5 Ocak Adana’nın Kurtuluşu Ve Adana’nın Kurtuluşu Hakkında Bilgiler

Konu sahibi son olarak 2624 gün önce görüldü
5 Ocak Adana’nın Kurtuluşu Ve Adana’nın Kurtuluşu Hakkında Bilgiler

Tarih 20 Aralık 1921, günlerden Salı, Kolordu Caddesi ( yani bugünkü İnönü Caddesi) insan seliydi. Bütün halk saat 12 civarında Giritli Mahallesine (şimdiki Atatürk Parkı na) akına başladı. Daha sonra Türk Birliklerinin Şakirpaşa'ya geldiği haberi ulaşmıştı. Askerler büyük bir coşku ile karşılandı. Kalabalık halk bugünkü İstiklal Ortaokulunun olduğu Frakleyn Buyyon'nun konutuna doğru yöneldi. Burada Törenler düzenlendi. 20 Aralık'ta Adana şehri teslim alınsa da şehrin Fransızlarca tamamen terkini baz alarak

5 Ocak Adana'nın kurtuluştarihi olarak kabul edilmiştir


adana5ocak-1.jpg


adana5ocak-2.jpg


adana5ocak-3.jpg


adana5ocak-4.jpg


ataturk-adanaheykeliyle.jpg


Atatürk, Adana Atatürk Parkındaki,

kendisi için yapılmış olan heykelin yanında...


ataturk-adanakizenstitusunde.jpg


Atatürk, Adana Kız Enstitüsü'nü ziyaretinde bir dersi dinlerken (19 Kasım 1937)
 
Adana milli mücadelenin başladığı kenttir.

Ulu önder Gazi Mustafa Kemal'e kurtuluş hissini uyandıran ilk memleket olması sebebiyle de Milli Mücadelede özel bir yere sahiptir.

1918'de sona eren Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkler için yeni ve zorlu bir mücadele başlayacaktır.

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanışından 40 gün önce İngiliz süvarilerinin, Yıldırım Orduları Grup Komutanı Liman Van Sandres''in karargahını basmaları Çukurova' nın işgalinin habercisi olmuştur.

İstanbul Hükümetinin talebi üzerine Liman Van Sanders, 31 Ekim 1918'de tüm yetkileri Mustafa Kemal'e devrederken "Yenildik, bizim için her şey bitti" sözüne karşılık Mustafa Kemal "Savaş müttefikler için bitmiş olabilir ama bizi ilgilendiren savaş, kendi istikbalimizin savaşı, ancak şimdi başlıyor" diyerek milli mücadeledeki kararlılığını sergilemiştir.

Mustafa Kemal görevi devraldıktan sonra Adana'da kalmış ve durum tespiti yapmıştır.

Resmi işgalden önce İstanbul Hükümetinin 23 Kasım 1918 tarihinde ve Sadrazam Ahmet İzzet Paşa imzalı "Adana ve yöresinin düşmana bırakılmasını istediği" yazısı duyarlı Adana halkının tepkisini çekmiş ve feryatname adı verilen protesto telgraflarının çekilmesine neden olmuştur.

19 Eylül 1918 tarihinde ilk karargah baskınından sonra 17 Aralık 1918'de Fransız Yarbay Romyö (Romieu)'nün birliğinin Çukurova'ya ve bir gün sonra Suriye'ye, işgal ordusu komutanı Hamlen (Hamlin)'in de törenle Adana'ya gelişi işgali resmileştirecektir.

İşgal kuvvetlerinin İskenderun'a asker çıkarması üzerine Mustafa Kemal, zamanın hükümet ve başbakanına düşmana karşı ateş açılacağını telgrafla bildirmiştir.

Adana'dan verilen bu emir, Türk Milli Mücadelesinin ilk emridir. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Mustafa Kemal'in 15 Mart 1923 Adana ziyareti sırasında "Bende bu vekayiin ilk hissi teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana'da vücut bulmuştur." ifadesinin nedeni budur.

İşgal kuvvetleri planlı bir şekilde Adana, Dörtyol, Saimbeyli, Kozan, Gaziantep ve Kahramanmaraş çevresine Ermenileri getirerek iskan ve işgal politikasını birlikte yürütmüşlerdir.

Amaç, itilaf güçlerinin "ileri bir karakolu" hükmünde Ermenistan Devletine zemin hazırlamaktı.

Fransıs işgal kuvvetleri tarafından çok planlı ve katı bir şekilde uygulanan soykırım Adana, Çukurova ve civarı bölgelere Ermenilerin yerleştirilmesi olmuştur.

1915 yıllarında yani I. Dünya Savaşı sırasında Anadolu'nun Doğu yöresinde isyan eden Türk halkını öldürüp, işkence eden ve Ruslara yardım ederek ülke içinde 5. kol olarak çalışan Ermenilerin 1915 tarihli Tehcir Kanunu ile Suriye'ye zorunlu göçleri sağlanmıştır.

1918'de Adana ve Çukurova'yı işgal eden Fransızlar kendi birlikleri içinde özellikle Ermeni askerleri getirdikleri gibi, Suriye'den 70 bin Ermeniyi Adana'ya, 12 binini Dörtyol'a, 8 binini Saimbeyli'ye yerleştirmişlerdir.

Hatta Antep ve Maraş çevresine de 50 binden fazla Ermeni getirilmiştir.

Bütün bu gayretler adeta I.Haçlı Seferi sırasında olduğu gibi yine Avrupa devletlerine bu bölgede ileri karokol görevini görecek bir Ermeni Krallığının yeniden oluşturulması içindi.

1918-1919 yıllarında Adana'da tam bir terör ve cinayet dönemi yaşanmıştır.


18 Aralık 1918 tarihindeki resmi işgalden önce 01 Aralık 1918'de Kilikya'lılar Cemiyeti resmiyet kazandı.

Cemiyetin toplanma nedeni Adana ve çevresini işgal edenlere karşı nasıl bir dayanışma içerisinde olacakları konusunda görüş alışverişlerinde bulunmak ve Çukurova'lıları işgalcilerin baskısından kurtarmak, aynı zamanda İstanbul Hükümeti ile münasebetlerini iyi tutarak işgalci devletlerin temsilcileri üzerinde etkili olmaktı.


Mustafa Kemal'in; Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ile Çukurova'daki Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri arasında bağlantı oluşturmaya yönelik amaç ve görüşleri vardı.

1920'de Toros'lardan Fransızlara karşı saldırı başlatılmıştır.

Adana halkı tarafından yapılan direnişin ilk ve önemli sonuçlarından biri 27 mayıs 1920'de Fransız Orduları Komutanı Menil'in esir alınmasıdır.

"Karboğazı" olayı olarak bilinen bu olay, Kuva-yı Milliye'nin ilk zaferidir.

10 Temmuz 1920'de Ermeniler tarafından büyük bir şiddetle soykırım harekatına girişilmiş ve bu harekat sonucu onbinlerce kadınlı çocuklu Adana'lı Toros'lara doğru kaçmıştır.

4 gün süren bu hareket tarihte " kaç kaç" olayı olarak isimlendirilmiştir.

5 Ağustos 1920'de Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Bey (ÇAKMAK) ve Milletvekilleri Pozantı'ya gelmiş, burayı il haline getirerek Pozantı Kongresi'ni yapmışlardır.

Düşmanın saldırısı karşısında, Adana ve havalesinde direnişe geçen Türkler, çok büyük kayıplar vermişlerdir.

Verilen bu kayıplar ve yapılan mücadele sonucunda, 1920 sonlarında Fransızları ağır yenilgiye uğratmayı başarmışlardır.

Bu savaşlarda fedakarlık gösteren Şeyh cemil ve adamları, Tekelioğlu Sinan, Kara Afat, Selahattin Adil, Manisalı Ali, Osman Çamurdan, İbo Osman, Hacı Ağa, Şehit Ökkeşoğlu Efe, Emin Ağa, Kılavuz Hatice, Tayyar Rahime, Kara Fatma (Adile Onbaşı) gibi adını sayamayacağım daha nice kahramanlar var.

Fransa ile TBMM Hükümeti arasında 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması neticesinde, 5 Ocak 1922'de Fransızlar beraberlerinde getirdikleri Ermenilerle birlikte bölgeyi tamamen boşaltmışlardır.

Tabi bu olaylar resmi kayıtlarda da bir çok tarihi belge ve belge sayılabilecek bir çok fotoğraf mevcut olduğundan Soykırım tasarısını yasalaştıran Fransa'ya da burdan kapak yapmak lazım. Her neyse konuyu dağıtmadan devam edecek olursak,

5 Ocak 1922 tarihinde halk tarafından Adana'nın kurtuluşunu kutlamak amacıyla Büyüksaat ile Ulucami arasında çok büyük bir bayrak çekilmiş ve daha sonra bu bayrak kurtuluş simgesi haline gelerek ilin sonraki kurtuluş günlerinde tekrarlanmıştır.

Ünlü şair ve dönemin Adana Erkek Lisesi Edebiyat Öğretmeni Arif Nihat ASYA tarafından yazılan bayrak şiiri de ilk kez burada okunmuştur.

BAYRAK


Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın
mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver !
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.
Kızıllığında ısındık,
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.
Gölgene sığındık.

Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen !
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim !

Adana ve Çukurova halkı, milli kuvvetlere katılarak yurdun diğer cephelerinde çarpışmış ve Anavatan'ı düşmandan kurtarma mücadelesinde de sonuna kadar yer almışlardır.

811_5_ocak_adananin_kurtulusu.JPG


Bugün o mücadelede yer alan tüm Mustafa Kemal'in askerlerini saygı, rahmet, minnet, hürmet ve derin sevgiyle anıyorum mekanları cennet olsun.



 
5 Ocak Adana'nın Kurtuluşu / Kutlu olsun !


adana5ocak-1.jpg

Adana’nın Kurtuluşu

Birinci Dünya savaşının ortalarında 16 Mayıs 1916'da Fransa hükümeti adına Bakan George Picot (Corc Piko) ile İngiltere'nin temsilcisi Avam Kamarası üyelerinden Albay Mark Sayks arasında Yakın ve Orta Doğu için bir taksim anlaşmasına varılmıştır. Buna göre Fransızlar, İngilizler lehine Filistin'den vazgeçecekler, buna karşılık Musul Petrollerine ve Ergani bakır madenleriyle Kilikya pamuklarına sahip olacaklardı. 20 Kasım 1919'da İngilizler Çukurova'dan çekildiler, yerlerini Fransızlara bıraktılar.Fransız sömürge yönetimi, Ermeni fedai ve kamavorlarını maşa olarak kullanmak suretiyle yerli halka ağır işkence yaptı.

Daha önce tehcire (zorunlu göç) tabi tutulan Ermeniler, eski köy ve kasabalarına geri döndüler. Sancaklarda ve Vilayet merkezlerinde Tesviye-i Mesalih Komisyonları kuruldu. Bu özel komisyonlar, iki yalancı şahit bulunduğu takdirdetalep edilen evin, arsanın, bağın Ermenilere verilmesine karar veriyordu. Temyizi mümkün olmayan bu kararları, Fransız sömürge yönetimi cebren uyguluyordu. Yönetime karşı gelenler kurşuna diziliyordu. Kurşuna dizilenlerin cesetleri de Kozan'daki fırınlarda yakılıyordu.

İntikam Alayı adı verilen Fransız üniformalı Ermeni kamavorlar, karanlıkta yakaladıkları Türk'leri öldürüyor ve cesetlerini orta yerde bırakıyorlardı. 10 Ocak 1919'da Abdo Ağa'nın çitliğini bastılar, Yeşiloba'da 14 işçiyi şehit ettiler. Bir ay sonra Türk'lerin dükkanlarını yağmaladılar. Vanlı Ahmet Ağa'yı evinde süngülediler.

Türk halkı kan ağlıyordu. Şehri boşaltmaya ve Toroslara kaçmaya başladı. Halk arasında kaçkaç adı verilen bir kaçış esnasında Ermeniler Türk'leri Yeşilobada kamadan geçirerek katlettiler. Mustafa Kemal Paşa, bu soykırıma çok sert tepki gösterdi. Zamanın Fransız Kumandanı General Gauraud nezdinde olayı protesto etti. Olaydan Fransız sömürge yönetiminin sorumlu olduğunu vurguladı. Sömürgecilerin bu onur kırıcı davranışlarına Türk insanı boyun eğemezdi. Teşkilatlanmak zorundaydı. Çukurovadaki milli mücadele kararı teşkilatlanma sonucu Sivas'ta verilmiştir. Ali Fuat Cebesoy'un hazırladığı savaş stratejisi Sivas'ta tartışılarak kabul edilmiştir.

Doğu Kilikya Kuva-yi Milliye Komutanlığı Osman Tufan'a Batı Kilikya Kuva-yi Milliye Komutanlığı Sinan Tekelioğlu'na verilmiştir. İkisi de efsanevi bir isim bırakmışlardır.

Yeni Adana Gazetesi'nden söz etmeden geçemeyeceğim. İşgal sırasında Ahmet Remzi Yüreğir Adana'da Kuva-yi Milliyeyi destekleyen Adana adlı bir gazete çıkartıyordu. Sömürge yönetimi matbaayı basarak gazeteyi kapattı. Ahmet Remzi bey Valilikten izin alarak Yeni Adana Gazetesini çıkarmaya başlardı. Fransızlar matbaayı yine bastılar, işçileri tutukladılar.

Ahmet Remzi bey matbaayı Karaisalı'ya, daha sonra Pozantı'ya taşıdı. Bir vagon içerisinde gazeteyi çıkardı. Ancak 300-500 tane basabilen gazete, hayvan sırtında köylere, kasabalara gönderiliyordu. Hala yayın hayatına devam eden bu gazetenin ebediyetlere kadar yaşamasını diliyorum.

Toros tünelleri Fransız'ların kontrolündeydi. Türk miliskuvvetleri Belemedik tren istasyonunu basarak buradaki Fransız Hastanesini zaptettiler. Pozantı'daki Fransız Komutanı Binbaşı Menil, Gülek Boğazı'nın dışında Mersin'e ulaşacak bir yol arayışındaydı. Tekir'e geldiklerinde rastladıkları Kumcu Veli ve köylü kadından kendilerine mihmandarlık yapmalarını istedi. Veli ve kadın Menil taburunu her iki tarafı dik ve yalçın kayalık olan Karboğazın içine soktu.Zaten Türk milisleri uzaktan Menil taburunu izliyordu. Burada 44 köylü kahramanca dövüşerek Menil taburunu teslim almıştır. Mustafa Kemal Paşa Çukurova halkının bu meziyetlerinden emin olduğu için onlara güvenmiş ve milli mücadeleye başlama kararını Adana'da almıştı. "Bir Türk Dünyaya Bedeldir" derken belki de Gülekli 44 kahramanı düşünmüştü.

Kar Boğazı'nda Menil taburunun 44 köylüye teslim olması büyük bir kahramanlık örneği idi. Mustafa Kemal Paşa, yanında Fevzi Çakmak Ankara, Kayseri ve Sivas heyetleri olduğu halde, B.M. Meclisi adına cepheyi teftiş etmek üzere Konya üzerinden özel bir trenle Pozantı'ya 5 Ağustos 1920'de geldi. Bütün cephe komutanları gelmişlerdi. Cepheler hakkında geniş bilgi verildi. Sonra Adana7lılara hitaben veciz bir konuşma yaptı. Konuşmasında niçin Adana'lılara bu kadar güvendiğini şimdi daha iyi anlamış olduğunu ifade ediyordu.


Kuva-yi Milliye’nin Fransızları Çukurova'dan atacağından emindi. Her türlü askeri desteği vaad ediyordu. 41.Tümenin Pozantı'da oluşturulmasına karar verildi. Adanalıların istediği cephane ve topu vermeyi kabul etti. Daha sonra Pozantı'nın bir liva haline getirilmesini talep ettiler. Liva, Vilayet ile kaza arasında bir merkezdi. Ancak Mustafa Kemal, daha ileri giderek Adana Vilayetinin Pozantı'da kurulmasını teklif etti. Kongrenin ikinci gününde kendisinin başkanlığında Vali ve diğer yöneticilerin seçimi yapıldı. Valiliğe İsmail Sefa Bey bu görevi geçici bir süre için kabul edebileceğini söyledi. Çünkü kısa bir zaman sonra mebus olarak B.M.M.'ne gidecekti. İsmail Sefa Bey ayrıldığı zaman yerine hem Vali hem de 41.Tümen Komutanı Nuri Conker getirildi. Nuri Conker'in Valiliği de uzun sürmedi. Yerine Serficeli Hilmi Bey Vali olarak tayin edildi. Belediye Başkanı Mektupçu, Defterdar, Kadı ve diğer bütün yönetim kadrosunun seçimi yapıldı. Akşam Mustafa Kemal Paşa Ankara'ya döndü. Sağlık Müdürü, Marif Müdürü, Ziraat ve Orman Müdürü, Tapucu, Jandarma Kumandanı, Polis Müdürlerinin de atamaları yapıldı.

Dıblanzade Mehmet Fuat Efendi Belediye Başkanı, Ahmet Remzi Yüreğir ve Kethüdazade İbrahim, Karadayı İsmail ve Savatlı Halil Ağa ve Haydarzade Ali Efendiler encümen üyesi seçildiler. Böylece Adana Vilayet Teşkilatı Pozantı'da kurulmuştu.

Milli kuvvetlerle yaptığı savaşlarda uçaklarıyla hava desteği sağlayan ve sivil hedefleri de bombalayan Fransa, büyük kayıplar veriyor. Artık Çukurova'da kalmaya gözü kesmiyordu. Bataklığa saptandığını gören Fransız kamuoyu, Çukurova'yı terketmenin uygun olacağı tezini benimsiyordu.

Sakarya Harbinden sonra 30 Ekim 1921'de Franklin Bouillon ile Türk Hariciye Vekili Yusuf Kemal Tengirşen arasında Ankara Anlaşması imzalanarak, Fransızlar, Çukurova ve Antep'i boşaltmayı kabul ettiler. Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti adına İbrahim Kethüda, Belediye Başkanı Mehmet Fuat ve Yeni Adana Gazetesi Sahibi Ahmet Remzi'nin dahil olduğu heyet, 1 Aralık 1921'de Adana'nın yönetimini Türk Devleti adına teslim aldı.

Ankara Anlaşması Fransız'ların bölgeyi iki ay içerisinde tahliye etmesini hükme bağlamıştı. Bu hüküm uyarınca 20 Aralık 1921'de Adana, Türk askeri tarafından teslim alındı. Ancak Fransızların isteği üzerine bölgenin tamamının tahliyesi 5 Ocak 1922 terihine kadar uzatıldı. Bu tarih Adana'nın kurtuluşu günü olarak kabul edildi.

(Alıntıdır)
 
5 Ocak Adana'nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu

Adana Düşman İşgalinden Kurtululuşunun 90. Yılını kutluyor…
www.[SIZE=2]Bahanechat.net olarak bu coşkuyu paylaşıyoruz...

5_ocak_adananin_dusman_isgalinden_kurtulusu_h8696.jpg
5 Ocak Adananın kurtuluşu zorlu mücadelelerden sonra büyük bir coşkuyla 90. Yılını kutluyor.
Bize miras bırakılan bir çok şehit verdiğimiz kurtuluş günlerimizden bize kalan Adana o izleri halen taşırken beraberinde minnet duygularıyla o gururlu günleri yaşamakta...
Düşman işgalinin son bulduğu bu günleri nesilden nesile aktararak genciyle yaşlısıyla bir arada;

www.[SIZE=2]B[/SIZE]ahanechat.net
olarak bu özel günümüzü kutluyor aynı acıları yaşamamak dileğiyle vatanımızın ve milletimizin birlik,beraberlik içinde sağduyulu olarak yarınlara umutla bakan gençler yetiştirerek ve var olan değerlerimize sahip çıkarak bu coşkuyu katlamak dileğiyle...

Kısa Bir Hatırlatma

“Ankara Anlaşması Fransız’ların bölgeyi iki ay içerisinde tahliye etmesini hükme bağlamıştı. Bu hüküm uyarınca 20 Aralık 1921′de Adana, Türk askeri tarafından teslim alındı. Ancak Fransızların isteği üzerine bölgenin tamamının tahliyesi 5 Ocak 1922 terihine kadar uzatıldı. Bu tarih Adana’nın kurtuluşu günü olarak kabul edildi.”

5%20ocak.jpg
[/SIZE]
 
5 Ocak Adana'nın Kurtuluşu

Tarihler 5 Ocak 2013 sizlerle, Adana’nın kurtuluşu hakkında bilgiler paylaşacağız…
5_ocak_adananin_kurtulusu_h31071.jpg

1915'te Avrupa Devletleri arasında başlayan 1. Dünya Savaşı kısa sürede tüm kıtalara yayılmış ve Osmanlı Devleti de bir şekilde bu savaşın içinde yer almak zorunda kalmıştır. Yıllarca süren savaşın sonunda ittifak devletlerinin yenilgisiyle, zaten çökme sürecinde bulunan Osmanlı Devleti de yenilmiş sayılmış ve bu savaştan toprak kaybederek çıkmıştır. Diğer yenilen ülkelerin aksine Osmanlı Devleti topraklarında savaş bitmemiş ve eskinin imparatorluğu, yerini parçalanmış ve işgal altında bir Osmanlı'ya bırakmıştır.

Galip devletlerden Fransa, Adana ve çevresini işgal planları kurmuştur. 1915'te yaşanan karmaşayı fırsata çevirerek Doğu Anadolu'da isyan çıkartan, bu isyan yüzünden çıkartılan Tehcir Kanunu sebebiyle Suriye'ye zorunlu göç eden Ermeniler'den 150.000'e yakını, 1918'de Adana ve Çukurova'yı işgal eden Fransız birliğinde yer alarak -Fransız eliyle- Adana ve çevresine yerleştirilmişlerdir. 1918, 1919 yıllarında Adana'da çok canlar yanmış, cinayetler ve toplu katliamlar yaşanmıştır.



Adanalılar, İstanbul Hükümeti'nin 23 Kasım 1918'de aldığı "Adana ve çevresinin boaşltılması"nı zorunlu kılan karara şiddetle karşı çıkmıştır. İşgalci güçler tarafından hunharca öldürülen, toplu katliamlara kurban giden binlerce Adanalı ve onlar gibi Kurtuluş mücadelesinde şehit düşen yüzbinlerce şehidimizi saygı ve rahmetle anıyoruz. Kurtuluş Savaşı şehit ve gazilerine şükran ve minnet borçluyuz.


20%281%29.jpg



664_15.jpg



adana6.jpg



kuvva.JPG
 
Işıkları Kapat

6310.jpg


5 OCAK ADANA’NIN KURTULUŞU

Yirmi kasım dokuz yüz on dokuzda
Fransız yurdumuzu etti talan
Halkı yeşiloba meydanlarında
Süngülediler, buydu bize kalan

Sömürge zoruyla mallar çalındı
Bağlar, araziler, evler alındı
Esirler perişan ayak yalındı
İnsanlığımızı zulümdü alan

Kuvva-yi Milliye dağları yardı
Kozan cephesinde çevreyi sardı
Otuz ekim dokuz yüz yirmi birde
Bouillon’du vekille anlaşma salan

Devlet Adana kapısını çaldı
Fransız anlaşamaya sadık kaldı
Türk askeri beş ocakta teslim aldı
Yaşananlar sanki koca bir yalan

Münevver Düver

21.12.2010-Adana

26365.jpg



Adana’nın Kurtuluşu

Birinci Dünya savaşının ortalarında 16 Mayıs 1916'da Fransa hükümeti adına Bakan George Picot (Corc Piko) ile İngiltere'nin temsilcisi Avam Kamarası üyelerinden Albay Mark Sayks arasında Yakın ve Orta Doğu için bir taksim anlaşmasına varılmıştır. Buna göre Fransızlar, İngilizler lehine Filistin'den vazgeçecekler, buna karşılık Musul Petrollerine ve Ergani bakır madenleriyle Kilikya pamuklarına sahip olacaklardı. 20 Kasım 1919'da İngilizler Çukurova'dan çekildiler, yerlerini Fransızlara bıraktılar.Fransız sömürge yönetimi, Ermeni fedai ve kamavorlarını maşa olarak kullanmak suretiyle yerli halka ağır işkence yaptı.

Daha önce tehcire (zorunlu göç) tabi tutulan Ermeniler, eski köy ve kasabalarına geri döndüler. Sancaklarda ve Vilayet merkezlerinde Tesviye-i Mesalih Komisyonları kuruldu. Bu özel komisyonlar, iki yalancı şahit bulunduğu takdirdetalep edilen evin, arsanın, bağın Ermenilere verilmesine karar veriyordu. Temyizi mümkün olmayan bu kararları, Fransız sömürge yönetimi cebren uyguluyordu. Yönetime karşı gelenler kurşuna diziliyordu. Kurşuna dizilenlerin cesetleri de Kozan'daki fırınlarda yakılıyordu.

İntikam Alayı adı verilen Fransız üniformalı Ermeni kamavorlar, karanlıkta yakaladıkları Türk'leri öldürüyor ve cesetlerini orta yerde bırakıyorlardı. 10 Ocak 1919'da Abdo Ağa'nın çitliğini bastılar, Yeşiloba'da 14 işçiyi şehit ettiler. Bir ay sonra Türk'lerin dükkanlarını yağmaladılar. Vanlı Ahmet Ağa'yı evinde süngülediler.

Türk halkı kan ağlıyordu. Şehri boşaltmaya ve Toroslara kaçmaya başladı. Halk arasında kaçkaç adı verilen bir kaçış esnasında Ermeniler Türk'leri Yeşilobada kamadan geçirerek katlettiler. Mustafa Kemal Paşa, bu soykırıma çok sert tepki gösterdi. Zamanın Fransız Kumandanı General Gauraud nezdinde olayı protesto etti. Olaydan Fransız sömürge yönetiminin sorumlu olduğunu vurguladı. Sömürgecilerin bu onur kırıcı davranışlarına Türk insanı boyun eğemezdi. Teşkilatlanmak zorundaydı. Çukurovadaki milli mücadele kararı teşkilatlanma sonucu Sivas'ta verilmiştir. Ali Fuat Cebesoy'un hazırladığı savaş stratejisi Sivas'ta tartışılarak kabul edilmiştir.

20.jpg


Doğu Kilikya Kuva-yi Milliye Komutanlığı Osman Tufan'a Batı Kilikya Kuva-yi Milliye Komutanlığı Sinan Tekelioğlu'na verilmiştir. İkisi de efsanevi bir isim bırakmışlardır.

Yeni Adana Gazetesi'nden söz etmeden geçemeyeceğim. İşgal sırasında Ahmet Remzi Yüreğir Adana'da Kuva-yi Milliyeyi destekleyen Adana adlı bir gazete çıkartıyordu. Sömürge yönetimi matbaayı basarak gazeteyi kapattı. Ahmet Remzi bey Valilikten izin alarak Yeni Adana Gazetesini çıkarmaya başlardı. Fransızlar matbaayı yine bastılar, işçileri tutukladılar.

Ahmet Remzi bey matbaayı Karaisalı'ya, daha sonra Pozantı'ya taşıdı. Bir vagon içerisinde gazeteyi çıkardı. Ancak 300-500 tane basabilen gazete, hayvan sırtında köylere, kasabalara gönderiliyordu. Hala yayın hayatına devam eden bu gazetenin ebediyetlere kadar yaşamasını diliyorum.

Toros tünelleri Fransız'ların kontrolündeydi. Türk miliskuvvetleri Belemedik tren istasyonunu basarak buradaki Fransız Hastanesini zaptettiler. Pozantı'daki Fransız Komutanı Binbaşı Menil, Gülek Boğazı'nın dışında Mersin'e ulaşacak bir yol arayışındaydı. Tekir'e geldiklerinde rastladıkları Kumcu Veli ve köylü kadından kendilerine mihmandarlık yapmalarını istedi. Veli ve kadın Menil taburunu her iki tarafı dik ve yalçın kayalık olan Karboğazın içine soktu.Zaten Türk milisleri uzaktan Menil taburunu izliyordu. Burada 44 köylü kahramanca dövüşerek Menil taburunu teslim almıştır. Mustafa Kemal Paşa Çukurova halkının bu meziyetlerinden emin olduğu için onlara güvenmiş ve milli mücadeleye başlama kararını Adana'da almıştı. "Bir Türk Dünyaya Bedeldir" derken belki de Gülekli 44 kahramanı düşünmüştü.

Kar Boğazı'nda Menil taburunun 44 köylüye teslim olması büyük bir kahramanlık örneği idi. Mustafa Kemal Paşa, yanında Fevzi Çakmak Ankara, Kayseri ve Sivas heyetleri olduğu halde, B.M. Meclisi adına cepheyi teftiş etmek üzere Konya üzerinden özel bir trenle Pozantı'ya 5 Ağustos 1920'de geldi. Bütün cephe komutanları gelmişlerdi. Cepheler hakkında geniş bilgi verildi. Sonra Adana7lılara hitaben veciz bir konuşma yaptı. Konuşmasında niçin Adana'lılara bu kadar güvendiğini şimdi daha iyi anlamış olduğunu ifade ediyordu.

ata-32_k.jpg


Kuva-yi Milliye’nin Fransızları Çukurova'dan atacağından emindi. Her türlü askeri desteği vaad ediyordu. 41.Tümenin Pozantı'da oluşturulmasına karar verildi. Adanalıların istediği cephane ve topu vermeyi kabul etti. Daha sonra Pozantı'nın bir liva haline getirilmesini talep ettiler. Liva, Vilayet ile kaza arasında bir merkezdi. Ancak Mustafa Kemal, daha ileri giderek Adana Vilayetinin Pozantı'da kurulmasını teklif etti. Kongrenin ikinci gününde kendisinin başkanlığında Vali ve diğer yöneticilerin seçimi yapıldı. Valiliğe İsmail Sefa Bey bu görevi geçici bir süre için kabul edebileceğini söyledi. Çünkü kısa bir zaman sonra mebus olarak B.M.M.'ne gidecekti. İsmail Sefa Bey ayrıldığı zaman yerine hem Vali hem de 41.Tümen Komutanı Nuri Conker getirildi. Nuri Conker'in Valiliği de uzun sürmedi. Yerine Serficeli Hilmi Bey Vali olarak tayin edildi. Belediye Başkanı Mektupçu, Defterdar, Kadı ve diğer bütün yönetim kadrosunun seçimi yapıldı. Akşam Mustafa Kemal Paşa Ankara'ya döndü. Sağlık Müdürü, Marif Müdürü, Ziraat ve Orman Müdürü, Tapucu, Jandarma Kumandanı, Polis Müdürlerinin de atamaları yapıldı.

Dıblanzade Mehmet Fuat Efendi Belediye Başkanı, Ahmet Remzi Yüreğir ve Kethüdazade İbrahim, Karadayı İsmail ve Savatlı Halil Ağa ve Haydarzade Ali Efendiler encümen üyesi seçildiler. Böylece Adana Vilayet Teşkilatı Pozantı'da kurulmuştu.

Milli kuvvetlerle yaptığı savaşlarda uçaklarıyla hava desteği sağlayan ve sivil hedefleri de bombalayan Fransa, büyük kayıplar veriyor. Artık Çukurova'da kalmaya gözü kesmiyordu. Bataklığa saptandığını gören Fransız kamuoyu, Çukurova'yı terketmenin uygun olacağı tezini benimsiyordu.

Sakarya Harbinden sonra 30 Ekim 1921'de Franklin Bouillon ile Türk Hariciye Vekili Yusuf Kemal Tengirşen arasında Ankara Anlaşması imzalanarak, Fransızlar, Çukurova ve Antep'i boşaltmayı kabul ettiler. Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti adına İbrahim Kethüda, Belediye Başkanı Mehmet Fuat ve Yeni Adana Gazetesi Sahibi Ahmet Remzi'nin dahil olduğu heyet, 1 Aralık 1921'de Adana'nın yönetimini Türk Devleti adına teslim aldı.

Ankara Anlaşması Fransız'ların bölgeyi iki ay içerisinde tahliye etmesini hükme bağlamıştı. Bu hüküm uyarınca 20 Aralık 1921'de Adana, Türk askeri tarafından teslim alındı. Ancak Fransızların isteği üzerine bölgenin tamamının tahliyesi 5 Ocak 1922 terihine kadar uzatıldı. Bu tarih Adana'nın kurtuluşu günü olarak kabul edildi.
 
Adana’nın kurtuluşu



Tarihler 5 Ocak 2012′yi gösterirken, sizlerle, Adana’nın kurtuluşu; ve Adana hakkında bilgiler paylaşacağız… Malum, bugün 5 Ocak olması sebebiyle, Adana’nın kurtuluşunun kutlamalarının yapıldığı gündür. Bahanechat.Net ailesi olarak Tüm Adana’lı okurlarımızın bu güzel gününü kutluyor; ve Adana’nın yakın tarihçesi ile; Adana’nın kurtuluşu hakkında bilgilerimizi sizlerle paylaşmak istiyoruz…

Birinci Dünya Savaşı ortalarında, Fransız’lar ile İngiliz’ler arasında bir anlaşmaya varılmıştır. İngiliz’ler, Fransız’lara, Kilikya’yı; ve Adana; ve çevresindeki pamuk tarlalarını bırakmaya söz vermiştirler… Bu anlaşma sonrasında İngilizler, tarihler 20 Kasım 1919′u gösterirken, Çukurova’yı Fransız’lara teslim etmişlerdir. Ve Fransız’lar, Adana halkına çok ağır işkenceler; ve eziyetlerde bulunmuşlardır. Adana’nın Fransız’ların elinde iken yaşadığı zor günlere kısaca bakmak istersek: Ermeni’ler Adana’ya gelmiş; ve, Fransız sömürgesine göre, gerçekleştirilen bir yönetim sistemi ile, buldukları iki yalancı şahit ile, Adana’lı halkın sahip olduğu ev, arsa; ya da arazileri ele geçirme hakkına sahip oluyorlardı. Bu durumda, Adana halkı, kendilerinden istenen şeyi yapmak zorundaydı; aksi halde, Fransız yönetimi tarafından kurşuna dizilerek öldürülüyorlardı. Sadece öldürülmekle de kalmayan Adana’lılar, kazanların içerisinde; ve fırınlarda yakılıyorlardı… Adana’lılar, sadece bununla kalmayan farklı işkencelere de kurban oluyorlardı: gece karanlıklarında yakalanan Adana’lılar öldürülüyor; ve cesetleri orta yerde bırakılıyordu. Dükkan sahiplerinin dükkanları basılıyor; ev sahipleri, evlerinde süngülenerek öldürülüyorlardı…
Mustafa Kemal Atatürk, Adana halkına yapılan bu işkenceye göz yummamış; Fransız sömürgesini protesto etmiş; bununla da kalmayarak Sivas’ta Milli mücadele teşkilatlanmasını oluşturmuştur. Fuat Cebesoy’un geliştirdiği savaş stratejisinin uygulanmasına da yine Sivas’ta karar verilmiştir…
Tüm bu yaşanan olumsuzluklar; ve mücadelelerin sonrasında, Ankara Anlaşması imzalanarak, Fransız’ların Adana; ve Kilikya’yı terk etmeleri karara bağlanmıştır. Türk Askeri Adana’yı 20 Aralık 1921 tarihinde ele geçirmiş olmasına karşın, 5 Ocak 1922 tarihinde Fransız’lar Adana’yı tamamen boşaltmışlardır. Bundan dolayı, 5 Ocak 1922 tarihi, Adana’nın kurtuluşu hakkında bilgi verilirken bahsedilen en önemli bilgilerden bir tanesi olma özelliğini taşımaktadır. 5 Ocak tarihi, Adana’nın kurtuluşu olarak 1922 senesinden bu yana, Adana halkı tarafından büyük bir coşku ile kutlanmaktadır…
 
5 Ocak

www_antoloji_com_1492991_576.JPG


5 Ocak Adana'nın Kurtuluş Günü

www_antoloji_com_1492991_288.JPG


Yrd.Doç.Dr.İsmail Güneş

811_5_ocak_adananin_kurtulusu.JPG


Her 5 Ocak'ta Eski İstasyon Meydanı ya da yeni adıyla Uğur Mumcu Meydanında kurtuluş törenleri yapılır. Çoğu kez televizyonda çeşitli illerin kurtuluş törenleri gösterilirken tahta silahlar ve kılıçlar temsili düşman askerlerini kovan Türk askerleri senaryosunun acemi tiyatrocular gibi sahnelenmeye çalışıldığına tanık olmaktayız. Geçmiş yılların birinde Adana'nın kurtuluş törenlerini izlemeye gitmiştim. Gazilerin geçit törenine tanık oldum. İçlerinde bir gaziye gözüm takıldı. İnanılmaz derecede ciddi ve vakur adımlarla yürüyordu. O yaşına rağmen büyük bir enerji içerisinde kollarını sert bir biçimde tutuyor, asker adımlarında yere sağlam basıyordu. Yüz hatlarından hissettiği gurur adeta okunuyordu. O belki de Pozantı cephesinde savaşmıştı, belki Belemedik'deki sağlık merkezinde görev yapmıştı, Karaisalı'da baskınlara da katılmış olması olasıydı. Her nerede olursa olsun kurtuluş gününün anlamını tüm benliği ile hissettiği o kadar açıktı ki. Bu dedenin görüntüsü bana Adana ve Kurtuluş mücadelesi hakkında ne kadar az şey bildiğimi hatırlattı. Bunun üzerine bir süre bu konuda araştırmalar yaptım. Bunların hepsini aktarmak tabi ki mümkün değil ancak en azından bir kısmını paylaşmak istedim.

Adana dolaylarının askeri açıdan boşaltılmasına dair hükümetin 23 Kasım 1918'de aldığı karar Adana'nın işgal edileceğinin en büyük belirtisiydi. Bu karara duyulan tepkiyi Adanalılar Başbakanlığa, Meclise ve İçişleri Bakanlığına yazdıkları dilekçe ile ilettiler. Dilekçenin kaleme alınması Tevfik Kadri Ramazanoğlu'nun Tepebağ’daki büyük evinde gerçekleşmişti. Bu toplantıya şehrin ileri gelenleri, bilginleri, üniversite mezunları, çiftçiler, tüccarlar ve esnaf temsilcileri katılmıştı. Adana halkı adına dilekçeye Milletvekili Suphi Paşa, Belediye başkanı kadri Ramazanoğlu, Müftü Mehmet Tahir, ve Hüseyin Ramazanoğlu imzaladılar. Ancak tepkilere hükümet aldırmadı, zaten aldıracak gücü de yoktu. 18 Aralık 1918'de Fransız General Hamlin törenle Adana'ya girdi. Öğle yemeğini Vali Nazım Bey'le yerken akşam da onuruna ziyafette bulunuldu. Adana'ya gelen Fransız askerleri Doğu Lejyonuna bağlı Ermenilerden oluşmaktaydı. Fransızlar Genel Valiliğe Albay Bremon'u atadılar. Artık tüm yönetim kademeleri Fransızların elindeydi ve halk sorunlarını bunlara aktarırken Fransız destekli Ermeniler de saldırılarını artırmaktaydı. Tüm bunlar olmadan İstanbul'daki Çukurovalılar 20 Kasım 1918'de Klikya Müdafai Hukuk Cemiyetini kurmuşlardı. Başkan olarak Senato Reisi Rifat Menemencioğlu, üyeliklere eski Dışişleri Bakanı Nabi Menemencioğlu, eski Bayındırlık Bakanı Ali Münif Yeğenağa, Halep Milletvekili Ali Cenani, büyükelçilerden Rüstem Bey seçildi. Klikya cemiyeti mücadelesinde Bremon'u hedef alarak başladı. Bremon da buna karşılık Adana'da Türk bayrağının asılmasını yasakladı. Bu yasağa rağmen Adana Erkek Lisesi, (Şimdiki Eski Vilayetteki Kız Lisesi) binasında Türk bayrağı dalgalanıyordu. Bremon Vali Nazım beye baskı yapınca vali lise müdürü Niyazi Ramazanoğlu'nu çağırdı, Niyazi bey valiye Lisenin resmi bir devlet dairesi olmadığını kutsal bir kültür yuvası olduğunu söyledi. Ancak sonuç olarak Milli Eğitim müdürü Fuat bey ile beraber işten el çektirildi.

Fransa'nın Suriye komiseri Piko'nun Adana'ya 18 Mart 1919 tarihli gezisi de ilginçtir. Bu tip törenlerde Fransız bayrağının asılması zorunluydu, asmayanlara ağır para cezası uygulanıyordu. Dükkanlarının kapatılacağı tehdidinde bulunuluyordu. Esnaf ilginç bir yol bulmuş ve Piko'nun ziyaretinde Fransız bayrağının mavi rengini kıvırıp bükerek, Türk bayrağının rengi olan kırmızı ve beyazı ön plana çıkarmıştı.

Halka korku vermek amacıyla ev aramalarında silah bulunması halinde idam cezası uygulanacağı söylendi. Tanınmış birinin cezalandırılmasının daha etkili olacağı planlandı, bunun için kurban Tevfik Kadri Ramazanoğlu seçilmişti, Çünkü Tevfik Kadri evini işgale karşı çıkanların toplantısında kullandırmıştı. Bu nedenle evini iki kere aradılar, Birinci aramada çamaşır sandığına kendilerinin yerleştirdiği kurşunu ikinci aramada bularak tutukladılar. 2 Mayıs 1919'da ise Halkın gözü önünde Tevfik Kadri Köprübaşında Çarmıha gerildi. Çıplak sırtını mosmor oluncaya kadar ucu telli bir kırbaçla 20 kez kırbaçladılar.

Fransız Vali Bremon savaş sonrası anılarında kendi yaptırdığı bu olayla ilgisinin olmadığını iddia eder. Bremon anılarında İngiliz harp divanının buna karar verdiğini yazar. Halk Bremon'a güvenmiyordu. Bremon geldiği andan itibaren herkese eşit muamele yapılacağını bunun güvencesinin kendisi olduğunu söylüyordu. Oysa Bremon'un göz yumması sonucu Ermeniler kiliseleri ve evlerini silah depoları haline getirmişti.

Bremon Ermeni çetecilere Fransız üniforması giydirmişti bu halk içinde büyük tepkiye yol açtı. Kendisine giden heyete bunların Fransız askerleri olduğunu anlattı. Ermeni Çetecilerin Askeri depoya yaptığı saldırıda Yüzbaşı Osman Bey'i şehit etmeleri ve Bremon'un Yüzbaşı Osman'ı Türk Askerleri öldürdü diyerek olayı örtbas etmesi bardağı taşıran damlalar olmuştu.

Temmuz 1919 'da Doğu Orduları Başkomutanı General Guro'nun Adana’yı ziyaretinde şehir Fransız, Ermeni ve Yunan bayrakları ile süslenmişti. Bu kez Türkler evlerine çekilerek ve sokakları terk ederek sessiz bir protestoya giriştiler. Türk mahallelerinden geçerken her tarafın kapalı olduğunu gören generalin bu semtlerde kimseler oturmuyor mu sorusuna Bremon'un Generalim bu semtlerde Türkler otururlar, Hıristiyanlara oranla vahşi olduklarından sokağa çıkmıyorlar yanıtı verir. Protestolar bununla bitmez Generalin Erkek Lisesini ziyaretinde öğrenciler bütün zorlamalara rağmen alkışlamazlar ve Fransız milli marşını söylemezler. Belediyeye gelişinde Fransız bayrağını astırmamakta ısrar eden Tevfik Kadri sonradan görevden alınır.

Türklerin hakkını koruyacak olan Vali Nazım Bey çok pasif Fransız güdümüne girmiş bir insandır. İstanbul’da kurulan Klikyalılar cemiyetinin katkılarıyla Adana'ya Celal bey vali olarak atanır. Celal bey kültürlü ve aydın bir insandır. Almanya'da yükseköğrenim yapmış, Erzurum, Edirne valilikleri, İçişleri, Tarım bakanlığı, Halep ve Konya valiliğinde bulunmuştu. Celal Beyin tayin edilmesi Adana'da sevinçle karşılanır. Bremon'un tüm engelleme çalışmalarına rağmen Celal Bey Adana’ya gelir ve tayin fermanı adet olmak üzere Ulucami'de okunur. Bu sırada 20 kurban kesilir. Bremon anılarında Celal Bey'in Bonn'da eğitim almış tam bir Fransız düşmanı olduğunu ve Adana'ya gelir gelmez eski milletvekili Suphi Paşa'nın Kemalist partisine katıldığını söyler. Celal Bey halkın beklentilerini karşılarcasına göreve gelir gelmez, hükümet konağına gider ve Fransız bayrağını indirtir. Bu isteğinde ısrarcı olur, bunun üzerine Bremon yalnızca Pazar günleri Fransız bayrağını asmayı kabul eder. Celal bey buna da razı olmaz. Pazar günleri vilayet makamına gidip görevde bulunmaz (Hafta tatili Cuma olduğundan Pazar mesai günüydü).

Fransızların işgali genç aydınları da harekete geçirir. Eczacı Basri Arsoy, ve Dr. Ali Hikmet Coral önderliğinde bir grup gizli örgüt kurarak Suphi Paşa'nın Fabrikasına giderek ondan destek ister. Suphi Paşa da onlara her türlü destekte bulunacağını söyler. Bayındırlık Başmühendisi Hilmi Emiroğlu aracılığı ile bulunan Telgrafçı Hasan efendi yardımı ile gizli görüşmeler tüm sansüre rağmen yapılabiliyordu. Telgrafçı Hasan Efendi bu tehlikeli görevi kendisi istemiştir. Basri Arsoy anılarında, bu durumdan önce şüphelendiğini, bir tertip olabileceğini düşündüğünü yazar, ancak Hilmi Beyin olumlu sözleri ile denemeye karar verirler. Telgrafçı Hasan (Cırıllıoğlu) babası ile küçük yaşta Medine'de bulunmuştu ve çok iyi Arapça konuşuyordu. Kendisini Arap olarak göstererek şüphe uyandırmıyordu. Bunun yanında Fasih İncirlioğlu, Turhan Cemal Beriker, Ferit Celal Güven, Mühendis Ziya Akverdi, Kemal Akverdi, Naci Akverdi, Feyzi Dural, Nazmi Talay, Hasan Ataş, Tarsus'lu Necmettin Eliyeşil, Şadi Eliyeşil, Muvaffak Uygur, Semih Uygur gibi gençler olaylar hakkında bilgi topluyor bunlar derleniyor ve eylemler planlanıyordu.
Telgrafçı Hasan General Guro'nun Adana'ya gelişini telgrafla Konya'ya bildirmişti. Bir gün sonra gelen Babalık adlı gazetede generalin gelişi protesto ediliyordu. Gazeteyi gören Fransızlar Adana'da bir telsiz bulunduğunu veya Helyosta ile görüşüldüğünü düşünerek geceleri lamba yakılmasını yasakladılar, evlerin damlarında bulunan tahtaları, asmaları yıktırdılar. Bu haberi vereni bulana bin İngiliz lirası mükafatta bulundular. Bu gençlerin kurduğu gizli örgüt yeni Vali Celal Beyle de Suphi Paşa aracılığı ile iletişim kurar. Fransızlar devlet kademesindeki görevlileri de içine alan bu gizli örgütü bilmelerine rağmen bir türlü ortaya çıkaramadılar. Yazışmalarda kağıdı suya ıslayarak bir cam üzerine koyuyorlar, üstüne ikinci bir kuru kağıt ekleyerek kurşun kalemle istenen mesaj yazılıyordu. Yaş kağıt kuruduktan sonra ıslanmadıkça yazı görünmüyordu.

Fransızlar son olarak bir oyunla Suphi Paşa'ya Klikya Genel Valiliğini teklif ettiler ve bu mevkinin oğluna da geçeceğini söylediler. Bu plan da başarısızlıkla sonuçlandı. Fransızlar şüphelendikleri bazı gençleri Arvat adasına sürgüne gönderdiler, Bunlar Arasında Eczacı Basri Arsoy, Kemal Kusun, Fahri Uğurlu, Kara Hüseyin Zade Mustafa, Enis Zade Ahmet, Eski nüfus Müdürlerinden Mustafa, İl Hukuk müdürü Cemal, Yargıç Mahmut Nedim, mahkeme üyesi Mustafa vardı. İlginç olan bir şey de Türkiye'deki ikinci Türk eczanesini açan Basri Arsoy, anılarını 1935-1939 yılları arasında Halkevleri başkanı iken derletmiş ve ondan sonraki başkan Nevzat Güven tarafından daktilo ettirilmişti. Demokrat Parti zamanında Halkevlerinin hazineye aktarılması sonucunda bu evraklar bakkallara kesekağıdı yapılmak üzere satılmış ve büyük bir rastlantı sonucu Basri Arsoy, Dr.Bahri Erkam ile müfreze komutanı İbo Osman Ağaya ait dosyalar Yeni Adana Gazetesi yazarı Gani Girici'nin eline geçerek kaybolmaktan kurtulmuştur. Son anda kurtarılan Bahri Erkam'ın notlarından şehirdeki gizli teşkilat ile milli kuvvetler arasındaki haberleşmenin, desteklerin şu şekilde geliştiğini anlıyoruz. Ayakkabı, sigara, kinin (Sulfato) vb maddeler Vehbi Necip Savaşan'ın mandırasından Hadırlı'ya yollanır ve oradan ahretlik Lakaplı Adanalı Mustafa bunları Milli Kuvvetlere ulaştırırdı. Bu işi bir çok kez Hadırlı'da sarraf Hasan Efendide yapmıştı. Kinini Dr. Bahri ve Dr.Baki Bilgili beraber alır, bağış paralarını ise kimliklerini bildirmeyen kişiler Dr. Baki'ye teslim edilmek üzere Rifat Gülek eczanesine bırakırlardı. 1920 Temmuzunda Dr.Bahri'nin Adana'dan kaçmak zorunda kalması ile Gizli Servis İşlerini Hilmi Emiroğlu yürütmeye başlar.

1919 Yazında Adana gecelerinde bir mahalleden diğerine geçmek tehlikeli olmuştu. Ermeni mahallelerinde olaylar artmıştı. Durumu bilmeden sokağa çıkanlar, o dönemde Ermenilerin oturduğu şimdiki Döşeme mahallesi yolunda arabaları durduruluyor, eli kolu bağlanan yolcu bir kuyuya ya da göle götürülerek öldürülüyordu. Aynı şekilde o bölgede bulunan bahçelerden meyve toplayan veya bağından üzüm almaya gidenlerin sonu da aynı oluyordu. 1920 yılı ise artık olayların katliam boyutuna yaklaştığı yıl olmuştu. Yalnızca Haziran ayında olan olaylardan bir kaç örnek vermek gerekirse; 3 Haziranda Kürkçüler köyünden Adana'ya gelen Gök Alioğlu , duran Ali ile 5 adamı öldürüldü, 7 Haziran Ermenilerin İncirlik Köyünde Türklere işkence yapılmasına Fransız Lejyonu göz yumdu. Ermeni Karakol komutanı, Ermenilerden bir kaçının milli kuvvetlerce öldürüldüğünü söyleyerek kadınların ve erkeklerin hepsini hapsetti. Adanalı köy ağaları işlerinde çalışan bu köylüleri kurtarmak için Vali Abdurahman Paksoy'a başvurdular buradan bir sonuç çıkmadı. İran Konsolosu Asaf Han'ın aracılığı ile köy halkı Mutlu Köyündeki Madama çiftliğine yerleştirilerek olay kapatıldı. Aynı gün 4 çoban öldürüldü ve 1500 koyun Ermeni çetecilerce çalındı. 10 ve 11 Haziranda Kocavezir, Tepebağın güney kesiminde oturan pek çok kişi öldürülürken, Hacıbayramda 64 kişi kamalanarak öldürüldü. Akşam üzeri de Ermeniler, Kahyaoğlu çiftliğinde (Şehitlikte) 27 erkek 12 kadın ve 3 çocuğu katletmişler 4 kişi ise öldükleri sanıldığından kurtulmuştu. Bu katliamdan korkan Dikili ve Sarıhamzalı köyleri bütünüyle Şambayatı köyüne göçmüşlerdir. 15 Haziran'da Dedepınarı ve Camili Köyü baskınlarında ölenlerin sayısı 150 idi.

Adana yazları sıcak ve bunaltıcıdır, bir de sokağa çıkma yasağının olduğunu düşünün. 5 Temmuz 1920 Fransızların bu yasağı uygulamaya koyduğu tarihtir. Şehrin batı kesiminde oturan Türkler buralardaki Ermeni katliamları sonucu iç bölgelere taşınmaya başladılar. Şehirde işlenen cinayetlerin Şişmanyan adında bir komitacı tarafından düzenlendiği biliniyordu. Bu zat kendini Ermeni devleti Kuvvetleri genel komutanı olarak tanıtıyordu. Kendine bağlı polis ve jandarma örgütü oluşturmuştu. Yakalattığı kişileri, Ermeni Kilisesine (Merkez Bankasının Bulunduğu yere) götürerek öldürtüyordu. Tahtalı Camii İmamı, ile oğlu bu kilisede öldürülmüştü. Türklerin evleri işgal edilmiş, karşılığında kira ödeneceği söylenmiş fakat ödenmemiştir. Zeki Ener'in Tepebağdaki evi Ermeni okulu haline getirilmiştir. Kontrat için Fransızlarca Hükümete çağrılan Zeki Ener'e kiracı sıfatıyla Şişmanyan "Lütfen Kiliseye geliniz, parayı orada vereceğiz" demiştir. Durumu bilen Zeki Ener gitmemiştir. Adana'nın kurtuluşundan sonra da uzunca süre bu kilisenin duvarları kan içinde kalmıştır.

Her savaş gibi bu savaşın da bir sonu vardı. Geriye kalanlar acı ve gözyaşı oldu. Zoraki konuklar evlerine döndüler. Yıllardır beraber yaşadıkları insanları dışlamak için ayaklanan eski yerliler konuk oldular. Ferda Gazetesinin 20 Kasım 1921 tarihli sayısında Adana’yı terk eden Ermeni sayısı 49 bin olarak verilmekteydi. Sebahattin Selek ise Anadolu İhtilali adlı eserinde 120 bini aşkın Ermeni'nin Suriye'ye 30 bin kadarının Kıbrıs ve İstanbul'a gittiğini yazmaktadır. 1 Aralık 1921'de Hükümet konağındaki Fransız Bayrağı yerine Türk bayrağı çekilirken, Vali Vekili Abdurahman Bağdatlı, Hafız Mahmut, Savcı Zihni Hoca, Belediye Reisi Şeyh Galip oğlu Kemal Adana Postası Gazetesi sahibi Giritli İlhami Fransızlarla beraber Adana’yı terk ederken ihanetlerinin bedelini ülkelerinden ayrılmakla ödüyorlardı. Yine ihanet içinde olan 150'likler listesine giren Ferda gazetesi sahibi Ali İlmi Türk birliklerinin Adana'ya girdiği gün inanılmaz bir değişimle bir gecede Kemalist olmuş, Ertesi gün iki kardeşini de alarak İskenderun’a kaçmıştır.

20 Aralık 1921 Salı günü Kolordu Caddesi (bugünkü İnönü Caddesi insan seliydi). Halk saat 12 civarı Giritli Mahallesi (Şimdiki Atatürk Parkına) akına başladı. Daha sonra Türk Birliklerinin Şakirpaşa'ya geldiği haberi ulaşmıştı. Askerler büyük coşku ile karşılandı, kalabalık bugünkü İstiklal Ortaokulunun olduğu Frakleyn Buyyon'un konutuna yöneldi. Burada Törenler düzenlendi. 20 Aralık'ta Adana şehri teslim alınsa da şehrin Fransızlarca tamamen terkini baz alarak 5 Ocak Adana'nın kurtuluş tarihi olarak kabul edilmiştir.

Bu savaşın anlamı bir taraf için özgürlüktü, emperyalizme karşı çıkmaktı diğer taraf için ise söylenebilecek sözleri Fransız Generali Düfyö Şimdiki Motor Sanat Enstitüsünün batısına düşen Fransız askerlerinin gömüldüğü mezarlığı ziyaretinde söyledi. General Düfyö’nün dilinden buraya çelenk koyarken " Ey Fransız askerleri, sizlerin kanlarınızı boşuna akıttık" sözcükleri dökülüyordu.
 
5 Ocak Adana’nın kurtuluş gününü kutladık




Törende,okul müdürümüz Sayın M.Hanifi Çelik günün anlam ve önemini
“Bundan tam 89 yıl önce al bayrağımıza kanının veren hakkı ödenmez vatan evlatlarının ortaya koyduğu kutsal mücadele sonucu bugün bu kahramanların torunları olan bizler rahat ve huzurluyuz.Şanlı tarihimizde buna benzer nice zaferler kazanmış ve yaşanan sıkıntıları büyük bir mücadele örneği göstererek atlatmasını bilmiş büyük Türk Milletinin çocukları olarak Milli Mücadele kurtuluş hareketini büyük bir gururla anmaktayız.Ulu önder Atatürk”Bende Kurtuluş Savaşı’nın ilk duygusal girişimi bu memlekete bu güzel Adana’da ortaya çıkmıştır”diyerek Adana’nın kurtuluş mücadelesindebir dönüm noktası olduğunu dosta düşmana ilan etmiştir.
20 Aralık 1921 Salı günü Kolordu Caddesi (Bugünkü İnönü caddesi insan seliydi).Halk saat 12 civarı Giritli Mahellesi (Şimdiki Atatürk Parkı’na) akına başladı.Daha sonra Türk birliklerinin Şakirpaşa’ya geldiği haberi ulaşmıştı.Askerler büyük bir coşku ile karşılandı.Kalabalık bugünkü İstiklal Ortaokulu’nun olduğu Frakleyn Buyyon’un konutuna yöneldi.Burada törenler düzenlendi.20 Aralık’ta Adana şehri teslim alınsa da şehrin fransızlarca tamamen terkini baz alarak 5 Ocak Adana’nın kurtuluş tarihi olarak kabul edilmiştir.Bu savaşın anlamı bir taraf için özgürlüktü,emperyalizme karşı çıkmaktı,diğer taraf için söylenebilecek sözler fransız general Düfyö şimdiki Motor Meslek Lisesi’nin batısına düşen fransız askerlerinin gömüldüğü mezarlığa ziyaretinde söyledi.Genaral Düfyö’nün dilinde, buraya çelenk koyarken”Ey fransız askerleri,sizlerin kanını boşa akıttık”cümlesi dökülüyordu.
Sevgili gençler,
Bugün Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 89.yıldönümünde,bu topraklar için özveri gösteren Tekelioğlu Sinan,Kara Afat,Selahattin Adil,Manisalı Ali,Osman Çamurdan,İbo Osman,Hacı Ağa,Şehit Ökkeşoğlu,Efe Emin Ağa,Kılavuz Hatice,Tayyar Rahime,Kara Fatma ve Adile Onbaşıgibi daha nice kahramanlarımızı saygı ile anıyoruz.” sözleri ile açıkladı
Daha sonra Tarih Öğretmenlerimizden Sayın Oğuzhan ŞEKER söz alarak,
“Mondros Ateşkes Antlaşması’nın tek taraflı uygulamaları sonucu Fransızlar’ın Kilikya dedikleri Çukurova’yı sömürgeleştirme çabaları ilk işgal anlarından itibaren Adanalıların protestosu ile karşılaşmış “Feryatname” dedikleri telgraflarla da tepkilerini göstermişlerdi.
Ermeni komitecilerine alet olan Fransız yöneticileri ve Genel Vali Bremond’dan cesaret alan Ermeni çetecileri çapulculuk ve azgınlıkta sınır tanımıyorlardı.Ermeni ve Fransızların dayanılmaz hale gelen işbirlikçiliğine karşı ilk milli örgütlenme Karaisalı’da Kuvayı milliyenin toparlanmasıyla ortaya çıktı.
Çukurovalılar çete yöntemleri ile Toroslarda ,Toros dağlarının etekleri,nde ,ovada yiğitçe savaştılar.I.Kavaklıhan,Aflak,II.Kavaklıhan savaşları ve Kumcu Veli ve köylü kadınların Menil taburunu Karboğazı’na çekmeleri, Türk milislerin ve 44 köylünün kahramanca dövüşerek Fransız Komutan Binbaşı Menil’in taburunu teslim almaları ile sonlanan baskın,Yarbaşı ve Hinnepli,Taşçı,Mercin ve Büyük Fadıl savaşları Fransızları önce savaş arası 20 günlük bir ateşkes sonra da Ankara Anlaşması yapmaya zorlamıştır. Bu ise Çukurova’nın Fransa’nın şımarttığı Ermeni çetelerinden kurtuluşu olmuştu.
Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti adına İbrahim Kethüda, Belediye Başkanı Mehmet Fuat ve Yeni Adana Gazetesi Sahibi Ahmet Remzi Bey’in dahil olduğu heyet, Aralık 1921′de Adana’nın yönetimini Türk Devleti adına teslim alınmışlar fakat Fransızların isteği üzerine bölgenin tamamının Fransızlarca tahliyesi 5 Ocak 1922 terihine kadar uzamıştı;İşte bu tarih Adana’nın kurtuluşu günü olarak kabul edildi.
89 yıl sonra
Adana’nın kurtruluşunda etkin olan DOĞAN takma adıyla topçu kumandanı Kemal Bey,
TUFAN takma adıyla Piyade Yüzbaşı Osman Bey,
SİNAN PAŞA takma adıyla Yüzbaşı Ali Ratip Bey,
KARA AFET takma adıyla Hasan Akıncı,
Beybaba Saadettin Bey,
Nihat Kızıldağlı,
Molla Kerim,
Emin Polat,
Ahmet Remzi Yüreğir’le beraber binlerce kahraman vatan evladını saygı ve minnetle anıyoruz. Bu onurlu günümüz kutlu olsun,emeği geçenlerin ruhları şad olsun.”diyerek konuşmasını bitirdi.
Çeşitli şiirler ve türkülerle proğrama devam edildi.

Okul Müdürümüz sayın M.Hanifi Çelik’e,tarih öğretmenimiz sayın Oğuzhan ŞEKER’e ve sevgili öğrencilerimize katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz.
 
Adana'nın Kurtuluşu Hem Adana'da Hem İstanbul'da Kutlanacak


5 Ocak Adana'nın kurtuluşunun 90. yıl dönümü kutlanacak


030120121407332789985.jpg


Adana Kültür ve Dayanışma Derneği her sene Adana'nın düşman işgalinden kurtuluşunu kutlamak maksadıyla yaptığı 5 ocak balosunda bu sene çifte mutluluk yaşatacak.. Adana Kültür ve Dayanışma Derneği bu yıl sadece, Adana'nın kurtuluşunun 90.yıldönümünü değil, aynı zamanda derneğin kuruluşunun 25.yıldönümünü de kutlayacak. Dernek kutlamaların başlangıcını Adana'da " Bahar Blosu " konseptiyle yapacak. Gecenin devamı ise İstanbul'da " Kurtuluş ve Kuruluş " adı altında olacak.

21 Ocak 2012 tarihinde Maslak Sheraton'da düzenlenecek görkemli baloda " Funda Arar " gecede sahne alacak.



BAŞKANDAN MESAJ



Kutlamalar ile ilgili bir mesaj yayınlayan AKDD Başkanı Ahmet ÖZPAĞADA mesajında şu ifadelere yer verdi

Sevgili hemşehrilerim,

Klasik bir deyişle, acısıyla, tatlısıyla, koskocaman bir seneyi daha devirdik. Kah sevindik, kah üzüldük. Ve 2011'in son günlerine geldik.

Bir senedir , yönetime seçtiğiniz arkadaşlarımla birlikte, Adana'mız ve üyelerimiz için elimizden geldiğince faydalı işler yapmaya çalıştık. Bugüne kadar yaptığımız çalışmaları gerek e-posta yoluyla duyurduk gerekse yaptığımız toplantılarda dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık. Üyelerimizle ilgili gelişmeleri elimize gelen haberler doğrultusunda paylaştık.

Derneğimiz güçlü bir sivil toplum kuruluşudur. Gücümüz üyelerimizin sosyo-ekonomik durumları dolayısıyla daha da belirgindir. Ve hepinizin bildiği gibi, derneğimizin misyonu, İstanbul'da yaşayan Adanalıları bir çatı altında toplamak ve lobi oluşturmaktır. Aramızda dayanışma ruhunu canlandırmak ve artırmaktır. Bunun için yönetim olarak elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.

Bunun yanısıra , yönetim olarak, üyelerimizden de beklediklerimiz var. Derneğimizde yapılan toplantılara katılmanız, çalışmalarımızda yer almanız, proje üreterek hayata geçirmeniz beklentilerimizin içindedir. Çalışmaların el birliği ile yapılması, toplantılarda hep birlikte olmak, birbirini tanımayan üyelerin tanışması, tüm üyelerimizin menfaatinedir.

2012 nin, düşündüklerimizi gerçekleştirebileceğimiz, barış içinde keyifle yaşayacağımız, sağlıklı, huzurlu, mutlu bir yıl olmasını diliyor, hepinizin yeni yılını kutluyorum.

5 Ocak Adana'mızın kurtuluş gününde , saat 12.00 de Taksim/ Atatürk anıtı önünde buluşmak üzere hepiniz hoşça kalın...

Sevgi ve saygılarımla...

Bu arada Kurtuluş ve Kuruluş balosuna katılmak isteyenler davetiyelerini 0 212 288 44 50 numaralı telefondan dernek lokalini arayarak temin edebilirler.
 
664_15.jpg


5 Ocak 1922 Adana'nın Kurtuluşu

5ocak.jpg


Her 5 Ocak'ta Eski İstasyon Meydanı ya da yeni adıyla Uğur Mumcu Meydanında kurtuluş törenleri yapılır. Çoğu kez televizyonda çeşitli illerin kurtuluş törenleri gösterilirken tahta silahlar ve kılıçlar temsili düşman askerlerini kovan Türk askerleri senaryosunun acemi tiyatrocular gibi sahnelenmeye çalışıldığına tanık olmaktayız. Geçmiş yılların birinde Adana'nın kurtuluş törenlerini izlemeye gitmiştim. Gazilerin geçit törenine tanık oldum. İçlerinde bir gaziye gözüm takıldı. İnanılmaz derecede ciddi ve vakur adımlarla yürüyordu. O yaşına rağmen büyük bir enerji içerisinde kollarını sert bir biçimde tutuyor, asker adımlarında yere sağlam basıyordu. Yüz hatlarından hissettiği gurur adeta okunuyordu. O belki de Pozantı cephesinde savaşmıştı, belki Belemedik'deki sağlık merkezinde görev yapmıştı, Karaisalı'da baskınlara da katılmış olması olasıydı. Her nerede olursa olsun kurtuluş gününün anlamını tüm benliği ile hissettiği o kadar açıktı ki. Bu dedenin görüntüsü bana Adana ve Kurtuluş mücadelesi hakkında ne kadar az şey bildiğimi hatırlattı. Bunun üzerine bir süre bu konuda araştırmalar yaptım. Bunların hepsini aktarmak tabi ki mümkün değil ancak en azından bir kısmını paylaşmak istedim.

Adana dolaylarının askeri açıdan boşaltılmasına dair hükümetin 23 Kasım 1918'de aldığı karar Adana'nın işgal edileceğinin en büyük belirtisiydi. Bu karara duyulan tepkiyi Adanalılar Başbakanlığa, Meclise ve İçişleri Bakanlığına yazdıkları dilekçe ile ilettiler. Dilekçenin kaleme alınması Tevfik Kadri Ramazanoğlu'nun Tepebağ’daki büyük evinde gerçekleşmişti. Bu toplantıya şehrin ileri gelenleri, bilginleri, üniversite mezunları, çiftçiler, tüccarlar ve esnaf temsilcileri katılmıştı. Adana halkı adına dilekçeye Milletvekili Suphi Paşa, Belediye başkanı kadri Ramazanoğlu, Müftü Mehmet Tahir, ve Hüseyin Ramazanoğlu imzaladılar. Ancak tepkilere hükümet aldırmadı, zaten aldıracak gücü de yoktu. 18 Aralık 1918'de Fransız General Hamlin törenle Adana'ya girdi. Öğle yemeğini Vali Nazım Bey'le yerken akşam da onuruna ziyafette bulunuldu. Adana'ya gelen Fransız askerleri Doğu Lejyonuna bağlı Ermenilerden oluşmaktaydı. Fransızlar Genel Valiliğe Albay Bremon'u atadılar. Artık tüm yönetim kademeleri Fransızların elindeydi ve halk sorunlarını bunlara aktarırken Fransız destekli Ermeniler de saldırılarını artırmaktaydı. Tüm bunlar olmadan İstanbul'daki Çukurovalılar 20 Kasım 1918'de Klikya Müdafai Hukuk Cemiyetini kurmuşlardı. Başkan olarak Senato Reisi Rifat Menemencioğlu, üyeliklere eski Dışişleri Bakanı Nabi Menemencioğlu, eski Bayındırlık Bakanı Ali Münif Yeğenağa, Halep Milletvekili Ali Cenani, büyükelçilerden Rüstem Bey seçildi. Klikya cemiyeti mücadelesinde Bremon'u hedef alarak başladı. Bremon da buna karşılık Adana'da Türk bayrağının asılmasını yasakladı. Bu yasağa rağmen Adana Erkek Lisesi, (Şimdiki Eski Vilayetteki Kız Lisesi) binasında Türk bayrağı dalgalanıyordu. Bremon Vali Nazım beye baskı yapınca vali lise müdürü Niyazi Ramazanoğlu'nu çağırdı, Niyazi bey valiye Lisenin resmi bir devlet dairesi olmadığını kutsal bir kültür yuvası olduğunu söyledi. Ancak sonuç olarak Milli Eğitim müdürü Fuat bey ile beraber işten el çektirildi.
Fransa'nın Suriye komiseri Piko'nun Adana'ya 18 Mart 1919 tarihli gezisi de ilginçtir. Bu tip törenlerde Fransız bayrağının asılması zorunluydu, asmayanlara ağır para cezası uygulanıyordu. Dükkanlarının kapatılacağı tehdidinde bulunuluyordu. Esnaf ilginç bir yol bulmuş ve Piko'nun ziyaretinde Fransız bayrağının mavi rengini kıvırıp bükerek, Türk bayrağının rengi olan kırmızı ve beyazı ön plana çıkarmıştı.

Halka korku vermek amacıyla ev aramalarında silah bulunması halinde idam cezası uygulanacağı söylendi. Tanınmış birinin cezalandırılmasının daha etkili olacağı planlandı, bunun için kurban Tevfik Kadri Ramazanoğlu seçilmişti, Çünkü Tevfik Kadri evini işgale karşı çıkanların toplantısında kullandırmıştı. Bu nedenle evini iki kere aradılar, Birinci aramada çamaşır sandığına kendilerinin yerleştirdiği kurşunu ikinci aramada bularak tutukladılar. 2 Mayıs 1919'da ise Halkın gözü önünde Tevfik Kadri Köprübaşında Çarmıha gerildi. Çıplak sırtını mosmor oluncaya kadar ucu telli bir kırbaçla 20 kez kırbaçladılar.

Fransız Vali Bremon savaş sonrası anılarında kendi yaptırdığı bu olayla ilgisinin olmadığını iddia eder. Bremon anılarında İngiliz harp divanının buna karar verdiğini yazar. Halk Bremon'a güvenmiyordu. Bremon geldiği andan itibaren herkese eşit muamele yapılacağını bunun güvencesinin kendisi olduğunu söylüyordu. Oysa Bremon'un göz yumması sonucu Ermeniler kiliseleri ve evlerini silah depoları haline getirmişti.

Bremon Ermeni çetecilere Fransız üniforması giydirmişti bu halk içinde büyük tepkiye yol açtı. Kendisine giden heyete bunların Fransız askerleri olduğunu anlattı. Ermeni Çetecilerin Askeri depoya yaptığı saldırıda Yüzbaşı Osman Bey'i şehit etmeleri ve Bremon'un Yüzbaşı Osman'ı Türk Askerleri öldürdü diyerek olayı örtbas etmesi bardağı taşıran damlalar olmuştu.
Temmuz 1919 'da Doğu Orduları Başkomutanı General Guro'nun Adana’yı ziyaretinde şehir Fransız, Ermeni ve Yunan bayrakları ile süslenmişti. Bu kez Türkler evlerine çekilerek ve sokakları terk ederek sessiz bir protestoya giriştiler. Türk mahallelerinden geçerken her tarafın kapalı olduğunu gören generalin bu semtlerde kimseler oturmuyor mu sorusuna Bremon'un Generalim bu semtlerde Türkler otururlar, Hıristiyanlara oranla vahşi olduklarından sokağa çıkmıyorlar yanıtı verir. Protestolar bununla bitmez Generalin Erkek Lisesini ziyaretinde öğrenciler bütün zorlamalara rağmen alkışlamazlar ve Fransız milli marşını söylemezler. Belediyeye gelişinde Fransız bayrağını astırmamakta ısrar eden Tevfik Kadri sonradan görevden alınır.

Türklerin hakkını koruyacak olan Vali Nazım Bey çok pasif Fransız güdümüne girmiş bir insandır. İstanbul’da kurulan Klikyalılar cemiyetinin katkılarıyla Adana'ya Celal bey vali olarak atanır. Celal bey kültürlü ve aydın bir insandır. Almanya'da yükseköğrenim yapmış, Erzurum, Edirne valilikleri, İçişleri, Tarım bakanlığı, Halep ve Konya valiliğinde bulunmuştu. Celal Beyin tayin edilmesi Adana'da sevinçle karşılanır. Bremon'un tüm engelleme çalışmalarına rağmen Celal Bey Adana’ya gelir ve tayin fermanı adet olmak üzere Ulucami'de okunur. Bu sırada 20 kurban kesilir. Bremon anılarında Celal Bey'in Bonn'da eğitim almış tam bir Fransız düşmanı olduğunu ve Adana'ya gelir gelmez eski milletvekili Suphi Paşa'nın Kemalist partisine katıldığını söyler. Celal Bey halkın beklentilerini karşılarcasına göreve gelir gelmez, hükümet konağına gider ve Fransız bayrağını indirtir. Bu isteğinde ısrarcı olur, bunun üzerine Bremon yalnızca Pazar günleri Fransız bayrağını asmayı kabul eder. Celal bey buna da razı olmaz. Pazar günleri vilayet makamına gidip görevde bulunmaz (Hafta tatili Cuma olduğundan Pazar mesai günüydü).

Fransızların işgali genç aydınları da harekete geçirir. Eczacı Basri Arsoy, ve Dr. Ali Hikmet Coral önderliğinde bir grup gizli örgüt kurarak Suphi Paşa'nın Fabrikasına giderek ondan destek ister. Suphi Paşa da onlara her türlü destekte bulunacağını söyler. Bayındırlık Başmühendisi Hilmi Emiroğlu aracılığı ile bulunan Telgrafçı Hasan efendi yardımı ile gizli görüşmeler tüm sansüre rağmen yapılabiliyordu. Telgrafçı Hasan Efendi bu tehlikeli görevi kendisi istemiştir. Basri Arsoy anılarında, bu durumdan önce şüphelendiğini, bir tertip olabileceğini düşündüğünü yazar, ancak Hilmi Beyin olumlu sözleri ile denemeye karar verirler. Telgrafçı Hasan (Cırıllıoğlu) babası ile küçük yaşta Medine'de bulunmuştu ve çok iyi Arapça konuşuyordu. Kendisini Arap olarak göstererek şüphe uyandırmıyordu. Bunun yanında Fasih İncirlioğlu, Turhan Cemal Beriker, Ferit Celal Güven, Mühendis Ziya Akverdi, Kemal Akverdi, Naci Akverdi, Feyzi Dural, Nazmi Talay, Hasan Ataş, Tarsus'lu Necmettin Eliyeşil, Şadi Eliyeşil, Muvaffak Uygur, Semih Uygur gibi gençler olaylar hakkında bilgi topluyor bunlar derleniyor ve eylemler planlanıyordu.
Telgrafçı Hasan General Guro'nun Adana'ya gelişini telgrafla Konya'ya bildirmişti. Bir gün sonra gelen Babalık adlı gazetede generalin gelişi protesto ediliyordu. Gazeteyi gören Fransızlar Adana'da bir telsiz bulunduğunu veya Helyosta ile görüşüldüğünü düşünerek geceleri lamba yakılmasını yasakladılar, evlerin damlarında bulunan tahtaları, asmaları yıktırdılar. Bu haberi vereni bulana bin İngiliz lirası mükafatta bulundular. Bu gençlerin kurduğu gizli örgüt yeni Vali Celal Beyle de Suphi Paşa aracılığı ile iletişim kurar. Fransızlar devlet kademesindeki görevlileri de içine alan bu gizli örgütü bilmelerine rağmen bir türlü ortaya çıkaramadılar. Yazışmalarda kağıdı suya ıslayarak bir cam üzerine koyuyorlar, üstüne ikinci bir kuru kağıt ekleyerek kurşun kalemle istenen mesaj yazılıyordu. Yaş kağıt kuruduktan sonra ıslanmadıkça yazı görünmüyordu.

Fransızlar son olarak bir oyunla Suphi Paşa'ya Klikya Genel Valiliğini teklif ettiler ve bu mevkinin oğluna da geçeceğini söylediler. Bu plan da başarısızlıkla sonuçlandı. Fransızlar şüphelendikleri bazı gençleri Arvat adasına sürgüne gönderdiler, Bunlar Arasında Eczacı Basri Arsoy, Kemal Kusun, Fahri Uğurlu, Kara Hüseyin Zade Mustafa, Enis Zade Ahmet, Eski nüfus Müdürlerinden Mustafa, İl Hukuk müdürü Cemal, Yargıç Mahmut Nedim, mahkeme üyesi Mustafa vardı. İlginç olan bir şey de Türkiye'deki ikinci Türk eczanesini açan Basri Arsoy, anılarını 1935-1939 yılları arasında Halkevleri başkanı iken derletmiş ve ondan sonraki başkan Nevzat Güven tarafından daktilo ettirilmişti. Demokrat Parti zamanında Halkevlerinin hazineye aktarılması sonucunda bu evraklar bakkallara kesekağıdı yapılmak üzere satılmış ve büyük bir rastlantı sonucu Basri Arsoy, Dr.Bahri Erkam ile müfreze komutanı İbo Osman Ağaya ait dosyalar Yeni Adana Gazetesi yazarı Gani Girici'nin eline geçerek kaybolmaktan kurtulmuştur. Son anda kurtarılan Bahri Erkam'ın notlarından şehirdeki gizli teşkilat ile milli kuvvetler arasındaki haberleşmenin, desteklerin şu şekilde geliştiğini anlıyoruz. Ayakkabı, sigara, kinin (Sulfato) vb maddeler Vehbi Necip Savaşan'ın mandırasından Hadırlı'ya yollanır ve oradan ahretlik Lakaplı Adanalı Mustafa bunları Milli Kuvvetlere ulaştırırdı. Bu işi bir çok kez Hadırlı'da sarraf Hasan Efendide yapmıştı. Kinini Dr. Bahri ve Dr.Baki Bilgili beraber alır, bağış paralarını ise kimliklerini bildirmeyen kişiler Dr. Baki'ye teslim edilmek üzere Rifat Gülek eczanesine bırakırlardı. 1920 Temmuzunda Dr.Bahri'nin Adana'dan kaçmak zorunda kalması ile Gizli Servis İşlerini Hilmi Emiroğlu yürütmeye başlar.

1919 Yazında Adana gecelerinde bir mahalleden diğerine geçmek tehlikeli olmuştu. Ermeni mahallelerinde olaylar artmıştı. Durumu bilmeden sokağa çıkanlar, o dönemde Ermenilerin oturduğu şimdiki Döşeme mahallesi yolunda arabaları durduruluyor, eli kolu bağlanan yolcu bir kuyuya ya da göle götürülerek öldürülüyordu. Aynı şekilde o bölgede bulunan bahçelerden meyve toplayan veya bağından üzüm almaya gidenlerin sonu da aynı oluyordu. 1920 yılı ise artık olayların katliam boyutuna yaklaştığı yıl olmuştu. Yalnızca Haziran ayında olan olaylardan bir kaç örnek vermek gerekirse; 3 Haziranda Kürkçüler köyünden Adana'ya gelen Gök Alioğlu , duran Ali ile 5 adamı öldürüldü, 7 Haziran Ermenilerin İncirlik Köyünde Türklere işkence yapılmasına Fransız Lejyonu göz yumdu. Ermeni Karakol komutanı, Ermenilerden bir kaçının milli kuvvetlerce öldürüldüğünü söyleyerek kadınların ve erkeklerin hepsini hapsetti. Adanalı köy ağaları işlerinde çalışan bu köylüleri kurtarmak için Vali Abdurahman Paksoy'a başvurdular buradan bir sonuç çıkmadı. İran Konsolosu Asaf Han'ın aracılığı ile köy halkı Mutlu Köyündeki Madama çiftliğine yerleştirilerek olay kapatıldı. Aynı gün 4 çoban öldürüldü ve 1500 koyun Ermeni çetecilerce çalındı. 10 ve 11 Haziranda Kocavezir, Tepebağın güney kesiminde oturan pek çok kişi öldürülürken, Hacıbayramda 64 kişi kamalanarak öldürüldü. Akşam üzeri de Ermeniler, Kahyaoğlu çiftliğinde (Şehitlikte) 27 erkek 12 kadın ve 3 çocuğu katletmişler 4 kişi ise öldükleri sanıldığından kurtulmuştu. Bu katliamdan korkan Dikili ve Sarıhamzalı köyleri bütünüyle Şambayatı köyüne göçmüşlerdir. 15 Haziran'da Dedepınarı ve Camili Köyü baskınlarında ölenlerin sayısı 150 idi.

Adana yazları sıcak ve bunaltıcıdır, bir de sokağa çıkma yasağının olduğunu düşünün. 5 Temmuz 1920 Fransızların bu yasağı uygulamaya koyduğu tarihtir. Şehrin batı kesiminde oturan Türkler buralardaki Ermeni katliamları sonucu iç bölgelere taşınmaya başladılar. Şehirde işlenen cinayetlerin Şişmanyan adında bir komitacı tarafından düzenlendiği biliniyordu. Bu zat kendini Ermeni devleti Kuvvetleri genel komutanı olarak tanıtıyordu. Kendine bağlı polis ve jandarma örgütü oluşturmuştu. Yakalattığı kişileri, Ermeni Kilisesine (Merkez Bankasının Bulunduğu yere) götürerek öldürtüyordu. Tahtalı Camii İmamı, ile oğlu bu kilisede öldürülmüştü. Türklerin evleri işgal edilmiş, karşılığında kira ödeneceği söylenmiş fakat ödenmemiştir. Zeki Ener'in Tepebağdaki evi Ermeni okulu haline getirilmiştir. Kontrat için Fransızlarca Hükümete çağrılan Zeki Ener'e kiracı sıfatıyla Şişmanyan "Lütfen Kiliseye geliniz, parayı orada vereceğiz" demiştir. Durumu bilen Zeki Ener gitmemiştir. Adana'nın kurtuluşundan sonra da uzunca süre bu kilisenin duvarları kan içinde kalmıştır.

Her savaş gibi bu savaşın da bir sonu vardı. Geriye kalanlar acı ve gözyaşı oldu. Zoraki konuklar evlerine döndüler. Yıllardır beraber yaşadıkları insanları dışlamak için ayaklanan eski yerliler konuk oldular. Ferda Gazetesinin 20 Kasım 1921 tarihli sayısında Adana’yı terk eden Ermeni sayısı 49 bin olarak verilmekteydi. Sebahattin Selek ise Anadolu İhtilali adlı eserinde 120 bini aşkın Ermeni'nin Suriye'ye 30 bin kadarının Kıbrıs ve İstanbul'a gittiğini yazmaktadır. 1 Aralık 1921'de Hükümet konağındaki Fransız Bayrağı yerine Türk bayrağı çekilirken, Vali Vekili Abdurahman Bağdatlı, Hafız Mahmut, Savcı Zihni Hoca, Belediye Reisi Şeyh Galip oğlu Kemal Adana Postası Gazetesi sahibi Giritli İlhami Fransızlarla beraber Adana’yı terk ederken ihanetlerinin bedelini ülkelerinden ayrılmakla ödüyorlardı. Yine ihanet içinde olan 150'likler listesine giren Ferda gazetesi sahibi Ali İlmi Türk birliklerinin Adana'ya girdiği gün inanılmaz bir değişimle bir gecede Kemalist olmuş, Ertesi gün iki kardeşini de alarak İskenderun’a kaçmıştır.
20 Aralık 1921 Salı günü Kolordu Caddesi (bugünkü İnönü Caddesi insan seliydi). Halk saat 12 civarı Giritli Mahallesi (Şimdiki Atatürk Parkına) akına başladı. Daha sonra Türk Birliklerinin Şakirpaşa'ya geldiği haberi ulaşmıştı. Askerler büyük coşku ile karşılandı, kalabalık bugünkü İstiklal Ortaokulunun olduğu Frakleyn Buyyon'un konutuna yöneldi. Burada Törenler düzenlendi. 20 Aralık'ta Adana şehri teslim alınsa da şehrin Fransızlarca tamamen terkini baz alarak 5 Ocak Adana'nın kurtuluş tarihi olarak kabul edilmiştir.

Bu savaşın anlamı bir taraf için özgürlüktü, emperyalizme karşı çıkmaktı diğer taraf için ise söylenebilecek sözleri Fransız Generali Düfyö Şimdiki Motor Sanat Enstitüsünün batısına düşen Fransız askerlerinin gömüldüğü mezarlığı ziyaretinde söyledi. General Düfyö’nün dilinden buraya çelenk koyarken " Ey Fransız askerleri, sizlerin kanlarınızı boşuna akıttık" sözcükleri dökülüyordu.


(5 Ocak 1922 kurtuluşunu kutlama amacı ile Büyük Saat ile Ulu Camii arasına çok büyük bir bayrak çekilmiş ve daha sonra bu bayrak çekilmesi olayı il'in kurtuluş günlerinde tekrarlanmıştır. Bayrak Adana'nın simgesi haline gelmiştir.)
 
Adana'nın kurtuluşunun 91. yıldönümü

Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 91. yılı dolayısyla kurtuluş etkinliği düzenlendi.
adananin_kurtulusunun_91_yildonumu_h15201.jpg
Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 91. yılı dolayısyla kurtuluş etkinliği düzenlendi.

Etkinlik, Türkiye Emekli Subaylar Derneği Adana Şubesi ile Kuvva-i Milliye ve Mücahitler Derneği Genel Merkezi tarafından Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda gerçekleştirildi.

Türkiye Emekli Subaylar Derneği Adana Şube Başkanı Daniş Hoşbay, yaptığı konuşmada, millet özelliğini kazanmış toplulukların, yaşadıkları hayat şartlarını ve tarihin kendilerine kazandırdığı tecrübeyi bilmek zorunda olduğunu ifade ederek, “Yalnız bilmek yetmez, kazandırdıkları tecrübeyi yeni kuşaklara en iyi şekilde aktarmaları gerekir. Tarih yok olan bir geçmiş değil, bugüne biçim vererek canlılığını koruyan ve gençlere yön veren, toplumsal bilinci şekillendiren, yaşayan bir güçtür. Türk milleti tarihin her döneminde milli birlik ve beraberliğin önemini bilerek hareket etmiştir” dedi.

Bir değerin nasıl kazanıldığını bilmeden onu korumanın mümkün olmadığını kaydeden Hoşbay, “Atatürk, ‘Türk çocuğu, atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır’ demiştir. Kazandığı zaferlerin ruh ve heyecanını gelecek nesillere aktaramayan milletler yok olmaya mahkumdur. Burada bizlere düşen görev bu vatanın nasıl kazanıldığını bilmek, bu vatan için şehir düşen atalarımızın, dedelerimizin yattığı şehitlikleri, abideleri ve müzeleri çocuklarımıza gezdirip göstermek, anlatmaktır” diye konuştu.

Ardından Yusuf Necat Yaycıoğlu, ‘Doğu Kilikya’nın Kurtuluşunda Osman Tufan Paşa’nın Rolü’ başlıklı bir konuşma yaptı.

Etkinlik, konuşmanın ardından Adana’nın yöresel halk oyunlarının oynanması ve Adana’nın kurtuluşuna dair şiirler ile Çukurova yöresi türküleri söylenmesi ile son buldu.
 
O zamanlar güneyde stratejik bi şehir olmalı.
 
[DAILYMOTION]video/xnl50n_5-ocak-adananin-kurtulusu_music[/DAILYMOTION]​
 
Adanaca-Türkçe sözlük!

fft16_mf3075990.Jpeg


Anarya: Geri vites, ya da geri gitmek. Fransızcadaki ‘En arrière’ lafının okunuşudur aynı zamanda. İşgal yıllarından kalma bir söz olarak Adana lügatindeki yerini almıştır.

Araya gitmek/vermek: Boşa gitti, değeri bilinemedi, ziyan oldu.

Avel: Aptal anlamında. Aval aval bakmanın bir türü.

fft16_mf3075991.Jpeg


Banadura: Domates

Baldırcan/Balcan: Patlıcan

Bayaktan: Az önce

fft16_mf3075992.Jpeg


Bici bici: Dünyanın en uyduruk ve en güzel tatlısı. İçinde buz, pişmiş nişasta, pudra şekeri bulunur. Üzerine de kırmızı bir şerbet dökülür. Hemen hemen her köşe başında, özellikle yazın bulunabilir. Sadece “bici” diye de ifade edilebilir.

Bıcı bıcı: Bici bici’yle karışmaması hayati önem taşıyan, banyo yapmak anlamındaki çocuksu ikileme. “Bir gel de bıcı bıcı yiyek” diyerek hava atmaya çalıştığınız Adanalı arkadaşınızın bir kaşının stratosfere yükselmesine sebep olabilirsiniz.

Belik: İki yandan örgü.

fft16_mf3075989.Jpeg


Bocit: Sürahi. “Boca etmek” yani dökmek anlamında sözden türemiş olması muhtemeldir.

Cardın:
Büyük fare. Misal Fransızcada bahçe anlamına gelen “Jardin” (jarden diye okunuyor) kelimesiyle anlamsızcasına benzerliği var ama, muhtemelen alakası yoktur…

Cılk:
Çürük. Bozulmuş, kokmuş yumurta

Cındırık:
Etin içindeki sinir. Adana’da yolunuz bir kasaba düştüyse, mutlaka “Cındırıksız et” istediğinizi söylemeniz gerek.

Cıncık:
Cam ve cam eşya

Cibiliyet: Geçmiş. Cibiliyetsiz, geçmişi olmayan, soysuz anlamında. İğrenç bir insan yani.

fft16_mf3076005.Jpeg


Cücük: Herhangi bir meyvenin, bitkinin ya da o tip yiyecekle alakalı şeyin en küçük yeri. Misal soğanın cücüğü, en ortasındaki bölümüdür. Adana’da soğanın cücükleri bir araya toplanır, hafifçe yağda çevrilir, sonra da üstüne nar ekşisi dökülür ve afiyetle yenir mesela.

Cülük: Kanatlı hayvan yavrusu. Misal civciv. Kuzen anlamında mesela “Emmimin cülüğü” gibi de kullanımları vardır.

Çimmek:
Yüzmek.

Çömçe:
Kepçe

Çul:
Kilim.

Daraba:
Kepenk

Darı:
Mısır

Devrisi gün:
Sonraki gün, ertesi gün

Dinelmek:
Ayakta durmak. “2 saattir sıcağın alnında dineliyorum” diyerek sizi bekleten birine kızabilirsiniz mesela.

Döş:
Göğüs. “Döşünü kapa da üşütme” şeklinde cümle içinde kullanımı yaygındır.


fft16_mf3076004.Jpeg


Eftik: Atıştırmalık yiyecek. “Eftiklenmek” şeklinde kullanıldığında, abur cubur yemek anlamına gelir.

Eke:
Güçlü erkek, kibirli, ukala.

Elikmek:
Utanmak, çekinmek. Misafire “buyurun niye almıyorsunuz” manasında “elikmeyin elikmeyin!” denir.

Enik:
Yavru köpek

Eşkere:
Boş konuşmak

Gadasını aldığım:
Kurban olayım. Günah, suç, kabahat

Galan:
Artık, hadi. “Galan gel de gidek” dendiğinde “Sabrım tükeniyor bak, yakında gelmezsen fena olacak” anlamı çıkabilir.

Ganeri:
Yavaş olmak, tembel adam, mezbaha.


fft16_mf3076006.Jpeg


Gellebicin: En iri tatlı su balığı anlamındaki söz. Daha çok Seyhan baraj gölündeki enteresan, Japon balığına benzer tatlı su balıkları için kullanılır.

Gıllik:
Küçük

Gıllicik: Küçücük. Cümle içinde kullanıldığında cılız, perişan gibi anlamlara da gelebilmektedir. Örneğin “Necati’nin oğlanı gördün nü, nişanlısıynan işler bozulunca gıllicik kalmış!”

fft16_mf3076007.Jpeg


Gottik: Küçük. Gotik mimari ve çok sonrasında gelen kaşı gözü simsiyah boyayıp sürekli mutsuz takılma modası olan “gotik” olmakla ne alakası var diye sorarsanız, hiçbir alakası yok.

Göynek:
Gömlek

Helke:
Kova

Heye:
Evet

Hipo:
Çamaşır suyu


fft16_mf3078819.Gif


Hoşşik: Şımarık, Hoppa.

Kelle: Kişi

Kertiş: Küçük sarı kertenkele

Kıytırık: Uyduruk

Kındırık: Aralık. Misal kapının ya da pencerenin aralık kalması durumlarında kullanılabilir.

Kopil: Küçük

Küncü: Susam

Laylon: Traktörün arkasındaki römork. Römork kelimesinin nasıl olup da ‘laylon’a dönüştüğü, hayatın en büyük gizemlerinin başında geliyor.

Mavra:
Geyik muhabbeti. Su değirmenine de deniyor.

Malamat:
Rezil olmak. Rezil rüsva olmak anlamında “malamat olmak” diye de kullanılır.


fft16_mf3076025.Jpeg


Manık: Kedi yavrusu

Mırra:
Özel çekilmiş, acı mı acı Türk kahvesi. İtalyanların ultra mega shot espresso’larını getirin, mırra yanında hiç kalır. O derece…

Mimtan:
Gömlek

Mitil:
Döşek. Mitili atmak, döşeği sermek. Bir yere artık yerleşmek, yayılmak anlamında.
Peşkir: Havlu, kurulama bezi.

fft16_mf3076026.Jpeg


Şalgam: Şalgam bitkisinin suyundan yapılan içecek. “Misal portakalın da suyunu çıkarıyorsun, o zaman adına portakal mı diyorsun? Hayır! Portakal SUYU diyorsun. Demek ki o da Şalgam SUYU olmalı” diyenlerle saatler süren varoluşsal tartışmalara gebe olan kelimedir de aynı zamanda.

Sınık:
Kırık-çıkıkçı anlamındaki eski kelime

Şırdan:
“Koyunun her yanını yiyoruz, tamam. Ama midesinden birkaç çeşit yemek çıkartalım bence” diye düşünen bir Adanalının icat ettiği, sakatat gibi, kokoreç gibi, mumbar gibi bir yemek.

Sırıncıtmak: Kanırtmak, üzerek bekletmek. Mesela işveren işçisine yapıyor.

fft16_mf3076027.Jpeg


Sokum: Dürüm. “Sokum isten miiiiiiii” diye bir cümle duyduğunuzda bunu hakaret gibi algılamayın mesela. Aslında “Dürüm ister misin” denilmeye çalışılıyordur, gayet de kibarca bir söylemdir yani.
Taka: Pencere

Taman: Zaten.

Teker/ Velespit: Bisiklet. Cümle içinde kullanmak gerekirse; “Atla tekere de çarşıdan 6 yumurta kap gel” şeklinde, özellikle Pazar sabahları emir kipi eşliğinde kullanımı da vardır.

Tıskıyit: Hadi canım sen de! Bazen de “Aman Allah’ım” anlamında kullanılabilir.

Zaar: Herhalde. “Zaar bizimkinin gönlü de oğlana düşmüşse…” şeklinde cümle içinde kullanılabilir.

Zibil: Kırıntı şeklinde çöp. Ermeniceden geçen bir kelimedir.

Zorsunmak: Üşenmek

Zumzuk: Yumruk
 
5_ocak_siirleri_5_ocak_adana_kurtulusu_anlam_ve_onemi_h1945.jpg


5 Ocak Şiirleri - 5 Ocak Adana Kurtuluşu Anlam Ve Önemi

5 Ocak anlam ve önemi. Fransızlar 5 Ocak 1922'de tamamen Adanayı boşaltmışlardır. İşte 5 Ocak Adananın kurtuluşunu anlatan anlam ve önemleri. En güzel 5 Ocak Şiirleri sizlerle. Kısa ve Özel 5 Ocak gününü anlatan Şiirler.

5 Ocak anlam ve önemi. Fransızlar 5 Ocak 1922'de tamamen Adanayı boşaltmışlardır. İşte 5 Ocak Adananın kurtuluşunu anlatan anlam ve önemleri. En güzel 5 Ocak Şiirleri sizlerle. Kısa ve Özel 5 Ocak gününü anlatan Şiirler.

5 Ocak Anlam Ve Önemi
O yıllar çok zor zamanlardı.. Birinci Dünya Savaşı ortalarında, Fransızlar ile İngilizler arasında bir anlaşma yapılmış ve İngilizler, Fransızlara, Kilikya'yı; ve Adana; ve çevresindeki pamuk tarlalarını verme sözü vermiştirler. Bu yapılan anlaşma sonrasında İngilizler, tarihler 20 Kasım 1919 yılını gösterirken, Çukurova bölgesini Fransızlara teslim etmişler, ve Fransızlar, Adana halkına çok ağır işkenceler ve eziyetlerde bulunmuşlardır. Mustafa Kemal , Adana halkına yapılan bu işkenceye daha fazla göz yummamış; Fransız sömürgesini protesto etmiş.

Tüm bu yaşanan olumsuzluklar; ve mücadelelerin sonrasında, Ankara Anlaşması imzalanarak, Fransız'ların Adana; ve Kilikya'yı terk etmeleri karara bağlanmıştır. Türk Askeri Adana'yı 20 Aralık 1921 tarihinde ele geçirmiş olmasına karşın, 5 Ocak 1922'de Fransız'lar Adana'yı tamamen boşaltmışlardır. Bundan dolayı, 5 Ocak 1922 tarihi, Adana'nın kurtuluşu hakkında bilgi verilirken bahsedilen en önemli bilgilerden bir tanesi olma özelliğini taşımaktadır. 5 Ocak tarihi, Adana'nın kurtuluşu olarak 1922 yılından bu yana, Adana halkı tarafından büyük bir coşku ile kutlanmaktadır

BEŞ OCAK

Tarih yazmak yigitligin harcıdır
Harcın suyu kandır tarih beş ocak
Bunu böyle bilmek namus borcudur
Tarsusluya şandır tarih beş ocak

Seferberlik geldi bize ulaştı
Yaşlısıyla genci cepheye koştu
Tarsuslu bir yürek oldu savaştı
Öyle birzamandır tarih beş ocak

Bağrımızı hedef ettik yoluna
Kurıun çiçek olur yigit bağrına
Şehitlik yakışır vatan uğruna
Feda olan candır tarih beş ocak

Fahri toros dağli Tarsuslu özü
Kör ettik vatana yan bakan gözü
Bağımsızlık diye halkın son sözü
Söyledigi andır tarih beş ocak

5 Ocak Adana’nın Kurtuluşu

Yirmi kasım dokuz yüz on dokuzda
Fransız yurdumuzu etti talan
Halkı yeşiloba meydanlarında
Süngülediler, buydu bize kalan

Sömürge zoruyla mallar çalındı
Bağlar, araziler, evler alındı
Esirler perişan ayak yalındı
İnsanlığımızı zulümdü alan

Kuvva-yi Milliye dağları yardı
Kozan cephesinde çevreyi sardı
Otuz ekim dokuz yüz yirmi birde
Bouillon’du vekille anlaşma salan

Devlet Adana kapısını çaldı
Fransız anlaşamaya sadık kaldı
Türk askeri beş ocakta teslim aldı
Yaşananlar sanki koca bir yalan

Adana 5 Ocak Kurtuluş Şiiri

Bin Dokuz Yüz On Sekizde
Düşman sardı ovamızı
Egemenlik kurmak için
Yaktı, yıktı yuvamızı.

Biz mert Çukurovalılar,
Katlanmadık bu zulmete
Kenetlendik bir çığ gibi
Saldırdık hep çete çete

Bine, birle karşı koyduk
Kadın - erkek bir imanla
Düşmanları yurttan kovduk
Türk'e yakışan bir şanla.

Zafer buketleri sunduk
Ata'mıza taa derinden
Altın tarihler yarattık
Toroslar'ın eteğinden

Artık düşman hükmedemez,
Bize, öz toprağımızda;
Ebedî hür kalacağız
Şanlı Çukurovamızda.
 
5 Ocak Adana'nın Kurtuluşu Basın Mesajı

“5 OCAK ve ADANA”

img_9682.jpg


Adana, ülkemizin ekonomisine yön veren en önemli şehirlerinden birisidir. Adana tarih boyunca bir çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Tarihte de Adana'nın merkez olduğu coğrafi bölge, günümüzde olduğu gibi gelişmelerin ve ekonomilerin güçlenmesi konusunda misyon ve vizyonlarını belirleyici olmuştur. Bu sebeple her dönem cazibe merkezi olmayı başarmıştır.

Adana'nın toprağı bereketli, potansiyeli yüksek, yaşaması kolay, her mevsimi ayrı bir güzel şehrimizdir.

Ülkemizin her konuda vazgeçilemez bir şehridir.

Bütün bu özellikleriyle ve ayrıca iklimi, bitki örtüsü, ulaşımdaki kolaylık ve verimli arazileri şehrimizi diğer illerden hep farklı kılmış ve hep bir adım öne çıkarmıştır.

Her gün soframızda yediğimiz ana gıda maddemiz, kutsal nimet saydığımız ekmek için yetiştirilen yılın ilk buğdayının üretildiği şehir de Adana'dır, yılın hergünü denize girilebilecek şehir de Adana'dır.

Adana Türkiye'nin tarım deposudur, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Kerkük-Yumurtalık boru hatları başta olmak üzere ve yapılacak yeni yatırımlarla dünyanın önemli enerji merkezlerinden birisidir.

Tarihine baktığımızda da büyük devletlerin sürekli ele geçirmek için mücadele ettiği şehirler arasında hep yerini almıştır.

5 Ocak Adana ve Adanalı için sıradan bir tarih değildir. 5 Ocak, Adana üzerindeki kötü niyetli emellerin sona erdiği bir gündür.

Kurtuluş savaşı esnasında halkımız çok acılar çekse de, halkımızın üstün direnişi, dirayeti ve diplomatik bir kararlılıkla 5 Ocak 1922'de düşman resmen işgalinden kurtulmuştur.

Tarihte Adana ile ilgili en önemli detay ise Mustafa Kemal Paşa 1918 yılında geldiği Adana'dan dönemin yetkililerine yazdığı telgrafta, İskenderun limanına çıkacak düşman askerlerine halk ve komutasındaki askerler tarafından ateş açılacağını bildirmesidir.

Bu telgraf bir çok tarihçi tarafından Adana'da verilen bu emrin kurtuluş savaşının ilk emri olarak kabul görmesidir.

1923'te Adana’ya tekrar gelen Mustafa Kemal Paşa bu durumu “Bende bu vekayiin ilk hiss-i teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana'da vücut bulmuştur” ifadesi en güzel kanıtı olmuştur.

5 Ocak vesilesiyle Adanamızın düşman işgalinden kurtuluşunun 91. Seneyi devriyesini kutlar, bu uğurda hayatını kaybeden şehitlerimize Allah'dan rahmet, gazilerimize şükranlarımı sunar, yeryüzünde yaşayan bütün Adanalılara selam ve saygılarımı arz ederim.


Prof.Dr. Necdet ÜNÜVAR
Adana Milletvekili
 
ADANA'NIN ESKİ TARİHİ

tarih1.jpg


ESKİ ÇAĞLARDA ADANA

Tarihi araştırmalardan elde edilen bilgilere göre, Çukurova, Yontma taş Devrinden bu yana yerleşim yeri olmuştur. Çukurova'nın en eski yerleşim merkezlerinden biri Tepebağ Höyüğü ilk çağlardan kalmadır. Höyükte rastlanan surlarla çevrili kent çekirdeği burada Neolitik çağda yaşayan kent dönemine ışık tutmaktadır.

Tepebağ'ın güneyinde Taş Köprü'nün bitişğinde eski kale yıktırılarak yerine Adana Kalesi yaptırılmıştır. Bu kaleyi daha sonra Mehmet Ali Paşa yıktırmıştır. 1553'te başlayan Ramazanoğulları devrinde, kent oldukça büyümüş bu dönemde Ulucami Tuzzhanı, Yağ Camii gibi eserler yapılmıştır. Adana, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferinden Osmanlılar'a bağlanmış, 1608'de eyalet olmuştur. Sırasıyla Konya, Malatya, Şam, Halep eyaletlerine bağlı kalmıştır. Bir ara Kıbrıs'tan da idare edilmiş, 1867'de vilayet bundan sonra da Adana Sancaği'nın merkez ilçesi olmuştur. Bu durum Fransız işgaline kadar sürmüştür. İşgal sırasında vilayet merkezi Pozantıya nakledilmiş, işgal sona erince Adana yeniden vilayet merkezi olmuştur. Cumhuriyet, devrinde çok gelişmiştir.

tarih2.jpg


ESKİ ÇAĞLARDA ADANA BÖLGESİNİ EGEMENLİKLERİ ALTINDA BULUNDURAN GURUPLAR

Luvi Krallığı (M.Ö.1900) , Arzava Krallığı (M.Ö. 1500-1333) , Hitit Krallığı (M.Ö. 1900-1200), Kue Krallığı (M.Ö.1190-713), Asur Krallığı (M.Ö. 713-663) , Pers Satraplığı (M.Ö.612-333), Helenistik Dönem (M.Ö. 333-323) Selökidler (M.Ö. 312-133), Korsanlar Dönemi (M.Ö. 178-112), Romalılar (M.Ö.112-M.S. 395)

ORTA ÇAĞDA ADANA BÖLGESİNİ EGEMENLİKLERİ ALTINDA BULUNDURAN GRUPLAR

Bizanslılar (M.S. 395-638), İslam Devri, Selçuklular, Ermeni Krallığı

YENİ ÇAĞDA ADANA

Mısır Türk Memlukları, Ramazanoğulları, Osmanlılar.

ADANA'NIN İŞGALİ VE KURTULUŞ SAVAŞI

Kayıplara sebep olan I. Dünya Savaşı, siyasi ve ekonomik üstünlük için birbirleri ile mücadeleye girişen Avrupa devletleri arasında ve Avrupa'da çıkmıştır.

Kısa zamanda mücadele bütün kıtalara yayılmış ve Osmanlı imparatorluğu da bu savaşın içine sürüklenmiştir. Sonunda imparatorluk çökmüş toprakları parçalanmış, anayurt bile düşman istilası altında kalmıştır.

Beş cephede birden ve pek çok devlete karşı savaşmak zorunda bırakılan Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Anlaşması ile imparatorluk topraklarının pek çoğunu düşmana bırakarak çekilmiştir.

İşte bu dönemde Suriye cephesinde kalan Türk birliği, o cephede Yıldırım Orduları komutanı olarak bulunan Mustafa Kemal idaresinde Halep'e çekilerek, tamamen yok edilmekten kurtarılmıştır.

Zamanın sadrazamı İzzet Paşa tarafından, o sırada grup komutanı Liman Von Sanders'ten (Alman Komutanı) elindeki tüm grup komuta ve koordinasyon yetkisini Mustafa Kemal Paşa'ya devretmesi bildirilmiş ve bu devir-teslim işlerini gerçekleştirmek için 31 Ekim 1918'de Mustafa Kemal Paşa Adana'ya gelmiştir.

Liman Von Sanders Paşa'nın Yenildik...bizim için her şey bitti sözüne karşılık, yetkiyi teslim alan Mustafa Kemal Paşa Savaş müttefikler için bitmiş olabilir ama bizi ilgilendiren savaş, kendi istiklalimizin savaşı, ancak şimdi başlıyor karşılığını vermiştir.

İşte bu sözlerin özetlediği ve vurguladığı mücadele yılları 1922'ye hatta politik anlaşmaların bitimine kadar yani 1923'e kadar sürmüştür.


tarih3.jpg


Toros geçitlerini tutmaya çalışan Bnb.Menil komutasındaki Fransız taburu, milli kuvvetler karşısında tutunamayarak kaçmaya çalışmış, ancak Karaboğazı'nda çevrilerek esir alınmıştır. İşte Fransız taburunu esir alan 40 kişilik Kahraman Milis Müfrezesi Bucak Köyü'nde görülüyor.

Mustafa Kemal Paşa 31 Ekim 1918'de geldiği Adana'da 11 gün kalmış, etrafın ve halkın durumunu inceleyerek bunu Genel Kurmay Başkanlığı'na bildirmiştir. Bu telgraflarda sadece mevcut durum değil, ileriye dönük düşünce ve uyarılar da yer almıştır.

tarih5.jpg


İskenderun'a asker çıkararak işgal teşebbüsünde bulunurlarsa ingilizlere ateş açılacağını zamanın hükümet ve başbakanına telgrafla bildiren Mustafa Kemal Paşa, aynı zamanda kendine bağlı kumandalara da benzer bir emir vermiştir. Verilen emre göre denizden İskenderun'a çıkartma yapmak isteyen İngiliz ve Fransızlar'a ateşle karşı konulacaktır.

Tarihi açıdan bakılacak olursa, Adana'dan verilen bu ilk emir Türk Kurtuluş Savaşı'nın ilk emridir. Nitekim, 15 Mart 1923'te Adana'ya tekrar gelen Mustafa Kemal Paşa bu durunu şu sözleriyle toplum ve tarih önünde kanıtlamıştır: Bende bu vekayiin ilk hiss-i teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana'da vücut bulmuştur.

Adana'dan İstanbul'a gönderilen telgrafların hiçbir olumlu etkisi olmadığı gibi, kısa bir süre sonra Yıldırım Orduları Grubu ve 7. Ordu Karargahı lağvedilmiş ve Mustafa Kemal Paşa İstanbul'a çağrılmıştır.


tarih6.jpg


Adanalılar, İstanbul Hükümetinin 23 Kasım 1918 tarihli, Adana ve dolaylarının boşaltılmasını zorunlu kılan kararını büyük tepki ile karşılamışlardır.

Durumu protesto eden, böyle bir harekatın yaratacağı vahim hadiseleri vurgulayan bir telgraf dönemin İçişleri Bakanına yollanmıştır.

Kısa bir süre sonra işgal kuvvetleri Mersin limanından Çukurova'ya girmiş, tüm kilit noktaları kontrol altına almış ve sonra Adana'yı işgal etmişlerdir.

Bu işgal sırasında Türklere ait bütün sembol, arma, işaret ve levhalar yok edilmiş ve sistemli şekilde Türk halkının soykırımı yoluna gidilmiştir. Fransıs işgal kuvvetleri tarafından yine çok planlı ve katı bir şekilde uygulanan diğer bir işlem de Adana, Çukurova ve civarı bölgelere Ermenilerin yerleştirilmesi olmuştur.

1915 yıllarında yani I. Dünya Savaşı sırasında Anadolu'nun Doğu yöresinde isyan eden Türk halkını öldürüp, işkence eden ve Ruslara yardım ederek ülke içinde 5. kol olarak çalışan Ermenilerin 1915 tarihli Tehcir Kanunu ile Suriye'ye zorunlu göçleri sağlanmıştır.

1918'de Adana ve Çukurova'yı işgal eden Fransızlar kendi birlikleri içinde özellikle Ermeni askerleri getirdikleri gibi, Suriye'den 70 bin Ermeniyi Adana'ya, 12 binini Dörtyol'a, 8 binini Saimbeyli'ye yerleştirmişlerdir. Hatta Antep ve Maraş çevresine de 50 binden fazla Ermeni getirilmiştir.

Bütün bu gayretler adeta I.Haçlı Seferi sırasında olduğu gibi yine Avrupa devletlerine bu bölgede ileri karokol görevini görecek bir Ermeni Krallığının yeniden oluşturulması içindi.

1918-1919 yıllarında Adana'da tam bir terör ve cinayet dönemi yaşanmıştır.


tarih7.jpg


Bunlar arasında Abdiağa çiftliği olayları, şehir içi cinayetleri, Taşköprü'de Türklerin çarmıha gerilişi ve kırbaçlanarak öldürülüşü gibi olaylar toplum şuurundan ve hatırasından çıkmayacak olaylar haline gelmiştir.

Bunca terör ve baskı arasında Adana ve yöredeki Türkler, örgütlenerek Kilikya Milli Kuvvetler Teşkilatını oluşturmuşlardır.

Çukurova, bölgelere ayrılarak, her bölgeye milis kuvvetleri ve komutanı atanmış ve bölge bölge tüm yöre bu milli direnme ve mücadele teşkilatının denetimine girmiştir.

Şubat 1920'den itibaren milli kuvvetler düşmana karşı zaferler kazanmaya başlamış ve her zafer daha iyi bir örgütlenme ve daha yüksek bir moral kuvveti sağlamıştır.

1920'de Toroslar'dan Fransızlara saldırı başlatılmıştır. Sonuçta 27 Mayıs 1920'de Fransız orduları komutanı Menil, milli kuvvetler tarafından esir alınmıştır. Kar Boğazı Olayı olarak bilinen olay, Kuvayi Milliyenin ilk siyasi zaferidir.

Bunu takiben 28 Mayıs 1920'de Fransızlar Mersin-Adana hattına çekilmişler ve kuzey Çukurova (Kozan ve diğer dağlık bölgeler) tamamen kurtarılmıştır. Düzlük, ovalık yörelerde Ermeniler zulüm ve şiddeti artırmışlar ve sayısıs cinayetler işlemişlerdir.

10 Temmuz 1920'de Ermeniler tarafından Türklere karşı büyük bir şiddet ve soykırım harekatına girişilmiş ve bu harekat sonucu onbinlerce Türk Toroslara doğru kaçmıştır. Dörtgün süren bu hareket tarihte Kaç Kaç olayı olarak isimlendirilmiştir.

5 Ağustos 1920'de Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Bey (Çakmak) ve milletvekilleri Pozantıya gelmiş ve orayı il haline getirerek Pozantı Kongresini yapmışlardır.


tarih4.jpg


Daha büyük direnişe geçen Türkler çok büyük kayıplar vermişlerdir. Buna rağmen Kasım 1920 sonlarında Fransızları ağır yenilgiye uğratmayı başarmışlardır. Sonuç olarak Fransa, T.B.M.M. hükümetini resmen tanıyarak barış yoluna gitmiştir.

Türk-Fransız barış anlaşması, 20 Ekim 1921'de Ankara'da yapılmıştır. Bu anlaşma gereğince 5 Ocak 1922'de Fransızlar Çukurova'dan tamamen (getirdikleri Ermenileri de beraberinde götürerek) çekilmişlerdir. Fransızlarla gidemeyen veya yerli olan Ermeniler de bölgeden kaçmışlardır. Bunlardan 120 bini tekrar Suriye'ye, 30 bini Kıbrıs veya İstanbul'a gitmişlerdir.

5 Ocak 1922 kurtuluşunu kutlama amacı ile Büyük Saat ile Ulu Camii arasına çok büyük bir bayrak çekilmiş ve daha sonra bu bayrak çekilmesi olayı il'in kurtuluş günlerinde tekrarlanmıştır.

Bayrak Adana'nın simgesi haline gelmiştir. Adana ve Çukurova halkı milli kuvvetlere katılarak yurdun diğer cephelerinde de çarpışmış ve anavatanı düşmandan kurtarma mücadelesinde sonuna kadar yer almışlardır.


Atatürk'ün Adana Seyahatleri

Atatürk Cumhuriyetin kuruluşundan önce üç defa, Cumhuriyet'in ilanından sonra altı defa olmak üzere Adana'ya dokuz defa gelmiştir. Geliş tarihleri sırasıyla şöyledir.


Cumhuriyetten önce

31 Ekim 1918, 05 Ağustos 1921, 15 Mart 1923.

Cumhuriyetten sonra

13 Ocak 1925, 16 Mayıs 1926,
17 Şubat 1931, 28 Ocak 1933,
19 Kasım 1937, 24 Mayıs 1938.
 
[YOUTUBE]A4TgHI-_-XU[/YOUTUBE]​
 
bosnakmedya_1403203761191.jpg


‘’ Onlar bu Vatan için her şeyleri ile mücadele ettiler…

Canları , malları , bütün imkanları ile…

Bu uğurda şehit , gazi oldular….

Onlara ‘ İsimsiz vatan kahramanları ‘ dediler…

(C. Yurtsever-Adanalı tarihçi,yazar )

İŞGAL YILLARI VE ZULÜM

Mondros mütarekesi ile, 27 Aralık 1918 de , Anadolu’nun bir çok bölgesi gibi Adana `mız da [ Çukurova ]Ermeni çetelerinin desteği ile Fransız ordularının işgaline uğramıştır.Fransız ordusunun başında Albay Bremond vardı.Bu sömürge zihniyetli insanlar ermeni çetelerine göz yumarak bir çok katliamlara sebep olmuşlardı.İşgal süresince çok acı olaylar yaşandı.

4 yıl 9 ay süren bu acı dolu işgal zamanında Fransız ve Ermeni çeteleri Kozanda 200 Türkü fırınlarda yakmışlar , insanlarımızın canlarına, mallarına ve ırzlarına tecavüz etmişlerdi.Yanda resmini gördüğünüz Fransız ordu komutanı da , tüm ikili anlaşmaları yok sayarak tüm bu olanlara ses çıkarmamış, bilhassa teşvik bile etmişti.Kısaca özetleyecek olursak; I. Dünya savaşının bitiş tarihi olan 1918`de Türkler için yeni bir mücadele başlamıştır.31 Ekim 1918 `de Adana`ya gelerek Alman mareşeli Liman Von Sanders`den Yıldırım orduları Komutanlığını devralan Mustafa Kemal Paşa, ‘ Savaş, müttefikler için bitmiş olabilir, ama bizi ilgilendiren savaş , kendi istikbalimizin savaşı, ancak ve şimdi başlıyor’’ diyerek , Adana`da Kurtuluş savaşının ilk işaretlerini vermiştir.

Bu sırada Fransız kuvvetleri , ermeni iş birlikçileri ile birlik de Çukurova böl-gesini işgale başlamışlardır.Amaçları , Avrupa devletlerinin de destek verdiği bir Ermeni devleti kudurmaktır.1918-1919 yıllarında , işgalciler , Adana ve Çukurova yöresinde zulüm ve işkence uygulamışlardır.Bunca baskıya dayanamayan Adanalılar örgütlenerek ‘’ Kilikya Milli Kuvvetler Teşkilat’’ ını kurmuşlardır.

5 Ocak 1920 `de Mustafa kemal , Fevzi Bey ( Çakmak ) ve Yörenin milletvekilleri Pozantı`ya gelerek burayı il merkezi haline getirmişler ve Pozantı kongresini yapmışlardır.1920 yılının Kasım ayında , Fransızlar yenilgiye uğramışlar ve Fransız Hükümeti , T.B.M.M. Hükümeti`ni resmen tanımıştır.’0 Ekim 1921 de Fransızlar`la ‘ Ankara Anlaşması ‘ imzalanmıştır.Bu anlaşmaya uygun olarak Fransızlar , 5 Ocak 1922 de Çukurova`dan tamamen ayrılmışlardır.Bu tarihten itibaren il merkezi tekrar Adana`ya taşınmıştır.5 Ocak 1922 ded Adana`ya giren Türk Ordusunun Komutanı Muhittin Paşadır.Bu dönemde mücadele eden kahramanlar dan bazıları ; Şeyh Cemil efendi ,Molla Nasrullah ,Gizik Duran, Kara Fatma,Adile Onbaşı ve Salih Kadiç gibi daha nicelerinin adını anabiliriz.

84 YIL ÖNCE BUGÜN

Yukarıda özetlediğim Adananın işgal yılları ile ilgili yazılar belgelere ve görgü şahitlerine dayanılarak , Adanalı tarihçi Cezmi Yurtsever ağabeyimizin çalışmalarından faydalanılarak hazırlanmıştır.Bu çalışmalar Adana Büyükşehir Belediyesi kültür arşivinde , 5 Ocak 1997 tarihli 1 nolu’’ Çukurova Milli Mücadele Belgeseli ‘’yayını olarak bulunmaktadır.

Şimdi anlatacağım konu da 5 Ocak Adananın kurtuluş mücadelesine ve istiklal harbine katılmış istiklal madalyalı 4 Bosnalı gencin hikayesidir.Bu isimsiz kahramanları gün ışığına çıkarıp , anlatmak ve yeni nesle sunmak bizim boynumuzun borcudur.Bu ülkenin topraklarında tarih, Müslüman her milletten insanların kanları ile şerefle yazılmıştır.Dün nasıl birlik olmuş , mücadele etmişsek bugünde aynen bu mücadele ruhuna ve anlayışına ihtiyacımız vardır.İşte bu hikaye ve niceleri bize bu birliği anlatmak için derlenmiştir.Çünkü yukarıda adı geçen Molla Nasrullah bir Kürt aşiret reisidir.’Baba Kürtleri ‘ olarak bölgede tanınmışlar ve bu kutlu mücadelede safları belli olarak Türk`ün şanlı tarihinde şerefle yerlerini almışlardır.Bunlar birlik olmamız için en güzel örneklerdir.Ta ki Bosna`dan göç edip , Adana`da Fransız ve Ermenilerle çatışıp gazi olan isimsiz kahramanlara kadar bu örnekler arttırılabilsinler.

SALİH KADİÇ ( PARLAKALIN )

Hikayeyi Ağustos 1995 yılında Bosna dergisinde yayınlamak için , merhum Salih Kadiç`in bugün aramızda olmayan , oğlu Seydi Parlakalın`dan aynen aktarıyorum ;

İstiklal harbine de katılmış olan Salih Kadiç , aynı zaman da istiklal madalyası sahibi bir gazidir de.1885`de Saray Bosna da doğmuştur.Çiftçi bir ailenin çocuğudur.Osmanlının , Balkanlardan çekilme sürecinde , Avusturya –Macaristan ve Sırp saldırıları artmış ve bölgede yaşayan Boşnaklar akın akın Anavatan Türkiye `ye göç etmeye başlamışlardır.

Kadiç ailesi 1902 yılında bu sebeblerden Türkiye ye göç etmiştir.O tarihde Salih KAdiç 18 `inde bir delikanlıdır daha.Önce İstanbula , ardından İzmit-Karamürsele geçmişler.1 yıl sonrada Dörtyol –Erzine ( Hatay bağlı )gelmişler.Bura da uzun süre kalmayan aile bu sefer temelli olarak, çiftçiliğe daha elverişli , Adana-Ünlüce (Nacarlı ) köyüne yerleşmişlerdir.Bugün , Salih amcanın torunları hala bu köyde ikamet etmektedirler.

Salih Kadiç 20 yaşında ( 1904 ) kendisi gibi Boşnak olan Sevdiye Tırka hanımla hayatını birleştirmiştir.Bu evlilikten 5 çocukları olmuştur.Bize bu hikayeyi anlatan 75 yaşındaki Seydi amca ( 1920 ) en büyük evladıdır.Babasının emaneti olan Gazilik payesi İstiklal madalyasını , şerefle göğsünde taşımaktadır.(Seydi amcada hakkın rahmetine kavuşmuştur, bugün yaşamamaktadır artık )

Seydi amca anlamasına devam ediyor ;

-Merhum babam bize her fırsatta o günleri anlatırdı.Ben işgal yıllarında dünyaya gelmişim, daha bebeğim yani, hatırlamam mümkün değil(1920-22 ).Adana da Fransız işgali var.Ermenilerle birlikte Türklere eziyet ,işkence,zulüm.O zamanlar babam ve arkadaşları ; İbrahimReniç,Salih Biyelovats ve Raif ( ? ) Demirtaş , Adana da çete harbine katılmışlar.

Bu Boşnak gençleri ve hatırlamadığım diğerleri , öz yurtlarını savunmak için , o zamanlar etkin bir çete olan Misilsi İbrahim efendinin komutasına girmişler.Uzun mücadeleden sonra 5 Ocak 1922 de Adana yı işgalden kurtarıp Fransız ve Ermenileri den temizlemişler.

Ama asıl problem devam ediyormuş.Çünkü, topraklarımızın büyük çoğunluğu işgal altındaymış.Mustafa Kemal Paşa tüm eli silah tutanları göreve çağırmış.İşte bu 4 genç adam imanla , aşkla ve ibadet şuuru içinde vatanlarını savunmuşlar.

İlk önce Afyon cephesine , oradan 3 ay talim terbiye.Sonra da Dumlupınar cephesine tayin ve sevk edilmişler.Bu cephede İnönü Paşanın komutasında 2 ay savaşmışlar.Bir gün Mareşal Fevzi Paşa , gece saat bir de toplantı yapmış.Ve askerlerine şu emri vermiş ; ‘ hedefiniz Yunan mevzileri ‘.Sabaha karşı ordu tüm kollardan mevzilere silah atımı yaklaşmış.Babamın bölük komutanı Bnb.Ahmet Bey , ezan vakti ayakta ve elinde silahı ile ‘ Türkler çay içmeye geldiler ‘ sedasıyla silahını havaya sıkarak hücum emri vermiş.Burada komutanın asil davranışını babam bize hep örnek gösterirdi.’Bak evladım ne asil bir davranış.Şunu unutmayın biz Müslüman Türkler hiçbir zaman kalleşçe düşmanda olsa , arkadan vurmadık,saldırmadık.Komutanın davranışı şunu gösteriyor.’’ Ey kalleş Yunan siz çoluk çocuğumuzu kalleşçe kestiniz, ama biz sizi uykunuzda gafil avlayabilirdik, haydi kalkın mertçe , göğüs göğse çarpışalım.’’

Bu inançla dedelerimiz , babalarımız savaştılar.O gün savaş ikindi vaktine kadar sürmüş ve yunan bozguna uğramıştır.Bu muharebede babam sağ kolunu kaybeder , arkadaşları da çeşitli yerlerinden yaralanırlar.Bu savaş 4 ay sürer, sonuç ta düşman denize dökülür.Trüki`ye artık hür ve müstakil bir devlettir.Babamlar terhis olurlar ve eve dönerler.Babam 85 yaşında 1972 yılın da vefat etti.Allah rahmet etsin, cümlesine.Bu anlatımlar devam ederken Seydi amca bir taraftan da babasının tezkere ve evrakları ile İstiklal Madalyasını gösterdi.Seydi amcada 2, dünya savaşı sırasında 1942-44 yılları arasında askerlik görevini ifa eder.

‘’ Bende bu vekayiin ilk hiss-i teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana`da vücut bulmuştur…’’ 15 Mart 1923 M. Kemal Atatürk


 
Geri