...๒คl๒öςєğเ๓'den a$k hikayeLeri...

Konu sahibi son olarak 1888 gün önce görüldü
Biraz uzun bir hikaye ama gerçekten anLamLı ve güzeL okurken gözLerim doLdu
frown.gif


Oturuyorum gözlerim kapalı,düşünüyorum bir hayal kuruyorum.Seninle bizim yaşadığımız evi düşünüyorum.Sabah,ben erkenden uyanıyorum.Hazırlanıp dışarı çıkacağım.Hazırlık yapmamız gerek akşama misafirlerimiz var.Önce güzel bir duş alıyorum,sonra giyiniyorum. Sen hala daha mışıl mışıl uyuyorsun.Seni uyandırmak istemiyorum.O kadar güzelsin ki bunu sana anlatamam.
Dışarı çıkıyorum arabamızın anahtarları elimde,otoparka giriyorum ve yavaş vayaş arabanın yanına yanaşıp kapıyı açıyorum.Güzergah en yakın market...Gerekli alışverişi yapmam fazla sürmüyor.Geri dönüş yoluna giriyorum.Bir şey mi unuttum acaba...Yolun kenarında bir çiçekçi var.Arabayı sağa çekiyorum ve çiçekçiye girerek senin için sarı bir gül alıyorum.Sonra tekrar arabaya, geldiğim yoldan geri dönerek tekrar eve dönüyorum. Ve kapıdan içeri girerken “hayatııım” diye sesleniyorum sıcak ve marur bir sesle..Fakat sen halen daha güzellik uykundan uyanmamışsın.Çiçeği yanıma alıyorum.Küçük bir not “ uyandırmaya kıyamadım.“Başucuna bırakıyorum.Sana bağlılığın bir ifadesi...Mutfağa geçip kahvaltılık bir şeyler hazırlamaya koyuluyorum.“Aşkım uyandığında her şey hazır olmalı “diyorum kendi kendime..Biraz domates,peynir,salam..Kahvaltı sofrasının kalabalık olmasını istemiyorum..Oranın kalabalığı biz olmalıyız..Çay evet şimdi çay hazırlanıyor.Hmmm..Bide rafadan yumurta..Şimdi oldu...Soframız hazır..Bu arada senin uyandığını farkedemiyorum.Oysa seni hissetmek isterdim..Herşeyinle..Sessizce ben hazırlık yaparken sen arkadan sarılıyorsun..“ Canım benim,seni seviyorum.. “diyorsun bana “ bende..bende seni seviyorum...”Mutluyuz ikimizde,çünkü mutluluğumuza gölge düşürecek hiç bir şey yaşamadık,çünkü birbirimize sevgiyle bağlıyız,çünkü bizim tek güvencemiz yine ikimiziz..Eeee ne de olsa bu dünya bizim kendi dünyamız ve bunu biz kurduk.Kendimiz için,çoçuklarımız için..Kimsenin mutluluğumuzu engellemesine izin veremeyiz.Birbirimize o kadar çok güveniyoruz ve o kadar çok bağlıyıyz ki nikah işlemlerini bile önemsemiyoruz.“Off allahım biz şimdi haftaya Cuma evleniyormuyuz” diyerek birbirimize gülüyoruz,sonrada “ne gerek vardı ki biz böyle iyiydik” diyoruz.Birbirimize ve kendimize güveniyoruz...
Şimdi iş vakti,seni yalnız bırakmak istemiyorum. Masayı toparlamak için birbirimize yardım ediyoruz.“Keşke bitmeseydi..”diyoruz birbirimize bakıp ama biz bunları sürekli yaşıyoruz. Ben çıkış kapısına doğru yavaşça yaklaşırken sen arkamdan geliyorsun.Elimi tutuyorsun sürekli beni bırakmak istemez gibi bir halin var.Biraz da yaramazsın tabi ama bu çekilir bi durum..Bana sıkıca sarılıyorsun..
“- Akşama geç kalma..
- Peki canım..
- Biliyorsun misafirlerimiz var...
- Hıhım biliyorum canım..
- Seni seviyorum canım..
- Bende ben de seni seviyorum..
- Gitmeni istemiyorum.. Ne zaman bitecek bu işler.. Ne zaman seninle....”
Elimi yüzüne uzatıyorum ve işaret parmağımla dudağını engelliyorum..
“ -Şşş bana şimdi öyle bir hediye ver ki hayatımın bir anlamını olduğunu,gittiğim yerde başarılı olmak için bir sebebim olduğunu,ve kendime dikkat edip her zaman geri dönmem için mutlak bir sebep olduğunu bana unutturmasın..
- İşte hediyen canım..”
Yoğun bir dudak temasından sonra dışarı çıkıyorum.. Dış kapıdan da çıktıktan sonra yavaşça geri dönüp pencereye bakıyorum..Ordan masum bir ifade ile beni izliyorsun.. Öeylece duruyorum bana sanki bir daha geri dönmeyecekmişim gibi bakıyorsun..“Üzgünüm canım ama bizim ve çocuklarımızın geleceği için gitmem gerek “ diyorum ve hızla yola koyuluyorum.Of Allah’ım yapılacak çok iş var..Ama sen hep aklımdasın..Dudağımda öyle bir iz bırakmışsın ki ne yapacağımı,nereye gideceğimi, kendime nasıl dikkat edeceğimi iyi biliyorum.İnsanlar sokaklarda,bir adam var koşuyor.. sanırım işine geç kalmış..Bende geç kalmamalıyım.Şu gaza biraz daha bassam iyi olacak.. Bir an önce gidip işlerimi halletmeli ve sana geri dönmeliyim.Ne kadar güzel bir hayat.. Senin aklında ben,benim aklımda sen..Evet bu hayatın güzelliğinin;senin için ben,benim için de sen olduğunu hatırlayarak hızımı biraz daha arttırıyorum........
......Evet sonunda...Paydos..Bu günkü iş bitti..Ama önümde çok günler var..Şimdi dönüş yolundayım..Fakat o da ne ?Telefon çalıyor..Sanırım geç kaldım..

- Efendim
- Hayatım nerdesin?
- Yoldayım canım geliyorum..
- Tamam canım,seni özledim ve misafirlerimiz de geldi..
- Anlaşıldı komutanım..
- Hmmm..Bunun bir de cezası olacak tabi..
- Anlaşıldı komutanım..
- Seni bekliyoruz..
- Tamam canım geliyorum.
Allahım nasıl geç kalırım..bir an önce gitmeliyim..Hızımı arttırıp vitesi yükseltiyorum.. Çalıştığım iş alanının sınırları içerisindeyim.Yol karanlık..Ne bir sokak lambası ne karşıdan gelen ne de beni takip eden bir araç var..Daha fazla geç kalmamalıyım..Bir vites daha yukarı..sanırım bu dört oldu..Hmm dikkatli olmam gerek..Sanırım bu yoldan bir tanker geçmiş.. Yolda boylu boyunca uzanan bir yağ şeridi var..Arada bir şerit kesiliyor tekrar başlıyor......Aman Allah’ım....
.......O hiçbir şeyden habersizdi..Bildiği tek şey aşkının yolda olduğu ve her an için kapıyı açabileceğiydi..Misafirleri ile ilgilenmesi gerekiyordu..Ablası gelmişti eşiyle birlikte...Tatlı bir muhabbetin ortasındaydılar..Birden bir kapı sesi duyar gibi oldu..Yerinden fırladı aşkım geldi diye.. Ama yok! gelen kimse yoktu..Ablası sordu ne oldu diye..“Hiiç sadece kapı açıldı sandım..”ama gelen yok!..Üzgün bir tavırla tekrar kalktığı koltuğa geri döndü.. Önündeki sehpaya gözleri daldı..Ve derin bir iç çekti..“Off neden bu kadar geç kaldı?” İçinde nedenini anlamadığı bir endişe vardı..Ablası
- Neden bu kadar heyecanlısın bu akşam bakalım
- Hiiç
- Pek te hiç değilmiş gibi
- Evet
- Nedir?Bir müjdemi var yoksa
- Nerden bildin ablacım?
- Sadece tahmin ettim.Bende müjde vereceğim zaman böyle heyecanlanırım
- Evet bir müjdem var.Yani aslında bunu ona dün akşam söyliyecektim ama Söyleyemedim bu müjdeli haberi sizinle beraber vermek istedim.Yani en azından söylerken güçlük çekmemek için
- Nedir müjden?Bizi bekletmezsin herhalde gerçi ben tahmin eder gibi oldum ama sen yinede söyle
- Evet su bence de söyle bende meraklandım iyice
- Şeyy..Bir çocuğumuz olacak
- Ne kadar güzel ama bunu ona söylemek bu kadar zormuydu?
- Heyecan ablacım heyecan
Kısa bir sessizlik oldu ve gözleri yine önündeki sehpaya daldı..Yine bir iç çekti ve kendi kendine
- Yolunda gitmeyen bir şeyler var
- Ne gibi?
- Bilmiyorum..İçimde henüz anlam veremediğim bir hüzün var
- Sanki bir şeyler olacak gibi sanki..sanki.....
- Dert etme bu kadar Su bende bir erkeğim o da şimdi senin yanında olmak için can atıyordur..Sabırsızlanıyordur..Hatta her an için kapıdan girebilir..
Yine bir sessizlik gözleri yine sehpa da bir iç çekiş daha “ Ne oldu niçin hala gelmedi? “Bir anda sehpa da odaklanarak göz bebekleri büyümeye başlar..Ruhunun derinliklerinden gelen o acı kalbine tıpkı bir bıçak gibi saplanıverir..Artık hüzünden eser yok..Yüzü kasılmaya başlar..Ellerini titreyerek göğsüne doğru götürür ve kendine tıpkı sevgilisine sarılıyormuşcasına sıkı sıkıya sarılmaya başlar ve kısık ve hızlı bir şekilde nefes almaya başlar..Ablası ve eniştesi şaşkınlıktan dona kalmıştır..Her şey bir anda olur..Acı giderek artıyor.. Yüzündeki ve nefesindeki kasılma hat safhada, bu sırada ağızını sonuna kadar açıp başını yukarı kaldırıyor..Çığlık atmak istiyor fakat sesi çıkmıyor..Gözlerindeki buğulanma yaş damlalarına dönüştü bile yavaşça yanaklarında süzülüyor...Ablası büyük bir refleks ile yerinde fırlayıp omuzlarından tutuyor..Ve geri dönüp eşine “
- Çabuk bir kolonya su falan bir şeyler getir..
- Allah’ım Su ne oluyor..
- Su yalvarırım cevap ver..
- Titremeye başladı çabuk oll
- Su konuş beninle kendine gel ne olur..
Ve yavaş yavaş gözleri kapanmaya başlar..Nefesindeki ve yüzündeki kasılma yavaşça yumuşar ve sanki son nefesini verircesine bir nefes bırakır dışarı doğru..Yavaşça koltuğun üzerine yığılır..“İşte kolonya geldi.. “Ablası ne olduğunu anlamadan ellerine bileklerine alnına kolonya sürmeye onu kendine getirmeye çabalar ama nafile “ Su “ der boğuk bir sesle gözlerini açmaz açamaz..Sağ elini hem korkuyla hemde titreyerek boynuna uzatır..“ Aman Allah’ımmm!!!! “ Suuu!!” diye bir çığlık atar.. “Olamaz hayır bu olamazzz “fakat oldu. O öldü..Nasıl yada nerde öldüğünüz önemli değildir..Önemli olan bir şey varsa o da öldükten sonra nereye gideceğinizdir..
Bu arada o!O bir daha o eve hiç gelemeyecek..Ve belki de hatırlayacağı tek şey acı bir lastik sesi..Hepsi bu kadar..Birbirini delicesine seven iki insan artık asla ayrılmayacaklar.. Hep beraber,hep birlikte olacaklar..Ve orda sevdiklerini sevenlerini bekleyecekler..Onlar artık sonsuza dek beraberler...Ve mezar taşlarında dünya yok olana dek“Öyle birini sev ki sen ölünce o yaşamasın”Yazacak..
 
Yıllar önce,genc bir budala iken,kendime çok güvenen biri idim.Benim için evlilik,hiçbirşey ifade etmeyen bir olgu idi."Ne olacak ki?"diyordum."Evlenirsin,olmaz ise boşanırsın!Bu kadar basit!"ve valide evlen diye baskı yapmaya başlayınca,"Peki!"dedim,"Bulun bir hanım evleneyim!"

Aptallık para pulla değil ya,işte bu da benim aptallığımdı.Hiç önemsemedigim halde,görücü usulü ile evlendim.Benim dışımda gelişen bir olguya,sırf meraktan şahitlik eden bir sinema izleyicisi gibi,kendi yaşamımı izlemeye başladım.

Valide ve kızkardeşim,bir eve gitmemiz,orda müstakbel eşim olacak hanımın kahve yapıp getirmesi...Küçük bir kız çocuğu görmüştüm elleri titreyen,bakmaya korkan...Sigara içmek istedim.Orada ki çok bilmiş kocakarılar...ona işaret ettiler.Sigaramı yakmaya geldi.Elleri titriyordu,elini tuttum,burnumu yakmaması için.Sigaraya denk getiremiyordu çünkü ateşi.
Söz kesildi.Ben,merakla bakıyordum.Bir şeyler oluyor ama "Olsun bakalım,sonu ne olacak!"."Nisan!"dediler.Umurumda değil.Ve bu süre zarfında görmeye bile gitmiyordum. Kendi yaşamımı yaşıyordum.Arkadaşlarla geziyor,keyif yapıyordum."Nisan!"dediler,o nasıl oldu,hatırlamıyorum.Sanki ihtiyaç molası verdim de,filmdeki o sahneleri kaçırmışım gibi...

"Düğün!"dendi,aklım başıma geldi.Uyandım,ama heyhat geç kalmıştım."Evlenmek istemiyorum yahu saçmalamayın,buraya kadar gelmem bile hataydı!"dedim.Eh,dedimde, kimseyi inandıramadım.Valide "Sen bırakırsan kimse almaz!"."Neyi almazlar,kim almıyor, yahu pazardan malmı alınıyor.Bu nasıl mantık!"derken kendimi düğünde dans ederken buldum...Evli bir adamdım artık.Kendine güvenen bir budala olarak,bundan sonra bari dürüst olayım,elimden geleni yapayım dedim.Tüm hata benimdi.Meraklı çocuklar gibi başımı belaya sokmuştum.Onun bir suçu yoktu.Madem girdim bu işe,dürüstçe bu işi götürelim deyip,eşimle mutlu bir yaşam için elele verme çabası içine girdim.Ama olmuyordu.Paylaşım olması için ortak bir dil konuşmak gerekiyordu.Bunun için de ortak bir kültür gerekiyordu.Ben odamda kitap okurken,o dantel örüyordu.Halbuki ben neler hayal etmiştim gençlik hayallerimde,birlikte kitap okuyacaktık,eşimle birlikte sinemaya gidecek, filmin kritiğini yapacaktık.Konuşacak,tartışacak,bir yaşam boyu aynı paydada buluşacaktık.
Ne kadar toymuşum.Kurulan hayaller ile gerçekler ne kadar fakli imiş.Eşim çok iyi,çok mükemmel bir hanımdı ama ben bana hizmet eden bir hanım istemiyordum.İşte,burada anlaşamıyorduk.Ben romantik,serseri bir tiptim.O ise tüm yaşamı,evi olan bir ev hanımı, yıllarca süren bir evlilik yaşadım.Yaşamak isteyip,yaşayamadıklarımdı sorun.Yoksa herşeyim vardı.Gözüme bakan bir eşim.Bir dediğimi iki etmeyen,toplumun ona öğrettigi gibi daima eşine hizmet eden,eşi için yaşayan.Ama olmuyor.Kısaca gençlere tek tavsiyem var.''Kendilerini tanımadan evlenme kararı vermesinler.''Benim kendimi tanımam yıllarımı aldı.Eşimle konuşup,boşandık.Hala görüşüyorum.Kendi yaşamımızı kurduk ve ileri bakıyoruz artık.Şu an ikinci evliliğimi yapma hazırlığı içindeyim.Ne mutlu bana ki kendimi tanıdım ve eşimi buldum.

"Eşim" sözünün içini doldurabiliyorum artık...
 
Bir bahçede yaşayan günebakan,güneşe aşıkmış.Her gün sabahı sabah eder,sevdiğinin yüzünü görmek için büyük özlem duyarmış.Güneş de ona aşıkmış.Ama uzaktan uzağaymış sevgileri,birbirlerine açılamadan,bakışmalarla duygularını ifade ediyorlarmış.Bu bile yetiyormuş onlara.Güneş her sabah sevdiğini görmek için en mutlu,en parlak,en sıcak ışıklarını saçarmış. Günebakanın da sevgisi o kadar güçlüymüş ki,güneş ne tarafa gitse yüzünü o yöne çevirir, akşam güneş gittiğinde ise,büyük bir kederle başını öne eğer,tekrar sabahın olmasını beklermiş.

Tüm sevda hikayelerinde bir arabozan olur ya?Aynı bahçede yaşayan sarmaşık da günebakana aşık olmuş.İçten içe onu seviyormuş,sevgisi o kadar büyükmüş ki, günebakanın başka bir yere bile bakmasına dayanamıyormuş.Onun güneşe olan tutkusu çıldırtıyor,kıskançlıktan çatlıyormuş.Onu kendime nasıl çevirebilirim düşüncesindeymiş. Sonunda onu sürekli kendime çevirebilirsem belki bana aşık olur,benden başkasını gözü görmez,güneşi göremezse onu unutur diyerek,her şeyi göze almış ve günebakanın vücuduna sımsıkı sarılmış.Günebakan güneşe bakmak için çabaladıkça sarmaşık sımsıkı kollarıyla onu kendine çevirmiş.Zavallı günebakan ne yaparsa yapsın boşunaymış.Sarmaşık onu çok sıkıyormuş,derdini bir türlü anlatamamış,aslında güneşe aşık olduğunu,sarmaşığı sevmediğini söyleyememiş.Güneş de kahroluyormuş,ama o kadar uzaktaymış ki bir türlü sevdiğine yardım edemiyormuş.

Sarmaşık karşılıksız da olsa günebakana yakın olmanın,ona sarılabilmenin mutluluğunu yaşıyormuş ama onu ne kadar incittiğinin,ne kadar kederlere ittiğinin,ne kadar zayıflattığının farkında bile değilmiş.”Olsun,zamanla beni sever”diyormuş.Bir sabah güneş doğmuş yine,ama günebakanın başı yere eğikmiş,saatler geçmiş,hala günebakan hareketsiz başı önündeymiş.Sarmaşık güçlü kollarıyla sarsmış onu,ama günebakan hareket etmiyormuş.Günlerdir sarmaşığın sımsıkı sarılı kolları,onu nefessiz bırakmış,bir şey yapamamanın çaresizliği,onun yaşama olan bağlılığını koparmış,hayattan zevk alamaz olmanın haliyle günebakan ölmüş.Sarmaşık o zaman anlamış yaptığı yanlışlığı,onu çok sıktığını,aslında buna hiç hakkı olmadığını anlamış anlamasına ama iş işten geçmiş.Onu ebediyen kaybetmiş.

Eskiler der ki;
“Her zaman aramızda sarmaşıklar bulunur.Hiç hoşlanmadığımız halde bizi kendilerine zorla bağlamak isterler.Bizim onu istemediğimizi anlamaz ve bizleri sıkarlar.Bazı insanlar onu kırmamak için,onu istemediklerini söyleyemez,ama yaşadığı sıkıntıyı da içine atarlar,zararı kendilerine olur.Bazısı da direkt olarak söyler onu hiç sevmediğini,onun bu sıkma huyundan hoşlanmadığını,bu defa sarmaşık kırılır”


Uzun lafın kısası her zaman güneş,günebakan ve sarmaşığın hikayesi yaşar ve yaşamaya devam eder,nesilden nesile anlatılır.
 
Hava soğuktu.Dışarıda delicesine bir rüzgar esiyordu.Kızın yüreğinde kopan fırtınaları hissedercesine.Kız kalbi param parça olmuş şekilde öylece dışarıyı seyrediyordu.Bir telaş bir koşuşturma halinde olan insanları,rüzgarın hızıyla sürüklenen yaprakları seyrediyordu beyninde binlerce düşünceyle boğuşurken…Delicesine sevdiği adam bir anda çekip gitmişti.Oysa her şey ne kadar güzeldi.Kurdukları hayaller geldi aklına.Evleneceklerdi,düğün günü ilk tanıştıkları kafede kahvaltı yapmayı planlamışlardı sonrada sade bir nikah töreni.Evet kafede tanışmışlardı,dün gibi aklındaydı bütün yaşanılanlar.Adam öğle yemeği için kafeye gelmişti dışarısı soğuktu tıpkı bugünkü gibi.Kızın işleri o kadar yoğundu ki fark etmedi bile masasına geldiği adamın ona nasıl hayranlıkla baktığını.Adam öğle saati dolmuş olmasına rağmen kalkmadı masadan saatlerce kızı seyretti.Bugüne kadar beklediği hayatına girmesini istediği melek bu muydu yoksa?Adam saatlerce oturdu kafede.Sonunda kız adamın bakışlarını fark etmişti önce biraz rahatsız olsa da anlamıştı adamın kendisine olan anlamlı bakışlarının sebebini.Yinede görmemezlikten gelmeye çalışıp işlerini yapmaya devam etti.Adam kalkmadan önce bir kahve içmek istedi.Kız kahvesini getirdiğinde;

- Daha önce hiç buraya gelmemiştim,çok güzel bir yermiş,dedi.Kız şaşkınlıkla birlikte:
-O zaman daha sık gelmelisiniz,diyebildi.

Sonraki günlerde adam nerdeyse gününün yarısını kafede geçirir oldu.Fazla konuşmuyorlardı kız nedense hep uzak davranmaya çalışıyordu.Ne olduysa adamın kafeye gelmediği bir gün oldu.Kız merak etmeye başlamıştı.Aslında adama karşı olan hislerini yeni farketmeye başlıyordu.Adam bir kaç gün kafeye gitmemişti ve kız iyice meraklanmıştı. Kendi kendine düşündü sonra,gelip geçici bir hevesti sanırım dedi sessizce.Hiç beklemediği bir gün unutmaya çalıştığı anlamlı bakışların sahibi gelmişti.Şaşkın şaşkın baktı önce,bu zamana kadar nerdeydi acaba diye düşündü.

-Hoş geldiniz,diyebildi sadece titrek bir sesle.Adam ise gayet sakin;

-İşlerimin yoğunluğu nedeniyle bir süre gelemedim,çok özlemişim burayı özelliklede sizi, dedi.Kız şaşkınlıkla baktı gözlerine.Adam konuşmasını sürdürdü;

-Aslında eğer biraz müsaitseniz sizinle konuşmak istiyorum,dedi.

-Biraz işim var ama yarım saat sonra biter beklerseniz o zaman konuşabiliriz.

-Beklerim tabi ki bu zamana kadar bekledim yarım saat daha beklesem ne olur ki.Kız gülümsedi ve ayrıldı masadan.

İşlerini bitirip masaya geldiğinde adamın heyecanlı olduğunu hissetti.Sonra konuşmaya başladılar.Adam kıza olan hislerinden bahsetti saatlerce ve son olarak evlenme teklifi etti. Kız öylece bakıyordu hiçbir şey demeden.

-Farkındayım biraz ani oldu ama hayatımın kadını olabileceğini düşündüğüm biri için daha fazla vakit kaybetmek istemiyorum.

-Evet sizinde dediğiniz gibi çok ani oldu hiç beklemediğim bir teklifti bu ama sanırım bu teklifinize hemen cevap vermemi beklemiyorsunuz.

-Yok sizi sıkmak istemem bu konuda tabi ki düşünecekseniz karar sizin.Gitme vakti gelmişti cevabını sabırsızlıkla beklediğini söyleyerek ayrıldı kafeden.

Bir kaç gün görüşmediler,kız karar vermekte zorlanıyordu sonradan farkettiki kendiside seviyordu.İlk görüşmelerinde cevabını verecekti.Yine ansızın çıkıp gelmişti yüreği sevgiyle dolu kızın karşısına.Kız hiç beklemeden kabul ettiğini söyledi teklifini.İkisi de o kadar mutlu görünüyorlardı ki.Hayaller kurmaya başladılar geleceklerine dair toz pembe hayaller.Artık evlilik hazırlıklarına başlama zamanı da gelmişti.Hatta kızın işten ayrılmasını artık çalışmasına gerek olmadığını söyledi fakat kız sebebini bilmediği bir tavırla karşı çıktı bu fikre.Her şey o kadar güzel gidiyordu ki.Evleri bile hazırdı kız sevdiğiyle hayatını sürdüreceği eve taşınmıştı bir müddet sonra.

Yine bir gün iş çıkışı biraz alış veriş yaptıktan sonra evine gelmişti.Sevdiğiyle beraber bir akşam yemeği planlamışlardı hazırlanması,yemek hazırlaması gerekiyordu her şey muhteşem olmalıydı.Hiç fark etmedi telaşlı hazırlıkların arasında masanın üstünde duran Meleğim'e yazılı zarfı...Tam masayı hazırlamaya gelmişti ki gördü zarfı bir an düşündü bu da bir sürpriz olmalıydı.Heyecanla açtı zarfı ama o an yıkılmıştı.Boş bakışlarla okuyordu kendisine yazılmış üç beş cümlelik mektubu...

Meleğim,

Biliyorum bu senin için hiç kolay olmayacak ama inan ki benim içinde kolay değil ama gitmeliyim.Yüzüne karşı söylemediğim için bağışla bakışlarının altında ezilmek istemedim. Fakat benim anlaşamasakta oğlum için yürütmek zorunda olduğum bir evliliğim var. Üzgünüm.
Elveda...

Göz yaşlarına hakim olamadı boş bakışlar ve nereye gittiğini bilmediği adımlarla sessizce pencereye gelmişti.Dışarısı soğuktu delicesine rüzgar esiyordu kızın yüreğinde kopan fırtınaları hissedercesine...
 
Gece saat iki miydi hatırlamıyorum telefonun sesini duyduğumda.Hafif bir ürpertiyle uzandım yatağımdan.Hem hava soğuktu hem de gecenin bir yarısı gelen telefonla irkilmişti yüreğim.Hiç bakmadım açtım mahmur bir sesle telefonu..

“Efendim..”

“Uyudun mu?”

Evet gene sendin,asla vazgeçmiyordun;hala aynı inadın devam ediyordu ve hala anlayamıyordun her zamanki gibi beni..Bir an duraksadım..Ne demeliyim diye düşündüm nedensiz..

“Evet,uyuyordum.”

Dedim,sen bu cevabı beklemiyordun biliyorum.Bu nedenle kısa bir sessizlikten sonra cevap verebildin bana.

“Bende yeni geldim eve.Askere gideceğim için toplanmıştık.Neyse uyu istersen.”

“Peki..”

Aslında uyanmıştım ama konuşmak istemiyordum çünkü biliyordum sözlerinin nereye kayacağını…Bir an önce kapatmak istiyordum telefonu..

“Peki mi?..Serçem.. Biraz konuşsak olmaz mı?Çok mu uykun var?”

“Off peki konuşalım o zaman..”

Sen benim sözlerime inanamıyordun ama ben,evet ben söylüyordum hepsini.Her zamanki gibi en can alıcı yerden vurmayı planlıyordun kendince beni.Bu nedenle hemen eskileri yatırdın masaya birlikte sarılalım diye onlara;ama farkında değildin eskilerinde seni çoktan terk ettiğini ve her gece bana sadece bana sarılarak uyuduklarını..Artık aramızda yerin olmadığını bir türlü fark edemedin..

“Hatırlıyor musun,ben askere gideceğim zaman n’aparız diye düşünürdük kara kara.Nasıl ayrılacağız,mektuplar yetmez ki bize diye düşünürdük durmadan.Sonra bir karar verdik ve bir defter hazırladık birbirimize..Sadece yazdık ve ayrılırken yani ben askere giderken verecektik birbirimize..”

Sen orada konuşurken eskiler kızdı bana..

“Hala ne konuşuyorsun sen..Hadi kapat artık sarıl bana sarıl da uyuyalım..Bırak onu,o ihanet etti bize,o hak etmiyor anla..”

Ama ben telefonu kapatamıyordum.Dedim ya en alıcı yerinden yakalamıştın beni,en zayıf noktamdı biliyordun.Sen devam ediyordun.

“Serçem..”

“Efendim..”

“Biliyor musun o kitap elimde şimdi.Buraya gelir misin?Benim için,hem sana yazdıklarımı veririm,hem de…”

Ben sessiz kaldım bu sözüne karşılık..

“Orda mısın?..”

Sesinle irkildim tekrar,

“Öğretmencik ben sana senin için yazdıklarımı verdiğimde sende verecektin elindekini..Geç kaldın artık o defteri bana vermek için.Bir çok şeye geç kaldığın gibi buna da geç kaldın öğretmencik anla.”

“Ama..”

“Aması yok öğretmencik..Sen beni bıraktığındaki yürekle şu anda sahip olduğum yürek o kadar farklı ki birbirinden.. Sen benim mutluluğumun katili oldun farkında değil misin? Hayatımın dönüm noktasını oluşturdun da ben bu dönüm noktasından sonra hep maske takmak zorunda kaldım yüzüme..Hep mutluluk oyunu oynadım da bazen polyanna bile terk etti şimdi aman dilediğin kişinin yüreğini.Ah be öğretmencik,ben demiştim sana,pişmanlık duyacaksın bu yaptıklarına ve af dilemeye bile cesaretin olamayacak..Ama sen onu bile yapamadın,her zamanki yüzsüzlüğünle çıktın karşıma.”

Bu lafım ağır gelmişti sana farkındaydım,bana bile ağır gelmişti de gizlice akan göz yaşlarıma rağmen sesime engel olmuştum,titrememesi için.

“Aşkta gurur aranmaz biliyorsun..”

Demiştin kızgınlıkla.

Aşk neydi senin için ve gerçekten aşık mıydın bana diye sormak istedim ama sesim çıkmadı.Bir kez daha yalanlarını duymayı kaldıramazdı yüreğim ve bu sefer bir yalanında yaşlı kalbim yenik düşerdi yaşama..Sustum,bu yüzden sustum,sadece sustum.Sen susmamı fırsat bildin ve devam ettin sözlerine..Hep en can noktalardan vuruyordun beni, bense artık konuşamıyordum biliyordum ki sesim titreyecek,biliyordum ki anlayacaksın aslında hala acıdığını yüreğimin.Ama bu acıyı yanlış algılayacaktın sen ve ben en çok bundan korkuyordum senin için.Beni yanlış anlamandan ve üzülmenden..Evet üzülmenden korkuyordum öğretmencik,sen zamanında hiç düşünmeden beni üzdüğün halde ben hala sana kıyamıyordum.Sen ilkimdin benim,sen benim ilk sevdiğimdin ve ne yaşanmış olursa olsun aramızda;ben gene de senin üzülmene dayanamıyordum.Sen anlatmaya devam ederken bana,ben bir yalanla kapattım telefonu..Çünkü sesin titremeye başlamıştı…Çünkü ben en çok ağlayan insana dayanamazdım.Sabah uyandığımda mesajınla karşılaştım,

“Özür dilerim…”

Neyin özrünü diliyordun anlamamıştım?Zamanında çektirdiğin acıların mı yoksa dünkü sözlerinin mi?..Cevap vermedim,çünkü sana her cevap verişimde senin ümitlenmeye başladığını hissettim ve nedense hep gece çöktüğünde,hep iyice yalnız kaldığında hatırlıyordun beni…Sanki sadece denize düştüğünde sarıldığın bir can yeleği gibi hissediyordum kendimi.Aslında sende anlamıştın;seni,benden daha çok sevecek birini bulamayacağını ve istemiştin ki kürkçü dükkanı açık olsun da sende istediğin gibi rahat dön dükkana.Ama yanılmıştın, bilmiyordun kürkçü dükkanının senin gidişinin ardından iflas ettiğini ve bir daha asla açılmamak şartıyla kapandığını..Bilmiyordun ki seninle birlikte güvenin ve sevginin de terk ettiğini beni..Sen mesaj çekmeye devam ediyordun,ben ise sessiz kalmaya.Anlamıyordun yada anlamak istemiyordun…Kabul etmiyordun artık seni sevmediğimi ve ben sana söyleyemiyordum kırılmayasın diye.Ama zorladın çok zorladın yüreğimi..En son dün gece senden gelen mesajla dayanamayıp ağlamaya başladım ilkim.Evet ağladım ama bu ağlayış sevgimin tohumlarının ürünü değildi öğretmencik.Bu ağlayışımın sebebi zamanında elimizde tutamadığımız şansı,şimdi tekrar benden isterken onu sana veremeyecek olduğumu bilmem ve seni istemsizce üzeceğim düşüncesinin ürünüydü sadece…Mesajı açtığımda karşılaştığım müzikle birlikte eskilerden kalma ılık bir rüzgar esti odanın içinde..Sen benim en zayıf noktamı biliyordun ve hep ordan vuruyordun çaresizce..Sevdan bir ateş oldu bende diyordu telefonumda çalan müzik ve bir buket çiçek resmi vardı üzerinde.Altındaki mesaj aslında çok önceleri yapman gereken ufacık bir şeyin her şeyi nasılda güzelleştireceğini gösteriyordu ya,geç kalınmışlığın ardından şu anda telefonumda bulunması hiçbir şey ifade etmiyordu.

“Biliyorum ki sen çiçekleri çok seversin.Geçmişte çok çiçek veremedim ama umarım bunları ve benim sevgimi kabul edersin.”


Evet bu sözler bile ifade etmiyordu artık hiçbir şey benim için..Ve işte ben bu yüzden döküyordum göz yaşlarımı…Senden istediğim;bir çiçekten yada sevgi dolu bir bakıştan fazla bir şey değilken sen bunları bile esirgemiştin benden.İstediğim sadece senken sen kendin hariç her şeyi istemekle suçladın yüreğimi…Tam bir yıl,tam bir yıl bekledim ben..Tam bir yıl ufacık bir sevgi akışı bekledim senden ve sen inadına yapmadın,inadına yok ettin sevgimi yüreğimden..Arkana bakmadın viranenin içinde yapayalnız bırakmışken yüreğimi..Yangın yerine bir su dökmedin de tam tersi alevler attın üzerime…Evet sen, hepsini sen yaptın öğretmencik..Bir çukurun içine atıp beni,üzerimi örttüğünde;hala sana olan sevgimin acısı vardı yüreğimde,dilim hala senin için dua ediyordu ve sen o çukurun üstünü kapatıp gidiyordun ben sessizce hıçkırıklara boğulduğum anlarda.O günler nasıl geçti biliyor musun..?Hayır..O günlerde neler çektim anlayabilir misin?Hayır...!Ama ben şu an senin neler çekebileceğini biliyorum öğretmencik..Beni zorlama seni üzmek istemiyor yüreğim..Bırak artık,vazgeç benden ve yalvarırım zorlama yorgun yüreğimi..Bırak ve git yoluna..Eskiden yapmış olduğun gibi bırak beni…

Ne çiçeklerin bir önemi var artık,ne sevgi sözcüklerinin nede senin anla..Bırak ve git…Sadece git…Anla yüreğim kırmak istemiyor yüreğini…
 
Şirketin insan kaynakları yöneticisi, iş başvurusuna gelen adaylara bir soru sormuş;
“Sorunun doğru cevabı yok, vereceğiniz cevap sizi tanımamızda etkili olacak. Karanlık, yağmurlu bir gece, yağmur yağıyor, fırtına var, gök gürlüyor ve siz sabaha karşı iki sularında yalnız ve ıssız bir yolda araba kullanıyorsunuz. Araba iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında üç kişi bekliyor. Birincisi doktor, daha önce hayatınızı kurtarmış. İkinci kişi, çok yaşlı ve hasta. Soğuktan ölmek üzere. Üçüncüsü, aşık olduğunuz ve bugüne kadar söyleme fırsatı bulamadığınız kişi. Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişiye yer var. Böyle bir durumda ne yapardınız?”

Görüşmecilerden bazılarının cevapları tahmin edebileceğiniz gibi şöyle:

A. Hasta adamı en yakın hastaneye götürürdüm.

B. Doktor daha önce hayatımı kurtardığına göre onu alırdım.

C. Hasta adam tabi ki önemli ama, kendi geleceğim ve hayatım için, aşık olduğum kişiyi alırdım.

Yine de cevap verenlerin yüzde 90 ı yaşlı adamı alacağını söylemiş. Ancak sadece bir kişi işe alınmış. Alınan kişinin cevabi şu;

“Arabadan inip anahtarı doktora veririm, doktor benim hayatımı kurtardığı gibi yaşlı adamı da hastaneye yetiştirip iyileştirebilir, böylece ben de hayatımın aşkıyla otobüs durağında baş başa kalırım, üzerimdeki montu ve şemsiyemi ona verir, sonra da aşkımı ilan ederdim!”

--aLıntı--
 
Genç adam o sabahta içinde kocaman bir boşlukla uyandı.Çok pişmandı yaptıklarından.Canından çok sevdiğinin kırmıştı kalbini.Aslında amacı bu değildi.Amacı hiçbir zaman onu kırmak değildi.O sevdiğinin üstüne titrer,sevdiği yere düşse dizi acısa onun içi sızlarmış.Hikaye bu ya genç kız sebepsizce kırılmıştı adama.Kırılmıştı ama işte içten içe de aslında o da pişmandı yaptığından.Gözleri sürekli telefondaydı.Hani bir haber gelir.Hani genç adam üzdüm seni pişmanım der diye bekledi durdu..O günü böylece bitirdiler ve sonraki günleride çünkü içlerindeki sevginin yerini yavaş yavaş gurur almaya başladı.Artık ikiside Aşık ama gururlu iki çocuktu.Aslında çocuk kalpler fazla küs duramazlardı ki??Gel görki bunu her ikisine anlatmak çok zordu.İkiside canları acıdığı halde öylece,sebepsizce kabullendiler ayrılığı.

Onlara göre suçlu “O” ydu neden özür dileyeceklerdi ki birbirlerinden.Oysaki genç adam hep böyle bir sevgi,bu kadar tutkulu bir aşk aramıştı.Tüm aradıkları ondaydı,genç kız içinde farklı değildi durum. Kalp kırıklıkları vardı onu tanıdığında.O yaralarını sarmıştı.İlk kez böyle huzurlu olmuştu onun yanında.Onun sıcak bir bakışı yeterdi,hatta sadece ellerinden tutsa tüm dünyalar onun olurdu.Oluyorduda.Aradadan aylar acımasızca geçti. Hep birbirlerini özlediler,hep birbirlerini sevdiler.

Aradan geçen ayların sayısı arttıkça yüreklerdeki yangınlarda aynı oranda sönmeye başladı. Bir süre sonra.Genç kız başka adamlar sevmeye başladı.Başkalarının gözlerine bakmaya başladı.Başka adamların ellerini tuttu.Hep genç adamı aradı ama gururu incinmişti bi kere. Genç adam başka yüreklerde şansını denemeye başladı.Başka gözlerde hep aşkını aradı. Yalan yalan baktı tüm gözleri.Bilmediği tanımadığı buz gibi elleri tuttu.Buz gibi yüreklerde mesken tuttu.Kimini sevdi,kimini sevmedi ama kalbinde herkese ayrı yer açtı.Ama kalbinin sahibi bir “o” vardı o kadar.

Genç adam ve Genç kız bir daha asla dönmedi birbirlerine,başka gönüller sevdiler.Belki mutlu oldular evet..Ama hep ardında kalana hep bir özlem duydular.Hep hasret çektiler. Hatta çocuklarına sevdiklerinin adını verdiler.Onun adını söylemek bile mutlu etti onları….

Her şeye KADER deyip geçtiler.Kadermiydi sahi
confused.gif
 
Iyi kalpli yalniz bir adam birgün bir koza bulur. Kozanin içinde küçük bir tirtil vardir. Adam çok sever bu tirtili. Onunla tüm yalnizligini, tüm sevgisini paylasir. Gel zaman git zaman tirtil büyür, güzel bir kelebek olur. Adam kelebegine hayran, birakamaz onu bir türlü. Aslinda kelebegin aklinda daglar, kirlar, çiçekler vardir da kiyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalniz birakamaz onu. Üç günlük ömrünü sevildigi ve sevdigi yerde geçirmeye hazirdir.
Ama adam bilir ki "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir." Kelebegine son kez bakar ve onu saliverir özgürlügüne, kirlarina, çiçeklerine dogru...

Kelebek mutlu olmasina mutludur ama hiçbir meltem, hiçbir çiçek yapragi adamin avucunun sicakligini andirmaz. Aklinda adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolasir saatlerce...
Adam bir kelebege sevdali, bakip durur bosluga. Kelebekse hâlâ konacak sicak bir avuç aramakta! Böylece kelebek sunu anlar;
"Bazen ait oldugumuz yer orasidir; sicak bir avuçtur biliriz. Ama o yerin bize ait olma ihtimali bir hiçtir."
Böylece adam sunu anlar:

"Hiçbir sevdayi yalnizca sevgiyle yasatamazsiniz."
O günden sonra kelebek, adama duydugu özlemi gömecek bir dag aramaya baslar. Ama gücü tükenene dek arayip da bulamayinca anlar ki
"Hiçbir dag bir özlemi gömebilecegimiz kadar büyük degildir."
Adamsa artik sevdasini koyar avuçlarina kelebeginin yerine.

Herkes birseyler yasar; iyi ya da kötü, dogru ya da yanlis. Yasadiklarindan bir çikarim yaparak hayatina bir yol verir, ayni zamanda düsüncelerine de...

BIRAK SEVGI SENI BULSUN!!!
 
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez....Biri tıpta okuyordu,öbürü mimarlıkta.O ilk karşılaşmadan sonra,bir kere,bir kere,bir kere daha karşılaşabilmek için,hep aynı saatte,aynı duraktan,aynı otobüse bindiler.Gençtiler,çok genç...Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar.İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında.Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse,kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için,her sabah erkenden evlerinden çıkıp,şehrin öbür ucundaki o
durağa,onların durağına geldiklerini,gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...Okullarını bitirince hemen evlendiler.Mutluydular hem de çok mutlu...Bazen işsiz,bazen parasız kaldılar
ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar.Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular.Zaman aşımına uğrayan,alışkanlıklara yenik düşen,banka hesabında para
kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki...Günler günleri,yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü,büyüdü...Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı.Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca,"bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur"diyerek devam ettiler hayatlarına.Çocuk yerine,sevgilerini büyüttüler..."Senin için ölürüm" derdi kadın,sımsıkı sarılıp adama ve adıma "Hayır,ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...Bazen eve geldiğinde,aynanın üzerinde bir not görürdü kadın,"Birtanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...."Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan,salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın,sonunda kimi zaman bir demet çiçek,kimi zaman en sevdiği çikolatalar,kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı...Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın,işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde,daha az çalışmaya karar verdiler.Adam,hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye
başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı.Bir gün sahilde dolaşırken,harap durumda bir ev gördü kadın,üzerinde "satılık" levhası asılı olan."Ne dersin,bu evi alalım mı?"dedi adama."Bu
viraneyi yıktırır,harika bir ev yaparız.Projeyi kafamda çizdim bile.Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..."Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam."Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı...Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık..."Sadece bir hafta ayrı
kalacaklarını bildikleri halde,ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken.Her gün,her saat konuştular telefonla.Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında.Fakat birkaç gün sonra,kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın.Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu.Onu neşelendirmek için,sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım,o ev bizim bütçemizi aşıyor.Sen en iyisi o evi unut..."Mutsuzluk,mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı,daha da çekilmez gelir.Kadın,hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri.Derdini söylemesi için yalvardı adama,"Senin için ölürüm,biliyorsun,ne olur anlat" diye dil döktü boş yere...Yıllardır sevdiği adam,duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki.Ona ulaşmaya çalıştıkça,beton duvarlara çarpıyordu kadın,her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...Bir gün, çocukluğunun,gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dertyanarken,"Artık dayanamıyorum,sana söylemek zorundayım"diye sözünü kesti arkadaşı."O,seni aldatıyor.İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen.Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın.Onca yıllık arkadaşını,kendisini kıskanmakla suçladı....Ertesi gün,öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi
sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı...Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen.Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...Akşam kocası eve gelir gelmez,bazen bağırıp,bazen ağlayarak,bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam.Zamanla duyguların değişebildiği,insanların orta yaşa geldiklerinde
farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden.Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın,"defol" dedi nefretle... İlk celsede boşandılar...Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı.Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın,sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi.Bazen yalnız kaldığında,onu hala sevdiğini hissedince,ağlama nöbetleri geçiriyor,aşkın yerini,en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.Aradan bir yıl geçti...Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile,kadının derdine çare olamamıştı.Bir sabah,ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı.Kapıyı açtığında,karşısında o kadını gördü."Sen,buraya ne yüzle
geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı."Lütfen, içeri girmeme izin ver,mutlaka konuşmamız gerekiyor."dedi genç kadın.Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı."Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında.Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını.Buna dayanamayacağını,hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu.Seni kendinden uzaklaştırmak için,benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi.Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı.Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu.Tedavi görüyor ve kurtulacağına
inanıyordu ama olmadı.Gece fenalaşmış,bakıcısı beni aradı,son anda yetiştim.Sana bu kutuyu vermemi istedi..."Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın.Hemen oracıkta ölmek istiyordu.Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl
edebildi.İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda.İlk kağıtta,"Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim","Seni sevmekten hiç
vazgeçmedim","Senin için ölürüm derdin hep,doğru söylediğini bilirdim."Fakat benim için ölmeni istemedim."Şimdi bana söz vermeni istiyorum."Benim için yaşayacaksın,anlaştık mı?"son kağıdı eline alırken,kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın...Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: "Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım.Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken,ben hep seni izliyor olacağım....
 
Ilık rüzgarla gelen bir müzik sesiyle dalıverdim uzaklara; "Aşık olmak günahsa ben bir günahkarım, pişman değilim tanrım…" diyordu yumuşak bir ses… bir sızı saplandı ilk önce kalbime… sensizlik yüreğimi yakıyordu, sana hasrettim… sarı kurumuş yapraklar arasında yürürken rüzgarın yüzüme vurmasıyla kokunu duydum sanki… yalnızdım… mutsuzdum, sen yoktun… ebediyen gitmiştin… Şimdi yanımda olsaydın kollarınla beni sarar, yüzüme dağılan saçlarımı parmaklarınla düzeltirdin.. iki taraftan kulaklarımın arkasına sıkıştırır, "Böyle daha güzel aşkım"derdin… yüzüme düşen saçlarıma tuzlu gözyaşlarım karışıyor şimdi. "Sakın ha ağlama, seni birgün bile ağlarken görmek istemiyorum" derdin bana… şimdi bir yerlerden bakıyorsa gözlerin üzülüyorsundur… ama gözyaşlarıma söz geçiremiyorum sevgilim... Hani biz sonsuza kadar mutlu olacaktık? Hani birbirimizi terketmiyecektik? Neden beni tek başıma bırakıp gittin aşkım.? Kaza haberin geldiğinde inanamadım… evimizden nasıl çıktığımı bile hatırlamıyorum… hastanede seni öyle kanların içinde baygın bir şekilde görünce dünya başıma yıkıldı… elini tuttum ve sen gözlerini açtın "Sakın ha! Sakın elimi bırakma" dediğin zaman bile "Gözlerindeki ormanda yağmur yağmasın" dedin… yanaklarımdan süzülen sicim gibi yaşlar yüzüne döküldüğünün farkında bile değildim.. ameliyathanenin kapısına kadar elini hiç bırakmadım ve mecburen elini ayırdılar benden… saatlerce o odada kaldın… çıktığın zaman komadaydın… doktorlar ümitsizce gözlerime bakıyordu… seni odana götürdüler.. neydi, neden o makinaları vücuduna bağlamışlardı.? Sen yaşayacaktın.. beni bırakmayacaktın yemin etmiştin..yavaşça elimi elinin üzerine koydum.. hiç kıpırdamıyordun… günlerce başucunda bekledim… farkında bile değildin… hep uyuyordun… yanında seni beklerken; geçirdiğimiz günler bir film şeridi gibi gözlerimden geçti… beni kızdırmaların, sinirletmelerin ve ondan sonra gönlümü almak için bütün evi ben yokken çiçek bahçesine çevirmen… doğumgünlerimizde birbirimize aldığımız müzik kutuları… hani son doğumgününde sana mavi bir kazak almıştım da hemen giyip mankenlik yapmıştın ya ve ben seninle dalga geçmiştim sen de pastayı alıp yüzüme yapıştırmıştın ve sonra da bütün evi pastayla alt üst etmiştik… ne kadar deliymişiz, ne kadar aşıkmışız… mavi kazağını son gördüğümde kanlar içindeydi.. kaza günü onu giyiyormuşsun meğer… çok sinirlettin beni, nasıl çıkacak şimdi kazaktaki kan lekeleri? Olmadı şimdi, iyileşir iyileşmez kazağını sen yıkayacaksın.. onu sana ben aldım atmak olmaz ki… Hala uyanmadın… bir hafta geçti hiç bir kıpırtı yok…doktorların biri gidiyor biri geliyor.. söyledikleri hiçbirşeyi artık anlamıyorum.. bu arada o yağmurlu gün geldi aklıma.. bisikletlerle yarış yaptığımız o gün.. hani ani bir yağmur başlamıştı da eve zor yetişmiştik.. balkonda durup yağmuru izlerken bir gün bebeğimiz olursa ismini Yağmur koyalım demiştik… bizim yağmurumuz yaz yağmuru olsun demiştik… Ve bir gün daha geçti işte, yanında sen o yatakta hareketsiz yatarken bir gün daha geçti… elim elinde.. ve başım yatağın yanında, kendimden geçmişim.. ve aniden elin elimde kıpırdadı.. aniden kırmızı, şiş gözlerimi sana çevirdim… ve gözlerini açtın… o halinle bile gülümsüyordun bana… dudaklarına küçücük bir öpücük kondururken sessizce gözlerimden yine bilinçsizce tuzlu gözyaşlarım dudaklarına düştü… kızar gibi yine baktın bana… "Tamam" dedim "Ağlamıyacağım…" Gözlerime baktın buğulu… hiç beklemediğim bir anda dudakların kıpırdamaya başladı "Affet beni" dedin, "Birbirimizi terketmiyecektik, hala daha da seni terketmedim ama…." dedin ve gerisini duymak bile istemiyordum, parmaklarımla dudaklarını kapattım, "Konuşma, yorulma, sonra konuşuruz" dedim ama başınla "Şimdi" dercesine işaret ettin… "Şehre inmiştim, yıldönümümüz için beğendiğin tek taşlı pırlanta yüzüğü alacaktım, aldım da… yanında 25 tane gül vardı, arabanın torpido gözünde yüzüğün, koltukta da güllerin vardı" dedin… ve devam ettin "Hayatımda geçirdiğim en güzel yılları seninle paylaştım, gözlerim, kalbim hep yanında olacak, arabadan emanetlerini almayı unutma" dedin bana… gözlerimdeki yaşları artık durduramıyordum… "Bir dahaki sonbahara yürüdüğümüz yolda yanlız yürüyeceksin ve çok güçlü olacaksın, beni affet aşkım seni bensiz bırakıyorum, seni canımdan çok seviyorum, son bir öpücük ver bana" dedin ve bir elim elinde bir elimle alnını okşarken istediğini yaptım dudakların sıcaktı ve aniden makineden ince bir ses geldi, elin elimden kopuverdi…. Gözlerin yavaşca kapandı…. Doktorlar koşup geldiler… öylece orda kalıverdim hareketsiz kaldım, donmuştum, sen yoktun artık… doktorlar seni götürdüler… artık sen yoktun, yanlızdım.. Ve şimdi sensiz geçen ilk sonbahardayım… yürüdüğümüz yolda kurumuş yaprakların arasında tek başınayım. Arabadan bana getirdikleri emanetlerimin biri evde diğeri parmağımda… yüzüğünü yaşadığımı sürece parmağımdan, güllerini yatağımın yanından hiç ayırmayacağım… mavi kazağını yıkadım, temizledim… yastığının üzerinde duruyor.. Hazan mevisimi, hüzün mevsimi… aşk mevisimi.. ayrılık mevsimi… Kulağımda bana söylediğin şarkıyla yürüyorum tek başıma söz verdiğimiz gibi sarı yapraklı yolda....

"SANA RÜYA DIYEMEM, SENDEN UYANAMAM KI
NEREDE OLURSAN OL, SENINLEYIM BEN SANKI
BULUTLU GÜNEŞIMSIN, SEVGILIMSIN BENIMSIN
YAZ YAĞMURUM, KIŞ GÜLÜM, NEŞEMSIN KEDERIMSIN
SENINLE DOLU DÜNYAM, GÜNDÜZÜM GECEM SENSIN
ÖLSEMDE AYRILAMAM, BENLIĞIM RUHUM SENSIN..."

Biliyorum her an her saniye benimlesin, beni izliyorsun. Iyi ki şarkılar var ve şiirler. Sen sözünü tutmadın, beni bırakıp gittin. Belki birgün aşkım... Bu yağmurlar diner ve biz yine birlikte oluruz hiç ayrılmamacasına.

"HER YERDE HATIRAN VAR, HERŞEY SENINLE DOLU
HERŞEYDE SENIN IZIN, BU YOL AŞKININ YOLU
ALAMAZ BIN SEVGILI KALBIMDEKI YERINI
SANKI IÇIMDE AÇAR BU SARMAŞIK GÜLLERI.... "

Iyi ki şarkılar var...

///aLıNTı\\\

 
Bütün sorularda tek şık,ama ben boş bırakıyorum bütün
soruları.Vazgeçiyorum bütün sorulardan.Vazgeçiyorum senden.Tek seçenekli bir hayatta,ben bile bile sensizliği seçiyorum.Hayatta boş bıraktığım tek kare,cevabını bildiğim halde yazamadığım tek isim.Sen...Çoktan seçmeli zamanlarımda ben yanlış olduğunu bildiğim halde seni seçtim.İnat ettim bildiğim doğrularda.Bütün cevap kağıdını adının baş harfiyle doldurdum.Tek sıra,tek düze,sınav,ya da hayat.Adımı yazmadım hiçbir sınav kağıdına.Kimse bilsin istemedim.Gözyaşlarımı kondurdum imza diye,kırmızıya boyadım bütün cevapları,aşkıma buladım hayatımı.Ama olmadı,hiç bir zaman geçemedim ben bu sınavdan.Direndim,tekrar tekrar aldım aynı dersleri.Tekrar kaldım.Tekrar denedim.Tekrar tekrar adını haykırdım yalnız kaldığımda ama hiç olmadı.Her defasında disiplin cezalarına çarptırıldım.Bekledim aylarca.Bekleyişler sardı dört bir yanımı,yılmadım.Şimdi yine önümde sorular.Bütün sorular tek şık ama ben cevap vermeye korkuyorum,adını yazmaya korkuyorum.Bu kez yalnızca adımı yazıyorum.Gözyaşlarımı tükettim.İmzamı atamıyorum.Ama içim parçalanıyor. Kendimi en iyi bildiğim dersten,senden bile bile kalıyorum.Bu kez yazmıyorum adını.Bu kez boş bırakıyorum ben bu hayatı.Elimde imzalı bir dilekçeyi sana uzatıyorum.Ben bu dersten muaf kalmak istiyorum...
 
Hani bir hayal ya bu…Sen olsaydın hala hayatımda mesela,ben gecenin sessizliğini içimi acıtan şarkılarla bozarken,bir mesaj gelseydi telefonuma.Gülümseyerek mesajı okusaydım.
- Uyudun mu bebeğim?
- Uyumadım,sen niye ayaktasın bu saatte?
- Su içmeye kalktım.
- Uyu balım,erken kalkacaksın.
- Seni seviyorum,sende uyu artık.İyi geceler.
- Tamam yatıyorum.Bende seni seviyorum,iyi geceler.
-
Ve huzurla dalsaydım uykuya.

Rüyama hiç gelmezdin.Zaten istemezdim gelmeni.Kızma balım !İstemediğimden değil,korktuğumdan aslında.“Rüyada sevgili görmek,ayrılığa delalettir.” Cümlesinin içime saldığı korkudan dolayı istemezdim seni rüyamda görmeyi.

Ve sabah olur.
Gözümü açar açmaz telefonu alırım elime.
“1 mesaj alındı” uyarısının beni en mutlu ettiği zamanlardır onlar.
- Günaydın aşkım
- Günaydın balım

Ya da hayal bu ya…Şöyle de olabilir mesela;

Ve sabah olur.Çok uyumuşumdur,artık öğlen olmuştur.Telefon çalar.

“Kölem ol gel desen,gelmem mi yar ?
Uğrumda öl desen,ölmem mi yar?” Melodisi eşliğinde açarım telefonu.

- Efendim
- Günaydın aşkım
- Günaydın balım
- Hadi kalk artık,çok uyudun
- Tamam kalktım.

Devam eder tabi ki konuşma.Ve “SENİ SEVİYORUM”’ la kapanır telefonlar.
Huzurla uyanırım.Okula gitmek için hazırlanır,seni ararım.

- Çıkacağım evden şimdi,okula gideceğim
- Hava çok soğuk bebeğim sıkı giyin.Atkını al,bereni tak,hatta iki tane çorap giy.
- Saçmalama !
- Lütfen,çok soğuk.Üşür hasta olursun.Söz ver bana şimdi,dediğim gibi giyineceksin.
- Peki,tamam.Söz balım.

Ve “SENİ SEVİYORUM”’la kapanır telefonlar.Okula giderim.Derse girmeden önce yine seni ararım.

- Derse giriyorum şimdi
- Tamam,ne zaman bitecek ders?
- Bilmem,sekizde biter sanırım.
- Tamam.Çıkınca mesaj at,merak ederim.
- Tamam balım.
- İyi dersler bebeğim.
- Teşekkürler.

Ve “SENİ SEVİYORUM”’ la kapanır telefonlar.Ders biraz uzar.Mesaj gelir ardı ardına.

- Hadi bitmedi mi ders,çıkmadın mı daha?

Ders biter…

- Çıktım şimdi,eve gidiyorum.
- Eve gidince haber ver bana.

Eve gelirim,yine konuşuruz.Ve “SENİ SEVİYORUM”’la kapanır telefonlar. Uyumadan önce 1 mesaj alınır telefonlarımıza.Artık o an içimizden ne geldiyse yazılmıştır.Çalıntı değildir sözler,gerçektir,bizimdir.Yüreğimizdir..!Sonunda “SENİ SEVİYORUM” yazar.Hayal ya !Değildi,Hayal değildin.Gerçektin,benimdin. Hayatımın en güzel günleriydi o günler.Biteceğini hiç düşünmemiştim.
Bittin !
Gittin !

En güzel günlerimi,en acı hatıralara çevirdin giderken.Hiç olmadığım kadar mutluyken,hiç üzülmediğim kadar üzüldüm.Gitmezsin,benimsin sanarken,bir anda sensiz kaldım.En gerçek hayalimi yıktın.Uzatmaya gerek yok.Giderken beni de bitirdin.Ama öldürmedin.Keşke öldürseydin.Şimdi hayal ya,acaba yine gelir misin?

Sensiz yokum ben,nefessizim,bir hiçim !Hiç mi özlemedin?Hiç merak etmiyor musun artık?Bebeğin uyuyamıyor sensiz.Günüm aydınlanmıyor sensiz.“AŞKIM GÜNAYDIN” demeni bekliyorum.Bebeğin üşüyor,çok üşüyor.Sıkı giyinmiyor mesela sen gittiğinden beri.Kimse merak etmiyor dersin ne zaman biteceğini ve ne zaman eve gideceğimi.Bir başımayım… !

Hayaldin,gerçek oldun.
Belki de bir rüyaydın.
Sevilen sendin ya hani,sevgiliydin ya…Rüyaydın ve bittin işte.
Ben uyanır uyanmaz ayrılık geldi.
Korktuğu başına gelirmiş insanın.
Bittin,bütün güzelliğinle…
Yine hayal oldun.
Aslında şimdi acı bir hatıra oldun.
Özlenen,sevilen
Ve hala inadına beklenen sevgili … !
 
Geri