7 nisan 2013 tarihte bugün

Konu sahibi son olarak 2617 gün önce görüldü
7 nisan 2013 tarihte bugün

7 nisan tarihte bugün

Tarihte bugün/7 Nisan


7 Nisan, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 97. (Artık yıllarda 98.) günüdür.

Olaylar

451 - Hun İmparatoru Attila, Kuzey Fransa'daki Metz şehrini ele geçirdi. Germen müttefikleriyle birleşerek Reims, Mainz, Strasbourg, Köln, Worms ve Trier kentleri yağmalandı.
1521 - Ferdinand Magellan, Cebu adasına ulaştı.
1712 - New York'ta köleler isyan başlattı.
1789 - Sultan I. Abdülhamid öldü, III. Selim tahta çıktı.
1795 - Fransa'da metre, uzunluk ölçüsü birimi olarak kabul edildi.
1827 - İngiliz kimyager John Walker'ın buluşu olan kibrit, İngiltere'de piyasaya sürüldü.
1906 - Vezüv Yanardağı lav püskürttü, Napoli şehri harabeye döndü.
1939 - II. Dünya Savaşı: İtalya, Arnavutluk'u işgal etti.
1943 - Batı Ukrayna'nın Terebovlia kentinde Naziler, 1.100 Yahudiyi öldürüp toplu mezara gömdüler.
1945 - Kantaro Suzuki, Japonya'nın 42. başbakanı oldu.
1946 - Suriye, Fransa'dan bağımsızlığını kazandı.
1948 - Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler'e bağlı olarak kuruldu.
1963 - Yugoslavya'da sosyalist cumhuriyet ilan edildi.
1966 - Orhan Kemal cezaevinde iken dostları 30'uncu sanat yılı jübilesini yaptı.
1969 - İnternet'in sembolik doğum günü.
1971 - ABD Başkanı Nixon, Vietnam'daki ABD birliklerinin geri çekilme hızını arttıracağını açıkladı.
1978 - Muğla'nın Yatağan ilçesinde termik santral temeli atıldı.
1978 - İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Server Tanilli silahlı saldırı sonucu felç oldu.
1978 - ABD Başkanı Jimmy Carter, Nötron bombasının geliştirilme çalışmalarının durdurulmasına karar verdi.
1980 - Türk tiyatrosunun önemli isimlerinden Muammer Karaca hayata veda etti.
1983 - Türkiye'nin ilk kadın milletvekillerinden Fakhiye Öymen vefat etti.
1987 - Altı yıl süren Milliyetçi Hareket Partisi davası bitti. Genel Başkan Alparslan Türkeş, 11 yıl 10 ay hapse mahkûm oldu.
1994 - Almanya, sivil halka karşı kullanıldığı iddiasıyla Türkiye'ye silah ambargosu koydu.
1995 - Ankara Devlet Tiyatrosu Mahir Canova Sahnesi açıldı.
1999 - Hacıları almak için Cidde'ye gitmek üzere Adana'dan havalanan THY'ye ait Trakya uçağı, kalkışından kısa süre sonra düştü. Yolcusu bulunmayan uçağın altı kişilik mürettebatı öldü.
2003 - Bağdat, tümüyle ABD birliklerinin kontrolüne geçti.
2007 - Yıldız Geçidi SG-1 dizisi Türkiye'de TRT 1 tarafından Türkçe seslendirmeli olarak yayınlanmaya başladı.
2011 - 11 Mart'ta tarihinin en büyük depremini yaşayan Japonya'da 7.1 büyüklüğünde şiddetli deprem meydana geldi. Depremin merkez üssünün ise Miyagi bölgesinin 40 kilometre açığında denizin altında olduğu ifade edildi.

Doğumlar

1770 - William Wordsworth, İngiliz şair (ö. 1850)
1811 - Hoca Tahsin Efendi, Osmanlı bilim adamı ve düşünür (ö. 1881)
1860 - Will Keith Kellogg, ABD'li mısır gevreği üreticisi (ö. 1951)
1883 - Gino Severini, İtalyan ressam (ö. 1966)
1915 - Billie Holiday, ABD'li şarkıcı (ö. 1959)
1921 - Feza Gürsey, Türk fizikçi (ö. 1992)
1928 - James Garner, ABD'li sinema sanatçısı
1928 - Alan J. Pakula, ABD'li film yönetmeni (ö. 1998)
1933 - Sakıp Sabancı, ünlü Türk işadamı (ö. 10 Nisan 2004)
1939 - Francis Ford Coppola, ABD'li sinema yönetmeni
1944 - Gerhard Schröder, eski Almanya başbakanı
1953 - Fatih Erkoç, Türk müzisyen
1954 - Jackie Chan, Hong Konglu oyuncu
1964 - Russell Crowe, Yeni Zelandalı sinema oyuncusu
1978 - Duncan James, İngiliz şarkıcı
1980 - Randy Orton, Hollandalı voleybolcu.
1982 - Agata Mróz-Olszewska, Polonyalı voleybolcu (ö. 2008)
1983 - Franck Ribéry, Fransız futbolcu

Ölümler

30 - İsa Peygamberin çarmıha gerilerek öldürüldüğüne inanılan gün
1600 - Baki, Divan edebiyatı şairi (d. 1526)
1614 – El Greco, Yunan asıllı İspanyol ressam (d. 1541)
1789 - I. Abdülhamid, Osmanlı padişahı (d. 1725)
1891 - P. T. Barnum, ABD'li sirk menajeri, şovmen (d. 1810)
1947 - Henry Ford, ABD'li otomobil üreticisi ve sanayicisi (d. 1863)
1950 - Walter Huston, (John Huston'ın babası) Kanada doğumlu ABD'li aktör (d. 1884)
1980 - Muammer Karaca, Türk tiyatro sanatçısı (d. 1906)
1981 - Norman Taurog, ABD'li film yönetmeni ve senarist (d. 1899)
1984 - Othmar Pferschy, Cumhuriyet Türkiyesi'ni fotoğraflarıyla ilk kez çok yönlü olarak belgeleyen ve tanıtan Avusturyalı fotoğrafçı
2005 - Melih Kibar, Türk müzisyen (d. 1951)
2008 - Perihan Altındağ Sözeri Klasik Türk Müziği yorumcusu (d. 1925)

Tatiller ve Özel Günler

Dünya Sağlık Günü - Dünya Sağlık Örgütü'ne üye 191 ülkede 1948'den beri her yıl kutlanmaktadır.
Kadınlar Günü - Mozambik
 
Tarihte Bugün : 7 Nisan 1917 Lavvrence’in komuta ettiği bedevilerle birlikte…





Lavvrence-300x195.jpg


Tarihte Bugün


7 Nisan 1917 Lavvrence’in komuta ettiği bedevilerle birlikte 13 Mısırlı topçu erinden kurulu bir müfreze, Müderric-Hediyye arasında bulunan 20 ray ve birkaç telgraf direğini hasara uğrattı. Saldırıların arkası kesilmedi.

7 Nisan 1934 2401 sayılı kanunla; Adana-Toprakkale-İskenderun, Toprakkale-Fevzipaşa-Meydanıekbez (Hudut I), Çobanbeyli (Hudut II)-Nusaybin (hudut III) ve Derbesiye-Mardin hatlarını içine alan CenupDdemiryolları 20 Ekim 1932 protokolüne göre ve 8 Haziran 1933 tarih ve 2285 sayılı kanunla da Banbeyli-Nusaybin ve Derbesiye-Mardin hatlarının işletmesi Cenup Demiryolları Türk AŞ.’ye verildi. 1 Ocak 1948′de imtiyaz süresi bitince Devlet Demiryolları idaresine geçti.



 
7 Nisan 1994: Ruanda'da yaşanan soykırımı BM sadece seyretti

rwanda_genocide_200_200.jpg


Orta Afrika ülkelerinden Ruanda ve komşusu Burundi'nin devlet başkanlarını taşıyan uçak, 6 Nisan 1994'te Ruanda'nın başkenti Kigali'ye inişe hazırlanırken açılan ateşe hedef olarak düşürüldü. Ertesi gün Ruanda'da amansız bir soykırım başladı. Yüz gün içerisinde yaklaşık 800.000 insan öldürüldü, milyonlarcası canlarını kurtarmak için her şeylerini bırakarak komşu devletlere sığınmak zorunda kaldı.

"Bin Tepe Ülkesi" Ruanda, Burundi'yle birlikte 1897/99 tarihinden itibaren önce Alman sömürgesi oldu. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Milletler Cemiyeti'nin (1919) ve sonra yeni adıyla Birleşmiş Milletler'in (1946) kontrolüne geçti. 1 Temmuz 1962'de Ruanda bağımsızlığını kazandı. Başkent Kigali, ülkenin tam ortasında bulunuyor. Sömürge döneminde yaşanan yoğun misyonerlik faaliyetleri nedeniyle, 60'lı yıllarda Ruanda'nın 7 milyonluk nüfusunun yarısının Katolik olduğu kabul ediliyordu. Nüfusun %85-90 kadarı Hutu, %10-15 kadar Tutsi, %1 kadarı da Twa idi. Bu "kabileler" aynı dili (İkinyarwanda) konuşuyorlar ve birbirlerinden ayırt edilmeleri, karma evliliklerin sayısının çok olmasına da bağlı olarak, çok zor.

Hutular ile Tutsiler arasındaki anlaşmazlıklar, pek çok kez kanlı çatışmaların yaşanmasına neden oldu. Hutuların Tutsilere duyduğu nefret "Cumhuriyeti Savunma Komitesi" (CDR), "Radio-Télévision Libre des Mille Collines" kanalı ve 1973'de kansız bir darbeyle işbaşına gelerek, iki kabile arasında denge sağlamaya çalışan bir Hutu olan devlet başkanı Juvénal Habyarimana'nın (1937 - 1994) karısı Agathe'nin adamları tarafından körükleniyordu. Radikal Hutular Tutsilere "hamamböceği" (inyenzi) diye hitap ediyor ve haşerelerin kökünün kazınması çağrıları yapıyorlardı.

Juvénal Habyarimana, Burundi devlet başkanı Cyprien Ntaryamira'yla birlikte 6 Nisan 1994'de Darüsselam'daki bir zirveden geri dönerken, Kigali'ye inişi esnasında uçağı iki roketle vurularak düşürüldü. Ruanda devlet başkanının ölümü sanki bir işaret gibiydi: Uçağın düşmesinden hemen sonra, olayın bugüne dek aydınlatılamamış olmasına rağmen Hutular suikasttan Tutsileri sorumlu tuttular, Juvénal Habyarimana'nın özel muhafız kıtası aralarında başbakan Agathe Uwilingiyimana'nın da bulunduğu ılımlı politikacıları, Hutu olmalarına aldırış etmeksizin öldürmeye başladılar.

Tüfekler, palalar ve çivili sopalarla silahlanmış Hutu milisleri kurdukları barikatlarla yolları kestiler, Kigali'yi baştan sona taradılar, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere, yakaladıkları bütün Tutsileri öldürdüler. Öldürmeden önce kurbanlarına işkence ediyor, yorulunca kaçmamaları için kurbanların aşil tandonlarını kesiyor, biraz dinlendikten sonra öldürmeye devam ediyorlardı. Parası olan Tutsiler kurşun parası vermek suretiyle çabuk bir ölümü satın alabiliyor, yoksullar ise ağır ve acılı bir ölüme tahammül etmek zorunda kalıyorlardı. Ne kiliseler, ne de hastaneler saldırganları durduramıyordu. Din adamları ve doktorlar, ölmemek için kendilerine sığınan insanları katillerine teslim ediyorlardı. Katilleri yatıştırmaya çalışan ılımlı Hutular da hemen öldürülüyordu.

Ruanda'da konuşlanmış olan BM gözlemcileri (MINUAR), Tutsilerin katlini bir süre hiçbir şey yapmadan izledi. Hatta birkaç kez gözlemcilere de saldırı düzenlendi. Mavi bereli askerler yabancılara ülkeyi terk etmelerinde yardım ettiler, fakat yerli halkı kaderlerinin eline bıraktılar. Birleşmiş Milletler, yaşananları soykırım diye adlandırmaktan kaçınarak, bunun bir iç savaş olduğunu ilan etti. Nihayet 23 Haziran'da BM Güvenlik Konseyi'nin kararıyla, Zaire'de bulunan bir Fransız askeri birliği olaylara müdahale etti.

Uganda'dan Ruanda'ya giren bir Tutsi gerilla ordusu ("Ruanda Yurtsever Cephesi", FPR) 4 Temmuz 1994'de Kigali'yi ele geçirdi ve savaşın bittiğini ilan etti.

Nisan, Mayıs ve Haziran 1994'de yaklaşık 800.000 insan öldürüldü, bunların 50.000 kadarı Hutu'ydu. Tutsilerin %75-90 kadarı soykırımın kurbanı oldu. Tutsilerin intikam almasından korkan 2 milyon insan komşu devletlere kaçtı.

Tanzanya'nın Arusha şehrinde kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, 18 Aralık 2008'de, 1996'da Kamerun'da yakalanmış olan Hutu Théoneste Bagosora'yı (doğ. 1941) Tutsi soykırımının azmettiricisi olarak Ruanda'da ömür boyu hapse mahkûm etti.

Bu korkunç soykırıma seyirci kalan Birleşmiş Milletler ve büyük devletlerin, bu olayda oynadıkları rol bugün bile tartışılıyor. Uzmanlara göre soykırımın arkasında kabileleri birbirine düşürmek suretiyle denetimi ellerinde tutmak isteyen Belçika ve Fransız emperyalizmi var. Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Şubat 2010'da yaptığı bir açıklamada, ülkesinin Haziran 1994'te güç kullanmakta çok geç kaldığını, kullandığı gücün de yetersiz olduğunu söyledi.
 
Üçüncü Selim tahta çıktı |7 Nisan 1789

ucuncuselim.jpg


7 Nisan 1789 Tarihinde ; Sultan I. Abdülhamid öldü, III. Selim tahta çıktı.
Osmanlı sultanlarının yirmi sekizincisi, İslâm halifelerinin doksan üçüncüsü. Sultan Üçüncü Mustafa Hanın oğlu olup, annesi Mihrişah Sultandır. İstanbul’da 24 Aralık 1761 târihinde, Topkapı Sarayında doğdu. Şehzâde Selim’in doğumunda yedi gün, yedi gece "Şehrâyîn", üç gece de Deniz Donanmasında tertiplenen merâsimlerle büyük şenlikler yapıldı. Şehzâdeliğinde sarayda mükemmel bir eğitim, öğretim gösterilip, terbiye edilerek yetiştirildi. Yüksek din ve fen ilimleri, Arapça ve Farsça öğrendi.

Veliahd Selim, devam etmekte olan Osmanlı-Avusturya-Rus Harbinde cephelerden gelen acı haberlere dayanamayan amcası, Birinci Abdülhamid Hanın vefâtıyla 7 Nisan 1789 târihinde Osmanlı Sultanı oldu. İçte ve dışdaki meseleleri hâl etmek için yüksek devlet memurlarının katıldığı, 16 Mayıs 1789 târihinde büyük bir dîvân toplantısı yaptı.

Dîvânda devlet meselelerinin halli için herkesin fikirlerini söylemesini istedi. Dîvândan sonra idârî, mâlî, siyâsî ve askerî meselelerin halli için tâlimat verdi. Avusturya ve Rusya ile harplerin devâmına karar verildi. Mâliyenin düzelmesi için, sarayda bulunan altın ve gümüş eşyânın büyük bir kısmı paraya çevrilmek üzere, darphâneye gönderildi. Merkez ve eyâletlerdeki halk da Sultan Selim Hana yardımcı olmak ve saraya uymak için, altın ve gümüşlerini devlete teslim etti. Saray ve halkın yardımlarıyla cepheler takviye edildi. Fransa ve İspanya sefirleri sulh; Prusya, Kırım’ın kurtarılması için antlaşma; İsveç ise Rusya’ya karşı yardım talebiyle harp teklif ettiler.

Sultan Selim Han, cephelerdeki harbin devâmını istedi. İsveç ile Rusya’ya karşı 11 Temmuz 1789 târihinde Beykoz İttifak Antlaşması imzâlandı. 1788 yılından beri devam eden Osmanlı-Avusturya harplerinde, Serasker Kemankeş Mustafa Paşa, takviye kuvvetlerle Yaş’tan Rus ordusuna karşı sefere giderken, Foksan’da Avusturya ordusunun âni taarruzuna uğradı. Arnavutların ihânetiyle Osmanlıordusu, 1 Ağustos 1789 târihinde Foksan’da bozuldu. Avusturyalılar, Belgrat’a kadar ilerleyip, 8 Ekimde şehir düştü. 31 Ocak 1790’da Prusya ile Avusturya ve Rusya’ya karşı ittifak anlaşması imzâlandı. Prusya’nın arabuluculuğuyla Avusturya ile devam etmekte olan harbe son verilmesi kararlaştırıldı. Fransız İhtilâlinin Avrupa’da sebep olduğu hâdiseler üzerine, İngiltere ve Prusya’nın müdâhalesiyle Rusya da antlaşmaya taraftar hâle getirildi. Avusturya ile 4 Ağustos 1791 târihinde Ziştovi Antlaşması imzâlandı. Antlaşmaya göre; Avusturya 1788-1791 harbinde aldığı yerleri Osmanlı Devletine geri verecekti. Rusya ile 1787’den beri Kafkasya ve Balkanlar’da devam eden harp, 9 Aralık 1792 târihli Yaş Antlaşmasıyla neticelendi. Osmanlı Devleti, Rusya ile Avrupa’da Dinyester Turla Nehri, Kafkasya’da Kuban Nehri hudut kesildi. Osmanlı Devleti, Ziştovi ve Yaş Antlaşmalarıyla, en az kayıpla harbe son verip, büyük mâlî külfetlerden kurtulmuştur. Avusturya-Rus harplerinin antlaşmalarla halli sonrasında; Avrupa devletlerinin 1789 Fransız İhtilâli’nin etkisiyle, ülkelerinde meydana gelen hâdiselerle uğraşması, Osmanlı Devletini geçici bir sulh devrine soktu.

Sultan Selim Han, devletin dışta sulh devrine girmesiyle; veliahtlığından beri düşündüğü ıslâhatların icraatına geçti. Osmanlı Devleti için lüzumlu askerî, idârî, iktisâdî, ticârî ve sosyal ıslâhatları Nizâm-ı Cedid adıyla tatbikat safhasına koydu. Son sefer ve harplerdeki mağlûbiyet ve kesin netîce alınamaması, askeriyenin ıslâhını daha fazla gerektiriyordu. Sultan Selim Han, devlet adamlarından aldığı lâyihalarla 24 Şubat 1793 târihinde, modern tarzda, yeni bir orduyu Nizâm-ı Cedid adıyla kurdu.

Nizâm-ı Cedid ordusunun masraflarının karşılanabilmesi içinİrâd-ı Cedîd Defterdarlığı kurulup, eski sadâret kethüdâlarından Mustafa Reşîd Efendi de bu işle vazifelendirildi. Levend çiftliğinde kışla kurulup, yeni ordu hemen tâlime başlatıldı. Nizam-ı Cedîd ordusuna getirilen yenilik ve tâlimler, Yeniçerilere de tatbik edilmek istendi. Ancak Yeniçeriler, yenilik ve tâlimleri kabullenmeyerek, birkaç ay sonra eğitimi terk ettiler. Ordunun teknik sınıfları takviye edilerek; humbaracı, lağımcı, topçu ocakları için yeni kânunlar yapıldı. 1794’te Teknik Üniversite mâhiyetinde Sütlüce’de Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn kuruldu. Okulun öğretim üyesi, kitap, ders âlet ve edevatları yurtiçi ve dışından bütünüyle karşılandı. Nizâm-ı Cedîd ordusu yetiştirilmek üzere Ankara, Kayseri ve Konya’da teşkilât kurulup, askerin mevcudu artırılmaya çalışıldı.Mülkî ıslâhat da yapılıp, Anadolu ve Rumeli toprakları, yirmi sekiz eyâlete ayrıldı. Âyanların eskiden olduğu gibi halk tarafından seçilmesi kânun hâline getirildi. Resmî dâirelere tâlimat gönderilerek, yazışmalara, kullanılan dile, tâbirlere dikkat edilmesi ve halkın işlerinin sür’atle tâkip ve yerine getirilmesi istendi. İlmiye ricâli(ileri gelen devlet adamları) için yeni nizâmnâme yayınlandı. İlmî eserler yazılıp, pekçok kitap tercüme edilerek, yayınlandı. Ticârî ve iktisâdî sahada yenilik yapılıp, Zahire Nazırlığı kuruldu. Tecdid-i Kânun-i Tımar ve Zeamet kânunuyla, harbe katılmayan tımar ve zeâmet sâhiplerinden topraklarının geri alınması esâsı getirildi.

Gayri müslim esnaf ve tüccardan bâzıları vergi ve yurt dışına para kaçırmak ve Osmanlı ülkesinde oturduğu halde, yabancı devlet tebaasına giriyorlardı. Bu durum ve paranın dışarıya çıkarılmasına karşı tedbir alındı. Avrupa devletlerine daimi elçilikler kurularak, 1793’te ilk tâyinler yapıldı. Avusturya, Fransa, İngiltere ve Prusya merkezlerine gönderilen elçiler; bulundukları memleketlerin yalnız siyâseti ve diğer devletlerle olan münâsebetleri hakkında bilgiler toplamakla kalmadılar. Aynı zamanda, oraların kültürleri, her türlü ilerleme ve gelişmeleri hakkında bilgiler toplayıp, rapor hâlinde İstanbul’a gönderdiler.

Avrupalılar ve Rusya’nın kışkırtmasıyla Balkan kavimleri, İngilizlerin teşvikleriyle Arabistan’da Vehhâbi Bedevîler, Ortadoğu’da Dürzî veMarunîler, Kölemen Beğleri,Rumeli’de kânun kaçaklarından meydana gelen eşkiyânın koruyucusu Kırcalılar da denilen Dağlı Eşkiyası, devlete âsi olup, isyan çıkardılar. Bu meselelerin halli için teşebbüs edildiyse de, Fransa’nın Balkanlar, Akdeniz, Kuzey Afrika, Mısır, Filistin ve Suriye’deki faaliyetleri ardından Napolyon Bonapart’ın 1798’de âni harekâtla Mısır’a asker çıkarması sebebiyle bütünüyle tam bir hal çâresi bulunamadı.

Sultan Selim Hanın hükümdarlığının üçüncü ayında çıkan Fransız İhtilali’yle, Avrupa devletleri Fransa’ya cephe olmasına rağmen, Osmanlı Devleti meseleye karışmadığı gibi münâsebetlerini de dostâne devam ettirdi. Nizam-ı Cedid için, Fransa’dan teknik ve yetişmiş eleman getirildi. Fransa’nın müstakbel imparatoru General Napolyon Bonapart, memleketinde görevden alınınca, sultan SelimHanın dâveti üzerine, Nizâm-ıCedid Ordusunda vazife kabul etmişti. Osmanlı Devleti; ihtilâlle değişen yeni Fransız idâresini tanıyan ilk devletlerdendi. Fakat, Fransa’nın 1795 Basel Antlaşmasıyla Venediklilerden Dalmaçya kıyılarını almasıyla Balkanlarda başlattığı istiklâl (bağımsızlık) fikri propagandası, tâkip edilen siyâsetin değişmesine sebep oldu.

Adâlet-Eşitlik-Hürriyet fikriyle yapılan Fransız İhtilâli, çıkış gâyesinden uzaklaşarak, Fransa’nın yayılma siyâsetine döndü. Hırvat, Rum veSırplar arasında ihtilâl fikirlerini yaydılar; Yahûdîleri Filistin’de istiklale dâvet ettiler. Fransa, bununla da kalmayarak, sömürgecilik zihniyetiyle; İngiltere’yi Akdeniz’den çıkarıp, Uzakdoğu’daki İngiliz sömürgelerini ele geçirmek için Hind’e giden yolların en kısası olan Mısır’a sâhip olmak idealiyle, Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü bozmaya çalıştı. Napolyon Bonapart, beş yüze yakın gemiye aldığı Fransız ordusuyla Akdeniz’e açılıp, Malta’yı işgâl ettikten sonra, 2 Temmuz 1798 târihinde İskenderiye’den Mısır’a çıkarma yaptı. Fransa’nın beklenmedik harp îlânı ve Mısır’a çıkarma yapması, İngiltere’nin menfaatlerine ters düştüğünden, Akdeniz’deki İngilizAmirali Nelson harekete geçti. Amiral Nelson, 1 Ağustos 1798 târihinde Fransız Donanmasını Ebûkîr’de mağlup etti. Fransız donanmasının Ebûkîr’de imhâsıyla, Napolyon’un ve Mısır’daki Fransız ordusunun anavatanla irtibatı kesildi. Rusya, ihtilâlin tesirinden çarlığı korumak için Fransa’ya karşı Osmanlı Devletiyle ittifak kurdu. Karadeniz’den kdeniz’e geçirilen Rus filosu, Osmanlı donanmasıyla birlikte hareket etti. Arnavut sâhillerinin muhâfazası ve Venediklilerden Fransa’ya geçen yerlerin alınmasıyla vazifelendirilen Tepedelenli Ali Paşa, Preveze’de Fransızları mağlup etti. Osmanlı-Rus donanması Zenta ve Kefalonya adaları sâhilindeki Fransız gemilerini mağlup edip, bir kısmını da zaptetti. Bu muvaffakiyetler üzerine, İngiltere ve Rusya ile antlaşma imzâlanarak, ittifaklar resmîlik kazandı.

Fransız donanması imhâ edildiğinden Napolyon Bonapart ve ordusunun deniz yolu, Akdeniz’de Osmanlı-İngiliz-Rus donanmasınca kapatıldığından, Osmanlı ülkesinde mahsur kalmıştı. Sultan Selim Han, Fransa’ya karşı ordu sevk etmek için tâyinlerde bulundu. Sayda Vâlisi Cezzâr Ahmed Paşa, Mısır Seraskerliğine tâyin edildi. Tırhala Mutasarrıfı Köse Mustafa Paşa da deniz yoluyla Mısır’a gönderildi. Napolyon Bonapart, Mısır’dan çıkış yolu bulmak ve Suriye’ye hâkim olmak için, Akka’yı kuşattı. Akka Kalesi,Mısır Seraskeri Cezzar Ahmed Paşa kumandasındaki Nizâm-ı Cedid askerince, Fransızlara karşı kahramanca müdâfaa edildi. Napolyon Bonapart’ın inatla taarruzu, Fransızların çeşitli hîle ve vaatleri Akka’da neticesiz kaldı. Cezzar Ahmed Paşa ve Nizam-ı Cedid askerlerinin destânî müdâfaası karşısında kuşatmanın altmış dördüncü günü, Napolyon Bonapart; "Akka olmasaydı, Doğu İmparatoru olurdum." diyerek, büyük hayallerle kendisine bağlanan Fransız ordusunu vebâ salgını, sefâlet ve mağlubiyetle önce Kahireye çekip, sonra da yüzüstü bırakarak, 1799 yazında gizlice Fransa’ya kaçtı. Mısır’da kalan Fransızlar, Osmanlılara mukâvemet ettilerse de, üst üste mağlubiyete uğradılar. 27 Haziran 1801 târihinde imzâlanan tahliye mukâvelesiyle Fransızlar Mısır’ı boşalttı. 25 Haziran 1802 târihli Osmanlı-Fransız anlaşması, Fransa ile harp hâline son verdi. Mısır Vâliliğine, 1805’te Kavalalı MehmedAli Paşa tâyin edildi. Napolyon Bonapart’ın İstanbul şehri ve Çanakkale ile İstanbul Boğazlarını almak istemesi üzerine 24 Eylül 1805’te Osmanlı-Rus ittifâkı yenilendi.Napolyon Bonapart tehlikesine karşı İngiltere ve diğer Avrupa devletleri Osmanlılara yardım talebinde bulundular. Fakat, Rusya ile ittifak ve İngiltere ile dostluk uzun sürmedi.

Arabistan Yarımadasındaki Vehhâbiler, Avrupalılardan gördükleri yardımlarla, çeşitli batı dillerinde birçok yayınlarda da bulunup, 18 Şubat 1803’te Tâif’i muhâsara ettiler. Sultan Selim Han, Arabistan’daki hâdiselere esaslı tedbirler almayı plânladıysa da; İngiltere ve Rusya Balkanlar meselesinden Bâbıâli’ye baskı yapmak istemeleri, muvaffak olamayınca, Rusya’nın harp îlân dahi etmeden Osmanlı hududunu ihlâli sebebiyle gerçekleştiremedi. Sâdece, Mısır Vâlisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa, sultandan aldığı emirle Vehhâbi isyanını bastırıp, Arabistan ve Mısır’da kısmen huzur ve asayişi temin etti.

Sultan Üçüncü Selim Han zamânında İngiltere’nin Ortadoğu’da; Rusya veAvusturya’nın Balkanlarda Osmanlı Devletinin iç işlerine karışıp, müdâhaleci bir siyâset tâkip etmeleri, bu devletlerle harp hâlinde bulunan Fransa’ya yakınlaşmaya sebep oldu. Osmanlı Devletine tâbi Eflâk Beyi Konstantin İpsilanti ile Boğdan beyi Aleksandr Moruzzi, Rus yanlısı olduklarından azledilince, İngiltere ve Rusya’nın müdâhalesiyle karşılaşıldı. Rusya, harp îlân etmeden, General Michelson komutasındaki altmış bin mevcutlu Rus Ordusuyla, Eflâk veBoğdan’ı işgâle başladı. Vezir-i âzam İbrâhim Hilmi Paşa, sefer için Serdar-ı ekrem tâyin edildi.

Rusya’nın Balkanlara girmesiyle, İngiltere’de on altı gemiden meydana gelen bir İngiliz filosunuİstanbul önlerine gönderdi. İstanbul önlerine kadar gelen İngiliz donanması, Fransa ile münâsebetlerin kesilmesini, Osmanlı-İngiliz ittifakının yenilenmesini teklif ettiler. Kabul edilmeyince, teklifi daha da ağırlaştırdılar. Eflâk veBoğdan’ın Rusya’ya, Çanakkale Boğazının da İngiltere’ye teslimini teklif ettiler. İngiltere’nin teklifleri kabullenmenin ötesinde akıl ve hayâle sığmayacak derecede olduğundan, İngilizler müzâkerelerle oyalanılarak, boğaz sâhillerinin iki yakası askerlerin ve ahâlinin gayretleriyle kısa zamanda tahkim edildi. Boğaz sâhillerine birkaç gün içinde bin iki yüzden fazla top yerleştirildi. İngiliz donanması, Osmanlı Devletinin ve ahâlinin kuvvetli tepkisini görünce, çekildi. Bunun üzerine İngiltere hükümeti, Akdeniz’deki İngiliz donanmasını Mısır’ın zaptıyla vazifelendirdi.

İngilizler, Osmanlıya âsi Kölemenlerle anlaşıp, 20 Mart 1807 târihinde İskenderiye’ye çıkarma yaparak teslim aldılar. Balkanlarda; İbrâhim Hilmi Paşa, RusCephesine sefere çıkınca, İstanbul’da türeyen âsiler harekete geçti. Sultan Selim Hanın, Osmanlı Devleti lehine icraatlarına karşı, iç ve dış düşmanların aleyhine propagandasıyla muhâlefet başladı.

1806 Edirne Vak’asına sebep olan Nizâm-ı Cedid aleyhtarlığıyla başlayan muhâlefet, âsilerden Kabakçı Mustafa’nın liderliğinde büyük hâdiselere sebep oldu. Yeniçeri zorbaları, 25 Mayıs 1807 Kabakçı Vak’asından sonra; asıl niyetlerini ortaya koyarak, 29 Mayısta Sultan Üçüncü SelimHanı hâl edip, tahttan indirdiler. Âsiler, Sultan SelimHanın amcasının oğlu Veliaht Mustafa’yı Osmanlı tahtına geçirdiler. Sultan Selim Han, on dört ay Topkapı Sarayında nezâret altında yaşadı. Kendisine sâdık devlet adamları ve âsilerin hükümetteki icraatlarını beğenmeyen taraftarları, tekrar tahta geçirmek için faaliyet gösterdiler. Sultan SelimHan taraftarları, Rusçuk’taki Alemdar Mustafa Paşa etrafında toplanıp, harekete geçtiler. Alemdar Mustafa Paşa, Sultan SelimHanı tekrar tahta geçirmek için Rumeli’deki maiyetiyle İstanbul’a geldi. 28 temmuz 1807’de Bâbıâli ve Topkapı Sarayını basıp, Sultan Selim Hanı tahta geçirmek istediyse de muvaffak olamadı. Sultan Selim Han, 28 Temmuz 1808 târihinde Harem Dairesinde şehit edildi. 29 Temmuzda kalabalık bir cenâze merâsimiyle, Lâleli Câmii yanında babası Üçüncü Mustafa Hanın türbesine defnedildi.

Sultan Selim Han, yaratılışında halim, selîm ve çok zekîydi. Hayırsever olup, pekçok hayır müessesesi ve eserler yaptırdı. Üsküdar’da Selimiye Câmiini ve ÇiçekçiCâmiini yaptı. Eyüp Câmiini büyüterek yeniden yaptırdı. Karaca Ahmed’de Miskinler Tekkesi denilen Dedeler Mescidini yaptırıp, Küçükmustafapaşa’da Gül Câmiini kiliseden çevirdi. Üsküdar’da hâlâ kullanılan meşhur Selimiye Kışlasını, Heybeliada’da Deniz Harp Okulu olan Bahriye Mektebini, Halıcıoğlu’ndaTeknik Üniversite mâhiyetindeki Mühendis ve Topçu mekteplerini yaptırıp yeni bölükler kurdu. Saltanatı müddetince içte ve dışta büyük düşmanlarla mücâdele etmesine rağmen, ülke îmâr edilip, fazla toprak kaybı olmadı. Tam ıslâhata başlayacağı zaman şehit edilmesi, düşündüğü büyük hizmetlerin yerine getirilmesine mâni oldu.
 
Tarihte bugün: 7 Nisan

Besteci Melih Kibar, 2005 yılında, tedavi gördüğü hastanede 54 yaşındayken hayata veda etti.

Melih Kibar, 1951 yılında İstanbul'da doğdu. Sekiz yaşında İstanbul Belediyesi Konservatuvarı Yarı Zamanlı Piyano Bölümü'ne başladı. Uzun süre Timur Selçuk'la birlikte çalıştı.

1975 Eurovision Türkiye elemeleri için 'Çoban Yıldızı'nı besteledi. Çiğdem Talu ile tanıştı; 'İşte Öyle Bir Şey', 'Sevdan Olmasa', 'Bir de Bana Sor' gibi unutulmaz bestelere birlikte imza attılar.

'Hababam Sınıfı' filmine yaptığı müzik ile Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film Müziği ödülünü alan Kibar, 'Hisseli Harikalar Kumpanyası' müzikalinin de bestelerini yaptı.

'Hep Böyle Kal' ve 'Söyle Canım' 45'lik plak çalışmaları Altın Plak kazandı. 1984'te Polonya Sopot'ta En Başarılı Orkestra Şefi ödülünü aldı.

'Halley' adlı şarkısı Eurovision Türkiye birincisi ve Norveç'teki finalde de Avrupa dokuzuncusu oldu. 2000'de 'Sersem Kocanın Kurnaz Karısı' adlı oyunun müzikleri ile Afife Jale En İyi Besteci ödülüne layık görüldü.

7 nisan 2005 tarihinde İstanbul'da, yakalandığı cilt kanseri nedeniyle hayata gözlerini yumdu.

Günün diğer önemli olayları

30: Hz. İsa, çarmıha gerilip yakılarak öldürüldü.
1600: Divan Edebiyatının en ünlü şairlerinden Baki öldü.
1789: Sultan I. Abdülhamid öldü; III. Selim tahta çıktı.
1827: İngiliz kimyager John Walker'in buluşu kibrit İngiltere'de piyasaya sürüldü.
1948: Birleşmiş Milletler'e bağlı olarak Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kuruldu.
1963: Yugoslavya'da sosyalist cumhuriyet ilan edildi.
1966: Orhan Kemal cezaevinde iken dostları 30'uncu sanat yılı jübilesini yaptı.
1978: Muğla'nın Yatağan ilçesinde termik santral temeli atıldı.
1978: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Server Tanilli silahlı saldırı sonucu felç oldu.
1980: Türk tiyatrosunun en önemli isimlerinden Muammer Karaca hayata veda etti.
1983: Türkiye'nin ilk kadın milletvekillerinden Fakhiye Öymen vefat etti.
1987: Altı yıl süren Milliyetçi Hareket Partisi davası bitti. Genel Başkan Alparslan Türkeş, 11 yıl 10 ay hapse mahkum edildi.
1994: Almanya, sivil halka karşı kullanıldığı iddiasıyla Türkiye'ye silah ambargosu koydu.
1999: Hacıları almak için Cidde'ye gitmek üzere Adana'dan havalanan THY'ye ait Trakya uçağı, kalkışından kısa süre sonra düştü. Yolcusu bulunmayan uçağın altı kişilik mürettebatı öldü.
 
7 Nisan 1948 - Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler'e bağlı olarak kuruldu.

150px-Flag_of_WHO.svg.png


Dünya Sağlık Örgütü

Türü
Uzman kuruluş

Kısaltmaları WHO

Başkanı Çin Halk Cumhuriyeti Margaret Chan

Durumu Etkin

Kuruluşu 7 Nisan 1948

Merkezi İsviçre

Ana kuruluşu ECOSOC​

1945 yılında ABD’nin San Francisco kentinde toplanan Birleşmiş Milletler Konferansı, bu dönemde bütün halkların sağlığının, dünyada barış ve güvenliğin sağlanması açısından temel önem arz ettiğini kabul ederek Çin ve Brezilya’lı delegelerin bir "Uluslararası Sağlık Örgütü" kurulması amacıyla toplantı düzenlenmesi oybirliğiyle kabul edilmiştir.

Birleşmiş Milletler (BM) Ekonomik ve Sosyal Konseyi, söz konusu toplantının hazırlanması için Belçika’lı Prof.Dr. Rene Sard başkanlığında 15 kişilik bir teknik komite oluşturmuştur. Teknik komite kısa bir süre içinde toplantının gündemini saptamış, kurulacak uluslararası sağlık örgütü için Anayasa taslağını hazırlamış ve alınması gereken kararları belirlemiştir.

19-22 Temmuz 1946 tarihlerinde New York’da düzenlenen Uluslararası Sağlık Konferansı’nda BM’e üye 51 ülkenin temsilcisi ile Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), OIHP (Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Halk Sağlığı Bürosu), PAHO, Kızılhaç, Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu ve Rockefeller Vakfı temsilcileri Dünya Sağlık Örgütü anayasasını oluşturmuşlardır.

DSÖ Anayasası 22 Temmuz 1946 tarihinde 61 ülkenin temsilcisi tarafından imzalanmıştır. DSÖ Anayasası en az 26 üye ülke tarafından resmen kabulu ile yürürlüğe girecektir. Bu süre içerisinde DSÖ işlevlerini yerine getirecek bir Ara Komisyon seçilmiştir. Bu Ara Komisyon iki yıl süreyle DSÖ’nün görevlerini yürütmüştür.Yugoslav Prof. Dr. Andrija Stampar başkanlığındaki Ara Komisyon tüm çalışmalarını tamamlamış ve 26 üye ülkenin onayı 7 Nisan 1948’de gerçekleşmiştir.

DSÖ Anayasası’nın yürürlüğe girdiği 7 Nisan her yıl "Dünya Sağlık Günü" olarak kutlanmaya başlanmıştır.

Prof. Stampar başkanlığındaki Ara Komisyon DSÖ Genel Kurulu’nun 24 Haziran 1948 tarihinde toplanması için tüm hazırlıklarını tamamladı ve Genel Kurul bir aylık çalışması için İsviçre’nin Cenevre kentinde BM Sarayında 48 ülkenin temsilcileri ile toplandı. Genel Kurul (Asamble) bir aylık çalışmasını tamamladığında üye sayısı 55’e çıkmıştır. Asamble sırasında DSÖ Genel Direktörlüğüne Kanada’lı Dr. Brock Chisholm seçilmiş, DSÖ’nün yıllık programı, personeli ve bütçesi onaylanmış, İcrâ (Yönetim) Kurulu’nu oluşturan 18 üye belirlenmiştir.

İlk Asamble’de ayrıca, bölgesel örgütlenme de tartışılmış ve oluşturulan Komisyonun yaptığı çalışma sonucu Bölge Ofisi kurulması kararlaştırılmıştır.

Bölge Ofis’lerinin başlıca amaçlarından biri de DSÖ ile Ulusal Hükümetler arasında etkin bir ilişkinin sağlanmasıdır.

DSÖ’ne, Mayıs 2000 itibariyle 191 ülke üyedir ve 2 ülke de ortak üye durumundadır.

Görevleri

Örgütün amaçları vardır ve bu amaçları yerine getirmek için uygulanan görevler bunlardır,

* Sağlık alanında uluslararası nitelik taşıyan çalışmalarda yönetici ve koordinatör makam sıfatıyla hareket etmek.
* BM, İhtisas Kuruluşları, sağlık idareleri, meslek grupları ve keza uygun görülecek diğer örgütlerle fiili bir işbirliği kurmak ve sürdürmek.
* Hükümetlere, istek üzerine, sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi için yardım yapmak.
* Uygun teknik yardım yapmak ve acil durumlarda, hükümetlerin istekleri ya da kabulleri ile gereken yardımı yapmak.
* BM’in isteği üzerine, manda altındaki ülkeler halkı gibi özelliği olan topluluklara sağlık hizmetleri götürmek ve acil yardımlar yapmak ya da bunların sağlanmasına yardım etmek.
* Epidemiyoloji ve istatistik hizmetleri de dahil olmak üzere gerekli görülecek idari ve teknik hizmetleri kurmak ve sürdürmek.
* Epidemik, andemik vb. hastalıkların ortadan kaldırılması yolundaki çalışmaları teşvik etmek ve geliştirmek.
* Gerektiğinde diğer İhtisas Kuruluşları ile işbirliği yaparak kazalardan doğan zararları önleyebilecek önlemlerin alınmasını teşvik etmek.
* Gerektiğinde diğer İhtisas Kuruluşları ile işbirliği yaparak, beslenme, mesken, eğlence, ekonomik ve çalışma koşullarının ve çevre sağlığı ile ilgili diğer bütün unsurların iyileştirilmesini kolaylaştırmak.
* Sağlığın geliştirilmesine katkıda bulunan bilim ve meslek grupları arasında işbirliğini kolaylaştırmak.
* Uluslararası sağlık sorunlarına ilişkin sözleşmeler, anlaşmalar ve tüzükler teklif etmek, tavsiyelerde bulunmak ve bunlardan dolayı Örgüt’e düşebilecek ve amacına uygun görevleri yerine getirmek.
* Ana ve çocuk sağlığı ve refahı lehindeki hareketleri geliştirmek, ana ve çocuğun tam bir değişme halinde bulunan bir çevre ile uyumlu halde yaşamaya olan kaabiliyetlerini arttırmak.
* Ruh sağlığı alanında özellikle insanlar arasında uyumlu ilişkilerin kurulmasına ilişkin her türlü faaliyetleri kolaylaştırmak.
* Sağlık alanında araştırmaları teşvik ve rehberlik etmek.
* Sağlık, tıp ve yardımcı personelin öğretim ve yetiştirilme normlarının iyileştirilmesini kolaylaştırmak.
* Gerekirse diğer ihtisas kuruluşları ile işbirliği yaparak kamu sağlığı, hastane hizmetleriyle sosyal güvenlik de dahil koruyucu ve tedavi edici tıbbi bakıma ilişkin idari ve sosyal teknikleri incelemek ve tanıtmak.
* Sağlık alanında her türlü bilgi sağlamak, tavsiyelerde bulunmak ve yardımlar yapmak.
* Sağlık bakımından aydınlatılmış bir kamuoyu oluşumuna yardım etmek.
* Hastalıkların, ölüm nedenlerinin kamu sağlığı uygulama metodlarının uluslararası nomanklatürlerini tayin etmek ve ihtiyaca göre yeniden gözden geçirmek.
* Teşhis yöntemlerini gerektiği kadar standart hale getirmek.
* Yiyeceklere, biyolojik, farmasötik ve benzeri ürünlere ilişkin uluslararası normlar geliştirmek, kurmak ve bunların kabülünü teşvik etmek.
* Genel olarak Örgüt’ün amacına ulaşmak için gereken her önlemi almak.

Bazı rivayetlere göre de HIV virüsünü WHO nun ortaya cıkardığı savunulmaktadır.Bunun nedeni ise insanları cok hızlı ve cok şekilde üremeleridir
 
Kırgızistan'da 7 Nisan Şehitleri Gözyaşlarıyla Anıldı

Kırgızistan'da 2010 yılının Nisan ayında yaşanan devrimin 3.yıldönümü nedeniyle bugün başkent Bişkek'teki Ala-Too meydanında 7 Nisan olayı şehitleri anıldı.

Kırgızistan'da 2010 yılının Nisan ayında yaşanan devrimin 3.yıldönümü nedeniyle bugün başkent Bişkek'teki Ala-Too meydanında 7 Nisan olayı şehitleri anıldı. Çok sayıda kişinin toplandığı meydana gelen Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev, Başbakan Cantörö Satıbaldiyev, Meclis Başkanı Asılbek Ceenbekov ve eski Cumhurbaşkan Roza Otunbayeva 7 Nisan olayı şehitleri anıtına çelenk koydu ve Kırgız Milli Marşı çalındı. Daha sonra Kur'an'ı Kerim okundu ve şehitlere dua edildi.

Meydandaki anma töreni ardından halk ülke yöneticileri ile birlikte araçlara binerek, şehitlerin bulunduğu Ata-Beyit mezarlığına hareket etti. Orada şehitlerin anıtına çelenk koyan yöneticiler halkla birlikte şehitlerin ruhuna dua etti. 7 Nisan olayları ile ilgili dün devlet televizyon kanalını aracılığı ile halka hitap eden Cumhurbaşkanı Atambayev, ülke geleceği için şehit olanların hiç bir zaman unutulmayacağını açıklarken "Kısa süre içerisinde 10 yıla eşit bir süreci yaşadık. Biz sabırlı, güçlü, geleceği düşünen toplum olduk" dedi. Devrimde yakın akrabasını kaybeden Zamira Abdırazakova, ülkede barış ve istikrarın olmasını, annelerin hiç bir zaman ağlamamasını dilerken "Beyaz evin önünde silahlı ateş açılmasın. Atambayev'in Cumhurbaşkanı olarak seçildiği süreçten itibaren, ülkede olumlu değişikliklerin yaşandığının farkındayız. Zamanla ülkemiz gelişecek" dedi. - BİŞKEK
 
Geri