IkRa
Üye
-
- Katılım
- Nisan 10, 2019
-
- Mesajlar
- 102
-
- Tepkime puanı
- 10
-
- Puanları
- 268
-
- Konum
- aLem-i ervaH
"Türkiye'yi iyi günler bekliyor, artık ilerlemeler henüz da hızlanacak.
Abdülhamid geçmişte yaptığı gibi ileride de gelişme ve medeniyeti teşvike devam edecek.
Herkesin onun uzun ve müreffeh hükümranlığını istek etmesi gerekmektedir."
New York Times'ın 14 Ekim 1900 tarihli nüshasında bulunan bu tarafgir tümceler, Abdülhamid'in muazzam tek fotoğrafını düşürüyor karşımıza.
Acaba Avrupa'dakine inat, Amerika'daki bu güya 'Kızıl Sultan' muhabbetinin nedeni ne ola?
O nedeni birazdan göreceğiz.
Ama evvel aynısı yazıdan birkaç tümce daha:
"İnsan olarak Abdülhamid defa çabalı, açıkgöz, becerili ve benim diyen diplomata taş çıkartacak kadar becerikli.
Devletinin işlerini çevirmekte akıllı tek siyasetçi ve üstün tek zihin.
Çok kibar tek kişiliğe sahip ve kendisi ile ilişki kurduğu şahıslardan etkilemediği yok.
Almanya ve Rusya ile, Balkan devletleriyle iyi ilişkiler kurdu, diğer yandan henüz evvel zirvede olan İngiltere'nin Osmanlı'daki nüfuzu şimdi hiç düzeyine inmiş halde."
Yazar F.
Diodati Thompson, Sultan Abdülhamid döneminde eğitim, teknoloji ve bilim alanlarındaki ilerlemeleri övüyor, onun devrinde eşkıyalığın Balkanlar'da tamamiyle ortadan kalktığını, Doğu'da ise hatırı sayılır ölçüde azaldığını, kadınların sosyal yaşamda devasa gelişmeler kaydettiklerini sözlerine ekliyor.
Daha çoğu şey dile getiriyor da, esas ehemmiyetlisi bunlar olmalı:
"Biz Amerikalıların önünde ileride Osmanlı Devleti'yle olan ticaretimizi çoğaltmak ve ilerletmek için şaşırtıcı fırsatlar var, şu tazminat meselesi da halledilirse Entegre Devletler ile uzun tek arkadaşlık ve refah devresi yaşanacaktır."
Sormakta haklısınız: Peki 1900 seneninde Amerika'nın en gözde gazetelerinden birisinde nereden çıktı bu Abdülhamid ve Türkiye övgüsü? İngilizlerin, Fransızların ve bile Jön Türklerin çöktü çökecek diye uçurumdan atmaya hazırlandığı tek devlet, New York'tan sebep oluyor da derhal her bölgede süratle ilerlerken fotoğraflanabiliyor?
Bunun sebebini, ABD'nin İstanbul elçisi Oscar Strauss uzatmakta karşımıza.
Dinleyelim mi can kulağıyla:
"Johnstown felaketi esnasında İstanbul Sefareti'nde bulunuyordum.
O vakit Osmanlı Devleti'nin malî durumunun tek uygun olmadığını bildiğimden vaziyeti padişaha arz edip ondan istifade etmeyi münasip görmemiştim.
Buna karşın afetten tek iki gün ardından saraya çağrı edildim.
Osmanlı Sultanı hadiseden duyduğu üzüntüyü söyleyerek ihsan etmeyi düşündükleri yardımı memleketime ulaştırıp ulaştıramayacağımı sorup 200 lira verdiler ki, bunu o vakit Dışişleri Bakanlığı'na gönderdim.
Hatırladığıma göre o sırada Avrupa hükümdarları arasında yalnız Osmanlı padişahı kendisinden istenmeden yüklü tek yardımda bulunmuş, böylelikle Amerikan halkı ile ilgili dostane hislerini meydana koymuştur."
Elçinin "Johnstown felaketi" dediği, 1889'da vuku bulan ve "ABD'de asrın en devasa felaketi" kabul edilen su baskın baskınıdır.
Şiddetli yağmurların sonrasında başlayan ve tahminen 2 bin bireyin ölümüyle ve binlerce insanın hanesiz barksız kalmasıyla neticelenen bu felaketin geçenlerde hayat sürdüğümüz su baskın baskınına tek benzerliği, ikisinde de yağma utancının yaşanmış olmasıdır.
Yalnız bizdeki yağmacılar eşya talanıyla yetinirken, Amerika'dakiler ölülerin ceplerini yırtarak paralarını, parmaklarındaki yüzükleri ve farklı kıymetli eşyaları da almışlardır.
Selden ardından 18 ülke besin, ilaç, elbise yardımlarında bulunmuş, işin enteresan yanı, noktaya ilk yardımı yapmış ve ulaştıran devlet ise Osmanlı meydana gelmiştir.
Daha da ehemmiyetlisi, Strauss'un dediği gibi yardımı, talep gelmeden yapan olmasıdır.
Malum, Sultan dış dünyadaki gelişmeleri günü gününe takip ederdi.
Nitekim afetten gazeteler aracılığı ile haberdar gerçekleşir olmaz ABD'nin İstanbul elçisi Oscar Strauss'u huzuruna çağırdı.
Ona hadiseden defa müteessir olduğunu ifade etti ve kendisinden, afetzedeler için gerçekleştireceği besin (zahire) yardımının yanında 200 Osmanlı lirası (1.000 dolar, günümüz değerlerle minimum 40 bin dolar) nakit yardımın adına ulaştırılmasına yardımcı olmasını istedi.
Selden 5 sene ardından bu kez tek yangın felaketi yaşar Amerika.
Minnesota ve Wisconsin'deki orman yangınları karşısında Abdülhamid yeniden elini kesesine atıp bu kez 300 Osmanlı lirası (1.500 dolar, günümüz değerlerle minimum 60 bin dolar) iletmistir.
Nitekim onun bu "dostane yaklaşımı" vasıtası ile gazetelerde "Türk Sultanı"ndan övgüyle soz edilir meydana gelmiştir (Chicago Daily Tribune, 12 Eylül 1894).
Yardımların pozitif etkisini şuradan anlıyoruz ki, 1894 seneninde bu kez İstanbul'da oluşan yer sarsıntısı ardından ilk olarak Elçi olmak suretiyle ABD halkı, hem de gazeteler Osmanlı yardımlarına mukabil vermek ihtiyacını duymuş ve takviye kampanyaları düzenleyerek para toplamışlardır.
Oysa aynısı Amerikalılar 1894'ten kısa bir müddet evvel Yunanistan'daki depreme hiç alaka göstermemiş, kampanyalar nerdeyse 'tek kuruş' takviye toplayamamışlardı.
Kaldı ki, o sıralarda misyonerlik faaliyetleri, Harput ve Erzurum'da konsolosluk açma gayretleri, Amerikan okulları sebebinden Osmanlı-Amerika ilişkilerindeki sıkıntılar had safhadaydı.
Zaten ilk alıntıda sözü edilen 'tazminat', yeteri kadar ciddi tek sorundu aramızda.
İşte New York Times sayfalarına yansıyan pozitif ve dostane havanın teşekkülünde Abdülhamid'in bu tam yerinde ve saatinde yaptığı incelikli takviye siyaseti devasa rol oynamış, hem de yeniden 1900 seneninde ABD'nin külüstür İstanbul Elçisi Alexander Terrell, aynısı gazetede 'tazminat'a takmış tespit edilen Washington'daki meslektaşlarına Osmanlı Sultanı yerine şu güvenceyi veriyordu:
"Onu dürüst tek insan olarak görüyorum.
Abdülhamid geçmişte yaptığı gibi ileride de gelişme ve medeniyeti teşvike devam edecek.
Herkesin onun uzun ve müreffeh hükümranlığını istek etmesi gerekmektedir."
New York Times'ın 14 Ekim 1900 tarihli nüshasında bulunan bu tarafgir tümceler, Abdülhamid'in muazzam tek fotoğrafını düşürüyor karşımıza.
Acaba Avrupa'dakine inat, Amerika'daki bu güya 'Kızıl Sultan' muhabbetinin nedeni ne ola?
O nedeni birazdan göreceğiz.
Ama evvel aynısı yazıdan birkaç tümce daha:
"İnsan olarak Abdülhamid defa çabalı, açıkgöz, becerili ve benim diyen diplomata taş çıkartacak kadar becerikli.
Devletinin işlerini çevirmekte akıllı tek siyasetçi ve üstün tek zihin.
Çok kibar tek kişiliğe sahip ve kendisi ile ilişki kurduğu şahıslardan etkilemediği yok.
Almanya ve Rusya ile, Balkan devletleriyle iyi ilişkiler kurdu, diğer yandan henüz evvel zirvede olan İngiltere'nin Osmanlı'daki nüfuzu şimdi hiç düzeyine inmiş halde."
Yazar F.
Diodati Thompson, Sultan Abdülhamid döneminde eğitim, teknoloji ve bilim alanlarındaki ilerlemeleri övüyor, onun devrinde eşkıyalığın Balkanlar'da tamamiyle ortadan kalktığını, Doğu'da ise hatırı sayılır ölçüde azaldığını, kadınların sosyal yaşamda devasa gelişmeler kaydettiklerini sözlerine ekliyor.
Daha çoğu şey dile getiriyor da, esas ehemmiyetlisi bunlar olmalı:
"Biz Amerikalıların önünde ileride Osmanlı Devleti'yle olan ticaretimizi çoğaltmak ve ilerletmek için şaşırtıcı fırsatlar var, şu tazminat meselesi da halledilirse Entegre Devletler ile uzun tek arkadaşlık ve refah devresi yaşanacaktır."
Sormakta haklısınız: Peki 1900 seneninde Amerika'nın en gözde gazetelerinden birisinde nereden çıktı bu Abdülhamid ve Türkiye övgüsü? İngilizlerin, Fransızların ve bile Jön Türklerin çöktü çökecek diye uçurumdan atmaya hazırlandığı tek devlet, New York'tan sebep oluyor da derhal her bölgede süratle ilerlerken fotoğraflanabiliyor?
Bunun sebebini, ABD'nin İstanbul elçisi Oscar Strauss uzatmakta karşımıza.
Dinleyelim mi can kulağıyla:
"Johnstown felaketi esnasında İstanbul Sefareti'nde bulunuyordum.
O vakit Osmanlı Devleti'nin malî durumunun tek uygun olmadığını bildiğimden vaziyeti padişaha arz edip ondan istifade etmeyi münasip görmemiştim.
Buna karşın afetten tek iki gün ardından saraya çağrı edildim.
Osmanlı Sultanı hadiseden duyduğu üzüntüyü söyleyerek ihsan etmeyi düşündükleri yardımı memleketime ulaştırıp ulaştıramayacağımı sorup 200 lira verdiler ki, bunu o vakit Dışişleri Bakanlığı'na gönderdim.
Hatırladığıma göre o sırada Avrupa hükümdarları arasında yalnız Osmanlı padişahı kendisinden istenmeden yüklü tek yardımda bulunmuş, böylelikle Amerikan halkı ile ilgili dostane hislerini meydana koymuştur."
Elçinin "Johnstown felaketi" dediği, 1889'da vuku bulan ve "ABD'de asrın en devasa felaketi" kabul edilen su baskın baskınıdır.
Şiddetli yağmurların sonrasında başlayan ve tahminen 2 bin bireyin ölümüyle ve binlerce insanın hanesiz barksız kalmasıyla neticelenen bu felaketin geçenlerde hayat sürdüğümüz su baskın baskınına tek benzerliği, ikisinde de yağma utancının yaşanmış olmasıdır.
Yalnız bizdeki yağmacılar eşya talanıyla yetinirken, Amerika'dakiler ölülerin ceplerini yırtarak paralarını, parmaklarındaki yüzükleri ve farklı kıymetli eşyaları da almışlardır.
Selden ardından 18 ülke besin, ilaç, elbise yardımlarında bulunmuş, işin enteresan yanı, noktaya ilk yardımı yapmış ve ulaştıran devlet ise Osmanlı meydana gelmiştir.
Daha da ehemmiyetlisi, Strauss'un dediği gibi yardımı, talep gelmeden yapan olmasıdır.
Malum, Sultan dış dünyadaki gelişmeleri günü gününe takip ederdi.
Nitekim afetten gazeteler aracılığı ile haberdar gerçekleşir olmaz ABD'nin İstanbul elçisi Oscar Strauss'u huzuruna çağırdı.
Ona hadiseden defa müteessir olduğunu ifade etti ve kendisinden, afetzedeler için gerçekleştireceği besin (zahire) yardımının yanında 200 Osmanlı lirası (1.000 dolar, günümüz değerlerle minimum 40 bin dolar) nakit yardımın adına ulaştırılmasına yardımcı olmasını istedi.
Selden 5 sene ardından bu kez tek yangın felaketi yaşar Amerika.
Minnesota ve Wisconsin'deki orman yangınları karşısında Abdülhamid yeniden elini kesesine atıp bu kez 300 Osmanlı lirası (1.500 dolar, günümüz değerlerle minimum 60 bin dolar) iletmistir.
Nitekim onun bu "dostane yaklaşımı" vasıtası ile gazetelerde "Türk Sultanı"ndan övgüyle soz edilir meydana gelmiştir (Chicago Daily Tribune, 12 Eylül 1894).
Yardımların pozitif etkisini şuradan anlıyoruz ki, 1894 seneninde bu kez İstanbul'da oluşan yer sarsıntısı ardından ilk olarak Elçi olmak suretiyle ABD halkı, hem de gazeteler Osmanlı yardımlarına mukabil vermek ihtiyacını duymuş ve takviye kampanyaları düzenleyerek para toplamışlardır.
Oysa aynısı Amerikalılar 1894'ten kısa bir müddet evvel Yunanistan'daki depreme hiç alaka göstermemiş, kampanyalar nerdeyse 'tek kuruş' takviye toplayamamışlardı.
Kaldı ki, o sıralarda misyonerlik faaliyetleri, Harput ve Erzurum'da konsolosluk açma gayretleri, Amerikan okulları sebebinden Osmanlı-Amerika ilişkilerindeki sıkıntılar had safhadaydı.
Zaten ilk alıntıda sözü edilen 'tazminat', yeteri kadar ciddi tek sorundu aramızda.
İşte New York Times sayfalarına yansıyan pozitif ve dostane havanın teşekkülünde Abdülhamid'in bu tam yerinde ve saatinde yaptığı incelikli takviye siyaseti devasa rol oynamış, hem de yeniden 1900 seneninde ABD'nin külüstür İstanbul Elçisi Alexander Terrell, aynısı gazetede 'tazminat'a takmış tespit edilen Washington'daki meslektaşlarına Osmanlı Sultanı yerine şu güvenceyi veriyordu:
"Onu dürüst tek insan olarak görüyorum.
Son düzenleme: