve atalarımla mesleğim bir paradoks
çözerken zamanım ziyan oldu
yok. 2011 de berbat bir yıldı
günler haftalar ve aylar sayıldı
parmak hesabı, ziyadesiyle şaşırdım
ben günlerden cuma zannederken genelde salıydı
tuhaf değil tabii zaruri ardışık
ve kendim artı gölgemin ortalamasına yakışmadım
daima böyledir;
herhangi bir adamın canına kast eden kızıldeniz kanında bir yerdedir
yani kendi keşfin intihar
haliyle arka cebine saklamazsın alfabetik b plan
üçüncü tekil şahsa kompliman
bu bazen bir duvar olur, bazen de kutupsuz nükhet seza
müphem konuşmaksa tehlikeli
güneş batınca sıcak her çaya ben hayır derim
duydum, bagajdadır rutin ve piçin biri
yalnızca hoşuma gitmiyor the beatles bilinsin isterim

yüksekten konuştum bir nevi
elimde değil en nihayetinde unutulurmuşuz gibi
sanki bu hesabın makinesi
aynı anda hem biri hem ikiyi sağlıyor gibi​
 
burası bir oda
kirişler artsa bile zamanla
edatla, sıfatla, gitarla ve penayla
kahverengi kornişin darağacından sarkıyor sigara sarısı perde
güneş giriyor ara sıra, ne ala
küf kokan bir konserve, içinde salça tek hücreli
yok edilmeyen koloni
zamana bırakılan her şey büyürken, şişerken
evren bile günden güne büyürken büyürken
tanırım artık metabolizmamı
daha iyi değilsem iyileşir metastazım

bir eve ait olmak o kadar bunaltır ki
çıkıp dışarı, baştan aşağı boğulmak isterim canlı canlı
kulağı dayayıp ankesörlü telefona
soğuk ve mavi ahizenin uzak ve diğer ucundan
gelen sesle gel, inan garipsemem
fakat yine de koptu tel, ben hiçbir kuşa uç demem
vicdanen reddediyorum
saat altı civarı kahvaltı istemiyorum
lalezarlar, ezildi tankla, yırtık bir parka çıktı içinden
eşlik etmek istemiyorum, ben
siste terhis; temiz, tekil ve sessiz
türkçe hariç dört dilde boşver de yeterli
teselli testleri tecelli eder takvimi
kalabalıkta başlar insan etine perhiz

sıkboğaz birçok soru
yetişmiyor kolum
demek ki, tüketmen gerek yalnızca uçurumu
ve velhasıl yere çakıldı tortusu
bende miras kaldı lupus ve korkusu

suratıma, galeyana açık açık siner mesafeler
desem bir saniye, bedensi ruha takviye yapılmaz
bu kadar damar, bu kadar dağılmış rubik küpü
helyum tüpüyle gidip dalmayan nedir ki?
olsa olsa parazit
ses tellerime yapışmış notasız theremin
usul usul hayata döndürürken beni
eğer dokunmasaydın uyanabilirdim bile dedim
günaydın
pılımı pırtımı ve dahası palto, paspası, 6-4 anahtarı
büyük boy çöp poşetlerinden bavullar düzüp
sıkıca koli bandıyla bağlayıp
düşürüyorum asansörü
en azından yirmi birinci yüzyılın lakait çeyreğinde
ihtiyatlı bahanelerle devrime
manş’ı boğularak geçerken bir balıkçı sahilinde
ihtilalleriyle meşhur jakobenlere
pabuç bırakmadım
ben bu şehre bordo pardesü giyen kadın kadar yakışmadım
bütün bildiklerim müsvette, elbette
yine de geveze alter egoma burkay kadar bile yakışmadım, ne ala

cebime sığarken gülümsemen
rengi sarıya dönüş mütevazi pencerem
burası bir oda
kirişler zamanla özneyle, yüklemle biriktiler ara sıra​
 


birdenbire görünen hayaletin içini kemikle dolduralım arz ederim
ben sinirimi korkma diye bu sakin sesin arkasına gizledim
piramitlere tepe açısından düşer harikalar, yanılmadın
pazar payım azalmalı
çünkü kafamı kaldırıp da bağırmadım ben
aptalı muhattap almam
kinaye kandıran kumarbaz
yazılana göre reçeteli paranoyana süper egon baskın
ben inanmam; metalarına, tabularına, aslen ahkam karavanına
geleceksen topyekün olsun nemelazım, belki de gitmez hoşuma
denklem bilinemeyen cinsten
günahlarımın altına denden
insanlar biçim arayan hayvanlar tabiatın endişesinden
çok alakası var gibi davranır akıbetin alelade travması
beni bulduğu yere değil, eskiden olduğum yere geri bırakmalıydı
yalnızca bir arabada gece üçe beş kala çalınan teybin
kasedi bellidir, bandı bellidir
parmak izlerim ele verdi, beni de.

yıkılın üzerine maksadı ne olursa bugün
hava çok soğuk! ciğere dolan küfrün rengini ben karşılarım
onun gözünü kamaştır gördüğü körün
seni anımsayan filleri sen unutma
sen unutma bari
helezon metafora göre burada yanmalı
veda sarktı, tutuşur mu kandil?
cevap delil, mesafesi mühim değil, tahmin edilebilir
akabinde tedavi çözümleri seruma farazi cesetleri katlededebilir
her şey mümkün
bu kadar insan yaşarken her şey mümkün
bir çift dürbün –en azından biri ışıklarımı söndürsün
peşisıra büyüyen karanlık
kabuk tutu, yaramdan sarktı

elimi cebime götürüp içilesi zıvanadan atardamara kan tıkardım
kasten, sehven bana uzayda başıbozuk bir gezegen kirala kozmos
bir darağacından bir de karartımdan ikibinler
dökülür takvime milenyum akabinde
mıymıntı terazinin üzerinde
görünen o ki, sürüden ayrılmanın vakti gelmekte​
 


kartpostallar biriktirip kullanmam
havadisim kaybolsa güvercin ayaklarına doladığım bu parşömendir
itiraf

boğazımdaki ilmeğin cesareti kanuna tabi
mayam bozuk, üçüncü tekil şahıs ceremesi
histeri ve sivrisinek sesleri
ne zamandan beri nefes almak hayat memat meselesi

madem öyle yüzelim akıntının tersine
paslanmış madalyonla caka satarken evrene
detone ıslıklar bulup, onu da müziğe uydurup
bütün kasaba bıkana kadar söyleyelim peş peşe
seyyar felaket kervanındayım, -yok artık!
dünyanı başına yıkmaya geldim, bağırsam duyarsın
enfiye kutusu boşaldı sinirlerimle beraber
ağır ağır uyuştum, şimdi sakinim
fakat neden?
ayyuka çıktım, tepesinde evim bayrak
hırçın ziyaretçilerim ya ama, ya hortlak
el yordamıyla zifiri karanlıkta tanrı ararken herkes
bense nokturnal pagan
muhtelif yerlerinden terk ettim küstahça vatan
görev tamam, zeplin hazır, kostümse yılan
fiber-optik damarlarım, viva la post-modern yaşam!
bir katil yalnızca maktülün burnunda tüter
budala kaderci karnavaldan önce kenti terk eder
müsade versin kafama giren reankarne uğultu
çünkü mezarlıkla ancak yaşayan insan avutuldu

tren raylarında korkuluk ben, aymaz
aklım başka yerde seyran mütemadi
kendimi yakalayamam ölü ya da diri

dilimin kemiği kırık, ben gevende
sergüzeştim anlık, işim ketenpere
evlat edindim bu jargon
bilemezdim ölü bir lisan hiç insane eşittir
denklemlerimin korkusu rasyonaldir
iç anadoluda pastoral bir türkü söyledim
bozkır susturdu
içimde biriken her şeyi topyekün ucuz bir neskafe kusturdu
alabandayı insan kemiğinden inşa
nekes bir kaptan ben alabora kucağında, susalım da, ölü tayfa
denizin sesi gelsin kulağıma
aganta burina burinata
aganta burina burinata.​
 

bugünse şanslı günüm
pantolon desenlerime uyumlu protez bacaklarımın ağrısıyla uyandım
musluktan akan sudan bir karabatak döküldü, şaşırdım
kazak giydim üstüme vazife niyetine, dışardayım
aynı sokağa çıktım yani gidiş yolum doğru
şimdilik her şey yolunda, apartman sağım solum
göğüs kafesimin fermuarı kapalı üşütmem
aklıma çekidüzen ver henüz kaybetmediysem
hatıra değersiz, beyne istif üstünkörü
görmezden geldiğim dostlarım anlamıyor astigmatın cürmünü
cebimde cüzdanıma takas ettiğim misketin bombası
bence oyun bu; dilerim apartman yıkılmasın üstüme
neyse ki üveyim
düşüşler dikey
rastgelirsem seyyar üçkağıtçının ganimetine ortağım ben
tepetaklak gökyüzünden zeplinle asfalta alçalan sisin içinde
kamufleyim ben
taksiratım; caddede otomobil
kaldırımda insan, eşi görülmüş bir emsal
ve toplum icat edildiğinden beri bir yerde saklanıyor olsa gerek
benim göremediğim ihtişam

yaşam, benim göremediğim ihtişam
cüceye dev aynası, yeşilaya kültablasıydı armağan

ziyanım şayan takdire
katatonik krambı yoklar halim
bilmukabele

binalarda arka kapı bulana kadar kaldım
gökyüzünün tavanı basık
ziyaretçi defterlerine adımı yazdım ve kaçtım
muhtelif şahbazım
karartı yarattım
iltihaptan serumlar arakladım
bana bu ormanın erozyon borcu var
havada sürtünme ihmal
burada yerin çekimi iktidar
bir gazete küpürüne on altı punto olsam bile
bütün matbaa yerle bir ve baskılar suistimal
bu ictima sağdan ve soldan hizada
havlıyor birkaç köpek fakat benim tercihimdir lia
şehir insan ambarı, şehit insan avları
baruta meyalim cehaletin kökünden olmalı
neyse ki üveyim
delirmem yeter
pasaportumun bir önemi yok, yol yordam öğrenirsem
duvara çarpan kafanın sesi yakından da hoş gelir
betzin curi! kabul mü kaç dilde küfredersem?
hasılatım; denizde kolibasil
limanda mendil
eşi görülmemiş dümendir
ve yalnızlığın icadından beri bir yerde bağırıyor insan
en hakiki eylem çoğul değil, tekildir

yaşam, benim göremediğim ihtişam
cüceye dev aynası, yeşilay’a kültablasıydı armağan
ziyanım şayan takdire
katatonik krambı yoklar halim
bilmukabele​
 
suratı dağılmış kristal güvercin
canımı sıkıyorsun çünkü seni ölü severdim
akrilik bulutlardan zift akar

ve toplarım kucağımda siyahı
birikirsin göl kadar
en sıcak metal
surata dikilmiş dudaktan duyulan ‘özgürlük’ darmadağın
ağaçtan topla yıldırım
düzeni bozmak yanlısıyım
yanıldım, haklısın
fakat ya bir gün çuvaldan deriler yaparsam giyer misin?
bilirim, saklanmak istedin
ceketler güzeldi ve güzergahtan alıkoyardı
yine de boşverip ölümsüzlük istedin
bilmiyordum işte
ne parçalanmayı, ne biterken azalmayı, ne kente ait olmayı
garajda mimlenen çocuk cesaretiyle başlayan bu yolculuk
yalnızca bir şeylerin devamı
o kadar ilerler ve düşmeden gelirdim
ucunda dünyanın oval mesafeler belirdi
ufukta, gözümü kısıp baktığımda
bir dakikalığına sükunetim medeniyete hükmederdi
bilirsin haz almam ben winston sigaradan
ve bilirsin geceleri tenezzül etmem uyumaya
derim ki, yanılmışım haklısın
çünkü anlamıyorum var olanla yokun farkını

yüz üstü yattığında görülmez rüya
yat siyah kalk siyah
pencereme fırlatın kaya
yavaşça kalktım ayağa, ortalama üç dakikada
alacakaranlık dikildi birden karşıma

doğru dalgakırana manevra
alnımda üçüncü göz; deniz feneri
vaveyla! vıcık vıcık bataklıkta tuhaf bir fırtına
yaşam zifiri karanlıkta kanıtlanmış postüla
ve yarıçapında hamamböcekleri gezer bu lombozun
bir mesih peyda olur hayalimde üstünde bornozu
derim ki; bir çay kaşığı su var burada, boğ beni
ya da ortadan ikiye ayır bu kordonu
maisiyah yüzüne yük gibi, göm
kargacık burgacık fraktallar çiz, ne halin varsa gör
en vakur halim smokinden ve kuyruğundan nefretle bahseder

ben şahidim, egom fısıldar kulaktan kulağa yankı açlığındaki
yarasaya
termosta soğumamış tek görümlük rüya
kılıfta kan lekesi, dağılmış göğüs kafesi
öfke nöbetlerini kutsayan nizamı kuş sesi
ağaçtan çıkar, ağaçlar kakar kocaman
azınsanmayacak kadar avare, kirli gagası kilit tutmaz
post-itler anımsatır mı?
tükendi kalem, yalan mı?
kondisyonum yeter ve şirk koşuldu, maraton uyar mı?
ekvatoru takip ettim
güneşten hızlı yalın ayak tabanvayım, devir-daim
bir gün ilerden yaşadım hayatı
kehanet çıkmazı
o gün bugündür kale almam; insanı ve atlası

yüz üstü yattığında görülmez rüya
yat siyah kalk siyah
pencereme fırlatın kaya
yavaşça kalktım ayağa ortalama üç dakikada
alacakaranlık dikildi birden karşıma​
 


ne dedim?
bilmem, sen topla bilenden
önce defterini dendenden
bi' kalem, ne kadar, karalar
kağıdı bilemem ama dolduramaz tahminen

bura kaldırım. bu da taşları.
göm arasına kuru kafatasları.
küçük çapta cinayet romanları
kaybolanın manidar fotoğrafı
vesikalık. vesikalık.
boş endişe tamamen saçmalık
nasıl olsa beni de koysan içine
ya da çıkarsan içinden. dünya yine de kalabalık.

aklıma mukayyet ol benim
güzergahım hiç tekin değil
tezatına göre yaşamanın anlamı
ne kum tanesinde, ne de aynada değil.
aklıma mukayyet ol benim
hata yapabilmek için can çekişirim.
birkaç insanın eksikliğini
ne ben ne de dünya fark etmeyebilir

ne dedim?
bilmem, sen topla bilenden
önce defterini dendenden
bi' kalem, ne kadar, karalar
kağıdı bilemem ama dolduramaz tahminen

yanımda söylenen bi marşın alelade nakaratı
idamlık bi' bürokrata bağlı öldürülme haklarım
aklıma mukayyet ol demiştim.
kararım değişti. cehaletin o müstakil tohumlarıyla
yan. uyuş. bu periyodik anestezi.
sonlanırsa eğer, tevekkülle dur denir.
ihtimallerin tamamı zamana bağlı
frapan ağzı açıldığında 5 dakika vardı.
elimden bir şey gelmiyordu, ben de yapmadım
haleflerim mitozla nüfusa göçmenlik tasladı.
hercai mikrobun filizleriye gücüne güç
katan bir ormanı. istemezdim yakıp yıkmayı.
bölündü ikiye ekvator. elimde.
muhakkak hadise. *mına koyim çemberin de.
tamamsa tamamdır, taraflı tarafsız ne varsa
yazıldı. nasılsa söylenir kralın sesiyle.
bölündü ikiye ekvator. elimde.
muhakkak hadise. *mına koyim meridyenin de.
tamamsa tamamdır, taraflı tarafsız ne varsa
yazıldı. nasılsa. neyse.​
 


insana, yani bana
türkiye saatine göre kepenk seslerine
bir dakika on beş saniye kalmışken uyanık olmaya
alışıyorum tavrına
hiçbir şey yok gibi yapmaya
ne dedim? bilmiyorum
sadece masanın üstü dağınık ya, üşeniyorum toplamaya
dağlarıma eşkiya
pineklenen mağara karanlık
ve dışarısı curcunaya aç bilaç
ölü eşkiyanın kalender tüfeği çalınmaz

demiştim bir keresinde:
kötü adamların kötülüğü samimi olur
benim ihanetim günahtan sayılmaz
umarım demiyorum
kaldırım hevesimden yere bakmıyorum
belki bir gün, tamamı yanlış
bir hata tutturdum diretiyorum
ben kutsal topraklardan getirilmiş muhalefetin
tavrından nefret ederken hiçbir kahramanı sevemiyorum
dağıtılmış ve parçaları mazbut şatoların en alt katlarında
çürümeye terk edilen enfarktüslere çanak tutup
kendimce bir devrime son verip
yerine atlı karıncalar koyup
manzara değişsin diye kusana kadar
dünyadan daha da, daha hızlı dönüyorum

ben içimden sayarken hep aynı rakama gelir, sıkılırım
216! sahtekar omurgayım
evcimen duvarda var pürüzsüz yelkovanlar
ambiyansı parçalarken müstesna nakaratlar
dünü ve yarını ortadan bugün geçer gibi
ikiye bölüp hatırlıyorum
bozamam simetriyi
adım burkay, değil saatli marif tahmini
ve adsız’ın ruh adam’ı hem de, nefret etsem dahi
geç kalanların terapisi bu
bilen bilir, monarşi kıtlığında serüvenim bu
bradikardı, altmıştan geri sayım, dur
işte o rakamı hatırla yalnızca, küsüratım bu

çıplak gözlerimle izlemek bir kainatın çökmesini
buram buram yıkılsın şehirler ve caddeleri
bu dünya elbet soğuyacak
ve o zaman her yerin sahibi
köpekler ve burumuş sigara paketleri

çıplak gözlerimle izlemek bir kainatın çökmesini
buram buram yıkılsın şehirler ve caddeleri
bu dünya elbet soğuyacak
ve o zaman her yerin sahibi
köpekler ve burumuş sigara paketleri​
 


apansız ömrü
bir külhanbeyinin narasından zangır zangır titreyen

uyluk kemiklerinde kendim gördüm
kol saatimin kayışı damarı kaşındırdı, sıktım
enjektör içerde kırıldı, gündüz
günaydın külüstür
nanemolla tabiatında salgınlar büyüttüm
mon cher! diyorsun ki insan paparozların emrine sadık kalmalı
olur mu öyle şey
müzik bir müptezelin detoksu
rehabilitasyonun sonucu müphem
deney iptal
kobaya n’oldu?
ahrazlığıma meskalin katıp
haftada en az dört tablet thc, biraz da toplum afyonu
ne derler bilirsin, ‘delirtemediler’
bir düşündüm, bir konuştum hem de zehir zemberek
anlamadılar, bilhassa kaf dağına inanan
hayalperestlerin kan davasında anemi kopyalar
müşkülpesent progresif hiphop
bilinçaltım gerçeküstü karabasan
asayiş berkemal
teori basit: inanmıyorum inandıklarına
asparagas cenazeye, kelleye, koltuğuna

fondip bir kumarbazdan
yemek borusu asiti kucaklar
bu boş lokanta müdavilmlerini paragraflardan alıntılarlarsa
tahminen çıt çıkarmaz​
 
Geri