İstanbul Sözleşmesi Toplum İçin Faydalı mı?

Konu sahibi son olarak 1205 gün önce görüldü
Sözleşmede kadına yönelik şiddet insan hakkı ihlali olarak değerlendirilirken, şiddet, cinsel istismar, taciz, tecavüz, zorla evlendirilme, erken evlendirilme ve namus cinayetleri gibi durumların kadınları toplumda öteki durumuna getirdiği vurgulanmaktadır. Bu süreçte psikolojik şiddet ve ekonomik şiddet ibareleri de İstanbul Sözleşmesi'nin kapsamına dahil edilmiştir. Bu sözleşmede cinsiyet, cinsel yönelim, cinsel kimlik, yaş, sağlık durumu, engellilik durumu, medeni hal, göçmenlik ve mültecilik gibi durumlarda ayrımcılık yapılmamasının gerekliliği vurgulanmaktadır.


Gectigimiz hafta akit gazetesi köşe yazari Abdurrahman Dilipak'in Istanbul sözleşmesi üzerine yazdigi bir yazida;

"Istanbul sözleşmesinin Covid-19 ve 5G teknolojisi ile ilişkilendirilebileceğini, tüm bunların dünyanın nüfus politikasını düzenlemek için ortaya atıldığını düşünüyor.

Biz kendi değerlerimiz açısından böyle bir sözleşmenin insan haklarına da temelde Allah’ın rızasına da uygun olmadığını, yine insan hakları açısından bir aldatmacanın söz konusu olduğunu, kaş yapayım derken göz çıkartan bir sözleşme olduğunu düşünüyoruz." dedi.



Abdurrahman Dilipak'in bu sözlerine katiliyor musunuz?
Istanbul sözleşmesinden kimler neden cikmak istiyor ?
Istanbul sözleşmesi neden şimdi gündeme getirildi?
 
Son düzenleme:
Muaviyecilere ters bu işler.
Kadın, alınan satılan dövülebilen (tarifen) ve hukuk önünde erkekle eşit olmayan varlıklar.
9 yaşında evlendirilebilirler.
Üçer dörder (cariyelerden sayısız) nikahlanabilirler.


Deve sırtında çöl geçen bedeviye İstanbul dar, sözleşme ters gelir. Genelde kılıçla hallederler meselelerini kalemle değil.

Hayırlı forumlarınız olsun.
 
Sözleşmeyi açıp okuyan bir insanın bu sözleşmeden rahatsız olması için tam da bu adamlar gibi olması gerekiyor işte. Sözleşmede bahsi geçen kadınlar, çocuklar, aile içi şiddet gören erkekler ve genel kapsamıyla mağdurları kapsayan yere ''cinsel yönelim'' ile ilgili bir satır eklendiği için bu sözleşmenin ahlaksızlığa, toplumu kötüye iteceğine inanıyorlar. Sözleşmenin maddelerinde bu durumu nasıl önleyecekleri hakkında, neler yapılabileceği hakkında maddeleri sıralarken kadına atanmış alışılagelmiş rolleri değiştirme üzerine adım atılması tedirgin ediyor bunları. Kadınlar hakkında her türlü çirkinliği dillerine dolayabilen, başları sıkıştığında uydurdukları bir fetvayla gündemi değiştirip ilgiyi küçücük kız çocuklarına çekebilen sapıklar için rahatsız edicidir tabii ki bu sözleşme. Kadının yerinin kocasının yanı, kadının dayağının Allah'ın emri, kadının işinin ev içinde sınırlı olduğuna inanan, kadının tek becerisinin ''doğurmak'' olduğunu düşünen sığ beyinleri rahatsız ediyor tabii ki bu sözleşme.
Bu sözleşme için ''kaş yaparken göz çıkarmak'' diyebilen bir zihniyet günde kaç kadının, kaç çocuğun ya da kaç insanın canının vahşice alındığını takip edebiliyor mu? Yetişebiliyor mu acaba tecavüzleri serbest bırakanların takip hızına? Görebiliyorlar mı o serbest bırakanların tutuklanması gerektiğini BİLE sosyal medyayla baskı kurarak sağlamaya çalışan insanları? Farkındalar, biliyorlar ama korkuyorlar. Kadınların, çocukların, erkeklerin, mağdurların, cinsel yönelimi onlara uymayanların, her anlamda şiddet görenlerin, tecavüze uğrayanların, öldürülenlerin daha güçlü durmasından, birlik olmasından korkuyorlar. Siz öldürülenlerin arkasından öldüreni değil de, öldürülenin neden oradan olduğunu, neden öyle giyindiğini, neden şans verdiğini, neden farkında olmadığını tartışmayı seçiyorsunuz çirkin çirkin dillerle. Öldüreni, döveni, zorlayanı, hapsedeni, alıkoyanı, hayatı zindan edeni konuşmuyorsunuz bile. Şimdi kalkmış bu sözleşme toplumu kötü etkileyecek diyorlar. İçinde sırf kadın geçtiği için rahatsız oluyorlar. Oysa bu sözleşme bir tek kadınları değil, herkesi koruyacak, herkesi belki de yaşatacak.
Her gün haberlerde, sosyal medyada bilmediğimiz bir isim gördüğümüzde ''kesin kötü bi şey'' hissini belki de bir nebze azaltacak. Adaletin peşinde koşturarak, ''bu suçlu, bu katil, bu hasta'' diye birilerini ikna etmek zorunda hissettirmeyecek belki de. Kimisine çok uzak geliyor böyle şeyler, basit geliyor. Amaaan işte kadınların hakları hede höde diyorlar. Biz ne bir başkasına emanetiz, ne de birileri için ''amaan işteyiz''.
İnsanız, insan gibi yaşamak istiyoruz. İnsanlıktan çıkanlar ve onları koruyanlar yüzünden kendimizi yeterince ''korunmaya muhtaç'' hissettiğimiz için de hepinizden utanıyoruz.
Bu ve bunun zihniyetindeki hiçbir insana da zerre tahammülümüz, saygımız, anlayışımız yok. Bok bile bu dünyada bir işe yarıyor. Bok bile ama bunlar ı-ıh.
Vallahi gerildim gece gece.
Güzel günlere hasretiz...
 
tartışılması utanç verici. akit gazetesi? ensar vakfı? karşı çıkanların zihniyetlerini de biliyoruz. tecavüzcü sapık gerici pislikler. bu çöl farelerinin karşı çıkmalarından bile ne kadar doğru ve arkasında durulması gerektiği anlaşılabilir.
 
Hurafe öğretileri kendisine din edinmiş dilipak gibi taassup mensuplarının,
ülkemizin bekasını karartmasına müsade etmeyeceğiz.
Hayal ettikleri ortadoğulu kadın modeli, karanlık medeniyetleri yerin dine batsın
Kadınlarımızı yobazların vicdanına değil,
evrensel normlara uygun adaletin şefkatli kollarına teslim edelim.
Laik cumhuriyette İstanbul sözleşmesi kırmızı çizgimizdir.
Şimdi sahip çıkma zamanı
 
Elimde en büyük destek olarak tarikatlar kalırsa onların suyuna giderim. Tarikatlar bu sözleşmeden rahatsız olduğu için gündeme getiriliyor.
Ufukta bir seçim var bence, tabanı sıkı tutmak için ideal bir konu gibi duruyor. Bir yerden dinin ekmeğini yemek lazım. Baş örtüsü, Ayasofya mevzusu eskidi, geride kaldı.
 
Forumda konuyu *Dilipak'ın sözleşmeyi destekleyenler için fahişe söylemi kullanması üzerinden gündeme getirmiş ama işleyememiştik arada kaynadı gitti zaten. Yinede kısaca ekleyelim;

Sözleşme aslında eşitlik sağlamak amacıyla insan hakları yolunda reformist adımlar atmaya yönelik bir bildiridir.

Savunan da, karşı çıkan da metinde ne yazıldığını bilmiyor. Savunanlar iktidarın'nin ağır isimlerinin şu anda karşı çıkmasının, karşı çıkanlar ise birkaç muhafazakar kanaat önderinin "eşcinselleri toplumun başına bu sözleşmeyle bela ettiniz" hamasetinin peşinden koşuyor.

Bu metnin sadece tek bir yerinde "cinsel yönelim" ifadesi geçiyor. o da şu:

"Taraflar bu sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir."

Yani diyor ki; "kardeş, bak biz bu sözleşmede ortaya belli başlı prensipler koyacağız. sen aman ha bu prensipleri uygularken yok o Kürttü, bu Aleviydi, şu Suriyeliydi, bu eşcinseldi diye ayırım yapma."
Peki o herkese eşit davran dediği prensipler ne?

Ağırlıklı olarak kadınların toplumda uğradığı sosyal, cinsel, ekonomik şiddete karşı alınacak önlemler, bu vakaların raporlanma biçimleri ve bunları önlemeye yönelik adli tedbirler.

Bundan ala insan hakları sözleşmesi mi olur lan? Bunda karşı çıkacak ne var? Bu metinde muhafazakar şovenistlerin bağırdığı gibi eşcinsellik nasıl destekleniyor? Lozan'ın gizli maddeleri gibi çok küçük puntolarla "her ailede en azından bir eşcinsel tercihende bir de ateist olmak zorunda" mı yazıyor te allam. Ciddi ciddi belirtmek lazım; bu sözleşmeye karşı çıkmak kadına yönelik bir suça, tacize, tecavüze, cinayete karışmak veya taşıyacak potansiyeli olmak lazım er kişinin.
 
Sözleşmenin içeriğini bilmiyorum. Kulaktan dolma bir bilgi olarak kadın beyanı esastır şeklinde bir madde olduğu söyleniyor. Dediğim gibi böyle bir madde var mı yok mu bilmiyorum. Keza var ise uygulanmamasi gereken bir sozlesme. Sadece kadın özelinde değil erkeğin beyanı esastır da olsa uygulanmamali. Çünkü kadına şiddeti engellemenin bir yolu erkeği mağdur etmek değil, aksine kadın erkek eşitliğini sağlayacak vaziyette şiddete engel olmak. Böyle bir madde var ise nerede eşitlik? Ve bu maddenin artniyetli olarak kullanılmayacağının garantisi var mı?
 
Sözleşmenin içeriğini bilmiyorum. Kulaktan dolma bir bilgi olarak kadın beyanı esastır şeklinde bir madde olduğu söyleniyor. Dediğim gibi böyle bir madde var mı yok mu bilmiyorum. Keza var ise uygulanmamasi gereken bir sozlesme. Sadece kadın özelinde değil erkeğin beyanı esastır da olsa uygulanmamali. Çünkü kadına şiddeti engellemenin bir yolu erkeği mağdur etmek değil, aksine kadın erkek eşitliğini sağlayacak vaziyette şiddete engel olmak. Böyle bir madde var ise nerede eşitlik? Ve bu maddenin artniyetli olarak kullanılmayacağının garantisi var mı?

Aynı şekilde bende böyle bir maddenin varlığını duymuştum araştırma fırsatım olmadı ama eğer ki doğruysa burada bazı durumlarda erkeği mağdur edebilir.
Kadının beyanını esas alınması bence fazla abartılmış bir madde olduğunu düşünüyorum.
 
Aynı şekilde bende böyle bir maddenin varlığını duymuştum araştırma fırsatım olmadı ama eğer ki doğruysa burada bazı durumlarda erkeği mağdur edebilir.
Kadının beyanını esas alınması bence fazla abartılmış bir madde olduğunu düşünüyorum.
İşte öyleyse sıkıntı. Çünkü bizim toplumumuzda kadına selam vermek ve tanışmak istemek de taciz sınıfına girdiği için çok fazla suistimal edileceğinden eminim.
 
İki dakikalık araştırmayla boşa düşürülecek dezenformasyon. Nihayetinde hangi saikle karşı çıkılırsa çıkılsın ucunda kadın düşmanlığı mevcut, ya da en azından cahillik.

"Kadının beyanı esastır." sözleşmede bu anlama gelebilecek bir cümle yok! aksine "kadının delil toplaması, kendini ifade etmesi kolaylaştırılır" şeklinde bir hüküm mevcut. Yani sanılıyor ki, kadının ifadesine binaen erkekler hapis cezası alıyor, idam ediliyor. "kadının beyanı esastır." diye bir ilke var mı? evet iç hukukumuzda var. Peki ne şekilde?

"6284 sayılı kanun 8/ 3 der ki: "koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz"

Koruyucu tedbirler kadını ilgilendiren tedbirler. erkeklerin zorlama hapsine alınması veya evden uzaklaştırılması koruyucu değil önleyici tedbir.
Hapis de sadece erkeğin uzaklaşmaya uymaması halinde verilebiliyor. Ha uygulayıcı, kanıt aramadan da önleyici tedbir veriyor mu? Belli ki uygulamada böyle bir şey var. burada mağdur olan erkekler de olabilir mi? Neden olmasın, ama ulusal uygulamadaki bir açığı düzeltmek yerine tüm Avrupa'da kadınları şiddet ve istismardan kapsayıcı bir şekilde koruyan, devlete senin bunu önlemede pozitif yükümlülüğün var diyen bir sözleşmeyi çöpe atmak ne kadar mantıklı?

Yukarda ddiğim gibi, aslında bunun arkasında kadınların şiddet görmesini normal gören bir zihniyetin bunu rahatlıkla yapabilmesi için oluşturduğu bir dezenformasyon var. Bu oyuna gelmeyin, on dakikanızı ayırın sözleşmeyi baştan sona okuyun. katılmadığınız, sorunlu gördüğünüz hususlar olabilir tabii ki, sonuçta insan yapımı her şeyde kusur bulunur ama bilginiz olmadan fikriniz olmasın.
 
Fiziken zayıf olan kadının beyanı esas alınmayacaksa
Kadına şiddet nasıl uygulanacak? Kadını delil getirmeye zorlamak,
işi yokuşa sürmektir. Her erkek bu ilkeyi bilecek ve ona göre
hareket edecek, tabi bu ilke kanun tanımazlar için geçerli.
Kendini bilen erkek için zaten sorun yoktur.
 
Son düzenleme:
İstanbul sözleşmesine karşı çıkanlara bakın bir çoğunun geçmişinde, bulunduğu kurumda, yakın çevresinde taciz, tecavüz, kadına şiddet, çocuk istismarı gibi olayların olduğunu görürsünüz.
Bu kafalar belirli süreçlerle bu tür çıkışlar yaparlar, çünkü bu tür söylemler planlı ve programlı şekilde ilerler.
Kadına, doğaya, çocuğa, insanlığa düşman bu kafalar. Bu tür düşünceye sahip kişiler sandığınız kadar az değil, mevcut hükümetin yan kolları bunlar, belirli çıkar ilişkileri nedeniyle sesleri bastırılmış şekilde duruyorlar, ülkeyi karıştırmak için hepsinin tetikte beklediğine eminim.
Ensar vakfında tecavüz oldu sesleri çıkmadı, Pozantı cezaevinde küçük çocuklara tecavüz edildi sesleri çıkmadı, ama kadını koruyacak bir sözleşmeye hepsi kükredi.
 
bu anlaşmanın türk aile yapısına zarar verdiğini diyanet işleri başkanı açıkladı. bu anlaşmayı hep lpgli vatan hainleri destekliyor.
 
bu anlaşmanın türk aile yapısına zarar verdiğini diyanet işleri başkanı açıkladı. bu anlaşmayı hep lpgli vatan hainleri destekliyor.

7e7.jpg
 
Türk milleti tarihinden karanlık devirlerinden itibaren uzun bir müddet kadını baş tacı yapmış, haklarını her zaman gözetmiştir. Kadın Türk için kutsaldır bunun en büyük kanıtı da destanlarımızın çoğunda kadınlara yüklenen uhrevi hava ve kadının kutsal bir ışık gibi tasvir edilmesi gösterilebilir. Bununla birlikte mitolojimizin en önemli karakterlerinden biri olan Umay Ana da Köktürklerin koruyucu ve onları darlıktan kurtaran bir figür olarak karşımıza çıkar. Yine buna ek olarak Orhon Yazıtlarında İlbilge Hatun'un da İlteriş Kağanla birlikte kut alması eski Türklerde kadının kıymetini net olarak ortaya koyar.

Türk budunug atı küsi yok bolmazun tiyin kangım kaganıg ögüm katunug kötürmiş tengri il birigme

Türk dünyasında bunlar yaşanırken komşu medeniyetlerde kadının varlığı bile başlı başına bir sorun teşkil etmiştir çoğu zaman. Çinliler kız çocuklarına isim vermezken Arap toplumunda kız çocuğu doğuran ayıplanır ve o çocuk utanç vesikası olarak görülür. Aksi belgeler var mı kontrol edemediğimden kesin bir şey diyemeyeceğim ancak son okuduklarım ışığında şunu söyleyebilirim, Türkler genelde tek eşli ve eşlerine bağlı bir millet olarak görünür. Evliliğin kötü gitmesi sonucu boşanmalar da az da olsa karşımıza çıkar ve burada kıymete değer husus Türkler çağının çok ötesinde bir yaklaşımla boşanmayı yalnız erkeklere değil kadınlara da bir hak olarak vermişlerdir ve yine kadınlar toplum içindeki konumları itibariyle mal mülk sahibi de olabiliyorlardı. Bu kısmı çok uzatmak istemiyorum sadede geleceğim ancak bu konuyu merak eden arkadaşlar için kaynak çok. Dergipark veya Google üzerinden araştırmalar yapabilir, Orhon Yazıtlarını okuyabilir ya da Bahattin Ögel kitaplarını inceleyebilir.

Bütün bunları anlatma sebebim bir bağlama oturtma çabasından ileri gelmekte. Türk kültürü Arap kültürüyle sıkı bir dirsek teması kurduktan ve softa takımının ortaya çıkışından sonra artık kadının yeri ve kimliği geri dönülmez şekilde değişmiştir. Bu da aşağı yukarı Kanuni sonrası bir döneme denk gelir. Osmanlının kuruluş dönemi ziyadesiyle Orta Asya Türklüğünden izler barındırdığından kadının rolü büyük oranda korunmuş ve kadın yine belli haklara sahip bir şekilde varlığını sürdürmüştür. Ancak Osmanlının duraklama ve yıkılış devirlerinde softa takımının ulemalık taslaması kadının toplumdaki yerini korkunç şekilde sarsmış ve kadın artık yarı köle bir halde evin içinde kafesin ardında tıkılmıştır ve Atatürk oradan kurtarana değin de orada kalmıştır.

Bütün bu girizgahı yapma sebebime geleyim, tarihinin en parlak devirlerinde kadını baş tacı eden Türk milleti komşu kültürlerin de tesirleriyle kadını değersiz bir "mal" gibi görme gafletine düşmüştür. Bugün İstanbul sözleşmesini tartışmak gerçekten rezalet bir durumdur. Kadın toplumun yapı taşıdır ve onu bu tartışmaların içine çekmek rezilce bir durumdur. Avrupa'nın ve dünyanın cinsiyet eşitliği ile yakın bir tarihte tanıştığını düşünürsek Türkler oldukça eski tarihlerde toplum içi cinsiyet eşitliğini çağının çok ötesinde uygulamış ve bu hususa dikkat etmiştir. Bugün geldiğimiz noktada bırakın cinsiyet eşitsizliğini,"kadınlar insan mıdır?" tartışmasından öteye gidemiyoruz. Biz ne daha götünü yıkamayan Arap ne de uygarlık denen olguyla yeni tanışmış Avrupalıyız. Ancak bugün cehalet ve softalık Türkiye'yi öyle bir hale getirdi ki gerçekten utanılası. Bir insanın bir diğerine şiddet uygulamaması, taciz veya tecavüz etmemesi için İstanbul Sözleşmesine gerek yok bunlar zaten olmaması gereken insanlık dışı olgular. Ne yazık ki üzülerek ifade ediyorum, Türk kadını değersizleştirilmeye, güçsüzleştirilmeye çalışılıyor ama Türk kadını bu kepazelere her zaman güçlü kalarak cevabı en iyi şekilde verecektir.

Yine üzülerek belirteyim ki Türkiye'nin dört bir yanına örümcek zihniyet ağlarını örmüş, insan gibi yaşamak isteyene zehirlerini salıyorlar. Bunlarla mücadele etmek hem de hiç yılmadan mücadele etmek aklı başında her Türk'ün asli görevidir. İstanbul Sözleşmesi bu mücadelenin sadece bir cephesi. Bu cephe aşılırsa sonraki cephe kadınlar nasıl giyinmeli, kaç kadınla evlenmeli gibi cephelerde savaşmak durumunda kalırız. Meşhur bir laf vardır taviz tavizi doğurur diye. İşte şu an bu kırılma noktasındayız. İstanbul Sözleşmesi kıymete değerdir, uygarlık yolunda atılmış bir adımdır.

Bu arada bunu da eklemeden geçmeyeyim, İstanbul Sözleşmesine kaşrı çıkan insanların çoğunun Başakşehir ve Kayaşehir dolaylarında muta nikahlı metresi oturmuyorsa ben de hiçbir şey bilmiyorum. Siyasal İslamcı ahlakı bunu gerektirir. Onların hayali bir haremdir. Haremde cariyelerle bir arada yaşamaktır.

Şunu da ekleyeyim, yukarıda bir arkadaş sadece 10 saniyelik bir Google aramasıyla bulunabilecek bir şeyi buraya taşıyarak farkında olmadan örümcek zihniyete hizmet ediyor. Türk milleti okumaz, okuduğu üzerine düşünmez, düşünse de doğruluğunu araştırmaz o yüzden insanın aklına önce yanlış bilgi kazınır. İşte bu var ya en tehlikeli şeydir. Sökülmesi çok zordur bu yarım yamalak bilginin.

Biraz dağınık oldu ama umarım ifade etmek istediğim şey anlaşılmıştır.
 
52. Haftanin tartisma konusu sona ermistir. Yorumlariyla katilim saglayan bütün arkadaslarima tesekkur ederim
 
Geri