Abdülhamid'in sürgün edilmesi
Selanik’te Türkiye tarihi açısından çok önemli ancak önemi kadar bilinmeyen Alatini Villası. Burası Balkan Harbi nedeniyle şehrin ve padişahın düşman eline geçme tehlikesi karşısında apar topar boşaltıldığı tarihe kadar üç buçuk yıl sürgündeki Abdülhamid’e ev sahipliği yapmıştı.
31 Mart Vakası olarak bilinen isyan Selanik’ten gelen Hareket Ordusu tarafından bastırılmış, akabinde de Meclis-i Mebusan 27 Nisan 1909 günü Sultan Abdülhamit’in hal edilmesine karar vermişti. Bir heyet durumu kendisine bildirdi. Sultan ömrünün kalan kısmını Çırağan Sarayı’nda geçirmek istediğini heyete beyan etti.
Oysa, daha önce İttihat Terakki’nin önde gelen isimlerinden Talat Paşa Hareket Ordusu Komutanı Mahmut Şevket Paşa’yı sürgün yerinin İttihat Terakki merkezinin de bulunduğu Selanik olması konusunda ikna etmişti.Selanik’e gidecek olması sultanı endişelendirdi.Kendisine ‘’Hayatınız emvaliniz ve aileniz milletin kefaletindedir.
Le Petit Parisien dergisinin 16 Mayıs 1909 tarihli sayısının kapağında Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesi kararının tebliği tasvir edilmiş (üstte). Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’in 33 yıl boyunca ikamet ettiği Yıldız Sarayı (altta).
Katiyen muhafazanıza gayret olunacaktır, buna yemin ederiz” şeklinde teminat verilse de, Selanik’e gitmeme konusunda ısrar etti. Heyet sürgün yerinin değiştirilmesi talebine cevap vermeye yetkili olmadığından talebi Meclis-i Mebusan’a arz edeceklerini söyleyerek Yıldız Sarayı’ndan ayrıldılar.
Saatler gece yarısını çoktan geçmişti. Sultanı Sirkeci Tren İstasyonu’na götürecek olan jandarma müfrezesi komutanı Binbaşı Fethi (Okyar) ile Sirkeci’ye kadar onlara eşlik edecek olan Hüsnü Paşa ve Albay Galip Bey de Yıldız Sarayı’na geldi.
Hüsnü Paşa padişaha “Tereddüde mahal yoktur; vakit geçirmeyelim. Meclis-i Mebusan ve Ayan’ca bu lüzum tasdik edilmiştir. Bu karar icra olunacak” dediği anda sarayda kadınların çığlıkları, ağlamaları daha da artı.
Yaklaşık 3 saat süren ikna çabaları sonunda kendisine verilen can güvenliği garantisinin akşama kadar Selanik’e hareket edilmesi halinde geçerli olacağı hatırlatılınca kaderine razı oldu. Çok kısa sürede sultan ile beraber Selanik’e gidecek kişiler belirlenip, eşyalar hazırlanmaya başlandı. Sultan Abdülhamid’in kızlarından Şadiye Sultan da Selanik’e gidecekler arasındaydı.
Kısa sürede yapılan hazırlıkları hatıralarında “Odalardaki kutularda ne kadar sigara varsa topladım, koynuma doldurdum, çünkü yolda babama en ziyade lazım olacak şey, pek sevdiği özel sigaralarıydı. O zaman, zayıftım, fakat göğsüm babama ait ufak tefek bu gibi lüzumlu şeylerle iyice dolmuştu” diye anlatmıştı.
İstasyonlarda gösteriler yapıldı Sirkeci’den Selanik’e gitmek üzere hazırlanan tren Şark Demiryolları Genel Müdürü Mösyö Gross tarafından kullanılmak üzere yaptırılan gayet süslü bir vagon ile ona eklenmiş sıradan bir vagondan ibaretti. Yolculuk genel anlamda sakin geçse de Ayşe Osmanoğlu “Bazı istasyonlarda nümayişler yapıldığını ve bir defasında taş atıldığını” yazar anılarında.
Trenin Selanik’e varışı ertesi günün gecesini buldu. Gece yarısını biraz gece trenden atlayarak inen Abdülhamid ve beraberindekiler dizlerine kadar çıkan otların arasından el fenerlerinin yardımıyla arabalara binerek, ikamete tahsis edilen köşke geldiler. Sultan ve yanındakiler buranın Alatini Köşkü olduğunu Fethi Bey’den öğrendiler.
Köşk bir süre önce Osmanlı hükümetince sahibi olan Societe Imboliere d’Orient isimli şirketten 70 bin liraya satın alınarak orduya teslim edilmişti. Bu sebeple “Ordu Köşkü” olarak da bilinen binada İtalyan Jandarma Tensik (Düzenleme) Komisyonu’ndan Robilant Paşa oturmaktaydı.
(Kimi kaynaklara göre köşkü boşaltması için kendisine bin lira tazminat ödendiği, kimi kaynaklara göre ise jest olarak köşkü boşalttığı söylenir.)
Abdülhamid’in köşke geldiği geceyi Şadiye Osmanoğlu anılarında “Hemen köşkün içinde yerleşmeye ve babamı istirahate geçirmeye koyulduk. Selanik Valisi, bize bir tepsi yemek ve dondurma göndermişti. Babam bunları geri çevirdi. Biz o kadar susamıştık ki; dayanamayarak kaşıkları unutulmuş dondurmaları alıkoyup, parmaklarımızla yemiştik” diye anlatır. Köşkün eşyaları bir önceki ev sahibinden kalan yemek salonunda bir masa, birkaç sandalye, bazı odalarda demir somyalar ve üzerinde içi ot dolu yastıklardan ibaretti.
Balkan Savaşı’ndan sonraki yıllarda Alatin Köşkü.Köşk daha sonraki yıllarda İngiliz askerleri için kışla olarak bile kullanıldı (üstte).
Sultan Hamid'in Alatin Köşkü'ndeki muhafızı Vasıf Bey (altta).
Tek lüks Robilant Paşa'nın kızlarından kalan bir piyanoydu. Abdülhamit Yıldız Sarayı’nda da yatakta yatmayıp, kendine özgü şezlonglarında uyuduğu için iki koltuğu bir araya getirip, kendine yatacak bir yer yaptıktan sonra “İşte yatağım” dedi. Bitişiğindeki odada ise bütün kadınlar bir arada yattılar. Yeni bir yaşamın kurulacağı köşkte koşullar hiç de iyi değildi. İlk günlerde yemekler çatal, kaşık olmadığından elle yenildi.
Bunun tek istisnası kahvecisinin son dakikada yanına aldığı çatal, kaşık sayesinde Sultan Abdülhamid olur. Musluklardan akan pis ve acı su, bardak bulunmaması nedeniyle elle içildi. Temizlik için evin önceki sahiplerinden kalan artık sabunlar kullanıldı. O günlerde köşkün emniyeti, harici ve dahili olmak üzere iki kısma ayrılmıştı.
Bir piyade bölüğü ile bir jandarma takımı harici muhafazadan sorumluydu. Bahçe duvarları etrafında nöbet bekleyen askerler bu kıtalara ait olup, cadde üzerindeki kulübelerde nöbet bekleyen iki de polis vardı.
Güvenlikten sorumlu subay ve askerler için tahsis edilmiş olan zabitan dairesi yan sokağa cepheli ofisler olarak bugün de kullanılmaktaydı. Köşkteki bu yüksek güvenliğin sebebi Sultan Abdülhamid’in dış dünya ile olan bağının kesilmesi arzusuydu.
Bu maksatla, gazete ve güncel kitap okumasına müsaade edilmedi. Kendisine gelen her şey tek tek kontrolden geçirilerek verilirdi.Bir defasında İstanbul’da sultanın özel kunduracısına sipariş edilen botlar geldiğinde, tabanları sökülerek gizli mesaj arandı, olmadığına kanaat getirildiğinde de botların tabanları tekrar dikilerek kendisine verildi.
Köşkün bahçesinde silah sesleri
Sultan Selanik’e geldiği ilk günlerde yaşadıklarının etkisinden henüz kurtulamamış ve “öldürülme” korkusu yaşamaktaydı. Bu sebeple köşkün bahçesine dahi çıkmazdı. Yaşadıklarının yanı sıra korkusunu körükleyen bir husus daha vardı. İttihat Terakki’nin Sultan Abdülhamid’in kişisel servetini orduya bağışlaması hususunda Fethi Bey vasıtasıyla yaptığı telkinler.
Bu baskılar neticesinde Sultan Abdülhamid servetini bağışlamak için ileri sürdüğü şartlan içerir dilekçeyi Fethi Bey’e iletti. Bu şartlar karşısında Mahmut Şevket Paşa’dan gelen cevabi telgrafta “...kendilerinin vefatı halinde, bankalar mevduatının hükümetçe elde edilmesi kendiliğinden doğacaktır” şeklindeki ifadelerle telkinler tehdite dönüştü.
O günlerde bu tehditler kapsamında olup olmadığı bilinmeyen bir de suikast hadisesi yaşandı. Sultan Abdülhamid bir gün balkonda iken görevli subaylardan birinin silahını ateşlemek suretiyle hayatına kast ettiği ve zanlının da, daha sonraları Türk havacılık tarihinde önemli bir yer işgal edecek olan Salim (İlkuçan) Bey olduğu iddia edildi.
Yapılan baskılar sonrasında servetin bağışlanmasını müteakiben Sultan Abdülhamid’i ailesine dair meseleler meşgul etmeye başladı. Öncelikli sorunlar arasında kızlarının evlenme yaşlarının gelmiş olması, küçük oğlu Abid’in eğitimi ve yeterli sayıda cariye olmaması sebebiyle tuvaletlerin zaman zaman refikalarınca temizlemesi yer alıyordu.
Bu sorunlara bazen günlük hayata ve köşkün ihtiyaçlarına dair talepler de ekleniyordu. Köşkün elektrikle aydınlatılması, hizmetlilerin köşk dışına çıkabilme izinleri, köşk bünyesinde bir eczane oluşturulması, sürekli içtiği “Hanımkalbi” sigarası ve sürekli kullandığı -bugün bile üretilmekte olan- “Jan Marina Farinya” kolonyası, sıcaklara karşı yelpaze makinası (vantilatör) bu taleplerden bazılarıydı. Köşkün havagazı yerine elektrikle aydınlanması hususundaki talebi maliyetinin yüksek olacağı gerekçesiyle geri çevrilse de diğer taleplerin yerine getirilmesine gayret edildi.
Sultan Abdülhamid’in sürgün yıllarında köşkte vakit geçirme yöntemlerinden biri de dürbün ile etrafı, özellikle de Selanik Limanı’nı izlemekti. Bugün köşk ile deniz arasındaki yoğun yapılaşma nedeniyle bırakınız limanın görülmesini, birkaç yüz metre uzaktaki deniz bile görülmüyor. Bu derece olacağını öngörmüş müdür bilinmez ama Abdülhamid’in o günlerde “Bu civarda çok evler yapılacak gibi görünüyor.
Bu civar gitgide mahalle olacak” diyerek yoğun yapılaşma öngörüsünü dile getirir. Dürbün ile yapılan gözlemlerden birinde çeşitli yerlere kireç döküldüğünü gören Abdülhamid, şehirde salgın bir hastalık olduğunu anladı, durumu özel doktoruna da teyit ettirdi. Kolera baş göstermişti.
Sultan haremağasına dönerek bundan böyle yemek listesini kendisinin tertip edeceğini, kendisine de sorulmadan bir şey pişirilmemesini sıkı sıkıya tembih etti. Balkan Harbi’nin ayak seslerinin Selanik’ten duyulmaya başlandığı günlerde sürgünde bulunan sultanın düşman kuvvetlerine esir düşeceği endişesi hasıl oldu. Sultanın artık Selanik’te kalmasının sakıncalı olduğu, bir an önce de Bursa’ya nakline karar verildi. Ancak, kısa süre sonra Bursa yerine İstanbul’a dönmesi daha uygun görüldü.
Köşkteki muhafızlar başlangıçta bunun Abdülhamid’in yeniden tahta çıkarılma teşebbüsü olduğunu düşündüler ancak durumun vahametini anlamakta gecikmediler. Sultanın tren ile dönmesi sakıncalı bulundu. Tek yol denizden dönüştü. Ancak, Osmanlı donanmasına ait bir gemi ile bu tahliye işleminin yapılması da riskli bulundu. İmdata Alman hükümdarı yetişti, Almanya’nın İstanbul Sefareti’ne ait S.M.S. Loreley adlı gemisi sultanı İstanbul’a nakletmek üzere Selanik’e gizli görevle yollandı.
Selanik’i bırakmak istemedi
Durum Abdülhamid’e arz edildiğinde ayak diredi, Selanik’ten ayrılmayacağını söyledi. Sultanın iknası maksadıyla İstanbul’dan Loreley Vapuru’yla Selanik’e gelen Damat Şerif ve Arif Hikmet paşalar şanslarını bir kez daha deneyerek sultan ve beraberindekileri İstanbul’a dönemeye ikna ettiler. 30 Ekim 1912 günü saat 15:00 sularında demir alan Loreley, yaklaşık üç buçuk yıl süren Selanik sürgününü noktalayarak İstanbul’a doğru yol verdi. Artık, Abdülhamid için Beylerbeyi Sarayı’nda devam edecek sürgünde ikinci perde başlamak üzereydi.
Selanik’te Türkiye tarihi açısından çok önemli ancak önemi kadar bilinmeyen Alatini Villası. Burası Balkan Harbi nedeniyle şehrin ve padişahın düşman eline geçme tehlikesi karşısında apar topar boşaltıldığı tarihe kadar üç buçuk yıl sürgündeki Abdülhamid’e ev sahipliği yapmıştı.
31 Mart Vakası olarak bilinen isyan Selanik’ten gelen Hareket Ordusu tarafından bastırılmış, akabinde de Meclis-i Mebusan 27 Nisan 1909 günü Sultan Abdülhamit’in hal edilmesine karar vermişti. Bir heyet durumu kendisine bildirdi. Sultan ömrünün kalan kısmını Çırağan Sarayı’nda geçirmek istediğini heyete beyan etti.
Oysa, daha önce İttihat Terakki’nin önde gelen isimlerinden Talat Paşa Hareket Ordusu Komutanı Mahmut Şevket Paşa’yı sürgün yerinin İttihat Terakki merkezinin de bulunduğu Selanik olması konusunda ikna etmişti.Selanik’e gidecek olması sultanı endişelendirdi.Kendisine ‘’Hayatınız emvaliniz ve aileniz milletin kefaletindedir.
Le Petit Parisien dergisinin 16 Mayıs 1909 tarihli sayısının kapağında Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesi kararının tebliği tasvir edilmiş (üstte). Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’in 33 yıl boyunca ikamet ettiği Yıldız Sarayı (altta).
Katiyen muhafazanıza gayret olunacaktır, buna yemin ederiz” şeklinde teminat verilse de, Selanik’e gitmeme konusunda ısrar etti. Heyet sürgün yerinin değiştirilmesi talebine cevap vermeye yetkili olmadığından talebi Meclis-i Mebusan’a arz edeceklerini söyleyerek Yıldız Sarayı’ndan ayrıldılar.
Saatler gece yarısını çoktan geçmişti. Sultanı Sirkeci Tren İstasyonu’na götürecek olan jandarma müfrezesi komutanı Binbaşı Fethi (Okyar) ile Sirkeci’ye kadar onlara eşlik edecek olan Hüsnü Paşa ve Albay Galip Bey de Yıldız Sarayı’na geldi.
Hüsnü Paşa padişaha “Tereddüde mahal yoktur; vakit geçirmeyelim. Meclis-i Mebusan ve Ayan’ca bu lüzum tasdik edilmiştir. Bu karar icra olunacak” dediği anda sarayda kadınların çığlıkları, ağlamaları daha da artı.
Yaklaşık 3 saat süren ikna çabaları sonunda kendisine verilen can güvenliği garantisinin akşama kadar Selanik’e hareket edilmesi halinde geçerli olacağı hatırlatılınca kaderine razı oldu. Çok kısa sürede sultan ile beraber Selanik’e gidecek kişiler belirlenip, eşyalar hazırlanmaya başlandı. Sultan Abdülhamid’in kızlarından Şadiye Sultan da Selanik’e gidecekler arasındaydı.
Kısa sürede yapılan hazırlıkları hatıralarında “Odalardaki kutularda ne kadar sigara varsa topladım, koynuma doldurdum, çünkü yolda babama en ziyade lazım olacak şey, pek sevdiği özel sigaralarıydı. O zaman, zayıftım, fakat göğsüm babama ait ufak tefek bu gibi lüzumlu şeylerle iyice dolmuştu” diye anlatmıştı.
İstasyonlarda gösteriler yapıldı Sirkeci’den Selanik’e gitmek üzere hazırlanan tren Şark Demiryolları Genel Müdürü Mösyö Gross tarafından kullanılmak üzere yaptırılan gayet süslü bir vagon ile ona eklenmiş sıradan bir vagondan ibaretti. Yolculuk genel anlamda sakin geçse de Ayşe Osmanoğlu “Bazı istasyonlarda nümayişler yapıldığını ve bir defasında taş atıldığını” yazar anılarında.
Trenin Selanik’e varışı ertesi günün gecesini buldu. Gece yarısını biraz gece trenden atlayarak inen Abdülhamid ve beraberindekiler dizlerine kadar çıkan otların arasından el fenerlerinin yardımıyla arabalara binerek, ikamete tahsis edilen köşke geldiler. Sultan ve yanındakiler buranın Alatini Köşkü olduğunu Fethi Bey’den öğrendiler.
Köşk bir süre önce Osmanlı hükümetince sahibi olan Societe Imboliere d’Orient isimli şirketten 70 bin liraya satın alınarak orduya teslim edilmişti. Bu sebeple “Ordu Köşkü” olarak da bilinen binada İtalyan Jandarma Tensik (Düzenleme) Komisyonu’ndan Robilant Paşa oturmaktaydı.
(Kimi kaynaklara göre köşkü boşaltması için kendisine bin lira tazminat ödendiği, kimi kaynaklara göre ise jest olarak köşkü boşalttığı söylenir.)
Abdülhamid’in köşke geldiği geceyi Şadiye Osmanoğlu anılarında “Hemen köşkün içinde yerleşmeye ve babamı istirahate geçirmeye koyulduk. Selanik Valisi, bize bir tepsi yemek ve dondurma göndermişti. Babam bunları geri çevirdi. Biz o kadar susamıştık ki; dayanamayarak kaşıkları unutulmuş dondurmaları alıkoyup, parmaklarımızla yemiştik” diye anlatır. Köşkün eşyaları bir önceki ev sahibinden kalan yemek salonunda bir masa, birkaç sandalye, bazı odalarda demir somyalar ve üzerinde içi ot dolu yastıklardan ibaretti.
Balkan Savaşı’ndan sonraki yıllarda Alatin Köşkü.Köşk daha sonraki yıllarda İngiliz askerleri için kışla olarak bile kullanıldı (üstte).
Sultan Hamid'in Alatin Köşkü'ndeki muhafızı Vasıf Bey (altta).
Tek lüks Robilant Paşa'nın kızlarından kalan bir piyanoydu. Abdülhamit Yıldız Sarayı’nda da yatakta yatmayıp, kendine özgü şezlonglarında uyuduğu için iki koltuğu bir araya getirip, kendine yatacak bir yer yaptıktan sonra “İşte yatağım” dedi. Bitişiğindeki odada ise bütün kadınlar bir arada yattılar. Yeni bir yaşamın kurulacağı köşkte koşullar hiç de iyi değildi. İlk günlerde yemekler çatal, kaşık olmadığından elle yenildi.
Bunun tek istisnası kahvecisinin son dakikada yanına aldığı çatal, kaşık sayesinde Sultan Abdülhamid olur. Musluklardan akan pis ve acı su, bardak bulunmaması nedeniyle elle içildi. Temizlik için evin önceki sahiplerinden kalan artık sabunlar kullanıldı. O günlerde köşkün emniyeti, harici ve dahili olmak üzere iki kısma ayrılmıştı.
Bir piyade bölüğü ile bir jandarma takımı harici muhafazadan sorumluydu. Bahçe duvarları etrafında nöbet bekleyen askerler bu kıtalara ait olup, cadde üzerindeki kulübelerde nöbet bekleyen iki de polis vardı.
Güvenlikten sorumlu subay ve askerler için tahsis edilmiş olan zabitan dairesi yan sokağa cepheli ofisler olarak bugün de kullanılmaktaydı. Köşkteki bu yüksek güvenliğin sebebi Sultan Abdülhamid’in dış dünya ile olan bağının kesilmesi arzusuydu.
Bu maksatla, gazete ve güncel kitap okumasına müsaade edilmedi. Kendisine gelen her şey tek tek kontrolden geçirilerek verilirdi.Bir defasında İstanbul’da sultanın özel kunduracısına sipariş edilen botlar geldiğinde, tabanları sökülerek gizli mesaj arandı, olmadığına kanaat getirildiğinde de botların tabanları tekrar dikilerek kendisine verildi.
Köşkün bahçesinde silah sesleri
Sultan Selanik’e geldiği ilk günlerde yaşadıklarının etkisinden henüz kurtulamamış ve “öldürülme” korkusu yaşamaktaydı. Bu sebeple köşkün bahçesine dahi çıkmazdı. Yaşadıklarının yanı sıra korkusunu körükleyen bir husus daha vardı. İttihat Terakki’nin Sultan Abdülhamid’in kişisel servetini orduya bağışlaması hususunda Fethi Bey vasıtasıyla yaptığı telkinler.
Bu baskılar neticesinde Sultan Abdülhamid servetini bağışlamak için ileri sürdüğü şartlan içerir dilekçeyi Fethi Bey’e iletti. Bu şartlar karşısında Mahmut Şevket Paşa’dan gelen cevabi telgrafta “...kendilerinin vefatı halinde, bankalar mevduatının hükümetçe elde edilmesi kendiliğinden doğacaktır” şeklindeki ifadelerle telkinler tehdite dönüştü.
O günlerde bu tehditler kapsamında olup olmadığı bilinmeyen bir de suikast hadisesi yaşandı. Sultan Abdülhamid bir gün balkonda iken görevli subaylardan birinin silahını ateşlemek suretiyle hayatına kast ettiği ve zanlının da, daha sonraları Türk havacılık tarihinde önemli bir yer işgal edecek olan Salim (İlkuçan) Bey olduğu iddia edildi.
Yapılan baskılar sonrasında servetin bağışlanmasını müteakiben Sultan Abdülhamid’i ailesine dair meseleler meşgul etmeye başladı. Öncelikli sorunlar arasında kızlarının evlenme yaşlarının gelmiş olması, küçük oğlu Abid’in eğitimi ve yeterli sayıda cariye olmaması sebebiyle tuvaletlerin zaman zaman refikalarınca temizlemesi yer alıyordu.
Bu sorunlara bazen günlük hayata ve köşkün ihtiyaçlarına dair talepler de ekleniyordu. Köşkün elektrikle aydınlatılması, hizmetlilerin köşk dışına çıkabilme izinleri, köşk bünyesinde bir eczane oluşturulması, sürekli içtiği “Hanımkalbi” sigarası ve sürekli kullandığı -bugün bile üretilmekte olan- “Jan Marina Farinya” kolonyası, sıcaklara karşı yelpaze makinası (vantilatör) bu taleplerden bazılarıydı. Köşkün havagazı yerine elektrikle aydınlanması hususundaki talebi maliyetinin yüksek olacağı gerekçesiyle geri çevrilse de diğer taleplerin yerine getirilmesine gayret edildi.
Sultan Abdülhamid’in sürgün yıllarında köşkte vakit geçirme yöntemlerinden biri de dürbün ile etrafı, özellikle de Selanik Limanı’nı izlemekti. Bugün köşk ile deniz arasındaki yoğun yapılaşma nedeniyle bırakınız limanın görülmesini, birkaç yüz metre uzaktaki deniz bile görülmüyor. Bu derece olacağını öngörmüş müdür bilinmez ama Abdülhamid’in o günlerde “Bu civarda çok evler yapılacak gibi görünüyor.
Bu civar gitgide mahalle olacak” diyerek yoğun yapılaşma öngörüsünü dile getirir. Dürbün ile yapılan gözlemlerden birinde çeşitli yerlere kireç döküldüğünü gören Abdülhamid, şehirde salgın bir hastalık olduğunu anladı, durumu özel doktoruna da teyit ettirdi. Kolera baş göstermişti.
Sultan haremağasına dönerek bundan böyle yemek listesini kendisinin tertip edeceğini, kendisine de sorulmadan bir şey pişirilmemesini sıkı sıkıya tembih etti. Balkan Harbi’nin ayak seslerinin Selanik’ten duyulmaya başlandığı günlerde sürgünde bulunan sultanın düşman kuvvetlerine esir düşeceği endişesi hasıl oldu. Sultanın artık Selanik’te kalmasının sakıncalı olduğu, bir an önce de Bursa’ya nakline karar verildi. Ancak, kısa süre sonra Bursa yerine İstanbul’a dönmesi daha uygun görüldü.
Köşkteki muhafızlar başlangıçta bunun Abdülhamid’in yeniden tahta çıkarılma teşebbüsü olduğunu düşündüler ancak durumun vahametini anlamakta gecikmediler. Sultanın tren ile dönmesi sakıncalı bulundu. Tek yol denizden dönüştü. Ancak, Osmanlı donanmasına ait bir gemi ile bu tahliye işleminin yapılması da riskli bulundu. İmdata Alman hükümdarı yetişti, Almanya’nın İstanbul Sefareti’ne ait S.M.S. Loreley adlı gemisi sultanı İstanbul’a nakletmek üzere Selanik’e gizli görevle yollandı.
Selanik’i bırakmak istemedi
Durum Abdülhamid’e arz edildiğinde ayak diredi, Selanik’ten ayrılmayacağını söyledi. Sultanın iknası maksadıyla İstanbul’dan Loreley Vapuru’yla Selanik’e gelen Damat Şerif ve Arif Hikmet paşalar şanslarını bir kez daha deneyerek sultan ve beraberindekileri İstanbul’a dönemeye ikna ettiler. 30 Ekim 1912 günü saat 15:00 sularında demir alan Loreley, yaklaşık üç buçuk yıl süren Selanik sürgününü noktalayarak İstanbul’a doğru yol verdi. Artık, Abdülhamid için Beylerbeyi Sarayı’nda devam edecek sürgünde ikinci perde başlamak üzereydi.