Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Sağlık hizmetinin sunumunu yapan kişiler ile hizmeti alan kişiler arasında eskiden çok fazla uyuşmazlık çıkmıyordu.Olumsuz sonuçlanan durumlarda “takdir-i ilahi” deniliyordu.
Ancak globalleşen dünya ve bilişim çağı bireylerin olayları sorgulamasına
haklarını aramasına neden oldu.Böylece ülkemizde de sağlık çalışanlarının yaptıkları işlerden dolayı soruşturulması talepleri arttı.
Bu soruşturmalarda mevcut kanunların
hukuk ve tıp etiği bilimlerinin yardımıyla olaylara uygulanması; sağlık hizmetinin sunumuyla ilgili uyuşmazlıkların tespit ve çözümünü içeren bir bilimin yada kanunun olmaması gerçeğini ortaya çıkardı.
Ülkemizde henüz hukuk fakültelerinde yada tıp fakültelerinde anabilim dalı olarak yerini almamış olan sağlık hukukunun
genel bilgiler ve mevcut kanunlar çerçevesinde tanımını yaparsak; SAĞLIK HUKUKU
”Sağlık hizmetini sunan gerçek kişiler
tüzel kişiler ve hizmet sunan kişileri denetlemekle görevli
sorumlu en üst düzey kurum olan devlet ile bu hizmetin sunumundan faydalanan kişiler arasında
hizmetin sunumuyla ilgili olarak ortaya çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların tespiti ve çözüm yollarını içeren bilim dalıdır.” Sağlık hukukunun gelişmesiyle uyuşmazlıklar azalacak ve hak arama süreci daha kısa
daha sancısız olacaktır.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’yla sağlık kurum ve çalışanlarının sorululuğu artmıştır. Yeni Ceza Kanunu ile getirilen yenilik ve değişikliklerin sağlık hukukuna yansıması
sağlık mevzuatımızdaki diğer kanun ve düzenlemelerle ilişkisi irdelenirse oldukça ağır sorumluluklar geldiği görülür.Sağlık çalışanına daha önce hep meslek ve sanatta acemilikten yani taksirle işlenebilen suçlardan dava açılırken artık kasten işlenen suçlardan da dava açılabilecektir.Çünkü 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’yla kastın bir çeşidi olan “olası kast” terimi getirilmiştir.Olası kast
failin istemediği neticenin meydana gelebileceğini öngörmesi ama engel olmaması
kabullenmesi halidir.Kasten işlenebilen suçların olası kastla işlendiğinin tespiti cezada indirim sebebidir.Çünkü: fail bilerek ve isteyerek(doğrudan kastla) değil
istemediği sonucun gerçekleşebileceğini öngörerek(olası kastla) hareket eder.
5237 Sayılı Ceza Kanununda sağlık çalışanının en çok muhatap olacağı diğer suçlar ise taksirle müessir fiil ve adam öldürmedir.Çünkü sağlık çalışanının gerek tıbbi müdahaleden gerekse diğer sağlık hizmetlerinden dolayı verdiği zararların çoğu
dikkat ve özen eksikliğinden kaynaklanır.Yeni kanunumuzla bilinçli taksir terimi getirilmiştir.Yani failin istemediği neticenin oluşacağını öngörmesi ama oluşmayacağına inanarak engel olmaması halidir.Bu halde cezada artırım sebebidir.
5237 Sayılı Kanun’da sağlık çalışanını ve sağlık hukukunu ilgilendiren bir çok detay vardır.
Sonuç olarak :
Sağlık hukuku dersleri kapsamlı olarak sağlık eğitimi veren bütün okullarda okutulmalıdır ki; sağlık çalışanları haklarını
borçlarını
sorumluluklarını
olayl ar karşısında davranış şekillerini ve mesleklerini icra ederken hukuki uyuşmazlık çıkmaması için alınması gereken önlemleri bilsinler.Ayrıca sağlık kurum ve kuruluşlarının yöneticileri
sorumlu müdürlerinin de sağlık mevzuatı ve sağlık hukuku konularına hakim olmaları hem kurum sorumluluğu hem şahsi sorumlulukları açısından önemlidir
Ayrıca 5237 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle artık sağlık çalışanı ve sağlık kurumları yöneticileri daha dikkatli olmalı
haklarını
yükümlülüklerini bilmeli ve bilerek hareket etmelidir.Nitekim hafif bir ihmal olarak düşünülen olaylarda bile ağırlaştırılmış müeyyidelerle karşı karşıya kalınabilir.Kayıtlar çok iyi ve düzenli tutulmalı
hastaların aydınlatılmış onamları usulüne uygun olarak alınmadan üzerlerinde tıbbi işlem yapılmamalı
ehil personel çalıştırmaya
bilgi ve tecrübelerini geliştirmeye
eksik malzeme ve cihaz bulundurmamaya dikkat edilmelidir.
Av.Halide İnan
Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sağlık Kurumları Yöneticiliği Bölümü
Yeni Türk Ceza Kanunu ile mevzuatımıza giren yeni hükümlerden birisi TCK 83. maddedir. Bu maddenin kaleme alınışında benim de fikrim alındı. Bu konu esasen benim doçentlik tezimi oluşturmaktadır. Ancak madde benim arzu ettiğim şekilde düzenlenmedi. Bununla beraber
maddenin eksikliklerine rağmen olumlu bir gelişme olduğunu
modern ceza kanunlarının hepsinde benzer hükümlerin yıllardır yer aldığını
kanunlarında hüküm olmayan ülkelerde bile hakimlerin aynı yönde uygulama geliştirdiklerini söylemek gerekir.
Bu maddeyi bu yazımda ele almak isteyişimin nedeni
bir kere yeni Türk Ceza Kanunu’nda sağlık personelini ilgilendiren en önemli yeni hükmün bu hüküm olmasıdır. Bununla beraber
şu an için bu konuyu inceleme zorunluluğu duymamın arkasında yatan neden
maddenin yanlış anlaşılmasıdır
özellikle de uygulayıcı hukukçular tarafından.
Bana bu konuya ilişkin ülkemizin bir çok yöresinden hakimler sorular yöneltmektedirler. Bu bakımdan bazı noktalara işaret etmekte yarar görüyorum:
Öncelikle maddenin anlamına bakalım:
Bir kimsenin öldürülmesi hareketin şekli bakımından iki türlü olabilir.
İlkin
bir kimse icra bir hareketle bir başkasını öldürebilir. Silahı çekip ateş ederek veya zehirleyerek öldürmede olduğu gibi. İkinci olarak ise
bir kimse hiçbir şey yapmamakla
yani ihmali bir hareketle de bir başkasını öldürebilir. Örneğin annenin yeni doğmuş bebeğini emzirmemek suretiyle öldürmesinde olduğu gibi. Ancak bu ikinci örnek
yani bir kişinin
hiçbir şey yapmayarak bir başkasının ölümüne sebebiyet vermesi
icrai hareketle öldürmeden farklı olarak ele alınmalıdır. Örneğin
ben yolda yürürken
bir kimsenin bir çocuğu bıçakladığını görsem ve ben zaten bu çocuğu sevmezdim
iyi yapıyor düşüncesiyle çocuğa yardım etmezsem ve çocuk sonuçta ölürse ‘acaba ben ve benim gibi oradan geçen herkes sorumlu tutulmalı mıdır?’
sorusu ile karşı karşıya kalırız. Veya
plajda güneşlenirken
boğulmakta olan ve imdat diye yardım isteyen bir kimsenin yardımına koşmayan kişiler
bu kişi boğulduğu takdirde sorumlu tutulmalı mıdır? İcrai hareketle öldürmede
sorumluluğun belirlenmesi kolay iken
ihmali harekette
sorumluluğun çok genişlemesi tehlikesi ile karşı karşıya kalırız. Plajdaki herkesi ihmali hareketle öldürmeden sorumlu tutmak
toplumsal yaşamı dayanılamayacak kadar kısıtlamak olur. O nedenle
ceza hukukunda geliştirilen prensip
bir kimsenin ölümünü isteyerek olaya seyirci kalan herkesin değil
ancak hukuken olaya müdahale etmekle yükümlü kimselerin
insan öldürmeden dolayı sorumlu tutulmaları (25 yıla kadar hapis cezası)
diğer kimselerin ise sadece tehlikede bulunana yardım etmeme suçundan (1 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası) dolayı cezalandırılmalarıdır.
Bu çerçevede belirlenmesi gereken husus ise
kimlerin hukuken olaya müdahale etmekle yükümlü tutulacaklarıdır. Bu da geleneksel olarak üç kategoride belirlenmiştir ve kanunumuz da bu üç kategoriyi benimsemiş bulunmaktadır. Bunlar
-kanun
-sözleşme
-ve ön gelen tehlikeli eylemdir.
İşte bu sayılan hususlardan biri dolayısıyla bir olaya müdahale konusunda hukuksal olarak yükümlülüğü olup da
kasten bir kimsenin ölmesi için olaya müdahale etmeyerek
insan öldürme suçundan sorumlu tutulabilecek kimselere “garantör” adını vermekteyiz.
Kanun ile garantör olan kimselerin başında ise polis gelmektedir. Gerçekten de Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu
polisin vatandaşın malını
canını
ırzını korumakla yükümlü olduğunu belirtmektedir. Demek ki
plajda bulunanlar arasında bir polis bulunuyor ve polis imdat isteyenin ölmesi için yardım etmiyorsa
polis ihmali davranışla kasten öldürme suçundan sorumlu tutulur. Bu çerçevedeki ikinci grup ise hekimlerdir. Hekimler
acil hallerde branşı ne olursa olsun
tıbbi müdahale yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğü KASTEN yapmayarak
bir kimsenin ölümünü isterlerse
onlar da ihmali davranışla kasten öldürmeden sorumlu tutulurlar.
İkinci kategori
sözleşmedir. Buna örnek olarak
bodyguard’lar
çocuk bakıcıları vs. gösterilebilir. Örneğin
çocuğun camdan sarktığını görerek
ölmesi için ona müdahale etmeyen çocuk bakıcısı da ihmali davranışla kasten öldürmeden sorumlu tutulur.
Son kategori öngelen tehlikeli eylemdir. Bu kategori daha çok trafikte gerçekleşir. Örneğin
dikkatsizlikle birinin yaralanmasına sebebiyet veren bir sürücü
yaralının acil yardıma ihtiyacı olduğunu görmesine rağmen
çeşitli nedenlerden ötürü onu hastaneye götürmez ise
yapmış olduğu ilk eylem (yaralama)
onu garantör konumuna soktuğundan
o kimseyi ihmali davranışla kasten öldürmeden dolayı sorumlu tutulur. Tıp alanında buna örnek olarak
hemşirenin dikkatsizlikle yanlış ilaç verdiği hastaya
durumu fark etmesine rağmen
müdahale etmemesi gösterilebilir.
Görüldüğü üzere bu hüküm hekimlere mahsus bir hüküm değildir. Ayrıca belirtmek gerekir ki
bu hüküm olmasa dahi
hekimlerin veya aynı kapsamdaki kişilerin bu şekilde sorumlu tutulmaları mümkündür. Ancak ülkemizde geçmiş kanunumuz döneminde böyle bir uygulama yapılmamıştır.
Esasen bu hükmün hekimlere uygulanması da zayıf bir ihtimaldir
zira bir hekimin kasten hareket ederek
hastaya zarar vermesi çok nadir gerçekleşebilir. Olsa olsa
hekimin doğrudan hastaya zarar vermek istemese bile
hastaya zarar gelmesi olasılığını göze alarak tıbbi müdahaleyi ihmal etmesi durumu söz konusu olabilir. Buna örnek olarak da
aşiretiyle beraber acile gelen bir hastanın ölmesi ve aşiretinin tepkisine maruz kalması tehlikesine karşı
hekimin hastanın yolda ölmesi ihtimaline rağmen
ona müdahale etmeyerek
bir başka ildeki hastaneye sevk etmesi gösterilebilir. Hekim burada hastanın ölümünü doğrudan istememekle beraber
bunu göze alıyorsa
burada 83. maddeden sorumlu tutulabilir.
Uygulamada ise hakim ve savcıların bana yönelttikleri sorulardan anladığım kadarıyla
maddenin KASTEN işlenen suçları kapsadığının göz önünde tutulmamakta
hemen her ihmali olayda
ihmali sonuçları ağır ise bu maddeye başvurma eğilimi ağır basmaktadır. Halbuki ihmali bir davranışla bir kimsenin ölümüne sebebiyet verilmesi durumunda daha çok uygulanacak hüküm
eskiden beri uygulanan “taksirle ölüme sebebiyet verilmesi” hükmüdür. TCK 83’ün uygulanabilmesi için garantörün kasten hareket etmesi gerekir ki
bu şart dolayısıyla bu maddenin uygulama alanı çok sınırlı kalacaktır. O nedenle
savcıların hemen de her olayda TCK 83’ten dava açmaları çok yanlış bir uygulama olacaktır.
Bu kapsamda hemen 83. madde gerekçesinde verilen hekim örneğine bir bakalım. Örnek şöyledir: “Bir sağlık kuruluşunda görev yapan tabip
durumu acil olan bir hastaya müdahale etmez ve sonuçta hasta ölür”. Bu örnek hekimler arasında tepkiye yol açmaktadır
ancak
verilen örnekte hekimin sorumlu tutulabilmesi için hastaya ölmesi amacıyla müdahale etmemesi gerekmektedir. Bu nedenle
örneğin daha isabetli olarak şöyle düzeltilmesinde yarar vardır: “Bir sağlık kuruluşunda görev yapan tabip
durumu acil olan bir hastaya KASTEN müdahale etmez ve sonuçta hasta ölür”. ışte ancak bu durumda hastaya müdahale etmeyen hekim sorumlu tutulabilir
yoksa hekimin her ihmali davranışı bu maddenin uygulanmasını gerektirmez. Bilirkişilik yaptığım bir dosyayı aktararak konuyu sonlandırmak istiyorum. Ambulans ile acile getirilen bir hastaya
hekim hastayı görmeden
başka bir hastaneye götürülmesi yönünde talimat verir. Ambulanstaki hekimin ısrarına rağmen
acil hekimi hastayı başka hastaneye sevk eder. Bunun üzerine
112 hekimi
hastayı başka hastaneye götürür ve hekim hakkında da suç duyurusunda bulunur. Bu olayda
hasta ölmemiştir. Ancak öldüğü varsayımında bile
acilde görevli hekimin doğrudan 83. maddeden sorumlu tutulması mümkün olmaz. Bunun için hekimin özellikle hastanın ölümünü göze alarak hastayı sevk ettiğinin ispatlanması gerekir. Olayda ise hekim
bu tür bir hastaya gerekli müdahaleyi yapma imkânları bulunmadığı gerekçesiyle hastayı sevk ettiğinden
83. maddenin uygulanması mümkün olmaz. Fakat burada hastayı görmeden sevk etmenin tıp hukukunda sorumluluk gerektirebileceğini belirterek
bu konuyu bir sonraki yazımın konusu olarak şimdiden duyurmuş olayım.
Prof. Dr. Hakan HAKERİ
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı Başkanı