Sen İpe Çekilmiş Hürriyetsin
Bir bahar sonu çaldılar kapımı... erikler meyve verirken, gözüm duttan nasibini alan ipek böceğindeyken uzandı eller kapıma. daha selamlayacağım çok türkü vardı oysa...
sabah demediler, bahar demediler böldüler diriliş senfonimi. sanki tokmağı içime astılar... vurdular... vurdular...
zaman verilmemiş bir "günaydın" fısıltısı duydum karıncalardan. karşılık veremeden kolumdan tuttular. sabahın serininden midir, nazarın soğuğundan mıdır bilmem, içim titredi. hani yaz gelecekti? nereden çıktı şimdi bu buz gibi esinti?
daha gün doğmamıştı kapımı vurduklarında. kuşlar kaçıştı "olmaz olsun böyle bahar, böyle yaz" dercesine. yazamam kuşlar... yazdırmazlar... nefes bile aldırmazlar. madem gidiyorsunuz -hani gitmeseniz daha iyi olur ama kanadınıza da "kelepçe" vuramam ya- o zaman dinleyin sesimi. dar ağaçlara konmayın sakın. kapıyı vurmalarından belli... kesecekler tüm dar ağaçları. hissediyorum...
umutlar biriktirmiştim aslında. iyimser cümlelere hazırdı dilim. mutluluğunu, barışını, huzurunu çizmeye niyetlenmiştim koca bir ülkenin. pırıl pırıl bahar sabahlarına açılan pencereler kondurmak, zülkarneyn'in duvarına demir katmak istiyordum.
ama bu mayıs sonu her şeyi tersine çevirdi. önce umutlarımı sıkıştırmak istediler, yassı ya da dik olması fark etmeyen, ancak utancından siyah beyaz kesilen bir adaya. sonra "al sana pencere!" deyip, zülkarneyn için ayırdığım demirlerin ardına koydular beni.
iyi niyetin fazlasının saflık olduğunu, boğum boğum halat düğümlerken öğrettiler.
sanırım sorun tek bir nehir olmamamdı. hem meriç'tim, hem dicle; hem ergene'ydim, hem fırat... kızılırmak da bendim, menderes de... dört nala koşarken ufuklara, geçtiğim yerlere Anadolu kokusu bırakmam rahatsız etti köy rüzgarına bir kere olsun yüzünü dönüp tebessüm etmeyenleri.
ben telleri koparılan bir sazken, milli defin sesi kuşsuz bıraktı gökyüzünü. ben ranza gıcırtısı dinlerken, ülkem "rap rap" sesiyle uyandı günlerce. tüm radyolar bozuldu. ıssız kaldı ülkemin sokakları.
bir eylül öğlesine hazırlanırken başım, gönlüm mayıs sonuna dalgın bekledi. yine de ellerim umut çizdi duvarlara. ve bir gün güneş tepedeyken bindiler tepeme. 27'den postal çizdiler tüm çizimlerimin üzerine.
tamam dedim, bitti. sona gelindi. yanlız bırakın artık beni! ağacımla, urganımla, gömleğimle... bir "karar-ı metanet"le yürüyorum ölüme..
*ismet bozdağ
O Zeybek
Zeybeğimi, birkaç kızan, vurdular;
Çukurda üstüne taş doldurdular.
Bir de, ya kalkarsa diye kurdular...
Zeybeğim, zeybeğim, ne oldu sana?
Allah deyip, şöyle bir doğrulsana!
Zeybeğim, kalkamaz, dirilemez mi?
Odası mühürlü, girilemez mi?
Şu ters akan sular çevrilemez mi?
Ne günedek böyle gider bu devran?
Zeybeğim, bir sel ol, bir çığ ol, davran!
Kır at zincirlenmiş, ufuk sahipsiz...
Han kayıp, hancı yok, konuk sahipsiz...
Baş köşede sırma koltuk sahipsiz...
Kızanlar, dört yandan, hep abandınız!
Zeybeğin kanına ekmek bandınız!
Bilemem, susarak ölmek mi hüner?
Lisan çıldırıyor, dil nasıl döner?
Ondan son iz, uzak, uzak bir fener...
Öldü mü? Çatlarım yine inanmam!
Gizliye yanarım, ölüye yanmam!
Zeybek kaybolduysa bunca kayıp ne?
Tesbihi dökülmüş, aranır nine;
Balonu yok, ağlar çocuk haline...
Zeybeğim, dünyayı aldın götürdün!
Bir öldün de, beni binbir öldürdün!
Beyni tırmık tırmık, pençelere sor!
Mevsim niçin ölgün, bahçelere sor!
Sor; çukuru nerde, serçelere sor!
Ağla, bir dinmeyen hasretle ağla;
Zeybeksiz yolları gözetle, ağla!
Necip Fazıl Kısakürek
1964
Menderes Efsanesi
Toprak beyliğinden liderliğe
“Ünlü Amerikalı sinema yonetmeni Oliver Stone, Nixon filmindeki bir sahnede Rechard Nixon'ı oynayan Antony Hopkins'e, Baskan Kennedy'nin Beyaz Saray'daki portresinin onunde soyle dedirtir: "Insanlar bana baktiklarinda ne olduklarini, sana baktıklarında ise ne olmak istediklerini goruyorlar." Cunku, Yassiada'dan idam kararlari ciktigini Ankara'daki Amerikan Buyukelcisi'nden öğrendiginde infazlarin durdurulmasi icin Milli Birlik Komitesi uyeleri ile temas kuran ABD Baskani John Fitzgerald Kennedy Amerikan demokrasisi icin bir semboldur. Menderes de bizim politika hayatimizda bir semboldur. Oyle oldugu icindir ki, 27 Mayis'tan sonra Menderes'in Devlet Su Isleri Muduru Suleyman Demirel, "Onun devamiyiz." sloganiyla iktidari devralmistir. Menderes, Turkiye'sinde burokrasi hayatina baslamis ve onun Turkiye icin duydugu heyecanin yakin tanigi olan Turgut Ozal, daha iktidarinin birinci yilinda, 1984'te Aydin Menderes'i cagirarak Imrali'daki mezarlarin torenle naklini konusmustur. Demirel, 1987'de siyasi yasaklarin kaldirildigi referandumda Anadolu'yu turlarken Aydin Menderes'i hic yanindan ayirmamistir. Necmettin Erbakan da, RP'yi iktidara tasimak icin Aydin Menderes'i yanina alma ihtiyaci hissetmistir.
Iste bu yazi dizisinde, Turk siyaset tarihinin efsanelesmis bir siyasi liderinin hikâyesi yer alacaktir. Menderes efsanesinde, 1940'lardaki geri kalmis Turkiye'nin kabuklarini kiran bir siyasi liderin buyuk kavgasi vardir...”
Buyuk ve Kucuk Menderes havzalarinda genis topraklara sahip Haci Ali Pasa'nin torunu olarak dunyaya gelen Menderes, henuz uc yasindayken annesini ve babasini, ardindan 5-6 yaslarindaki tek kardesi, ablasi Melike'yi kaybetmisti. Menderes'in Drami kitabinin yazari Sevket Sureyya Aydemir, onun cocuklugunda cektigi bu yalnizlik acisini soyle dramatize ediyor: "Ana nedir bilmiyorum; ama sezerdim. Baba nedir bilmiyorum; ama sezerdim. Ablamin hatirasi, kucuk ve beyaz bir duman parcasi gibi icimde titrer... Ama mektep duvarlari icinde bile yapayalniz yasardim. Bayramlarda, tatillerde, evlatlarini, cocuklarini, kardeslerini almaya gelenleri gordugum zaman icim yanar, kendimi zaptedemezdim..."
Artik babaannesi Fitnat Hanim'a emanetti. Izmir'deki ogrencilik yillari bir imparatorlugun cokusune rastladi.
Yillar sonra siyasi kaderini birlestirecegi Celal Bayar'la, iste bu mektep yillarinda karsilasti. Birinci Dunya Savasi'nin hemen oncesi bu dönemde devleti fiilen yoneten Ittihat ve Terakki'nin Bursa subesini kuran Bayar, Izmir'e gecmis ve cemiyetin Izmir sube sekreteri olmustu. Bayar, olayi soyle anlatiyor: "Bir gun, Kizilcullu Amerikan Koleji'nden uc gencin benimle gorusmek istediklerini haber verdiler. Kabul ettim. Hemen hemen ayni yaslarda uc gencti. Temiz giyinmislerdi. 15-16 yaslarinda gorunuyorlardi. Iclerinden biri konusmaya basladi, okuduklari Amerikan Koleji'nde egitim kadrosu icinde misyoner rahipler varmis. Bunlar Musluman ogrenciler uzerinde isliyorlar ve Hiristiyan yapmaya calisiyorlarmis. Bu genclerin sikayeti bu idi... Okullari ile devlet olarak ilgilenilmesini istediler..." Uc gencten Bayar'la konusani Menderes'ti...
Amerikan Koleji'nde ogrenciyken, 1916 Ekim'inde Harbiye Nezareti, 1315'lileri (1899) askere cagirir. Menderes 18 yasindadir. Istanbul Maltepe'deki yedek subaylik talimgahindayken, nazli ve sevgili torununu takip edip arkasindan gelen babaannesi Fitnat Hanim otel odasinda olur... Menderes, Suriye cephesine sevk edilir; ancak Mondros Mutarekesi imzalanir ve yolculuk Pozanti'da kesilir, burada zehirli sitmaya yakalanir. Mutarekeden sonra okuluna yeniden doner. Bu sirada yakalandigi karahumma yuzunden 40–45 kiloya kadar duser. Yunanlilarin Izmir'e cikmasindan once buradan ayrilarak ata yadigari Aydin'daki Cakirbeyli ciftligine yonelir. Ay-Yildiz cetesini kurarak Milli Mucadele'ye katilir. Bir gonullu suvari birliginde gorev alir, inzibat komutanligi emir subayligi, alay komutanligi yaverligi, ordu komutanligi karargahinda sansur subesi tercumanligi yapar ve gogsunde istiklal madalyasi ile terhis olur...
Menderes'ı Bagrına Basan Mumbıt Topraklar
Menderes Vadisi'nin guneyine dusen Cakirbeyli ciftligi, Menderes Nehri kiyisindan baslayan ve nehrin guney yakasini kapsayan 40 bin donumluk bir arazidir. Menderes, politikaya atilmadan onceki 8 yilini gecirdigi Aydin'daki Cakirbeyli ciftliginde topragin bagrina sigindi. Bu ciftlikte toprakla, mumbit Menderes Ovasi'yla tanisti... Artik bir ciftlik beyi, bir toprak adami olmustu. Mukerrem Sarol anlatiyor: "Babaannesinin nasihati var: Adnan, buyukbabandan kalan bu topraklara hiyanet etme. Bu topraklar gercek anlamda senin vatanindir. Senin anandir, babandir. Senin varligindir, oz yurdundur. Bu topraklara ne kadar hizmet edersen, bu topraklar sana bedelini misliyle oderler. Babaannesinin bu sozlerini bir evliya sozu gibi dinlerdi. Adnan Bey.. ve bana anlatirdi. Ben bunlarin bir kismini tuylerim diken diken, gozlerim nemli dinlerdim..."
Toprak Beyı Politikaya Giriyor
O yillarda politikaya ve Cumhuriyet Halk Partisi'ne uzak duran Menderes, Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi'ndan sonra ikinci muhalefet partisi olarak kurulan Serbest Cumhuriyet Firkasi'nin Aydin teskilatini kurdu. Turkiye'de yayilan muhalefet dalgasi uzerine Serbest Cumhuriyet Firkasi kapatilir. Bu olayin gerisini Menderes soyle anlatiyor: "Fethi Bey'in partisi malum sartlar altinda feshedildi. Memlekette derin bir teessur hâkim oldu. Halk Partisi kendisini toplamak istedi. Vilayetlere heyetler gonderdi. Bu arada Izmir ve Aydin'a da Celal Bayar baskanliginda bir heyet geldi. Daha sonra da Ataturk seyahate cikti. Aydin'a da ugradi, Aydinlilarla temasi zaruri gordu. Ben gelen heyetle bir hafta temas etmedim. Nihayet Celal Bayar tanidigim ve hurmet ettigim bir zatti. Vasif Cinar, Ittihat ve Terakki mektebinde hocamdi... Bu muhterem zatlarin ihram ve israri uzerine Halk Partisi'ne girerek fikirlerimizi parti icinde mudafaa etmek muvafik olacakti..." Burada dikkatle uzerinde durulacak sey, "Halk Partisi'ne girerek fikirlerimizi parti icinde mudafaa etmek muvafik olacakti." cumlesidir.
1931'de Aydin'a gelen Cumhurbaskani Ataturk'le aralarinda gecen konusma ise soyle: "Menseimi, mesguliyetimi sordular, o seneki mahsul vaziyeti uzerinde izahat aldi, mevzu dolayisiyla koylu olarak, ziraat meselelerine dair izahlarimi dikkatle dinledi. Dedi ki: 'Butun bu meselelerin halledilebilecegi kanaatiyle mi Serbest Firka'ya girdiniz?'
Onunde acik ve samimi olmak sartti: 'Halletme carelerinin daha iyi bulunabilecegi umit ve kanaati ile...' Yuzume uzun uzun bakti, 'Dogrudur, memnun oldum. Butun bu isleri daha bir muddet tek firka ile yurutmek zorundayiz. Sen cocugum, Aydin'da Halk Firkasi Teskilati'nin basina gececeksin..:' dedi.
Ucuncu Buyuk Millet Meclisi o yil intihaplari yenilemeye karar verdi ve ben dorduncu devrede, Cumhuriyet Halk Firkasi Vilayet Idare Heyeti Reisi olarak hizmette iken Aydin mebusu intihab edildim: Listeye ismimi sahsen koydurmustu."
Ataturk de cevresindekilere, "Bugun temas ettigim genc elbette bizim parti mutemetlerimizle calisamaz, sayan-i dikkat bir genctir." diyecektir.
Boylece Menderes, 32 yasinda Aydin Milletvekili olarak TBMM siralarinda oturmaya basladi. 30 yil surecek firtinali siyasi hayati, 1931 yilinda iste boyle basladi... 1946'da siyasi kaderini birlestirecegi Celal Bayar'a gelince... Bayar, ilk Turkiye Buyuk Millet Meclisi'nde Manisa mebusuydu. Cumhuriyet Halk Partisi'nin de kuruculari arasinda yer alan Bayar, 1931 secimlerinden once Is Bankasi Genel Muduru, 1931 secimlerinden sonra Bakanlar Kurulu'nda Iktisat Vekili'dir. Boylece 1946'da muhalefet bayragini acacak iki isim, ilk once CHP catisi altinda bulustu.
'Basvekil sizsiniz Adnan Bey...'
14 Mayis'ta Demokrat Parti'nin zaferinden sonra Meclis'te Fuat Koprulu'yle bas basa vererek DP hukumetinin listesini cikaran Menderes, listenin en basina Celal Bayar'i Cumhurbaskani olarak yazmisti. Fuat Koprulu Basvekil, Menderes ise Koprulu'nun yardimcisi olacakti. Gerisini Celal Bayar, "Basvekilim Adnan Menderes"te soyle anlatiyor:
"Cankaya'daki buyuk salonun bitisigindeki buromda oturuyordum. Menderes'in geldigini haber verdiler. Az sonra kapidan agir adimlarla girdi. Cekingen, mahcup bir hali vardi. Yer gosterdim oturmadi. Karsimda ayakta duruyor, ellerini ovusturuyordu. Bir sey rica etmeye gelmis mahcup insanlarin cekingenligi icindeydi. Tekrar yer gosterdim:
—Buyurun oturun Adnan Bey.
Yine oturmadi. O nazik gulumsemesi icinde yumusak bir sesle:
—Sizden bir ricada bulunmaya geldim beyefendi, dedi; beni mazur gormenizi rica ederim.
—Buyurun soyleyin oyleyse dedim, sizi dinliyorum.
—Arkadaslarimizdan birini nasil olsa hukumet kurmaya memur edeceksiniz.
Mahzur gormezseniz, Fuat Koprulu arkadasimizi tavsiye edecektim.
Oturmadi. Ayakta duruyor, ellerini ovusturarak yere bakiyordu. Benden bir karsilik bekledigi belli idi.
—Basvekil sizsiniz Adnan Bey, dedim.
Sasirdi, boyle bir sey beklemiyordu. Biraz da sanirim telaslanir gibi oldu.
—Bendeniz, Fuat Koprulu arkadasim icin ricaya gelmistim.
Ben sozumu teyit ve tekrar ettim.
—Basvekil sizsiniz Adnan Bey, Fuat Koprulu arkadasimiz da degerli bir insandir. Bilim adamidir, tecrubelidir, dil bilir. Kendisine kabinenizde uygun bir gorev verebilirsiniz. Disisleri Bakanligi'na uygun bir formasyonu vardir, saniyorum. Tabii, bu sizin bileceginiz bir istir. Kabinede herhangi bir sekilde beraber calisabilirsiniz.
Hala oturmuyor, ayakta duruyor, yuzume bakip guluyordu. Ne diyecegini kestirememis bir hali vardi.
—Sizin basvekil olmaniz yetmez, dedim. Parti liderligini de uzerinize alacaksiniz, muvaffakiyetler dilerim.
Ataturk'ten sonra Celal Bayar da Menderes'i kesfetmisti. Ataturk'un milletvekili yaptigi Menderes'i Bayar, Demokrat Parti lideri yapti. Bayar, miting meydanlarini dalgalandiran Menderes'e DP liderligi koltugunu birakirken, onun CHP'li rakiplerine karsi ortaya koydugu ustun konusma yetenegini dikkate almisti.
Demokrat Parti'ye gelinceye kadar, CHP doneminde parti baskani ayni zamanda cumhurbaskani oluyordu ve parti baskanligi gorevini de surduruyordu. Demokrat Parti ile birlikte bu gelenege son verildi. Bayar Cumhurbaskani, Menderes Basbakan, Fuat Koprulu Disisleri Bakani olmustu.
Politikanın yeni yıldızı
1931 secimlerinden sonra Ankara'ya gelen Menderes, ilk once harp yillari sebebiyle yarida biraktigi tahsilini tamamladi. Daha sonra Basbakan olarak Meclis kursusunde Menderes'e "psikopat" diyerek buyuk bir firtinaya sebep olan Recep Peker bir gun kendisine, "Tahsilini niye tamamlamiyorsun Adnan Bey?" deyince, Ankara Hukuk Mektebi'ne yazilir ve buradan diploma alir.
Menderes, Ankara'daki ilk yillarini soyle anlatiyor: "Meclis'e geldikten sonra buyuk bir dikkatle calismaya basladim. Kendimi memleket isine verdim. Hem vazifemi gordum hem de hizmet icin kendimi yetistirdim. Basvekil oluncaya kadar da, kendimi yarin icin ilzam edecek bir harekette bulunmadim... Yirmi sene icinde, herkesin pesinden kostugu Avrupa seyahatlerini bir defa bile dusunmedim. Hicbirisini aklimdan gecirmedim. Halbuki lisan biliyordum. Param vardi, faydali olabilirdim. Bilakis Meclis encumenlerinde calistim. Parti mufettisi olarak, kaza, nahiye, belediye odalarinda sabahlayarak vazife gordum..." (Avrupa seyahatlerini dusunmedim' sozu, Menderes'in o donemde Meclis'teki asil gorevlerini yapmak yonundeki politika anlayisini yansitiyor. Menderes, basbakanligi doneminde 30'a yakin dis seyahat yapmis ve Turkiye'nin aktif bir dis politika uygulamasi icin caba harcamistir. Bunun ilk adimi da Turkiye'nin NATO'ya girmesidir.)
Meclis encumenlerinde raportor olarak calismak Menderes'e sonrasi icin buyuk bir tecrube kazandirdi. Bu raportorlerin cogu sonralari encumen reisi ve bakanlik kademelerine yukseliyordu. Cunku o donemde encumenin gorevi hukumeti hesaba cekmekti. Raportorler, bakanliklarin iclerine girer, gorevlileri karsilarina alarak hesap sorarlardi. Menderes bu gorevinin yani sira, tasra mufettislikleri, halkevleri ve spor teskilati mufettislikleri gorevlerinde bulundu... (Bu basarili calismalari parti tabaninda ona buyuk bir guven kazandirdi. 1946 secimlerinde Menderes Aydin'dan milletvekili adayligini koymustu. Ancak yurt genelindeki saibeli oy sayimlari Aydin'da da kendini gostermis ve Menderes secilememisti. Buna karsilik Menderes Kutahyali secmenler tarafindan kendiliginden listeye alinmisti, boylece 46 secimlerinde Meclis'e Kutahya milletvekili olarak girdi.).
Turkiye'nin ziraat sorunlarini en yakindan bilen bir isim olarak Menderes'in ismi bu siralarda Ziraat Vekilligi (Tarim Bakanligi) icin gecti. Ismet Inonu'nun anlattigina gore, Basbakan Rustu Saracoglu, Menderes'i Tarim Bakani olarak dusundugunu soylemis ve "Istifade olunabilecek bir adam." demisti. Menderes, Tarim Bakani olmadi; ama, Meclis'e gelen Toprak Reformu Kanunu bir yildiz gibi politikada dogmasini sagladi.
CHP yoneticileri, toprak sahibi olmayan ciftcinin topraklandirilmasiyla Turkiye'nin ziraat sorunlarinin asilabilecegini dusunuyordu. Toprak Reformu Kanunu icin Subat 1945'te Meclis'te 32 kisilik bir komisyon belirlenir. Komisyon'un raportoru ise Menderes'tir. Uc ay suren muzakerelerde Menderes bu kanuna sert bir muhalefet yapti. Meclis'teki konusmalarinda soyle diyordu:
"Turkiye'nin ziraat ve iktisat alaninda bugun icinde bulundugu geri durum, toprak mulkiyet ve isletmesi rejimlerinin elverissizligi degildir... Eger hakikaten boyle olsaydi evvela hukumet kendi hususi mulkiyeti altinda bulunan ve bugun 13 milyon donum raddesinde bulunan topraklari (Hazine arazileri) sonradan hukmi tasarrufu altinda bulunan topraklarla beraber elde tutmaz, dagitirdi... Bu memleketin iktisadi kalkinmasina da destek olacak olan zirai kalkinma davasini bir plan dairesinde ve gerektigi genislik ve hacimde ele alinmadigi gibi hatta bu kalkinmayi kendi tabii seyri icinde dahi geciktirecek yollara gidilmistir."
Hukumetin 50 donumun uzerindeki butun arazileri kamulastirarak ciftcinin elindeki topraklari parcalamak istedigini belirten Menderes, yuzolcumu yetmis milyon hektari asan bir genislikte; ama nufusu henuz 20 milyonu bulmamis Turkiye'de zannedildigi gibi yaygin bir toprak sikintisi bulunmadigini aciklar. 6 milyon topraksiz koylu iddiasinin Turkiye'yi dunya karsisinda kucuk dusurdugunu anlatan Menderes, Turkiye topraklarini 50'ser, yuzer donumluk parcalara ayirmanin memleket gercekleriyle bagdasmadigini vurgular. Ciftcinin topraklandirilmasina karsi olmadigini belirten Menderes bunun yaninda mevcut uretim duzeninin zarar gormemesi gerektigine isaret eder.
Menderes CHP'den İhrac Ediliyor
Bu mucadelesine ragmen Ciftciyi Topraklandirma Kanunu, 11 Haziran 1945'te Meclis'te kabul edildi. O tarihten bir gun sonra ise siyasi tarihe "dortlu takrir" olarak gecen ve Demokrat Parti'nin dogmasina onculuk eden gelismeler baslar. Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Koprulu, CHP Meclis Grup Baskanligi'na verdikleri uc sayfalik muhtirada (dortlu takrir) ozetle su goruslere yer verdiler:
1. Anayasa ile bagdasmayan kanunlar degistirilmelidir.
2. Secimler hur bir zeminde serbestce yapilmalidir.
3. Parti tuzugunde gerekli demokratik degisiklikler yapilmali ve parti calismalari yeniden duzenlenmelidir.
4. Vatandasin siyasi haklarini kullanmalari anayasanin ruhuna uygun olarak genisletilmelidir.
Onergede imzasi olan isimlerden ikisi, Adnan Menderes ve Fuat Koprulu, CHP'den ihrac edilir. 30 Mart 1951'de hukumet programi gorusulurken, Semsettin Gunaltay'in, "Demokrat Parti'de demokrasiyi seven insanlar yoktur." sozleri uzerine kursuye gelen Basbakan Menderes o gunleri soyle anlatacaktir: "Muhterem arkadaslar, CHP'nin nizamnamesinin demokratik esaslara gore, tekrar ele alinmasini isteyen bir takrir verdik. Bu esnada Birlesmis Milletler Anayasasi Kanunu, bu kursude muzakere ediliyordu. Ben o konunun muzakeresi munasebetiyle sunlari soyledim: Birlesmis Milletler Anayasasi Buyuk Millet Meclisi'mizdedir. Biz bahtiyariz, bazi memleketler anayasalarini tadil etmek mecburiyetinde olabilirler. Bizim anayasamiz antidemokratik degildir. Yeter ki, onun hukumleri tatbike konulmaya baslansin. Bu muahedenin bize tesmil edecegi kulfet, anayasa hukumlerinin tatbike konulmasi gibi bir kulfetten, bir husustan ibarettir, dedim. Vay sen misin bunu diyen? Ertesi gun Basbakan, Allah selamet, sihhat, afiyet ve uzun omur versin. Saracoglu bir matbuat toplantisi yapiyor ve orada diyor ki; isler cok iyi gitti; ama bir catlak ses cikti. O catlak ses benim sesim. Bu catlak ses vasfini bana vermesine sebep olan hadise de, arz ettigimi beyanatim. Fevkalade mueddep, fevkalade terbiye ve usul dairesinde ve bir partinin mensubu olarak adabina tamamen uygun bir yazi ile cevapladim. Ondan sonra beni partilerinden kovdular."
DP'nın Doğusu
Celal Bayar da once milletvekilliginden, ardindan CHP'den istifa eder. Bu gelismeler, Demokrat Parti'nin dogusunun, Menderes iktidarinin ve demokratik cumhuriyete gecme cabalarinin dogum sancilariydi... Demokrat Parti, Ocak 1946'da kuruldu. Yurt genelindeki DP mitinglerinde, Menderes bir yildiz gibi parladi, Turk politika hayatinin en buyuk "siyasi polemikci"lerinden birisi olacagi daha o gunlerde ortaya cikti. Daha once iki muhalefet partisinin kapatilmis olmasi ve Turkiye'nin icinde bulundugu nazik sartlari dikkate alan Celal Bayar, DP'yi badiresiz bu surecten gecirmek icin Genel Idare Kurulu karariyla Menderes'i "Partinin tek sozcusu" yapti.
Demokrat Parti'nin 21 Temmuz 1946'da katildigi ilk milletvekili seciminde, resmi sonuclara gore CHP 395, DP ise 62 milletvekili cikarmisti. Oysa Demokrat Parti'nin sandik musahitlerinden aldigi bilgilere gore gercek milletvekili dagilimi suydu: Demokrat Parti: 279, Cumhuriyet Halk Partisi: 186. Aradan dort yil gectikten sonra, 14 Mayis 1950'de ise Demokrat Parti yuzde 53'luk oy oraniyla 487 milletvekilliginden 408'ini kazanarak yeni bir devir acacaktir. Demokrat Parti, 1954 secimlerinde de bir daha hicbir partinin erisemedigi bir secim zaferine imza atti. Yuzde 56.6 oy alan DP, 541 milletvekilliginden 503'unu kazandi. 1957'de de muhalefette CHP disinda partiler de olmasina ragmen, Menderes'in DP'si yuzde 47.7 oyla yeniden iktidara geldi. Ancak CHP, milletvekili sayisini 31'den 178'e cikardi.
Teğmen Menderes
Henuz 20 yasinda iken, Milli Mucadele'ye katildi, Firka Kumandani'nin emir subayi olan Menderes, Malta surgunleri arasinda yer alan Ali Ihsan Sabis Pasa'nin Kusadasi'ndan Milli Cephe'ye ulasmasini saglayan isimdir. General Sabis o gunu soyle anlatiyor:
"Bana refakat eden genc tegmen Adnan Bey'i dikkatle tetkik ediyordum. Yanima cagirip kendi mudafaa ve tarassut tertiplerimiz ve dusman postalari hakkinda tafsilat soruyordum. Genc tegmenin verdigi cevaplarla atesli zekasi ve dinamik karakteri dikkatimi cekmis idi; muvazzaf subay olsaydi, yanima alir ve bir kumandan olarak yetistirmeye calisir idim diye dusunmustum. Bu takdirin verdigi sevk ile kendisine ordumuzun, Yunanlilara karsi nasil tertibat almasi lazim geldigini ve bir gun yapacagimiz taarruzun nasil olabilecegini o zaman kisaca izah etmistim...
Ben o zamanki genc tegmenin bugunku Adnan Menderes oldugunun farkinda degildim. O zaman soyadi yoktu. 1949'da parti islerini gorusmek uzere Adnan Menderes ile Tesvikiye'deki mutevazi evimin bir odasinda toplanmis idik. Harbe ait resimlere bakilirken Kocarli hatirasindan bahis acildi.
-O zaman gordugum genc tegmen, narin yapili, atesli ve tig gibi bir delikanli idi. Nihat Pasa'nin kayinbiraderi oldugunu soylemisti. Siz Nihat Pasa'nin kayinbiraderi misiniz? Yoksa benim aklimda mi yanlis kalmis? dedim.
Adnan Bey:
-Evet Pasam! Hafizanizin kuvvetine hayranim. 30 sene evvel bir mulazimin soyledigi lakirdi nasil hatirinizda kalmis? Bir ordu kumandani oldugunuz halde, bir mulazimin sozlerine nasil dikkat etmissiniz, cevabini verdi" (Ali Ihsan Sabis, Harp Hatiralarim, 5. cilt.)
Hürriyet varsa sefalet olmaz
Turgut Ozal ile Adnan Menderes'in ayni politik cizgide olmalari yalnizca onlarin siyaset felsefelerindeki benzerlikten kaynaklanmiyor. Ozal ve Menderes'in ekonomik gorusleri de neredeyse birbirinin aynisi... Ozal'in cumhurbaskani secilmesinden sonra Meclis kursusunde yaptigi konusmada, Turk demokrasisinin gelecegini, "fikir, inanc ve tesebbus ozgurlukleri"nde gormesi gibi Menderes de, Turkiye'nin ekonomik kalkinmasinin ancak genis bir ozgurlukler ortaminda mumkun olabilecegini vurgulamistir.
l3 Nisan 1949'da yapilan DP Aydin Il Kongresi'nde "Uyelerden biri, 'Sefaletin bulundugu yerde hurriyet olamaz' dedi. Ben, aksini soyleyecegim. Hurriyetin oldugu yerde sefalet olamaz." diyen Menderes, CHP iktidarlarinda temel hak ve ozgurluklere getirilen kisitlamalara da karsi cikmistir: "Butun dunyaca meshur olan dort hurriyetin ve siyasi, iktisadi, ictimai butun vecheleriyle yurdumuza yerlesmesinin gaye oldugunu basbakanin lisanindan puruzsuz ifade olundugunu isitmek isterdik. Gonul isterdi ki, siyasi olgunlugun da kimsenin suphe etmesi caiz olmayan Turk milletine karsi demokratik hak ve hurriyetler mevzuunda soylenecek sozler; daha acik ve daha kesin olsun ve kurulmakta olan dunyanin ahengine uymiyacak sesler, memleketimizden isitilmis olmasin..." (Vatan Gazetesi, 14 Eylul 1945)
"Vatandasin, soz, fikir ve vicdan hurriyeti, demokrasinin temelini teskil eder. Bir memlekette demokrasi vardir diyebilmek icin de bu hurriyetin her turlu tehditten masun olmasi sarttir. Bu hurriyetlerin tehdit altinda bulunmasi veya bulunabilecegi korkusunun kalplerde hakim olmasi, kanunlarda yazili olanlar ne olursa olsun o memlekette demokrasinin yer bulmamis olmasinin sasmaz delilidir. Halbuki bilhassa son zamanlarda, Halk Partisi adina ve hesabina Millet Meclisi kursusunde, gazete sutunlarinda veyahut da parti ve secim propagandasi olarak yurdun her kosesinde ve bucaginda, vatandas hurriyetlerine karsi acik ve kapali tehditlerle dolu uzun uzun sozler soylenmekte, sutunlar ve sutunlar dolusu yazilar yazilmaktadir." (Demokrasinin temelleri, Vatan Gazetesi, 22 Haziran 1946.)
Menderes'ın Kalkınma Sevdası
Menderes, basbakanliginin besinci yilinda Meclis kursusunde yaptigi konusmada, 1950'den sonra Turkiye'nin dar kaliplari kirarak giristigi sanayilesme hamlesini su heyecan verici anlatimiyla dile getirmektedir: "Pasa hazretleri (Inonu), dis ticaret acigindan bahsettiler. Bana hangi memleketi gosterebilirler ki, buyuk envestisman devrinde, mali ve iktisadi kalkinma devrinde olsunlar da, dis ticaret acigi vermesinler. Bu eskiden kolaydi. Basit bir politikalari vardi. Sattigimiz kadar alacagimiz... Basit, bundan basiti yok ki... Eger bu demokrasi devrinde biz 'Sattigimiz kadar alacagiz' politikasini bes sene, on sene daha devam ettirmis olsaydik, halimiz nice olurdu? Demokrat Parti, genis bir iktisadi kalkinmanin vaatcisi olarak isbasina gelmistir. Biz baska bir politikanin insanlariyiz. Bizi begenmeyebilirsiniz, sizin dusuncelerinizin uzun senelerin tatbikatinda seklini ve manzarasini almis bulunuyor. 1950 Turkiyesi, onlarin manzarasini temsil etmekte, gostermektedir. Bugunku Turkiye o Turkiye'den baskadir ve baska bir istikamete teveccuh etmistir. Telefona bakiniz, abonesi bes misli artmistir. Yani nesine bakarsaniz bakiniz...
Bakiniz deste deste fabrikalar ve tesislerin milli ekonomiye katilmalarina, faaliyete gecme devresine geldiginizi ne kadar musahhas olarak gormekteyiz. Bugun isletmeye acilmasini kisa surede bekledigimiz pek muhim eserler vardir. Bunlar beyhude mi? Bunlar zaruri degil mi? Bunlar, yarinin saadetini, yarinin refahini yapacak olan tesislerdir. Bunlar vucuda getirilmedikce, yol yaptirilmadikca, kopru yaptirilmadikca, liman yaptirilmadikca, silo yaptirilmadikca, seker fabrikasi yaptirilmadikca, cimento fabrikasi yaptirilmadikca, pamugunu kendin islemedikce, pamugunu asgari fiyatla disariya satip 5 misli fiyata mamulunu memlekete getirmeye devam ettikce Turkiye denilen memleketin belini dogrultmak icin uzak bir umitle de olsa baglanmaya dahi imkan yoktur...
Koyunde mektebi, suyu olmayan, Ankara'da hastanelerde hastalar ikiser ucer kisi bir yatakta yatar, veremlilerin dortte ucu sira beklerken olurdu. 1100 verem yatagi vardi Turkiye'de. Simdi kac misline cikti? Umumi yatak sayisi kac misline cikti. Su gelmeyen kac koy kaldi, elektrigi olmayan kac kasaba kaldi? Cimento gibi, demir gibi, boru gibi, seker gibi, yekun teskil eden esas ihtiyac maddelerimizden hangisi kaldi ki, memlekette bunlarin bugun, yarin istihsal edilmesi icin bildigimiz tedbirlere basvurulmustur, yarini umitle beklemek hakkimizdir.
Siz yillar boyunca koprunuzu, yolunuzu, limaninizi, evlerinizi, mahkemelerinizi, hastanelerinizi yapmayacaksiniz, velhasil bugunku ileri dunyanin vasita ve imkanlarindan mahrum olacaksiniz. Yuz sene, iki yuz sene atalet, rehavet icinde oturacaksiniz, sonra bir gunde bir ayda, bir senede, hatta uc, bes senede refahin ileri kademesine gideceksiniz. Keramet mi var iktidarda? O zaman vaatlerini yerine getirmemislerdir, diyenler o gun soylediklerinden bugun nasil uzuntu duyuyorlarsa, bugun soylenip de zapta gecen sozlerinden yarin daha fazla uzuntu hissedeceklerdir.
'1945 İle 1950 Türkiyesi'ni Kıyaslayın'
Yeni yol yapmayacaksiniz, kopru yapmayacaksiniz. 50 bin traktor getirmeyeceksiniz. Liman yapmayacaksiniz, baraj yapmayacaksiniz, sulari kurutmayacaksiniz, sulama tesisati yapmayacaksiniz; bunlarin hicbirisini yapmayacaksiniz. Durdugu yerde sizin butceniz, kalkacak 7 milyar olacak, milli geliriniz su seviyeye yukselecek... Biz ne yaptik, ne yapmadik? Lutfen su 1945 Turkiyesi ile 1955 Turkiyesi'ni mukayese ediniz. 1945'te TC Ziraat Bankasi'nin ikrazat yekunu umumisi 130 milyon lira idi. Bugun bu sene 1955 senesinin Ziraat Bankasi brut kari 150 milyon lira olmustur. 10 sene evvelki Turkiye'ye bakin, bir de bugunkune...
1956–57 seker kampanyasinda 300 bin ton seker uretecegiz. Eger 120 bin ton seker kapasitesi icinde kalsaydik, 180 bin ton seker ithal edilecekti. 30 milyon dolara yakin bir para tutuyor. Bugun uretimde 1950 standartlarinda kalmis olsaydik, sadece bu yatirimlardan dolayi 100150 milyon dolar fazla odemek zorunda kalacaktik...
Bir memleketin en buyuk serveti nufusudur. Halbuki nufusu biz oteden beri dert diye telakki etmisiz. Cunku memleketin hicbir servetinden istifade edilmemis ve vatandas emeginin kiymetlendirilmesi cihetine gidilmemistir. Bu sebeple de memleketin en buyuk serveti olan nufusu, memleketi idare edenler bir bela seklinde gostermek gibi cok acinacak bir hale dusmuslerdir. Ama o gunler tarihe karismistir." (Aralik 1955, TBMM kursusu)
Kabuklarini kiran Turkiye
Menderes, gercekten de fakir bir Turkiye devralmisti. Turkiye'nin 1947 butcesi bir milyar 139 milyondu. 1951 butcesi, 1 milyar 582 milyon, 1952 butcesi bir milyar 668 milyon, 1951 yatirim butcesi 577 milyon, 1952 yatirim butcesi ise 692 milyon lira... Cumhuriyet'in kurulmasindan sonra Ataturk doneminde buyuk eserler verildigini vurgulamakla birlikte, Ataturk'ten sonra Turkiye'nin yerinde saydigini, dunyanin ilerleme hizi karsisinda da "gerileme" surecine girdigini ozenle vurgular:
"Hic suphe yok ki Cumhuriyet, maddi ve manevi, milletimizin ve yurdumuzun cehresini tamamen degistirecek onemde ve olcude eserler vermistir. Ancak bunlarla yeterlenmeye imkan yoktur. Cunku butun dunyanin ilerleme temposu o kadar hizlanmistir ki asirlarin dunya ile aramiza koydugu mesafeyi muhafaza etmek dahi guclesmistir. Halbuki mesafeyi azaltmak ve yetismek zorundayiz." (21 Mayis 1945, Meclis kursusunden)
"Iktisadi ve mali goruslerimizin esasi, bir taraftan devlet mudahalelerini asgariye indirmek, diger taraftan iktisadi sahada devlet sektorunu mumkun oldugu kadar daraltmak ve buna emniyet vermek suretiyle hususi tesebbus sahasini mumkun oldugu kadar genisletmek diye ifade olunabilir. Cunku bize gore hususi mulkiyet ve sahsi hurriyete dayanan bir iktisat rejiminde, iktisadi sahanin asil olarak ferde veya sirket halinde hususi tesebbuse ait olmasi lazimdir." (Mayis 1950)
"Iktisadi cihazlanma suratlendirilecek, memleketteki mevcut sermayenin uretime akmasi kolaylastirilacak... Ticari sahada ic ve dis sartlarin mudahaleyi zorlamadigi hallerde isi serbest ve normal kaidelere birakmak asil olacaktir." (Mayis 1950)
Turkiye'nin o donemde agirlikli olarak bir tarim toplumu olmasini goz onune alan Menderes, Turk ciftcisine adeta yeni ber ziraat anlayisi sunmustur. "Nufusumuzun yuzde sekseni ziraatla mesgul bulunmakta, Turkiye'de ziraat milli ekonominin, ticaretimizin ana kaynagini teskil etmektedir. Bunun icindir ki, milli gelirin artmis ve her sahada kalkinmanin ana sarti bu temelin kuvvetlenmesi suretiyle mumkun olabilecektir." diyen Menderes, iktidarinin ilk yilindaki bir Bakanlar Kurulu toplantisinda da sunlari soylemektedir:
"Turkiye'nin yuzde sekseni koylerde yasiyor. Koylerde uretim topraga baglidir. Toprak iyi tohum ister, gubre ister, makine ister, sulama ister... Koylumuz bunlari bir basina yapamaz. Devlet olarak ona elimizi uzatmamiz gerekli. Ziraat Bankasi yolu ile, kooperatifler yolu ile ucuz faizli krediler saglayacagiz. Koylumuz bunlari kullanarak makine alacak. Tohumunu islah edecegiz, onu ekecek. Ucuz gubre saglayacagiz, onu kullanacak. Bunlar da yetmez. Malini pazara goturebilmesi icin yolunu yapacagiz, sagligini koruyabilmesi icin icme suyunu getirecegiz. Saglik memurlarini ayagina kadar goturecegiz. Bu da yetmez. Mahsulunu deger fiyatiyla satmasini temin edecegiz. Topraga dayanan istihsal deyince, buna karayollari politikasi, demiryollari politikasi, buyuk sulama tesisleri, limanlar girer... Butun bunlari yapmak icin paraya ihtiyac vardir. Maliye Bakani arkadasimiz, kesenin agzini acmanin carelerini arayacaktir."
Halk ihtilalini nasıl önledi?
Menderes, 27 Mayis ihtilalinin ardindan, bu ihtilale hukuksal mesruluk kazandirmakla gorevli "hukuk profesorleri"nin telkinleriyle kurulan Yassiada mahkemelerinde 9 ayri davadan yargilandi. Bunlarin belki de en garip olani anayasayi ihlal davasiydi. 1946'da, CHP'ye anayasanin tam uygulanmasi icin muhtira veren ve bu sebeple CHP'den ihrac edilen Menderes, anayasayi ihlalden yargilaniyordu. Peki gercek Menderes kimdi? Bir halk isyanini nasil onlemisti?.. Herkes Yassiada durusmalarinin ilk gununde cikip, "Adil yargilama yapacagina inanmadigim bu ihtilal mahkemesini reddediyorum." demesini beklerken o nasil konusmustu?.. Ihtilalin liderligine getirilen Cemal Gursel'in mektubunda yer alan, "Bayar'in yerine Menderes Cumhurbaskani olmali." sozlerini avukati Burhan Apaydin'a nicin okutmadi? Demokrat Parti destekli bir askeri darbe girisimine nasil engel oldu?..
1947'de daha muhalefetinin ikinci yilinda Demokrat Parti'de, "kanun yolundan hareketten umidini kesmis ve bir halk isyaniyla iktidari degistirmek isteyenlerin" one surdugu fikirler dalga dalga yayilmaktadir. Partinin temel politikalarini belirlemek icin "Ana Davalar Komisyonu" adiyla bir komisyon kurulur, komisyonun baskani da Menderes'tir. Olayin gerisini DP iktidarlarinin ikinci adami Samet Agaoglu anlatiyor:
"Sarol (Mukerrem Sarol) ve ben de uye idik. 1946 secimlerinde yapilan haksizliklar, kanunsuzluklar, Halk Partisi iktidarinin uyguladigi otoriter rejim, halkin sefaleti, geriligi uzerine konusuluyor, herkes bir fikir ileri suruyordu. Ben ve Sarol, memleket durumunu Fransiz inkilabindan az onceki manzarada gordugumuzu, gerekirse bir halk ayaklanmasinin bile dusunulebilecegini soyledik. O dakikaya kadar soze karismayan Adnan Bey birden biraz da sert bir tonla, 'Durun efendiler' dedi, 'Biz bu partiyi yalniz ve yalniz kanun yollarindan yurumek, secim kanalindan gecmek sartiyla kurduk. Bunun otesinde bir hareket sekli kabul etmiyoruz, edemeyiz. Hatta boyle bir bahsin konusulmasina bile tahammulumuz yoktur. Aksini dusunenler ayrilir gider, kendilerine gore bir parti kurarlar'..."
Izmir'de birkac gun hapiste yatan Agaoglu soyle devam ediyor: "Beraat ettik. Adnan Bey netice alinincaya kadar bize 'Sayet kanunsuz hareket ettiginiz sabit olursa kusurumuzu kabul ederek cezamizi cekeriz: Zulum kanunlarini degistirmeye calisacagiz; ama bu oluncaya kadar da emirlere uyacagiz.' telkinini durmadan yapti..." Oyle ki Demokrat Parti'deki bu calkalanma, General Sadik Aldogan ve dort arkadasinin ihracina ve Demokrat Parti Meclis Grubu'ndan 21 kisilik kopmaya yol Acmistir.
1950 Secımınden Az Oncekı Ihtılal Teklıfı
Menderes hukumetlerinin degismez isimleri arasinda yer alan ve Demokrat Parti'nin de onde gelen kurmaylarindan Samet Agaoglu, Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle sonuclanan 14 Mayis secimlerinden az onceki ihtilal teklifini soyle anlatiyor: "1950 secimlerinden az once birkac subayin Halk Partisi ve Inonu'yu iktidardan darbe ile uzaklastirmak teklifini Bayar ve Menderes, 'Bizim icin iktidar ancak secim yoluyla geldigi zaman mesrudur.' diyerek reddetmislerdir. Bu subaylar daha sonra 27 Mayis ihtilaline katilacaklardir."
1950 secimlerinin az sonrasi ise Demirkirat'ta soyle anlatilmaktadir: "(Gazeteci Orhan Birgit anlatiyor) Gecenin ilerlemis bir saatiydi. Telefon caldi, actim. Santral, Birinci Ordu Komutani Orgeneral Noyan'in parti mufettisi Sadi Irmak'i aradigini soyledi. Orgeneral Noyan, Irmak'a eger Cumhurbaskani Hazretleri yesil isik yakarsa, secimlere komunistlerin hile karistirdigi varsayimiyla mudahale edebileceklerini ve Milli Sef'in emirlerini beklediklerini soyledi..." Demirkirat'ta devamla, "Hatta bazi subaylarin iktidari devretmezse Ismet Pasa'ya karsi bir darbe hazirligi icinde olduklarindan soz ediliyordu." denilmektedir.
Menderes, hukuk fakultesini bitirmisti, bir kanun adamiydi, mesruiyet adamiydi. Onun bu tavri kendisini Yassiada davalarinda da gosterdi.
Yassiada'daki durusmalar 14 Ekim 1960'ta basladi. Yuksek Adalet Divani Baskanligi'na getirilen Yargitay Birinci Ceza Dairesi Baskani Salim Basol, yillar sonra soyle diyecektir: "En buyuk korkum Menderes'in kalkip, 'Siz bizi yargilayamazsiniz, sizi tanimiyoruz' demesiydi..." Oysa Menderes'in agzindan bu sozler hic dokulmedi. Sadece tek kisilik hucrede yasadigi istirap dolu gunlere isaret etti: "Sadece usule ait maruzatta bulunacagim. Bir insanin, haklarini butun etrafiyla mudafaa edebilmesi icin, muayyen sartlarin mevcudiyetine luzum vardir kanaatindeyim. Ve maruzatimi takdir buyuracaginizdan eminim... Bendeniz bes aydan beri, tamamiyle tecrit edilmis vaziyette bulunuyorum. Bir tek odanin icinde ve gunun 24 saatinde, her saat degisen bir nobetci subay beyin nezareti altinda, hicbir kelime konusmak imkani olmamak sartiyla yasiyorum. Bu itibarla konusma takatim ve akli melekatim, hakikaten zaafa ugramis bulunuyor... Arzum sudur: Bana imkan verecek, moralimi, asabimi duzeltecek bir rejimin tatbiki. Nobetci subay beyle bir kelime dahi konusmaya mezun degilim. Bes aylik mecmu konusmalarim, on on bes saati gecmez. bir maznun huzurunuza boyle gelecek olursa, haklarini mudafaa etmekte, moralitesinin buyuk bir kismini kaybetmis olduguna emin olmanizi istirham ederim. Bendeniz huzurunuzda kumandan beyefendiye sukranlarimi arz ederim ve yine huzurunuzda, subay beylerin nazik muamelelerine tesekkur ederim. Ancak hicbir kelime konusmadan gunun yirmi dort saatinde karsi karsiya bulunmaktayim..."
"Reis Beyefendi" diye baslayan ve "Konusma melekemi kaybetmek uzereyim." diyen isim, daha 5 ay once Turkiye Cumhuriyeti'nin basbakani olan Adnan Menderes'ti... Menderes, ihtilal mahkemesine yonelik bu nazik tavrini durusmalar boyunca da surdurdu. Fakat durusmalarin bir sahnesi var ki, Menderes, avukati Burhan Apaydin'i susturmasaydi belki de davalarin seyri butunuyle degisecekti.
Gursel: Menderes Cumhurbaskanı Olsun
DP iktidarinin son gunlerinde Kara Kuvvetleri Komutani Orgeneral Cemal Gursel, Milli Savunma Bakani Ethem Menderes'e 3 Mayis 1960'ta bir mektup yazip, Cumhurbaskani Celal Bayar'in istifa etmesi gerektigini, yerine de Menderes'in gecmesi gerektigini vurgulamisti. Yassiada'da aciklanan mektupta bu cumle soyle yer almisti: "Cumhurbaskani istifa etmelidir. Cunku butun fenaliklarin bu zattan geldigi hakkinda memlekette umumi bir kanaat vardir..." Oysa mektubun gercek metninde, Turkes'in ifadeleriyle, "Bayar'in istifa etmesi, yerine Menderes'in cumhurbaskani olmasi iyi olacak. Cunku halen DP'nin hatalarina ragmen buyuk halk kitlesi Menderes'e muhabbet beslemektedir. Ona guvenmektedir. Boyle bir degisiklik memleketi yatistirir." denilmekteydi. Mektubun aslini aciklamak icin Menderes'ten habersiz mahkemeye bir dilekce veren Avukat Burhan Apaydin olayin gerisini Demirkirat'ta soyle anlatiyor: "O arada bir diyeceginiz var mı diyen Salim Basol'un sesini duydum. Duyunca basimi kaldirdim. Adnan Menderes mikrofondaydi. 'Bir maruzatim var' dedi. Birden sasirdim. Cunku Adnan Menderes, mahkeme baskani soz vermeden, gel demeden imkani yok iskemlesinden kalkmaz. Ve cogu defa da soz verilmezdi... Simdi mahkeme baskanindan soz istemeden Adnan Menderes'in kalkip mikrofonun basina gelisi dikkat cekici bir olay. Derhal anladim her seyi. Menderes soze, 'memleketin ve devletin yuksek menfaatlerini korumanin herkes icin gorev oldugunu' belirterek basladi. O arada, 'Devlet baskanliginin isminin bu mukaddes cati altinda gecmesini memleket menfaatlerine uygun bulmuyorum.' dedi. Ve basini hafif cevirerek bana bakarak, 'Sayin avukatimdan talebini geri almasini rica ediyorum.' dedi..." Boylece Gursel'in tarihi itirafi Yassiada gundemine alinmadi, Burhan Apaydin da birkac gun sonra tutuklandi.
Celal Bayar, Yassiada'daki yargilamalarda bitkin dusen Menderes'in Anayasa'yi ihlal etmekle suclanmasini soyle tasvir ediyor: "Kaderin ne aci bir oyunudur ki, butun hayatinca mesrulugu bu olcude savunmus, kanun icinde kalmak konusunda bu olcude titizlenmis, milletten baska baski kaynagi olamayacagina iman etmis bir devlet adami, anayasayi cignemek iddiasiyla daragacinda can verdi!.. Hicab etsin tabiat, yerde kalmis kabiliyetten!.."
Dp, 1950 Secımlerını Boykot Edecektı
Celal Bayar, saibeli gecen 1946 secimlerinin Demokrat Parti tabaninda meydana getirdigi infial ve o atmosferde filizlenen "demokrasi disi arayislari" anlatirken Menderes'in DP'yi mesruiyet sinirinda tutma cabalarini butun ayrintilariyla anlatiyor. Basbakan Recep Peker'in, Meclis'in acilmasinin daha ilk gunlerinde kursuden Menderes'e 'Psikopat' demesi uzerine DP milletvekilleri Meclis'i terk etmisti. Bayar, DP'nin bir sure devam eden "Meclis Boykotu"nun Menderes'in israriyla sona erdigini vurgulamaktadir.
Ancak DP'nin Meclis'e donmesi care olmadi, DP uzerindeki baskilar suruyordu. Bu ortamda 7 Ocak 1946'da Ankara'da toplanan DP kongresi "Hurriyet Andi"ni kabul etti. Kongre, Genel Merkez'e gerekirse "Sine-i Millet"e donme yetkisi verdi. Bu sirada CHP ileri gelenleri gizli bir toplantida "DP'yi kapatma"yi tartisiyor, Recep Peker kapatmaya karsi cikiyordu.
Cumhurbaskani Ismet Inonu, bu gerginligi bitirmek amaciyla Basbakan Peker ve muhalefet lideri Bayar ile gorustu, ikisini Cankaya Kosku'ne cagirdi. Bu gorusmeden sonra unlu "12 Temmuz Beyannamesi"ni yayinlayan Inonu, "Ihtilalci bir tesekkul degil, bir kanuni siyasi partinin iktidar partisinin sartlari icinde calismasini temin etmek lazimdir. Bu zeminde ben Devlet Reisi olarak kendimi her iki partiye karsi musavi derecede vazifeli goruyorum." dedi. Demokrat Parti Meclis Grubu sert tartismalardan sonra 12 Temmuz Beyannamesi'ni kabul etti; ancak firtina henuz bitmemisti. Sert muhalefet yanlisi General Sadik Aldogan ve dort arkadasi DP'den ihrac edildi. Ardindan partinin dort yonetim kurulu uyesi daha ihrac edildi. Bu ihraclari protesto eden 10 milletvekili daha DP'den kopunca, DP 21 milletvekilini kaybetmis oldu.
Demokrat Parti o donemde yapilan ara secimleri boykot etti. DP'nin ikinci buyuk kongresi 1950 secimlerinden once boylesine kritik bir ortamda yapildi. Celal Bayar 1950 secimleri oncesini soyle anlatiyor:
"Hemen butun delegelerin ortak endisesi, 950 secimlerinin 946 secimlerine benzemesi idi. Kongre buna careler arastiriyordu. Birlesmis Milletler Anayasasi'na dayanarak zulum yapan idarelere karsi ihtilalin hak oldugunun hukuki temellerini arastiranlar bile vardi... Bunlara tek tek cevap verdim. Ihtilal partisi degiliz dedim... Iktidar partisi sozculerinin, sonradan 'Milli Husumet Andi' diye gurultusunu kopardiklari Hurriyet Andi, Ana Davalar Komisyonu'nda (DP'de temel siyasi konulari tartisan komisyon) muzakere ediliyordu. Bu komisyona yine Adnan Menderes baskanlik etti. Ana Davalar Komisyonu'nun hazirladigi rapor, kongrede oybirligiyle kabul edildi. Hukumeti, yoneticileri uyariyor, milletin haklarini korumaya kararli oldugunu acikliyor, 1946 secimlerini tekrara niyeti olanlarin millet husumeti ile karsi karsiya kalacaklarini kesin bir dille anlatiyor, eger bu hakli savunmayi alisilageldigi gibi, 'ihtilal cikarmak' yaygarasiyla karsilamaya heves edenler varsa, bunlara da cevabini veriyordu..."
CHP iktidari bunun uzerine bir bildiri yayinlayarak, DP'nin kardes kavgasina yol actigini, sartlar devam ederse, yeni kanunlarla yeni tedbirlerin getirilecegini sert bir dille acikladi. CHP Denizli Milletvekili Abidin Ege, "Hukumet ve ordu, partimizin direktifleriyle hareket eder. Ordu ve butun kuvvetler bizde iken hasimlarimiz ne yapabilirler? Bizi iktidardan devirmek isteyenleri bir anda yok ederiz." sozlerini kullandi.
Bu kargasa ortamina ragmen, Menderes ve arkadaslarinin cabasiyla Turkiye 1950'ye kadar "ihtilalsiz" geldi. Ama ne yazik ki, "ihtilal kabusu", 27 Mayis 1960'ta yine Menderes'in onune cikti ve bu kez onu hedef almisti.
Menderes ve ordu
Adnan Menderes'in 10 yillik basbakanligi suresince ordu ile olan iliskileri, uzerinde en fazla spekulasyon yapilan konularin basinda geliyor. Onun Silahli Kuvvetler icin, "Battal Gazi'nin ordusu gibi..." dedigi bile ileri suruldu. Bu 10 yillik donemin Cumhurbaskani olan Celal Bayar, Menderes'in orduya bakisini soyle anlatiyor: "Menderes'in 'Buyuk ve kuvvetli Turkiye' idealinde ordu en onemli parcalardan biri idi. Bu itibarla, basvekil oldugu gunden baslayarak orduya dusunce ve calismalari icinde buyuk bir yer ayirmistir. Ordu, Devlet Baskani olarak benim de uzerinde titizlikle durdugum bir konu idi. Genelkurmay Baskanligi'ndan ve Milli Savunma Bakanligi'ndan ordumuz uzerindeki gerekli bilgileri topluyordum. Bu munasebetle basvekil Adnan Menderes'le bir gorusme yaptim. O sirada henuz bir aylik Basvekil oldugu halde, Kara, Hava ve Deniz Kuvvetlerimiz hakkinda cok ayrintili bilgileri oldugunu memnuniyetle gordum. Bendeki bilgileri dogrulayarak sunlari soyledi: Hukumet olarak, butcenin otesinde bir ilgi ile orduyu ele almak kararindayim. Ordunun pek cok teknik ihtiyaclari var. Bunlari temin etmek gerektir. Ordu personelinin imkanlari sinirlidir. Askeri ataseliklerden ote, dunya ordulari ve halklariyla iliskisi yok gibidir. Egitim ve ates gucumuzun artmasi icin, Ikinci Dunya Savasi tecrubelerinden faydalanmalari, bu savasa katilmis dost memleketlerin ordulariyla iliski kurmalari gereklidir. Yeni silahlara sahip olmak yetmez. Bu silahlari kullanmak icin yeni bir zihniyete de sahip olmak icap ettigini dusunuyorum. Ordunun erine kislasi, subayina meskeni yoktur. Kislasiz, cadirlarda barinan orduya nasil modern ordu diyebiliriz? Milli Savunma Vekili'ne gerekenleri soyledim, hazirlaniyorum.
Demokrat Parti'nin bir aylik basvekili, ordu icin bunlari soyluyordu. Ordu uzerindeki hukumet calismalarina ben de katildim. 18 Temmuz'da Deniz Kuvvetlerimizin Marmara'da bir tatbikati vardi. Bu tatbikati izlemeye beraberce gittik. Amiral Sadik Altincan'in idaresindeki bu tatbikat gercekten basarili idi. Insan gucunun iyi calistigi apacik gorunuyordu. Buna teknik gucu eklemek gerekti. Kumandanlarla birlikte Yalova'ya gectik. Basvekil, Genelkurmay Baskani, Milli Savunma Vekili, kuvvet komutanlari benim baskanligimda toplandilar. Orduda yapilmasi gerekenleri konustuk. Eldeki imkanlar ihtiyaclara nispetle findik gibi kaliyordu. Fakat asla yilgin degildik. Butun bunlarin sirasiyla orduya saglanacagini temin ettim. Alti saat suren toplanti sona erdikten sonra Basvekil'le yalniz kaldik. Adnan Bey guvenli bir iradenin icinde idi. Guluyordu. Bana, "Yardimlarinizla butun bu ihtiyaclari karsilayacagiz, hatta fazlasini da insaallah saglayacagiz. Bu hizmete susamis mubarek insanlar, adeta elsiz, ayaksiz birakilir mi?" dedi.
Orduda "Dokuz Subay" olayi patlak verdigi zaman, Adnan Menderes buna, basvekil olmaktan ote buyuk olcude uzulmustur. Cunku basvekil, ordunun kendi kumanda zinciri icinde politikanin disinda yasadigini kabul ediyordu. Ataturk ordusunun gunluk politikaya girmeyecegine ve hele millet iradesine dayanan bir hukumete karsi silahli hareketi aklindan gecirmeyecegine inaniyordu. Menderes icin ordu, milletin politika disina cekilmis bir parcasidir... Olayla cok yakindan ilgilendi. Fakat ordunun politikaya girmeyecegi konusunda oyle koklu bir guveni vardi ki, temel arastirmalara bu yuzden gidemedi. Ben 'Dokuz Subay' olayini son derece dikkate deger bulmustum. Basvekil ve kabineyi de bu konuda uyardim. Olaya karisanlarin icinde 1946'larda Demokrat Parti olarak bize hukumet darbesi teklif eden Cemal Yildirim vardi. Cemal Yildirim'i Istanbul'da, Selahattin Guvendiren'in evinde Adnan Menderes ile beraber dinlemis, kendisine beraber nasihat vermistik. Apacik gorunuyor ki, bu hevese tutulmus subay bizim ogutlerimizden de, olaylardan da gerekeni almamis ve tutkusunun icinde yeni maceraya yollanmisti. Basvekil bunlardan hepsini hatirlamisti, bilmekte idi. Fakat oyle iken temel arastirmalara gitmedi. Ben kendisini bu konuda, 'oglunun sucunu tahkik etmek istemeyen mustarip bir babanin hali' icinde gordum. Subaylar beraat ettiler veya ettirildiler. Muhbir subay (Samet Kuscu) mahkum oldu. Basvekil, Milli Savunma Vekaleti'ne yeni bir tayin yapmayi bu konunun kapanmasi icin yeter gordu.
Ordu icin, surada burada soyledigi iddia olunan yakisiksiz yakistirmalar, aradan yillar gectigi halde hala sahitsizdir, cunku soylenmemislerdir..."
Dokuz subay olayi nedir?
Aralik 1957'de Kurmay Binbasi Samet Kuscu, bazi DP yoneticileri ile temas kurarak bazi subaylarin darbe hazirligi icinde olduklarini ihbar etti. Kuscu'nun isimlerini verdigi kurmay albaylar Cemal Yildirim, Naci Askun ve Ilhami Barut, Yarbay Faruk Guventurk, Binbasi Ata Tan, Yuzbasi Kazim Ozfirat ve Yuzbasi Hasan Sabuncu tutuklandilar. Harbiye'de dort ay tutuklu kalan bu subaylar daha sonra genelkurmay baskani olacak olan Cemal Tural baskanligindaki askeri mahkemede yargilanarak beraat ettiler.
Arapca ezana CHP de oy verdi
Celal Bayar anlatiyor: "1950 yilinda Demokrat Parti Meclis Grubu'nda bu konu ele alindi ve buyuk cogunlukla, yasagin kalkmasi, dileyen muezzin diledigi dilde ezani okuma serbestligi taninmasi kabul edildi. Gerekcesi de sudur: Mueezzin caminin icinde Allahuekber dedigi zaman suc degil, fakat caminin bir parcasi olan minarede Allahuekber dedigi zaman suc...
Belli ki, ileriye goturulmesi uygun bulunmamis (Ataturk tarafindan) bir devrimin ilk basamagindan ibarettir. Ne laik devlet anlayisimiz, ne demokratik devlet anlayisimizla bir Islam reformuna gitmeyi dusunemeyecegimize gore, bu tezatli durumu duzeltmekte bir beis gorulmemistir. Nitekim Arapca ezan okumayi yasaklayan kanun maddesini Ceza Kanunumuz'a koyan Cumhuriyet Halk Partisi de Buyuk Millet Meclisi'nde teklifi desteklemis ve parti sozcusu Cemal Resit Eyuboglu kursuye gelerek: 'Arapca ezan meselesinin bir ceza konusu olmaktan cikarilmasina aleyhtar olmayacagiz. Boylece tasari, partilerin musterek mali olarak kabul edilmelidir.' demistir. Bu kanun, butun partilerin ittifaki ile Meclis'ten gecti. Fakat 19 yil sonra hala yazarlarimiz ve bazi aydinlarimiz Demokrat Parti'niin iktidara geldigi ilk gun Arapca ezan yasagini kaldirmakla gericilige taviz verdigini soylemeye ve Demokrat Parti'yi suclamaya devam ediyorlar."(Basvekilim Adnan Menderes)