Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Türk Dili ve Edebiyatı2012-2013 10. Sınıf Edebiyat Kitabı Cevapları.
5. Aşağıdaki şemayı inceleyerek Makâlât’ın yazılış amacını belirleyiniz.
5.
Düzyazıyla yazılan öğretici metinler
Yol gösterici Aydınlatıcı Telkin edici Düşündürmek Bilgi verici Uyarmak Kanıları değiştirici Tanıtmak Yönlendirmek
6. a. XIV. yüzyılda Rabguzî tarafından yazılmış “Kısas-el-Enbiya (peygamberlerin hikâyeleri)”dan alınan aşağıdaki bölümü okuyunuz.
HACER İLE İSMAİL
Yarındası Hacer’ga aydı:
— Bir aziz dostum bar bu ogulnı tileyü-turur “keltürgil köreyin” tib. İmdi İsmail’nin başını saçını yugıl anda ileteyin tidi.
Hacer İsmail’ni yudı saçını taradı arıg tonlar kezdürdi irse İsmail yavlak körüklendi. Anası İsmail’nin yüzinge bakdı aydı:
— Ay teg yüzin kün teg körkin kalem teg közin ok teg kirpükin nar teg yanakların akik teg irinlerin yincü teg tişlerin beste teg ağzın.
Boynın koçub öpüb aydı:
Beyit
Ey könül avunçası ugrab yırakga barmagıl
Yarlıka yalguz anan bağrını sen öldürmegil.
tib inreyü közyaşı könül köynüki birle İsmail’ni köndürü çıkdı.
Günümüz Türkçesiyle
Ertesi gün Hacer’e dedi:
— Bir değerli dostum var bu oğlanı isteyip duruyor “Getir göreyim.” diyor. Şimdi İsmail’in başını saçını yıka oraya götüreyim dedi. Hacer İsmail’i yıkadı saçını taradı temiz giysiler giydirdi İsmail çok güzelleşti. Anası İsmail’in yüzüne baktı dedi:
— Ay gibi yüzün gün gibi güzelliğin kalem gibi gözün ok gibi kirpiğin nar gibi yanakların akik dudakların inci gibi dişlerin yumulmuş gibi ağzın.
Boynuna sarılıp öpüp dedi:
Beyit
Ey gönül avunçası! Fırlayıp uzağa gitme
Yalnız ananın bağrını öldürme (ona) acı;
deyip inliyerek gözyaşı gönül yanığı ile İsmail’i gönderdi.
b. “Kısas-el-Enbiyâ ve Makâlâf’tan okuduğunuz metinlerden hareketle öğretici metinleri birbirinden ayıran özellikleri belirtiniz. Daha sonra aşağıdaki yargıda boşluk bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
b. Her öğretici metin farklı amaçlarla yazılabilir. Kimileri bilgi vermek amacıyla yazılırken kimiler telkinde bulundurmak kimileri düşündürmek ve kimileri kanıları değiştirmek amacıyla yazılabilir.
XIV. yüzyılda öğretici metinler din TARİH tıp tabiat ve PEYGAMBER menkıbeleri konularında yazılır.
2. metin
NASRETTİN HOCA FIKRALARI
Bir gün Hoca bir bostana girüb havuç ve şalgam ne ki buldu ise çuvala ve koynuna toldururken bostancı bunu tutup “Bunda ne ararsın?” dedikte Hoca şaşırub “Geçen bir şedid rüzgâr esti beni buraya attı.” cevabını virmiş ise de Bostancı “Yahu bunları kim yoldu?” diyince “Rüzgâr şedid olduğundan beni oradan oraya attı. Neye yapıştım ise elimde kaldı.” dedikte bostancı “Ya bunları çuvala kim toldurdu?” diyince cevabında “Ben de anı tefekkür iderdim (düşünürdüm.).” dimiş.
Letaif-i Rivayat-ı Nasrettin Hoca
3. metin
RÜZGÂRIN ATTIĞI ADAM
Hoca bir gün boş bir bostana dalar;
Yolar temizler bostanda ne varsa.
Marullar patlıcanlar salatalar;
Doldurur bir çuvala tıka basa.
Tam yükü yükleneceği sırada
Çam yarması bir adam peyda olur.
— “Herif! der ne arıyorsun burada?”
Hoca bir düşünür cevabı bulur;
Der ki : — “Dün bir rüzgâr çıkmıştı hani
işte odur atan buraya beni.”
— “Demek seni buraya atan rüzgâr.
Peki ya bu patlıcanlar marullar?
Onları da hep rüzgâr mı kopardı?”
— “Evet! Biraz fazlaca esiyordu;
Beni öteye beriye savurdu;
Neye uğradığımı bilemedim;
Bari şunlara tutunayım dedim;
Neye tutundumsa elimde kaldı.”
Bunun üzerine bostancı kızar:
— “Peki çuvala koyan da mı rüzgâr?
Söyle kim doldurdu çuvala bunu?”
Hoca tatlı tatlı kaşır burnunu:
Sonra döner der ki: — “İlahi oğlum
işte ben de onu düşünüyordum.”
1. a. Okuduğunuz ikinci ve üçüncü metni aşağıdaki ölçütler doğrultusunda inceleyiniz. Her iki metnin ortak ve farklı yönlerini tablonun ilgili bölümüne yazınız.
Ölçütler İkinci Metin Üçüncü Metin (Rüzgârın Attığı Adam) Tema Nasreddin Hoca İnsanın 4 maddeden yaratılışı Anlatım Birimi Mizahi anlatım Öğretici didaktik ve açıklayıcı anlatım Yazılış Amacı Güldürmek Öğretmek bilgi vermek imgeler ——————– ————— Uyaklar Uyak var Uyak yok b. Yaptığınız incelemeden hareketle öğretici metinleri anlatım biçimleri bakımından gruplandırınız.
Öğretici metinler
Düz yazıyla yazılanlar Manzum yazılanlar
c. Aşağıda verilen Nasrettin Hoca fıkrasını Orhan Veli’nin yazdığı gibi manzum şekilde yazınız. Yazdığınız metni sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.
Bir gece rüyasında Hoca’ya tokuz akçe virmişler.Hoca hele on akçe olsun dirken uyanıb baktı ki elinde bir şey yok. Gözlerini kapayup elini uzatub “Getür bari tokuz akçe olsun.” dimiş.
2. “Bir gece rüyasında Hoca’ya tokuz akçe virmişler.” “Düzgâr (rüzgâr) şedid (şiddetli) olduğundan beni oradan oraya attı.” cümlelerindeki yabancı kelimeleri ve cümlelerin yapısını inceleyiniz “girüb dedikte toldurdu” kelimelerini günümüzdeki kullanımlarıyla karşılaştırınız. Farklılıkların nedenini belirterek metnin dil özelliklerini sıralayınız.
2. “girüb dedikte toldurdu” kelimeler günümüzde girip dediğinde doldurdu şeklinde değişerek gelmiştir. Bu farklılaşma 14 yüzyıl Anadolu’da kullanılan Eski Anadolu Türkçesi’nin özelliklerinden kaynaklanmaktadır. O dönemde sesli harflerin bazılarının yuvarlak eğilimli olduğunu görmekteyiz.
3. Metindeki anlamlı en küçük birimleri belirtiniz. Bunların metnin ana düşüncesini destekleyip desteklemediğini söyleyiniz.
3.
4. Metnin ana düşüncesini belirtiniz.
4. Nasreddin Hoca’nın yaptıkları
5. Metindeki yabancı kelimeler ve metnin anlatımından yola çıkarak okuduğunuz eserlerde hangi geleneğin izlerinin görüldüğünü belirtiniz.
5. İslami geleneğinin izlerinin sürdüğünü görebilmekteyiz.
6. Kitabınızdaki metinlerden hareketle XIII – XIV. yüzyıl öğretici metinlerinin oluşmasında etkili olan zihniyet hakkında bilgi veriniz.
6. Dönem itibariyle öğretici metinlerin çokça yazıldığı bir dönem birlikte insanlara bilgi vermek için yazılan metinleri görmekteyiz. Osmanlı yeni kurulmuş ve Yükselme dönemine girilerek yeni bir dünya kurulacağı gözlenmiştir. Bu da bize insanların bilgi ihtiyaçları olduğunu göstermektedir.
7. Okuduğunuz metnin ana düşüncesi ve XIV. yüzyıldaki düzyazıların yazılış amacından hareketle Nasrettin Hoca fıkralarının kaleme alınma nedenlerini söyleyiniz.
7. Kalıcılığını sağlamak ve var olan Nasreddin Hoca gibi bir değeri bir sonraki kuşağa taşımak amacıyla yazılmıştır.
8. Nasrettin Hoca fıkrasında ve “Makâlât’ta kullanılan yeni kelimeler hangi kültürün izini taşımaktadır? Bu kelimeler nesir diline bir zenginlik katmış mıdır? Düşüncelerinizi belirttikten sonra XIV yüzyıl nesrinin özelliklerini sıralayınız.
8. İslam kültürünün izleri görülmüştür ve bu kültürde şiirde olduğu gibi nesir alanında bir zenginlik katmıştır.
14 yüzyıl nesir dini ve din dışı olmak üzere iki koldan gelişir. Dini olanların konuları genel olarak dini savaşlar dinde önemli yeri olan şahısların hayatları Hz. Peygamberin hayatı dört halife tasavvuftur.
Dilin ağır olan metinler olduğu gibi sade dille yazılanlar da vardır.
YORUMLAMA – GÜNCELLEME
1. Hacı Bektaş-ı Velî “Makâlât’ta “avam halk taifesi” diye tanımlanan kesimle kimleri kastediyor? Onları hangi yönlerden eleştiriyor? Yazarın düşüncesine katılıp katılmadığınızı açıklayınız.
1. Halk tabakasını kastetmiştir. Kibir hased buğuz gibi özelliklere sahip olmakla suçlamaktadır.
2. Kitabınızda okuduğunuz Nasrettin Hoca fıkralarından birini sınıfta arkadaşlarınızla canlandırınız.
2.
3. Sınıfınızda bir “Nasrettin Hoca Fıkraları Anlatma Yarışması” düzenleyiniz. Belirleyeceğiniz ölçütlere göre en güzel fıkra anlatan arkadaşınızı seçiniz.
3.
DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.
XIV yüzyıl öğretici metinleri MANZUM ve MENSUR olarak ikiye ayrılır.
XIV yüzyıl öğretici metinleri İSLAM medeniyetinin tesiriyle kaleme alınmış eserlerdir.
2. Aşağıdaki bilgilerden hangisi XIV yüzyıl öğretici metinlerinin dil özelliklerinden değildir?
A. Cümleler genellikle kısadır.
B. Cümleler açık anlaşılır özelliktedir.
C Metinlerde az da olsa sanatlı anlatıma rastlanır.
D. İslam medeniyetinin etkisi yeni kavram ve kelimelerin kullanılmasını sağlamıştır.
E. Kelimelerde t -» d ses değişimine rastlanır.
CEVAP: B
3. Aşağıda verilen bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.
XX Öğretici metinler aydınlatıcı yol gösterici ve telkin edici eserlerdir. XX Öğretici metinlerde din tasavvuf İslam menkıbeleri tıp tabiat konuları işlenmiştir. XX Öğretici metinlerde dil genellikle Arapça Farsça kelimelerle yüklüdür.
4. Nasrettin Hoca fıkralarının özelliklerini sıralayınız.
4.
Nesir diliyle anlatılan bu ürünler bir tez ve karşı tezden oluşur. Başlangıç gelişme ve sonuç bölümleri vardır.
Sorunlar karşılıklı konuşmalar ve tartışmalarla sonuca bağlanır. Sonuç bölümünde hisse vardır. Her fıkrada mutlaka yer alan bu hisse bölümü hüküm ifadesi taşır. Gülme hiciv ve hikmetli sözler taşıyan çatışma bölümü fıkranın estetiğini oluşturan temel unsurdur. Mantığı zorlamayan bir karakterde olan Türk fıkraları kıssadan hisse (anlatılanlardan pay sonuç çıkarma) amacıyla söylenmiştir.
Nasrettin Hoca fıkra tipi Anadolu halkının yarattığı genelde Anadolu insanını simgeleyen bir tiptir. Ezenler ezilenler sömürenler sömürülenler devlet ileri gelenleri (sultanlar hakanlar beyler kadılar müderrisler hocalar…) halktan insanlar kadınlar gençler çocuklar değişik mesleklerden insanlar bu tiplerden bazılarıdır. Bir de çevresindeki eşyalar nesneler hayvanlar (özellikle de Hoca’nın eşeği)…
Nasrettin Hoca fıkraları sözlü gelenekte yaşamış ancak ölümünden birkaç yüzyıl sonra yazılı ürünlerde görülmeye başlanmıştır. Bu nedenle Nasrettin Hoca fıkralarının kaynaklarını tam olarak bulup ortaya koymak pek kolay değildir.
4. XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Edebiyatı a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)
1. Divan Şiiri [Gazel Kaside Rubai Tuyuğ Musammatlar (Murabba Şarkı Terkibibent)]
HAZIRLIK
1. Tarih kitaplarından XV XVI XVII XVIII ve XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin siyasi sosyal ve kültürel durumu hakkında araştırma yapınız.
1.
2. Divan şiiri nazım şekillerinden “gazel kaside rubai tuyuğ şarkı murabba ve terkibibent” hakkında bilgi edininiz.
2.
GAZEL
Divan şiirinde; çok yaygın olarak kullanılan bir nazım şeklidir. Aruz öçlüsüyle yazılır. Birinci beyit kendi arasında kafiyeli diğer beyitlerin birinci mısraları serbest ikinci mısraları birinci beyit ile kafiyelidir. Kafiye düzenini şematik olarak belirtmek gerekirse aa / ba / ca / da / ea / fa şeklinde ifade etmek mümkündür. Gazellerde beyitler arasında mana birliği olabileceği gibi her beyit ayrı bir konuyu işlemiş de olabilir.
Gazellerde aşk duyguları şarap âlemleri tabiat güzellikleriyle birleşmiş bir şekilde canlı ve akıcı bir üslûpla dile getirilir.
Gazelin ilk beyitine matla son beyitine makta adı verilir. Matla beyitinden sonra gelen beyite hüsn-i matla makta beyiti’nden bir önceki beyite ise hüsn-i makta denir. En güzel beyitine beyt’ül gazel beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.
Mısra sonlarındaki kafiyelerden aynı olarak mısra içlerinde de kafiye bulunan gazellere musammat gazel adı verilir. Değişik konularda yazılmış olmakla beraber gazeller genellikle birer aşk şiirleridir. Sevgi bitmez tükenmez temasıdır. Gazellerin isimlendirilmeleri ya rediflerine göre veya ilk mısralarına göre olur. Ayrı kelime halinde redifleri olan gazeller bu rediflerine göre olmayanlar ise ilk mısralarına göre adlandırılır.
Divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegazzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir.
KASİDE
Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlerdir. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen) kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Kaside 6 bölümden oluşur:
Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme âşıkane duygular yer alıyorsa “nesib” bahar tabiat bayram gibi konulara değiniliyorsa “teşbib” adı verilir.
İkinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten oluşur ve burada şair medhiyeye (övgüye) geçeceğini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalıdır. Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen medhiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir. Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül 5-12 beyit arasında değişir. Kasidenin başında ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.
Beşinci bölüm fahriyedir. Şair bu bölümde de kendisini över. Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişi için dua edilir. Kasideler nesib bölümünde ele alınan konuya göre göre kaside-i bahariyye kaside-i ramazaniyye kaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Uyaklarına göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandırılır. Rediflerine göre de tevhid münacaat methiye diye bölümlenir. Kasidenin en güzel beyiti “beyt-ül kaside”dir. Şairin adının geçtiği beyite ise “taç beyit” denir. Diğer şekil özellikleri gazele benzer.
RÜBAİ
Rubai kendine özgü bir ölçüsü olan 4 dizelik ( mısralık ) bir nazım biçimidir. Rubailerde birinci ikinci dördüncü dizeler uyaklı üçüncü dize ise serbesttir. İki beyitlik kıtalar biçiminde yazılmış rubailer de vardır. Her dizesi birbiriyle uyaklı rubailere “rubai-i musarra” ya da “terane” adı verilir.
Rubainin her dizesi ayrı bir ölçüde olabildiği gibi dört dizesi de aynı ölçüde olabilir. Rubailer genellikle mahlassız şiirlerdir. Ve divan şairlerinin divanlarının sonunda rubaiyyat başlığı altında sıralanırlar. Bu türün tartışmasız en büyük şairi Ömer Hayyam’dır.
Türk edebiyatında Mevlânâ’nın Farsça yazdığı felsefi rubailer bu türün hızla yayılmasına neden oldu. Kara Fazlî Fuzuli 16. yüzyılda bu türün en usta örneklerini verdiler. Divan edebiyatı’nda 17. yüzyıl rubainin altın çağı oldu. Azmizade Haletî yazdığı bin kadar rubai ile “en büyük Osmanlı rubai şairi” olarak tanındı. Cumhuriyet döneminin en büyük rubai ustası ise Yahya Kemal Beyatlı’dır. Arif Nihat Asya ise rubailerini “Rubaiyyat-ı Arif ” adlı eserinde toplamıştır.
TUYUĞ
Tuyuğ Türklerin yaratıp Divan şiirine kazandırdığı nazım şeklidir. Maninin Divan edebiyatındaki karşılığı sayılabilir.
Tek dörtlükten oluşur. Kafiyelenişi rubaiyle aynıdır: aaxa. Genellikle lirik tarzda olan ve aaaa şeklinde kafiyelenen tuyuğlara “Musarra Tuyuğ” denir. Manide olduğu gibi cinaslı uyak kullanılır. Halk şiirinde 11′li kalıpla söylenen mani biçimindeki şiirlere de tuyuğ denir. Aruzun yalnız “fâilâtün – fâilâtün – fâilün” kalıbıyla yazılır.
Rubaide işlenen konular tuyuğda da işlenir. 14. yüzyıl Azerî şairi Kadı Burhanettin bu türün kurucusu sayılır. Çağdaşı Azerî şairi Nesimi ve 15. yüzyıl Çağatay şairi Ali Şir Nevai bu türde çokça ürün vermişlerdir.
MURABBA
Murabba bent adı verilen dört dizelik kıt’alardan oluşan şiir türüdür. Kelime anlamı “dörtlük” demektir.
Uyak düzeni genelde aaaa/bbba/ccca/ddda/… şeklinde olmakla beraber ilk bendi kafiyeli olmayan ya da sonraki bentlerde kafiyesi tekrarlanmayan murabbalar da vardır. Çoğu zaman üç ila yedi bentten oluşur.
Divan edebiyatında 15. yüzyılda sultanü’ş-şuara (şairler sultanı) unvanlı Ahmet Paşa tarafından kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatında da Namık Kemal bu türün başarılı örneklerini vermiştir.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şarkı şeklinde bestelenen eserlerin büyük bir kısmı murabba tarzında yazılmıştır.
ŞARKI
Divan şiirine Türklerin kazandırdığı bir türdür. Şarkı Divan şiirinde bestelenmek için uygun ölçü kalıpları ile yazılan ve çoğunlukla 4 dizelik bendlerden oluşan nazım birimidir. Kafiye düzeni; x değişken aa xa şeklindedir.
Aruz ölçüsünün her kalıbı ile kullanılır. Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir. Murabbaya benzer. 5 ya da 6 dizelik bendlerden de oluşabilir. Üçüncü dizeye meyan dördüncü dizeye nakarat denir. Aşk sevgili ayrılık içki ve eğlence konularında yazılır. Divan edebiyatının ilk şarkı yazarı Nail-i Kadim’dir. Lale Devrinde ise en önemli temsilcisi Nedim’dir. En çok şarkıyı Enderunlu Vasıf yazmıştır.
Müzikte türkünün karşıtı olarak Şarktan gelen batılı anlamında kullanılır.
Şarkı çeştli ses sanatçıları tarafından söylenerek Türk toplumunun musikisinde önemli bir yer tutmaktadır. Şarkıda şair son bendde mahlasını söyler. Şarkıda her bentin üçüncü mısrası miyan(orta) miyanhânedir. Miyan daha çok şarkının en güzel ve dokunaklı bölümüdür. Bestenin en önemli bölümüdür. Şarkıların konusu genellikle aşk sevgilinin güzelliği eğlence ve içkidir. Halk edebiyatında türkü türünün divan edebiyatına yansıması gibidir.
TERKİB-İ BENT
Terkib-i bend bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir. Yaşamdan talihten şikâyet; felsefî düşünceler dinî tasavvufî konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir. En az beş en fazla on bentten oluşur. Her bent de beş ila 10 beyitten oluşur. Bentlerin kafiye düzeni gazele benzer. Her bendin (terkib-hane kıta) sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır. Her bendin sonunda farklı vasıta beyitleri kullanılır. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında uyaklanır. Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir. aa xa xa xa xa xa bb cc xc xc xc xc xc dd … (aa aa aa aa aa aa bb cc cc cc cc cc cc dd) Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhî ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. İkisi de toplumsal konularda terkib-i bent yazmıştır.
3. “Bakî Fuzûlî Nef’î Nabî Nedim Bağdatlı Ruhî İvaz Paşazade Atayi” hakkında bilgi edininiz.
3. BAKİ (1526- 1600)
İyi bir medrese eğitimi görmüş medreselerde hocalık yapmış ve kadılık görevlerinde bulunmuştur. Şiirlerinde dine tasavvufa yer vermemiştir. Aşk doğa dünya zevki hayattan tat alma ve devrinin ihtişamı şiirlerinde yer alan başlıca konulardır. Gazel türünün tanınmış şairlerindendir. Dili kullanmada son derece başarılıdır; ahenkli akıcı zevkli bir dili vardır. Divan şiirini Arap ve İran şiiri seviyesine getirmiştir. Sultanu’ş Şuara (şairler sultanı) olarak bilinir.
Baki Eserleri
-Divan
-Kanuni Mersiyesi: Şairin Kanuni’nin ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren terkib-i bent biçiminde yazdığı şiiridir.
-Fezail-i Mekke: Mekke’nin faziletlerinin anlatıldığı çeviri bir yapıttır.
FUZULİ (?-1556)
Kerbela’da doğmuş ve yaşamıştır. İyi bir eğitim görmüş Arapça ve Farsçayı çok İyi öğrenmiştir. Şiirlerinde Azeri Türkçesinin etkileri görülür. Dönemine göre oldukça sade bir dille yapıtlar vermiştir. Divan edebiyatının birçok türünde yapıt vermesine rağmen “gazel şairi” olarak tanınmıştır. Şiirlerinde en önemli öğeler tasavvuf ve aşktır.”Leyla ile Mecnun” adlı mesnevisinde bu konuyu ustaca dile getirmiştir. Şiirin temelinin İlim özünün sevgi olduğuna inanmıştır. Sevilen insan bir araç onun varlığında görünür hale gelen Tanrı İse tek amaçtır. Ona göre gerçek varlık Tanrı’dır. Bütün nesneler ve evren Tanı’nın bir görünüş alanıdır.
Fuzuli Eserleri
-Divan (Türkçe)
-Divan (Farsça)
-Divan (Arapça)
-Leyla İle Mecnun: Sevgiliden ayrılmanın acısının sevgiliye duyulan aşktan ilahi aşka geçişin işlendiği mesnevi biçiminde yazılmış bir hikâyedir.
-Şikâyetname: Hiciv türünün çok çarpıcı bir örneği olan maaşını alamadığı için Nişancı Mehmet Paşa’ya yazmış olduğu edebiyatımızda önemli bir mektup örneğidir.
-Hadikatu’s Süeda: Kerbela olayının yer yer manzum parçalarla anlatıldığı mensur bir yapıttır.
-Şah ü Geda Beng ü BadeSakiname: Mesnevi
NEFİ (1575 ?-1635)
İstanbul’da iyi bir öğrenim görmüş bazı memurluklarda bulunmuştur. IV. Murat döneminde sanatının ve ününün zirvesine ulaşmıştır. Padişahlara ve devrin ileri gelenlerine yazdığı kasidelerle ayrıca hicivleriyle tanınmıştır. Padişahın hiciv yazmasını yasaklamasına rağmen Sadrazam Bayram Paşa’yı hicvedince öldürülür. Sağlam bir üslubu ağır bir dili cesur bir söyleyişi vardır. Ölçüsüz bir şairdir övdüğünü göklere çıkarır yerdiğini ise yerin dibine geçirir. Babasına bile hiciv yazmıştır. Hicivleri bazen yumuşak takılmalar şeklindedir; kimi zaman ise oldukça ağır hatta küfürlüdür. Hiciv türündeki şiirlerini “Siham-ı Kaza” adlı yapıtında toplamıştır.
Nef’i Eserleri:
-Divan (Türkçe)
-Divan (Farsça)
-Siham-ı Kaza: Hicivlerinin yer aldığı yapıtıdır.
NABİ (1642-1712)
Divan edebiyatında “didaktik (öğretici) şiir” çığırını açmıştır. Şiirlerinde heyecan ve duygu öğelerine az yer vermiş; toplum düzensizliklerini hayatın kişiyi kötülüklere götüren yönlerini göstermeye çalışmış; din ahlak ve töreyle ilgili öğütler vermiştir. Şiirlerinde hikmetli sözlere atasözlerine yer vermiştir. Şiiri düşüncelerini anlatmada bir araç olarak görmüştür. Dili devrine göre oldukça sade üslubu sağlam ve akıcıdır. Oğluna yazdığı nasihatlerden oluşan “Hayriye” ve bir aşk macerasını anlattığı “Hayrabat” adlı iki mesnevisi vardır.
Nabi Eserleri:
-Divan
-Hayriye: Ahlaki ve didaktik bir mesnevidir.
-Hayrabat: Bir aşk macerasını anlatan mesnevidir.
-Tuhfetü’l -Haremeyn: Hac yolculuğu anlatılır.
-Münşeat: Mektuplardan oluşur.
NEDİM (?- 1730)
Lale Devri’nin coşkun aşk zevk ve neşe şairidir. Edebiyatımızda “mahallileşme akımını” başlatmıştır İstanbul’u ve İstanbul Türkçesini gerçek yaşamı ve dış dünyada gözlemlenebilen gerçek doğayı şiire getirmiştir. Aşk şarap tabiat hayattan zevk alma şiirlerinin başlıca konularıdır. Şiirlerinde dini ve tasavvufi konulara hiç yer vermemiştir. Kullandığı dil açık yalın ve ahenklidir. Edebiyatımızda şarkı türünün en önemli ismidir. Şiirlerini “Divan”ında toplamıştır.
BAĞDATLI RUHÎ
Ne zaman doğduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur. Asıl adı Osman’dır. Ayaz Paşa’nın bendelerinden olan babası Bağdat’a gelerek gönüllü bölüğe girmiş evlenmiş Ruhi orada doğmuştur. Genç yaşında şiir yazmağa başladı. İyi bir öğrenim gördü. Tasavvuf üzerinde çalıştı. Farsçayı iyi öğrendi. Bağdat’a gelen birçok bilgin ve sanatçılarla görüştü. Fuzulî ile tanıştı birçok yer gezdi. 1605 yılında Şam’da öldü. Gazellerinde kalender ruhunun pervasız aşkının ve tasavvufî düşüncelerin derin izleri vardır. Terkib-i bentleriyle tanınmıştır. Şiirlerini Divan’da toplamıştır.
İVAZPAŞAZÂDE ATÂYÎ (AHİ ÇELEBİ) (? Edirne – 1438 ? Bursa) şair ve yazar. Hacı İvaz Paşa’nın oğludur. İvaz Paşa Bursa’yı Karamanoğlu’nun hücumundan korumuş bu yüzden vezir olmuş sonra bir şüphe üzerine gözlerine mil çekilmiştir. II. Murad daha sonra paşanın oğlunu saraya almak istediyse de Atâyî babasının başına gelenlerden dolayı bu isteği kabul etmeyip padişaha “Dirig” (uzak) redifli bir gazel sunarak niyetini bildirmiştir. Latîfî Atâyî’nin Süleyman Çelebi’nin kardeşi olduğunu ileri sürerse de Bursalı Beliğ zaman uyuşmazlığını ileri sürerek bunu reddeder. Latîfî’ye göre çok iyi bir şair olan Atâyî “Güneş” redifli kasidelerin ilkini kaleme almış buna Ahmed Paşa da bir nazire yazmıştır. Mecmuat-ün Nezair (Nazireler Mecmuası) Cami-ün-Nezair (Nazireler Derlemesi) gibi nazire mecmualarında şiirleri yer almış Farsça şiir de yazmıştır. Dîvan’ı olduğu söylenirse de bulunamamıştır. Anadolu’da Nesimî ve Kadı Burhaneddin’den sonra tuyug yazan yegâne şairdir. Gazelde atasözü kullanma geleneğini de Atâyî başlatmıştır. Faruk Kadri Timurtaş Eski Türkiye Türkçesi adlı kitabında (İst. 1977) şairin çeşitli mecmualarda yer alan 28 şiirine ve 9 tuyuğuna yer vermiştir.
4. “Yek avaz yek ahenk gazel” hakkında bilgi edininiz.
4. Beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.
5. “İrem Bağı Cem Rüstem gül-bülbül serv (selvi) ejderha bezm-i elest lal nigâh mâh gamze” imgeleri (mazmunları) hakkında divan şiiri sözlüklerinden ya da imgelerle (mazmunlarla) ilgili başka kaynaklardan bilgi edininiz.
5. İrem Bağı: Âd’ın oğlu Şeddad zamanında Hafız-ı Şirazi zamanında yapılmış eşsiz bahçe . İrem Havernak ve Babil bahçeleri ile birlikte tasavvur edilebilir. Cennet bağı Rıdvan’a benzetilir.
Rüstem: Simurg’un kaçırıp büyüttüğü Cihan pehlivanı. Neriman’ın torunu Sam’ın oğlu. Saçları ve diğer tüyleri beyaz doğduğundan Sam onu evlatlıktan reddedip bir dağa atar. Kahraman’ı Katili ve İsfendiyarı Öldürür. İran’ı Afrasyab’ın elinden kurtarır. Zabilistan ve Seyistan onun elindedir. Dev cüsseli Keyhusrev ve Keykavus zamanı İran destan kahramanıdır.
Gül:Farsça’da bütün çiçeklere gül denir.
Gül-ü suri( Kırmızı çiçek):Yani kırmızı gül. Bülbülün kanını taşır.
Gül-i susen (susam çiçeği): Yani zambaktır aşkın zehridir.
Gül-i nesrin (nesrin çiçeği): Yani yabani güldür. Her yerde olabilen aşktır.
Gül-i rânâ (iki renkli çiçek): Ya kırmızı-beyaz ya da genellikle sarı- kırmızıdır. Bu yanak yanağa gelmiş aşık ve maşuku resmeder.Aşık sarıdır hastadır maşuk kırmızıdır.
Tasavvufta gül ise Efendimiz (sav)i temsil eder. O’nun ter kokusu bile gül kokar çünki.
Bülbül: Güle konan böceği almak ister. Çünkü açtır çünkü almazsa gül kurur. Bülbül açlığını en çok tan vaktinde hisseder. Bu vakitte gülün açmasını açıp da içindeki böceği yemeği bekler. Güller de bu vakitte açılır. Bülbül gülü görmezse aşkından figan eder. Söğüt ağacının yapraklarıyla çadır gibi gülü örtmesi bülbülü ağlatır. Bu ses inleyiş göklere kadar çıkar. Sesini güle duyurmak için feryad eder.
Ejderha: Dîvân şiirinde sevgilinin saçı uzunluğu siyahlığı özellikle de kıvrımlı oluşu bakımından yılana benzetilir. Âşığa göre sevgilinin zülfünü açıp yüzünü rakibe göstermesi yılanın şeytana cennet kapısını açması gibidir.
Mah: Ay demektir. Sevgilinin yüzü olarak benzetilir.
Lal: Yakut demektir. Sevgilinin dudakları kırmızılık bakımından lal’e benzetilir.
Bezm-i elest: Ruhların aleminde bütün ruhların toplanıp Allah’ın ben sizin rabbiniz değil miyim sorusuna “Bela(evet)” dedikleri yer.
Gamze: Ok demektir. Sevgilin kirpikleri oka benzitilir.
Nigah: Bakış demektir.
Cem: Kadeh demektir. İçine şarap konulduğu için cam-ı Cem olarak da kullanılır. Kırmızılığı bakımında sevgilinin dudaklarına benzetilir.
Serv (selvi): Selvi ağacı olarak kullanılır. Sevgilinin boyuna benzetilir.
6. Günümüz şairlerinin teması “aşk veya sevgili” olan şiirlerinden örnekler bulunuz. Belirlediğiniz şiiri arkadaşlarınıza okumak üzere sınıfa getiriniz. Kendinize de bir şiir antolojisi oluşturmak için hazırlık yapınız. Değişik dönemlere ait beğendiğiniz şiirlerden beyit dörtlük vb. ni antolojinize yazınız.
6.
7. XVIII. yüzyıldaki “Türkî-i Basit” hareketi hakkında bilgi edininiz.
7. Türkçe kelimelerle şiir söyleme gayreti XVI. yy’da Tatavlalı Mahremi Aydınlı Visâlî Edirneli Nazmî tarafından oluşturulmuş bir akım bir ekoldür. Bu üç şairin özellikle Türkçe kelimeleri kullanarak yeni bir akımı ortaya attıkları görülmekteydi. Ancak yapılan son çalışmalar aslında Türkî-î basit diye bir akımın olmadığını bunun Mahallileşmenin bir başlangıcı olduğunu ortaya koymuştur.
8. “Tûtî-i mucize gûyem ne desem lâf değil” sözleriyle başlayan şarkıyı sınıfta dinlemek üzere hazırlık yapınız.
8.
9. Sınıfta dört gruba ayrılınız. Grup sözcünüzü seçtikten sonra aşağıda adı yazılan şairlerin yay ayraç içinde belirtilen eserleri hakkında bilgi edininiz. Daha sonra seçtiğiniz şiiri “ses akışı söyleyiş ritim ve ses benzerlikleri” yönünden inceleyiniz. Grup olarak tespitlerinizi tahtaya önceden çizeceğiniz tablo üzerine yazarak dört şiirin ahenk yönünden benzer ve farklı özelliklerini sıralayınız.
• Fuzûlî (Beğendiğiniz bir gazeli)
Mende Mecnundan füzun aşıklık isti’dadı var
Aşık-ı sadık menem Mecnunun ancak adı var
Eyle sermestem ki idrak etmezem dünya nedir
Men kimem saki olan kimdir mey ü sahba nedir
Dest busi arzusıyle ger ölsem dustlar
Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su
Ya rab bela-yı aşk ile kıl müptela meni
Bir dem bela-yı aşktan etme cüda meni
Yılda bir kurban keser halk-ı âlem ıyd içün
Dem be dem saat be saat men senün kurbanınam.
• Mehmet Emin Yurdakul (Bırak Beni Haykırayım)
Ben en hakîr bir insanı kardeş sayan bir rûhum;
Bende esîr yaratmayan bir Tanrı’ya îman var;
Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar;
Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum.
Volkan söner lâkin benim alevlerim eksilmez;
Bora geçer lâkin benim köpüklerim kesilmez.
Bırak beni haykırayım susarsam sen mâtem et;
Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;
Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir
Bu zavallı sürü için ne merhamet ne hukuk;
Yalnız bir sert bakışlı göz yalnız ağır bir yumruk!..
• Faruk Nafiz Çamlıbel (Çoban Çeşmesi)
Derinden derine ırmaklar ağlar
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.
“Göynünü Şirin’in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi…”
O zaman başından aşkındı derdi
Mermeri oyardı taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.
Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu
Kerem’in sazına cevap veren bu
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.
Leyla gelin oldu Mecnun mezarda
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda
Ateşten kızaran bir gül arar da
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi
Ne şair yaş döker ne aşık ağlar
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir beyhude çağlar
Bir sola bir sağa çoban çeşmesi…
• Orhan Veli Kanık (Kapalı Çarşı)
Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin
Sandık odalarında;
Senin de dükkanın öyle kokar işte.
Ablamı tanımazsın
Hürriyette gelin olacaktı yaşasaydı;
Bu teller onun telleri
Bu duvak onun duvağı işte.
Ya bu çamurdaki kadınlar?
Bu mavi mavi
Bu yeşil yeşil fistanlı…
Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?
Ya bu pembezar gömlek?
Onun da bir hikayesi yok mu?
Kapalı Çarşı diyip geçme;
Kapalı Çarşı
Kapalı kutu
10. Sınıfta kullanmak üzere Osmanlıca sözlük getiriniz. 10.
11. Sevdiğiniz birini şiirle anlatmak isteseydiniz onun güzelliklerini söz sanatlarıyla anlatmayı mı yoksa doğrudan ifade etmeyi mi tercih ederdiniz? Nedenleriyle açıklayınız.
11. Doğrudan anlatmak anlatacağımız durumu ve güzelliği basitleştirir. Eğer yapabiliyorsak sanatlı yapmalıyız ki kelimelerimizle güzellik uyum sağlasın. Sıradanlıktan çıkıp estetik özellik kazansın.
12. Şiirlerde ve şarkılarda kullanılan benzetmeler genellikle nelerle ilgilidir? Nedenlerini örnekler vererek açıklayınız.
12. Genellikle sevgilinin güzellik unsurları benzetilir. Bu benzetmelerde çevremizde bulunan nesne kavram ya da olaylardır. Böyle yapılmasındaki en büyük neden şiire sanatsal özellik kazandırmaktır.
İNCELEME
1. metin
GAZEL
Söylemez küsmiş bana cânâne söylen söylesün
N’eyledüm ol yâr-ı âlî-şâne söylen söylesün
Nâz ile güftâre gelmezse helak eyler beni
Ol cefâ vü çevri bî-pâyâne söylen söylesün
Derd-i aşkı gayrıdan sorman ne bilsün çekmeyen
Anı yine âşık-ı nâlâne söylen söylesün
Bâkıyâ dil durmasun güftâra takat var iken
Vaktidür ol husrev-i devrâne söylen söylesün
Bakî
Bakî Dîvânı
hzl.: Sebahattin KÜÇÜK
Günümüz Türkçesiyle
Sevgili söylemez (olmuş) bana küsmüş (kendisine) söyleyin (bana) söylesin (benimle konuşsun)
O şanı yüce sevgiliye söyleyin (kendisine) ne yaptım (bir şey mi yapmışım yaptıysam) söylesin.
Naz ile (naz edip de) (nazlı nazlı) konuşmaya başlamazsa beni helak eder (öldürür)
O cefasına ve çevrine sınır olmayana (sevgiliye) söyleyin (bana) söylesin (benimle konuşsun)
Aşk derdini başkasından sormayın; çekmeyen nereden bilsin
Siz onu (aşk derdini) yine inleyen âşığa söyleyin (sorun da) o size söylesin (anlatsın).
Gül bahçesinde (gülün) diken(inin) yarasından neler çektiğimi
Ağlayan bülbül bahçıvanına (o gülü kanıyla besleyip yetiştiren bahçıvan bülbüle) sorun (da) o size anlatıversin (Benim çektiklerimi o da çekmiştir iyi bilir.).
Ey Bakî! Dil (zeban gönül) durmasın (karşı koymasın direnip durmasın) (konuşmaya kalkışmasın) güftare (söze konuşmaya) takat (derman) var iken
Vaktidir (tam zamanıdır) o devranın padişahına söyleyin söylesin (benimle konuşsun).
1. a. Okuduğunuz şiiri ahenk unsurları (ses akışı söyleyiş ritim ses benzerliği) açısından inceleyiniz. Tespitlerinizi aşağıya yazınız.
Ses akışı (aliterasyon asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır. S ve n sesleri aliterasyon ü sesi ise asonans oalrak kullanılmıştır.
Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.
Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Aruz ölçüsü ile yazıldığı seslerin açık kapalı oluşu önemlidir.” Nâlân âlî-şâne cânâne bî-pâyâne “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.
Ses benzerlikleri (kafiye): Kafiyeli yazılmıştır. İlk beyit kendi arasında diğer beyitlerinde ikinci dizeleri arasında kafiye vardır. “söylen söylesün” sözcükleri redif “âne” sesi ise zengin kafiye olarak kullanılmıştır.
b. Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla beyitlerdeki ses ve söyleyiş arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini açıklayınız.
b. Konuşmada vurgu ve tonlama hayatın normal akışı içinde olurken şiirin içindeki tonlama aynı olmaz ve aynı değerlendirilmez. Şiirde nasıl olur da daha etkileyici tonlamayla okurum diyerek şiir anlamlandırılmalıdır.
2. a. Aşağıdaki şiirin bestelenmiş hâlini sınıfta Barış Manço veya başka bir sanatçının sesinden dinleyiniz.
a.
b. Daha sonra şiiri okuyunuz. Şiirdeki her birimin ses ve duygu yönünden size hissettirdiklerini açıklayınız.
b. Cevabı size kalmış…
GAZEL
Tûtî-i mucize-gûyem ne desem lâf değil
Cerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil
Ehl-i dildir diyemem sinesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil
Yine endîşe bilir kadr-i dür-i güftârım
Rüzgâr ise denî dehr ise sarraf değil
Girdi miftâh-i der-i genc-i ma’ânî elime
Âleme bezl-i güher eylesem itlaf değil
Levh-i mahfûz-i sunandır dil-i pâk-i Nef’î
Tab’-iyârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil
Nef’î
Günümüz Türkçesiyle
Mucize gibi söz söyleyen -tatlı dilli- bir papağanım; ne söylesem bayağı söz değildir. Çarh (felek) ile söyleşemem onun aynası (kalbi) saf (temiz) değildir.
Bağrı tertemiz olmayana gönül ehlidir diyemem.
Gönül ehillerinin birbirlerini bilmemesi insaflı bir davranış bir iş değildir.
Her ne kadar zamane (rüzgâr) alçak ve dünya kıymet bilmez ise de Sözümün incisinin değerini yine düşünce bilir tanır.
Manalar hazinesinin kapısının anahtarı elime geçti;
Âleme -bol bol- inci saçsam bunlara boşuna harcanmış gözüyle bakılamaz.
Nef’î’nin temiz kalbi şiirin levh-i mahfuzudur.
Dostlarınki gibi küçücük bir sahaf (kitapçı) dükkânı değildir.
c. Bestelenmiş hâlini dinlediğiniz Nef’î’nin şiirinde olduğu gibi Bakî’nin gazelinde de ses ben*zerliği ve anlam yönünden bütünlük (grup) oluşturan birimler var mıdır? Varsa bunları belirleyiniz. Bu birimlerin adını ve özelliklerini sıralayınız. Ayrıca her birimin diğer birimlerle ses ve anlam yönünden ilişkisini belirtiniz.
c. Her iki gazelinde kendi ait ses ve söyleyiş özellikleri olmakla birlikte bunların ortak özellikleri vardır. Nazım birimleri beyit olması özellikle ölçülerinin aruz ölçüsü olması kafiye ve rediflerinin olması bu şiirleri estetik açıdan bir farklılık kazandırmıştır.
3. a. Gazel nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız. a. GAZEL
Divan şiirinde; çok yaygın olarak kullanılan bir nazım şeklidir. Aruz öçlüsüyle yazılır. Birinci beyit kendi arasında kafiyeli diğer beyitlerin birinci mısraları serbest ikinci mısraları birinci beyit ile kafiyelidir. Kafiye düzenini şematik olarak belirtmek gerekirse aa / ba / ca / da / ea / fa şeklinde ifade etmek mümkündür. Gazellerde beyitler arasında mana birliği olabileceği gibi her beyit ayrı bir konuyu işlemiş de olabilir.
Gazellerde aşk duyguları şarap âlemleri tabiat güzellikleriyle birleşmiş bir şekilde canlı ve akıcı bir üslûpla dile getirilir.
Gazelin ilk beyitine matla son beyitine makta adı verilir. Matla beyitinden sonra gelen beyite hüsn-i matla makta beyiti’nden bir önceki beyite ise hüsn-i makta denir. En güzel beyitine beyt’ül gazel beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.
Mısra sonlarındaki kafiyelerden aynı olarak mısra içlerinde de kafiye bulunan gazellere musammat gazel adı verilir. Değişik konularda yazılmış olmakla beraber gazeller genellikle birer aşk şiirleridir. Sevgi bitmez tükenmez temasıdır. Gazellerin isimlendirilmeleri ya rediflerine göre veya ilk mısralarına göre olur. Ayrı kelime halinde redifleri olan gazeller bu rediflerine göre olmayanlar ise ilk mısralarına göre adlandırılır.
Divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegazzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir.
b. Kitabınızda okuduğunuz Bakî’nin şiirini yapı özellikleri yönünden incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. Ünite “Şiir İnceleme Şiirde Yapı” bölümünde öğrendi*ğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).
Nazım birimi ve sayısı Beyit – 5 birim Uyak düzeni aa ba ca da ea İlk ve son beyitlerinin adı İlk beyit: MatlaSon beyit: Makta Şairin adının geçtiği birim Mahlas beyti(Şah beyit)
c. Okuduğunuz şiirin gazel nazım şeklinin özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini be*lirtiniz.
c. Gazel nazım şekli ile benzerlik göstermektedir.
ç. • Okuduğunuz şiiri meydana getiren birimlerin ortak paydası ne olabilir? Bu sorunun en kısa ve kesin ifadesinin “tema” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini tartışınız. Ulaştığınız sonucu sözlü olarak ifade ediniz.
• Bu şiiri meydana unsurlar beyittir ve bu beyitlerdeki ortak payda kesinlikle temadır.
• Okuduğunuz şiirde beyitlerin ve şiirin temasını aşağıdaki şema üzerinde yazınız.
Gazelin teması 1. beytin teması: Felekten şikayet 2. beytin teması: Gönül ehlinden şikayet 3. beytin teması: Sözün önemi değeri 4. beytin teması: Şairin etkili söz söylediği (Kendi şiiri över) 5. beytin teması: Nef’i’nin kalbinin temizliği ile dostların kalbinin durumu
• Beyitlerin ortak bir tema etrafında birleşerek bir bütünlük oluşturup oluşturmadıklarını belirtiniz.
Beyitler arasında ortak bir tema bulunmuyor ki zaten genel olarak gazeller her beyitte farklı konuları işler.
4. a. Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyıldaki siyasi sosyal ve kültürel durumu hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a.
b. XVI. yüzyıl divan şairlerinden Bakî ve Zâtî’nin aşağıdaki beyitlerini okuyunuz.
Fermân-ı aşka cân iledir inkıyadımız
Hükm-i kazaya zerre kadar yok inadımız.
Baş eğmeziz edâniye dünyâ-yı dûn içün
Allah’adır tevekkülümüz itimâdımız
Bakî
Günümüz Türkçesiyle
[Aşkın buyruğuna canla başla boyun eğeriz.
Kazanın hükmüne (Allah'ın emrine) zerrece inadımız yoktur (direnmeyiz).
Sefil dünya için aşağılık kişilere baş eğmeyiz (Eyvallah etmeyiz.). Tevekkülümüz Allah'adır Allah'a güveniriz.]
Açılup gül kalmasa hergiz ne gam-ı bülbül ne gam
Cam gül Zâtı sürahi kulkul-i bülbül yiter
Zâtî
Günümüz Türkçesiyle
[Gül açılsa; bülbülün gamı kalmasa gam çekmeye değmez. Zatî gül olarak (gül renkli şarapla dolu) kadeh; bülbülün nağmesi olarak da şarabın sürahiden dökülürken çıkardığı ses yeter.]
Bakî ve Zâtî’den alınan yukarıdaki iki beyitte şairlerin nasıl bir söyleyişi çağrıştırdıklarını belirtiniz.
c. Bakî ve Zâtî’den okuduğunuz beyitlerin temalarını söyleyiniz. Bakî’nin tamamını okuduğunuz gazelinin temasını da dikkate alarak bu yüzyılda divan şiirinin genel durumunu belirleyiniz. Divan şiirinin XVI. yüzyılda kazanmış olduğu bu söyleyiş özelliğinin (coşkulu kendine güvenen sesinin) Osmanlı Devleti’nin o yüzyıldaki yapısıyla nasıl bir bağlantısının olduğunu açıklayınız.
c. Baki’nin şiirinin teması “Tevekkül” Zati’nin şiirinin teması “Gül ile Bülbül” dür. 16. Yüzyıl Osmanlı’nın Yükselme dönemidir. Bu dönemden önce Osmanlı şairleri kendilerine İran ve Arap şairlerini örnek alırlarken bu dönemde rtık onlar kadar güzel şiir yazdıklarını düşünmeye başlamışlardır. Bu güven Osmanlının siyasi yapısıyla da ilgilidir.
5. a. “Yek ahenk ve yek avaz gazel” hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.
b. Kitabınızda okuduğunuz gazelin birinci beytinde şair “şanı yüce” diyerek yücelttiği sevgilisinin aşkıyla yanarken onun neden küstüğünü bilmediğini söylüyor. Bu durumun onu kahrettiğini barışmak istediğini belirtiyor. Bu duygularını beyitteki “küsmüş bana cânâne ol yâr-ı âlî-şân söylen söylesin” gibi kelime gruplarıyla dile getiriyor. Şairin aynı duyguyu diğer beyitlerde de farklı kelimelerle dile getirip getirmediğini tartışarak sonucu her beyit için birer cümleyle ifade ediniz.
b. 2. beyitte cevrinde ve cefasında sınır olmayan sevgili diye överek
3. beyitte aşk acısını yine aşk acısı çeken aşık sorun diyerek
4. beyitte gülün dikeninden neler çektiğini gül bahçıvanına sorun diyerek
5. beyitte içinde bulunduğu durumu devrin sultanına söylesin diyerek durumu izah etmiştir.
c. Bakî’nin gazelinin türünü uygun kutucuğu işaretleyerek belirtiniz.
yek ahenk gazel xx yek avaz gazel
6. Gazelin dördüncü beytinde “hâr-ı zahm (yaranın dikeni)” kelime grubundaki kelimeler size neyi ifade ediyor? Bu kelimelerin gerçek anlamlarıyla kullanılıp kullanılmadığını açıklayınız. Gerçek anlamıyla kullanılmayan diğer kelimeleri de siz bulunuz.
6. Burada kullanılan kelimeler mecaz anlamlı kelimelerdir.
7. a. Gül-bülbül imgesi hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
a. Gül ile bülbül hikayesi ile ilgisi aşk hikayesi aklımıza gelmektedir.
Fuzûlî’nin gül ve bülbül öyküsü şöyle: Gül su ihtiyacını bülbülün kanı ile karşılamaktadır. Bülbül aşk şarkılarıyla kendinden geçerken gül “naz” uykusundan uyanıp bülbülün kanını içer.
Bülbül âşık gül maşuktur. Gül âşığının kendisi uğruna ne kadar fedakârlığa katlanabileceğini nelerden vazgeçebileceğini görmek için önce bülbülün dalına konmasına izin verir. (Hele bi bakalım faslı; avcının tuzağı) Sonra bülbülün (âşığın) kendinden geçmişliğinden yararlanarak dikenlerini batırıp bülbülün yüreğini/bağrını kanatır. Bülbülün kanını emen gül goncalarını onun kanını kullanarak yapar; renk katar koku katar.
Gülün goncasını “gül” yapan bülbüldür.
b. Gazelin dördüncü beytinde “hâr-ı zahm gülzâr bağbân-ı bülbül-i giryân” kelime ve kelime grupları sizde neleri çağrıştırıyor? Bu kelime gruplarıyla kısa bir öykü yazınız.
b. Cevabı size kalmış…
c. Öykünüzü sınıfta arkadaşlarınıza okuyunuz. Sınıfta okunan öykülerden en güzel üç eseri seçiniz. Bu öyküleri sınıf panosunda sergileyiniz veya okul gazetenizde yayımlatınız.
c.
ç. Şiirin her beytinde ortak kullanılan bir imge olup olmadığını belirtiniz.
ç. Hemen hemen her beyitte kullanılan ortak mazmunlar vardır. Devrin sultanı gül bahçıvanı cevr ü cefa gibi benzetme ve terkipler imge olarak birçok divan şairi tarafından kullanılmaktadır.
d. Şiirde geçen bu kelime gruplarının oluşturduğu “gül-bülbül” imgesinin dışında diğer imgeleri de siz bulunuz. Günümüz şarkılarında aynı imgelerin nasıl kullanıldığına örnekler veriniz.
d.
8. Şair dördüncü beyitte “hâr-ı zahm”ı neye benzetiyor? Bülbülü kime benzetiyor? Şairin aslında gül ve bülbül ile kastettiği kimlerdir? Bu sanatın adını belirterek diğer beyitlerdeki söz sanatlarını da bulup açıklayınız.
8. Har-ı zahm dediği sevgilinin bakışlarıdır. Bülbül dediği ise aşığın kendisi olup gül de sevgilidir. Gül ile bülbül kastettiği ise aşığın kendisi ile sevgilidir. Bu sanatın adı benzetmedir.
9. Şair sizce duygularını düşüncelerini niçin imgeler (mazmunlar) ve söz sanatlarıyla anlatmıştır? Bunların gazeli okurken size neler hissettirdiğini gözünüzün önünde neleri canlandırdıklarını şiirden örneklerle açıklayınız.
9. İmgeler ve söz sanatları eseri daha etkileyici kılan unsurlardır. Şair bu yoluyla şiirine hem kalıcı hem de estetik anlayışı ortaya koyarak sanatsal yaratıcılığı göstermektedir.
10. İskender Pala’nın “Divân Şiiri Sözlüğü” adlı eserinden alınan aşağıdaki bölümü okuyunuz.
Hüsrev (Hüsrev) : Hüsrev ü Şîrîn adlı mesnevideki erkek kahramanlardan biri. İran şahlarından birkaçı aynı adla anılırsa da içlerinden en meşhuru budur. Ayrıca kelime “padişah” anlamında da kullanılmıştır. Böylece hüsrevânî hüsrevî hüsrevâne gibi kelimeler oluşturulmuştur.
Hüsrev Nuşirevân’ın torunudur. Sasaniyân sülalesinden bir padişah olup “Pervîz” lakabıyla bilinir. Pervîz balık demektir. Bu padişah balığı çok severmiş. 589 yılında tahta geçmiş olup Ermeni prensesi Şîrîn’e olan aşkı dillere destan olmuş ve artık gerçek kişiliği etrafında birçok rivayetler uydurularak efsanevi bir kişiliğe bürünmüştür. Sevgilisi için Kasr-ı Şîrîn’i yaptırmıştır. Hüsrev-i Pervîz’in Genc-i Şâyegân Genc-i Bâdâver gibi adlarla anılan 7 hazinesi varmış. Edebiyatımızda tarihî kişiliğinden çok efsanevi kişiliğiyle söz konusu edilir. Ferhat ile Şîrîn veya Hüsrev ü Şîrîn adlı mesnevilerde vuslata eren bir âşık olarak ele alınır. Yine hüsrev kelimesinin “padişah” anlamıyla da kelime oyunlarına konu olur. Telmih tenasüp ve tevriye yoluyla da birçok beyitte anılır.
Yukarıda sözü edilen efsanevi kişiliğin okuduğunuz gazelde adının geçtiği beyti bulunuz. Şair bu efsanevi kişiden şiirinde niçin söz etmiş olabilir? Bunun şiire katkısını belirtiniz.
10. Sözü edilen beyit:
Bâkıyâ dil durmasun güftâra takat var iken
Vaktidür ol husrev-i devrâne söylen söylesün
Bunu söylemesinin nedeni yukarıdaki açıklamada göstermiştir ki bize aşk konusunda dillere destan olmuş padişah olduğu için şair kendi şiirinden ondan bahseder bu yolla kendi aşkının da o boyutta olduğunu dile getirmiş oluyor.
11. XVI. yüzyılda kendi sahasında gelişimini sürdüren halk edebiyatı saz şairleri de divan edebiyatından etkilenmişlerdir. Ancak dil yine de halkın kullandığı sade anlaşılır bir dildir. XVI. yüzyılın ünlü saz şairlerinden Kul Mehmet Paşa’nın aşağıdaki dörtlüklerini okuyunuz.
Behey elâ gözlü canım Kerem eyle benden kaçma
Kul olmağa geldim sana Sakın yadlar ile yatma
Gönül tahtında sultanım Gamzen okun bana atma
Kul olmağa geldim sana Kul olmağa geldim sana
Kul Mehmet Paşa
Kul Mehmet Paşa’nın koşmasında anlayamadığınız kelimeler oldu mu? Bu koşma o dönemde de toplumun her kesimi tarafından anlaşılabilmiş midir? Bakî’nin gazelini Kul Mehmet’in koşmasıyla dili anlatımı imgeleri açısından karşılaştırarak tespitlerinizi aşağıdaki tabloya kısaca yazınız.
Ölçütler Gazel Koşma Farklılıklar Kullanılan Dil Arapça ve Farsça kelimeler fazla Sade dille yazılmış Dil ve söyleyiş farklılığı Anlatım Sanatlı ve süslü bir anlatımı var Sade halk söyleyişleri kullanılmış Söyleyiş farklılığı var. İmgeler Kalıplaşmış imge ve mazmunlar var. Kalıplaşmış imge mazmunlar var. Gamze kerem gibi mazmunlar ortak olarak kullanılmaktadır. Farklılık yok. Tabloya yazdığınız tespitlerden ve Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyıldaki kültürel yapısıyla ilgili edindiğiniz bilgilerden yararlanarak divan şiirinin hedef okuyucusunu belirleyiniz.
Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.
12. a. Şiirde geçen “cânân âlî-şân güftâr bî-pâyân nâlân nâr zahm giryân” kelimelerinin hangi dile ait olduğunu Osmanlıca sözlüğe bakarak söyleyiniz. Gazelde bu kelimelerin niçin kullanıldığını tartışınız. Sonuçları tahtada sıralayınız. Bu sonuçlardan ve beyit esasına dayalı olarak yazılan gazel nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgilerden yola çıkarak divan şiirinin geldiği kültürle (gelenekle) ve toplumla ilişkisini açıklayınız.
a. O kelimeler dilimize Arapça ve Farsçadan geçmiştir. Bu kelimelerin kullanılması gazelin özelliği ile ilgilidir çünkü gazel aşk sevgi kadın ve şaraptan bahseder. Geldiği kültür ve toplum arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü Osmanlı toplumunda da sanat anlayışı olarak 13. Yüzyıldan beri bir etkileşim görülmektedir.
b. Okuduğunuz şiirin hangi gelenekte yazıldığını belirtiniz.
b. Divan şiir geleneği ile yazılmıştır.
13. Gazelde işlenen aşk teması evrensel midir? Şairin aşk temasını anlatırken aşkını ve sevgilisini yüceltmek yükseltmek için soyut kavramlardan (imgelerden) nasıl yararlandığını açıklayınız.
13. Teması evrenseldir. Şair aşkı ve sevgilisini anlatırken ona aşk konusunda gelenekten yer edinmiş olan gül bülbül ve Hüsrev gibi kelimeleri kullanarak aşkının yüceliğini ve büyüklüğünü anlatmıştır.
14. Okuduğunuz gazelde şairin temayı anlatmak için kullandığı imge ve kelimeleri aşağıya sıralayarak bunların nasıl bir bütünlük oluşturduklarını açıklayınız.
14. Gül- bülbül Hüsrev zahm har gibi kelimeler kullanmıştır. Bu kelimeler tenasüp sanatı oluşturarak bir bütünlük meydana getirir. Mesela gül varsa bülbül vardır yine bülbül varsa da diken yani har da vardır.
• Yaptığınız açıklamadan hareketle aşağıda verilen yargıdaki noktalı yerlere uygun kelimeleri yazınız.
• DİVAN ŞİİRİ; tema etrafında imge ve kelimelerle kendine özgü bir zevk ve anlayış çevresinde oluşturulmuştur.
15. a. Gazelde anlatılanların (sevgili aşk gül bahçesi gül-bülbül imgesi vb.) olduğu gibi yaşanmasının mümkün olup olmadığını tartışınız. Sonuçları sıralayınız.
a. Mümkün değildir.
b. Sıraladığınız sonuçlardan hareketle şiirde gözlemin izlenimin sezginin kişisel duyarlılığın önemini açıklayınız.
b. Şiiri şiir yapan şeyler kesinlikle şairin gözlemi sezgisi ve duygularıdır. Bunlar olmadan ortaya pek bir şey koymak mümkün değildir.
16. Şiirde yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Gazelin yan anlam bakımından zengin olup olmadığını açıklayınız.
16.
17. Aşağıdaki şiiri okuyunuz.
SEN SEN SEN
Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden
Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni Sen gelsen yeter.
Huzur ellerinin güzelliğindedir.
Gözlerin karşımda bir mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter.
Yüreğim seninle yaylalar kadar serin.
Ne bir çizgi hasret ne bir nokta gam…
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter.
Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır bende naz…
Gündüzden vazgeçtim düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter.
Duymasa hiç kimse şair gönlümün
Sende karar kıldığını.
Ve içimin şerha şerha yarıldığını
Sen bilsen yeter.
Bir gün duysan bittiğimi tükendiğimi.
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek…
Bir incecik dal gibi üstüme titreyerek
Eğilsen yeter.
Yavuz Bülent BAKİLER
a. Bakî’nin gazelinde dile getirilen duygu ve düşüncelerin günümüz şairlerinden Yavuz Bülent Bakîler’in okuduğunuz şiirinde de ele alınıp alınmadığını açıklayınız.
a. Aynı temayı işlemiştir. İkisi de aşkı ve sevgiliyi elalmıştır.
b. Önceden bulup sınıfa getirdiğiniz günümüz şairlerinden birine ait teması “aşk ve sevgili” olan şiirlerden birini okuyunuz.
b.
18. Bakî’nin gazelini ilk okuduğunuzda neler hissettiğinizi aşağıya bir paragraf şeklinde yazınız.
Cevabı size kalmış….
Gazeli bir kez daha okuyunuz. Acaba şairin şiire yüklediği anlamla sizin hissettikleriniz arasında benzerlik olabilir mi? Düşüncelerinizi açıklayınız.
Cevabı size kalmış….
19. Bakî’nin gazelini kitabınızda okuduğunuz Destan Dönemi şiirlerinden bir koşukla karşılaştırınız. Sonuçları aşağıya yazınız.
Ölçütler Gazel Koşuk Benzerlikler Farklılıklar Tema Aşk kadın şarap Aşk xxxx Nazım Birimi Beyit Dörtlük Dil ve Anlatım Arapça ve Farsça kelimelerde dolu kalıplaşmış bir anlatıma sahip Yabancı etkilerden uzak sade bir dile yazılmıştır.
20. a. Bakî hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. BAKİ (1526- 1600)
İyi bir medrese eğitimi görmüş medreselerde hocalık yapmış ve kadılık görevlerinde bulunmuştur. Şiirlerinde dine tasavvufa yer vermemiştir. Aşk doğa dünya zevki hayattan tat alma ve devrinin ihtişamı şiirlerinde yer alan başlıca konulardır. Gazel türünün tanınmış şairlerindendir. Dili kullanmada son derece başarılıdır; ahenkli akıcı zevkli bir dili vardır. Divan şiirini Arap ve İran şiiri seviyesine getirmiştir. Sultanu’ş Şuara (şairler sultanı) olarak bilinir.
Baki Eserleri
-Divan
-Kanuni Mersiyesi: Şairin Kanuni’nin ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren terkib-i bent biçiminde yazdığı şiiridir.
-Fezail-i Mekke: Mekke’nin faziletlerinin anlatıldığı çeviri bir yapıttır.
b. Okuduğunuz gazelden ve Bakî hakkında edindiğiniz bilgilerden yola çıkarak eserle şair arasındaki ilişkiyi açıklayınız. Bakî’nin fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarınızı aşağıdaki şemaya yazınız.
b. Şairi ile şiiri arasında bir bağ vardır.
Baki Din dışı konulara yer vemiştir. Akıcı bir dili vardır. Gazel türüyle ünlenmiştir. Sultanu’ş-Şuara olarak bilinir.
2. metin
KASİDE
1. Okuduğunuz şiiri ahenk unsurları (ses akışı söyleyiş ritim ses benzerliği) açısından inceleyip tespitlerinizi aşağıya yazınız. Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla beyitlerdeki ses ve söyleyiş arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini açıklayınız.
1.
Ses akışı (aliterasyon asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır. Birinci beyitte n m sesleri aliterasyon olarak kullanılır.
Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.
Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Aruz ölçüsü ile yazıldığı seslerin açık kapalı oluşu önemlidir.” Sâkî câm-ı Cem nesîm-i nev-bahâr hevââşıkların yâr bî-çâreler âlüfteler âvâreler “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.
Ses benzerlikleri (kafiye): Kafiyeli yazılmıştır. İlk beyit kendi arasında diğer beyitlerinde ikinci dizeleri arasında kafiye vardır. “Cem İrem dem harem sitem…” gibi sözcükler kafiye olarak kullanılır.
2. Okuduğunuz şiirde ses ve anlam yönünden kendi içinde bütünlük oluşturan birimleri belirleyiniz. Birimlerin özellikleri ve bunlara ne ad verildiğini söyleyiniz. Ayrıca her birimin diğer birimlerle ses ve anlam yönünden nasıl bir ilişki içinde olduğunu açıklayınız.
2. ….
3. a. Kaside nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a.KASİDE
Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlerdir. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen) kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Kaside 6 bölümden oluşur:
Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme âşıkane duygular yer alıyorsa “nesib” bahar tabiat bayram gibi konulara değiniliyorsa “teşbib” adı verilir.
İkinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten oluşur ve burada şair medhiyeye (övgüye) geçeceğini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalıdır. Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen medhiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir. Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül 5-12 beyit arasında değişir. Kasidenin başında ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.
Beşinci bölüm fahriyedir. Şair bu bölümde de kendisini över. Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişi için dua edilir. Kasideler nesib bölümünde ele alınan konuya göre göre kaside-i bahariyye kaside-i ramazaniyye kaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Uyaklarına göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandırılır. Rediflerine göre de tevhid münacaat methiye diye bölümlenir. Kasidenin en güzel beyiti “beyt-ül kaside”dir. Şairin adının geçtiği beyite ise “taç beyit” denir. Diğer şekil özellikleri gazele benzer.
b. Okuduğunuz şiiri yapı özellikleri yönünden incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. Ünite “Şiir İnceleme Şiirde Yapı” bölümünde öğrendiğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).
b.
Nazım birimi ve sayısı : Beyit ve 39 birimden oluşur.
Uyak düzeni: aa ba ca da ea fa
Kasidenin bölümleri :Nesip girizgah tegazzül medhiye fahriye dua
Nesib bölümüne göre kasidenin çeşidi :Cemİremdemnagamdem…” olduğu için – m sesleri kafiyedir. Yarım kafiyedir.
c. Okuduğunuz şiiri meydana getiren birimlerin ortak paydasını ve bunun tema olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini söyleyiniz.
c. Bütün birimler ortak bir temada birleşmiyor. Mesela nesip bölümünün parçanın bütünlüğü ile ilgisi yoktur.
• Okuduğunuz şiirde belirtilen beyitlerin temalarını ve kasidenin hangi bölümüne ait olduğunu aşağıdaki şema üzerine yazınız. Daha sonra da şiirin (kasidenin) temasını yazınız.
1 ile 16. beyitlerin teması [Nesib (teşbib)]
17. beytin teması (Girizgah)
18 ile 31. beyitlerin teması (Medhiye)
32 ile 35. beyitlerin teması (Fahriye)
36 ile 39. beyitlerin teması (Dua)
Kasidenin teması: Sultan Murad’a övgü
• Şiirin bölümlerinin ortak bir tema etrafında birleşip birleşmediğini açıklayınız.
Ortak bir temada birleşmiyor. Çünkü nesip bölümü fahriye bölümünün Sultan Murad’la bir ilgisi yoktur. Bu bölümler konu dışında olan bölümlerdir.
ç. Okuduğunuz şiirin hakkında bilgi edindiğiniz kaside nazım şeklinin özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini belirtiniz.
ç. Kaside nazım şekliyle birebir uyum sağlamaktadır.
4. a. Osmanlı Devleti’nin XVII. yüzyıldaki siyasi sosyal ve kültürel durumu hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız. a. 17. Yüzyıl Osmanlının Duraklama girdiği bir dönemdir. Siyasi olarak padişahlar etkinliğini yitirmeye ve Yeniçeri egemenliği kazanmaya başlamaktadır. Ordu bozulmaya başladı ve kendi içindeki çekişmelerinden dolayı sürekli savaş kaybetmeye başladı. Bu da Osmanlının ekonomisini olumsuz etkilemeye ve çağın ihtiyaçlarını yakalayamadı ve bu da sosyal hayatı da etkilemeye başladı. İlmiye sınıfı da bozulmaya başladı. Eğitim yani medrese sistemi bozulmuş bu da geri kalmayı tetiklemişti.
b. Okuduğunuz kasidenin nesib girizgâh medhiye ve fahriye bölümlerinin teması ve söyleyiş özelliğinden hareketle divan şiirinin XVII. yüzyıldaki genel durumunu belirleyiniz.
b. Bu bölümlerde yola çıkarak 17. yüzyıl Divan şiirinin zirve noktasıdır ve şairlerimizde bu noktada kendilerini zirvede olarak görmektedir. Eskiden İranlı şair Molla Cami gibi yazmak isteyen şairlerimiz artık İranlı ve Arap şairler kadar usta şiirler yazdığını düşünmektedirler. Bu da onların kendilerine olan özgüvenini göstermektedir.
c. Divan şiirinin XVII. yüzyıldaki söyleyiş özelliğinin (coşkulu kendine güvenen sesinin) Osmanlı Devleti’nin o dönemdeki yapısıyla nasıl bir bağlantısının olduğunu açıklayınız.
c. Osmanlı yapısıyla ilgisi vardır. Osmanlı için her ne kadar duraklama devrine girdiyse de siyasi sosyal ve ekonomik yapı duraklama dönemine girdiğinin farkına çok sonraları varmıştır. Osmanlıda sistem bozulsa da kendine olan güveninden vazgeçmezler.
5. Kasidede aynı duyguları dile getiren beyitleri tespit ediniz. Bu beyitlerde aynı duygunun hangi kelimelerle tekrar edildiğini tartışınız. Sonucu kısaca aşağıya yazınız.
5. Cam-ı Cem Muhteşem Hakan kelimesi çok sık olarak geçmektedir. Buradaki imgeler sürekli kullanılarak aynı duygular tekrar edilmiştir.
6. Şair üçüncü beyitte “bayram” kelimesiyle “âşıkların sevincini ve neşesini” anlatmaktadır. Bu sanatın adını söyleyerek kasidede kendi anlamı dışında kullanılan diğer kelimeleri de siz bulunuz.
6. Benzetme sanatıdır. Mesela meyhane cam serv-i kadd gonce-fem gibi kelimeler kendi anlamı dışında kullanılmıştır.
7. a. İrem Bağı Cem Rüstem hakkındaki bilgilerinizi arkadaşlarınıza aktarınız.
a. İrem Bağı: Âd’ın oğlu Şeddad zamanında Hafız-ı Şirazi zamanında yapılmış eşsiz bahçe . İrem Havernak ve Babil bahçeleri ile birlikte tasavvur edilebilir. Cennet bağı Rıdvan’a benzetilir.
Rüstem: Simurg’un kaçırıp büyüttüğü Cihan pehlivanı. Neriman’ın torunu Sam’ın oğlu. Saçları ve diğer tüyleri beyaz doğduğundan Sam onu evlatlıktan reddedip bir dağa atar. Kahraman’ı Katili ve İsfendiyarı Öldürür. İran’ı Afrasyab’ın elinden kurtarır. Zabilistan ve Seyistan onun elindedir. Dev cüsseli Keyhusrev ve Keykavus zamanı İran destan kahramanıdır.
Cem: Kadeh demektir. İçine şarap konulduğu için cam-ı Cem olarak da kullanılır. Kırmızılığı bakımında sevgilinin dudaklarına benzetilir.
b. İkinci beyitte şairin “her gûşe bir Bâğ-ı İrem” diyerek o mevsimde her yeri İrem Bağı’na benzetmesi gözünüzün önünde nasıl bir manzara canlandırıyor? Tasvir ediniz. Şair de gözlemlediği bir manzarayı ortamı ya da o manzara karşısında sezdiklerini Bağ-ı İrem’le anlatmış olabilir mi? Düşüncelerinizi açıklayınız.
b. Baharın gelişiyle her taraf yeşillenmiş ağaçlar çiçek açmış ve bülbüller ötmeye başlamış. Şairin mantığına göre bu durum tamamen cennet bağı gibi bir durumdur. Şair bu durumu Bağ-ı İrem’le anlatmıştır.
c. Şiirde şairin benzer şekildeki diğer anlatımlarını (imgeleri) bulunuz.
c. Behişt kelimesi ile cennet
meyhane kelimesi ile dünya
put(sanem) kelimesi ile sevgili
şarap kelimesi aşk sarabı
gonce kelimesi ile sevgilinin ağzı
selvi kelimesi ile sevgilinin boyu
gibi imgeler kullanılmıştır.
ç. Şiirdeki birimlerde kullanılan ortak imgeleri sıralayınız.
ç. Cam-ı cem put Hüsrev Rüstem İskender gibi imgeler ortak kullanılmıştır.