Frithjof
Bronz Üye
-
- Katılım
- Kasım 16, 2022
-
- Mesajlar
- 3,440
-
- Tepkime puanı
- 3,533
-
- Puanları
- 139
-
- Konum
- Bâbil

"Sinema, filme alınmış tiyatrodur.''
Robert Bresson
İran Sineması'nın yetişmiş en büyük yönetmenlerinden olan Mohsen Makhmalbaf'ın sinematografisindeki en çarpıcı, en zor yapım olarak duruyor önümüzde Salaam Cinema. Andrei Tarkovsky'den sonra pek göremediğimiz insan psikolojisinin sanat karşısındaki reflekslerini tahlil etme, Salaam Cinema ile doruklara çıkıyor. Filmin herşeyi bir yana, konusu ve yüzlerce amatör oyuncuyla çekim yapabilme zorluğuna katlanma arzusu bile, Makhmalbaf'ın sinema için neler yapabileceğinin daha doğrusu nice meşakkat ve fedakarlıklara katlanabileceğinin kanıtı. Zaten Makhmalbaf ailesinin tüm bireylerinin saygın yönetmen oluşunun, Makhmalbaf'ın sinemaya hangi payeyi verdiğinin apaçık göstergesidir.
Filmin konusu hakkında daha önceden hiçbir veriniz yoksa, film başlar başlamaz 'neler oluyor, yoksa kamera arkası mı bu?' demeniz işten bile değil. Zira binlerce kişinin stüdya kapısına yığılması, ekmek ve iş kuyruklarını andıran müthiş izdiham ve yerel halktan amatör bireylerin Makhmalbaf'ın karşısında oyunculuk performansı göstermesine, sinema adına pek mana veremiyorsunuz. Ama Makhmalbaf, sinema dersini sinema olarak önümüze koyuyor ve kayış tam da bu noktadan sonra kopuyor.
Sinemanın yüzüncü yılı için bir film çekeceğini söyleyen Makhmalbaf, bu filmde oynayacak kişileri seçmek için gazeteye ilan verir ve binlerce kişi oyuncu olabilme sevdası uğruna kapılara dayanır. Birbirini ezenler, ikide bir üstünü başını düzeltenler, oyuncu olabilme sevdasıyla gözleri ışıl ışıl olanlar, hepsi ama hepsi gerçek hayattan tepkiler verir bu esnada ve deneme çekimlerine katılmadan daha, sinemanın gerçeksi oyuncuları olurlar farketmeden.
Ve nihayetinde Makhmalbaf'ın karşısına tek yada üçlü-beşli gruplar halinde çıkıp oyunculuk performanslarını sergilerler. Bu süreçten sonra, sinemanın daha doğrusu oyunculuğun ne denli zor ve meşakkatli bir yol olduğu oradaki amatör oyunculardan çok biz izleyiciler tarafından keşfedilir. Ağlamalarını ister Makhmalbaf, gülmelerini, kurşun karşısında yere düşmelerini, en sevdiği rolü oynamalarını, taklit yapmalarını. Taklit esnasında kendini hangi oyuncuya benzettiğini soran Makhmalbaf'a hep büyük isimler verilir: Tom Cruise, Jackie Chan, Paul Newman vs. Özellikle kendini Paul Newman'e benzeten kişinin benzerliği epey dikkat çekiyor, hele onu taklit ettiği sahnede Paul Newman'in gençliğini görüyor gibi oluyoruz.
Filmin herşeyi bir yana, iki genç kızın oynadığı sahne sinemanın gelmiş geçmiş en güzel performanslarını barındırır içinde. Makhmalbaf genç kızları inanılmaz zor imtihanlara sokar, durduk yere ağlayın der, ağladıkları esnada gülün der, şarkı söylettirir, ters sorularla hedef şaşırtır vs. Tam da bu esnada kızlardan biri dayanamaz ve Makhmalbaf'a acımasız olduğunu, bu kadar sert ve zor deneme sürecini kabullenemediğini anlatır. Mohsen Makhmalbaf hiçbir zaman unutumayacağımız şu cümleyi söyler kıza : "Acımasız Olan Sinemadır!".
Aynı kızlara bundan sonra yumuşak davranır Makhmalbaf ve kendi yerine oturtur bu iki genç kızı. Kendilerine yerini verir ve gelecek kişilerin performansını değerlendirin der. Makhmalbaf'ın acımasızlığından ve zorluğundan dem vuran iki genç kız, yönetmen koltuğundadır artık ve performansları onlar ölçecektir. Hemen deneme yapılacak kişileri içeri alırlar ve bu kişilere binbir türlü zorluk çıkarırlar. Makhmalbaf tam o esnada gelir ve yerlerinden kaldırır. Adeta, trende yolcu olmakla makinist olmak arasındaki farkı anlatır ve bizi büyüler bu deneme tavrıyla.
Sinema adına gerçekten çok özgün ve başarılı bir proje Salaam Cinema. Mohsen Makhmalbaf'ın sinematografisini bir iki film hariç hatmetmiş olan ben, Salaam Cinema'yı apayrı bir yere koyuyorum. Sinemanın gerçeksi,yarı gerçeksi ve yanılsamaya elverişli unsurlarını oldukça yalın ve hayatın içinden bir dille ele alan Makhmalbaf, İran Sineması'nın Şah sonrası aldığı yolun kılavuzunu sunuyor adeta önümüze.
Ve bir diğer güzellikse, filmin başlarında bir genç kız Makhmalbaf'a oyunculukta gözü olmadığını, sevdiği kişinin uzaklarda olduğunu ve dolayısıyla filmde oynar ve film Cannes'da ödül alırsa, bu sayede ülke dışına çıkıp sevdiği kişiye ulaşabileceğini söyler. Güzelliğe bakın ki; bu genç kızı oynayan Shaghayeh Djodat, 1995 yılında Salaam Cinema'da bu deneysel roldeyken, Makhmalbaf'ın 1996 yılında çektiği ve ödüle boğulan o muhteşem şiirsel filmi Gabbeh'te başrolü oynamıştır. Kimbilir, belki şimdi sevdiği kişiye ulaşmış ve huzurlu dünyasından Mohsen Makhmalbaf'a selam gönderiyordur, bizim gibi...