30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Konu sahibi son olarak 2622 gün önce görüldü
z1tf8.jpg



«o»-«o»-«o»

z2zj2.jpg


«o»-«o»-«o»

z3gf9.jpg


«o»-«o»-«o»

z4pp2.jpg
 
30 Ağustos Zafer Bayramı


Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.

Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu,Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böylece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu. Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı.

TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üze
rine Mustafa Kemal, ordularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.

Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle,, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda,
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı'ndan sonra, Mustafa Kemal'e Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı TBMM tarafından"gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi.


1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikleri,
büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı. büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydırıldı ". İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
Gazi Mustafa Kemal'in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı.

Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.
 
Zaferin Anlamı

z1fj1.jpg

Dün 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı kutladı Türkiye… Türkiye'de kim ne kadar kutladı, kim kutlamadı, kim kerhen kutladı, kim laf olsun diye kutladı, kim kutlar gibi yaptı, kim içinden lanetler okudu bilinmez, ama dün 30 Ağustos'tu.

Büyük Taarruz'la düşmanın denize döküldüğü zafer "30 Ağustos" sadece bir zafer midir?

Mustafa Kemal'e göre "hayır."

O daha bir yıl önce Sakarya zaferi günlerinde, hiçbir zaferin bir amaç olmadığını söylüyordu. Zafer, ancak kendinden daha büyük bir hedefe ulaşmak için gereken bir araç olabilirdi.

Amaç ise bir fikirdi.

Zafer de fikrin elde edilmesine katkısı ölçüsünde bir değer ifade edebilirdi. Bir fikrin elde edilmesine dayanmayan bir zafer kalıcı olamazdı. Boş bir çaba olarak kalırdı.

Mustafa Kemal'i haklı çıkaran o kadar tarihsel örnek vardı ki… Anadolu'yu baştan başa fethedip Yunan topraklarına dayanan Persler, zafer üstüne zafer kazandılar ama, zaferlerine rağmen heba olup gittiler. Kartacalalılar da Roma kapılarına zafer naralarıyla girdiler ama, sonunda kendi ülkelerinde taş üstünde taş kalmadı.

Çünkü fikirleri yoktu.

***

30 Ağustos, bir fikrin zaferidir. Aydınlanma fikrinin zaferidir. Kendinden daha büyük bir amacın, bir idealin, çağdaşlık fikrinin gerçekleşmesi yolunda büyük ve önemli bir araçtır. Büyük Taarruz'un 26 Ağustos'ta başlayıp 9 Eylül'de düşmanın İzmir'de denize dökülmesiyle sonuçlandığı sanılır. Teknik olarak bu belki doğrudur ama, gerçekte, çok daha uzun bir sürecin ifadesidir.

O gün, yenilen dış düşmanların amacı, artık, Marmara'yı, İstanbul'u ve Trakya'yı Türklere kaptırmamaktır belki, ama iç düşmanların amacı çok daha vahimdir: 30 Ağustos'u sadece bir askeri zafer olarak tarihe hapsetmek.

Çünkü onlar, Mustafa Kemal'in gözünde, 30 Ağustos'un, kendinden daha büyük bir amaca hizmet eden bir araç olduğunu görmüşlerdi. Bu zaferin ardından, bu ülkede yaşayan insanların, padişah ve saray zorbalığından, şeriat zincirlerinden kurtarılması için yeni bir savaşın başlayacağını biliyorlardı.

Ne yapıp edip, bu zaferi Mustafa Kemal'in elinden almalıydılar.

Ankara'da, Meclis'te, iktidarı bir biçimde eline geçirmiş olan bir grup, daha İzmir'in dumanları tüterken, İzmir'de bulunan Mustafa Kemal Paşa'ya telgraf çekip, "Senin işin bitti, artık gerisini bize bırak" diyebilmişlerdir.

Gerçi Mustafa Kemal'den gereken cevabı o gün de almışlardır; bir yıl sonra Cumhuriyetin ilanı ile almışlardır, peşpeşe sıralanan Aydınlanma devrimi ile almışlardır, ama onlar da, "rövanş" yeminini o gün etmişlerdir.

Rövanşı aldılar mı dersiniz?

Hikmet BİLÂ
 
30 Ağustos Zafer Bayramı



Günün Anlamı ve Önemi


Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.

Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu.

TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, ordularına:

"Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz."

emrini verdi.

Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal'e "Gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi.


Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı'ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı. 1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikleri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydi". İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutanlığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı.Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.


Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.
 
Geri