-
- Katılım
- Mayıs 12, 2014
-
- Mesajlar
- 8,471
-
- Tepkime puanı
- 2,992
-
- Puanları
- 349
-
- Konum
- Türkiye
Görünce 'Bunu Bir Yerden Hatırlıyorum' Diyeceğiniz 20 Meşhur Tablo ve Arkasında Yatan Hikayeleri
Bazı tabloları diğer milyonlarcasına göre daha çok görüyoruz. Bir şekilde popüler kültürde yer ediniyorlar ve filmlerde, dizilerde sık sık karşımıza çıkıyorlar. Peki gerçek hikayeleri neler?
Sanat, çoğu zaman eleştirel gözle okunabilen bir şey. Bazen bir resim binlerce kelimeye, yüzlerce paragrafa bedel olabiliyor. Ünlü tablolar ilk bakışta gösterdiklerinden çok daha derin anlamlar barındırabiliyor.
Ancak kimi zaman tarihsel bilgimizin yetersizliği, kimi zaman sanatçıyı tanımama gibi sebeplerle tabloların derin anlamlarını kaçırabiliyoruz. Gelin bu haberimizde meşhur tablolara ve taşıdıkları anlamlara bakalım.
Meşhur tablolar ve hikayeleri:
- Mona Lisa
- The Last Supper (Son Akşam Yemeği)
- The Birth of Venus (Venüs’ün Doğuşu)
- The Starry Night (Yıldızlı Gece)
- The Kiss (Öpücük)
- The Persistence of Memory (Belleğin Azmi)
- Saturn Devouring his Son (Çocuklarını Yiyen Satürn)
- Primavera
- The Raft of Medusa (Medusa’nın Salı)
- La Vie (Hayat)
- Christina’s World (Christina’nın Dünyası)
- Arnolfini Portrait (Arnolfini'nin Evlenmesi)
- American Gothic (Amerikan Gotiği)
- Girl with a Pearl Earring (İnci Küpeli Kız)
- Ophelia
- The Storm on the Sea of Galilee (Celile Denizi'nde Fırtına)
- Self-Portrait with Bandaged Ear (Bandajlı Kulak ile Otoportre)
- Guernica
- The Scream (Çığlık)
- Salvator Mundi
Leanardo Da Vinci'nin artık hepimizin tanıdığı eseri: Mona Lisa
- Sanatçı: Leonardo da Vinci
- Yılı: 1503-1507 / 1519
- Sergilendiği yer: Louvre Müzesi, Paris
Dikkatli bakarsanız Mona Lisa’nın kaşları olmadığını göreceksiniz. Bu konu sanat dünyasında farklı yorumlara neden olmuş. Kimileri dönemin yüksek kesim modasının böyle olduğunu öne sürerken kimileri tablonun yarım kalmış olmasına yoruyor. Paris’teki Louvre Müzesi’nde sergilenen Mona Lisa, genel algının aksine oldukça küçük bir tablo. Tablo, herhangi bir zarar gelmemesi için kurşun geçirmez camla kaplı şekilde sergileniyor.
Mona Lisa 1911 yılında Louvre Müzesi’nden çalınmış. Tablonun çalınmasıyla üzüntüye boğulan binlerce insan Louvre’a akın edip tablonun yerinde oluşan boşluğa çiçekler, notlar vs. bırakmış. Daha önce Louvre’dan çalınan eserleri satın aldığı tespit edilen Pablo Picasso da Mona Lisa’nın çalınması olayıyla ilgili sorgulanmış!
Bir şaşkınlığın betimlenmesi: The Last Supper (Son Akşam Yemeği)
- Sanatçı: Leonardo da Vinci
- Yılı: 1495–1498
- Sergilendiği yer: Santa Maria delle Grazie Kilisesi, Milano
Yapıldığı dönem için oldukça sıra dışıydı: The Birth of Venus (Venüs’ün Doğuşu)
- Sanatçı: Sandro Botticelli
- Yılı: 1484–1486
- Sergilendiği yer: Uffizi Galerisi, Floransa
Yapıldığı dönemde Venüs’ün Doğuşu oldukça sıra dışı bir eserdi zira Orta Çağ sanat dünyasında Hıristiyanlık etkileri hakimdi ve çıplaklık, eserlerde kendine nadiren yer bulurdu. Ancak hümanizm akımının ortaya çıkışıyla Antik Roma mitlerine duyulan ilgi yeniden alevlendi ve böylece çıplaklık içeren tablolar yaygınlaştı.
Tabloda tanrıça Venüs’ü tıpkı mitolojide geçtiği gibi bir deniz kabuğunun içinden doğarken görüyoruz. Aslında tablodaki tek üstün varlık Venüs değil. Venüs’ün sol tarafında, deniz köpüğüne üfleyerek Venüs’ün doğmasını sağlayan batı rüzgarı tanrısı Zephyros ve sağ tarafında da kıyıya adım atan Venüs’ü örtmek üzere yaklaşan nemf (mitolojide su perisi) var.
Bir akıl hastanesinin penceresinden bakıyoruz: The Starry Night (Yıldızlı Gece)
- Sanatçı: Vincent van Gogh
- Yılı: 1889
- Sergilendiği yer: Modern Sanat Müzesi, New York
Tablo, ressamın tedavi gördüğü akıl hastanesinin penceresinden görünen bir köyün gün doğumundan az önceki görünüşünü tasvir eder.
Hakkında en çok konuşulan ve değer verilen tablolardan biri olan Yıldızlı Gece, sanatçı tarafından başka bir ressama yazdığı mektupta ‘başarısızlık’ olarak nitelendirilmiş. İronik, değil mi?
Henüz bitmeden satın alınmış: The Kiss (Öpücük)
- Sanatçı: Gustav Klimt
- Yılı: 1908
- Sergilendiği yer: Belvedere Sarayı, Viyana
Klimt’in en meşhur tablosu olan Öpücük, sanatçının benzer altın tarzında tablolar yaptığı “Altın Çağı” döneminden bir eser. Klimt’in altın kullanma ilhamı muhtemelen Bizans mozaiklerini gördüğü İtalya seyahati sırasında geldi.
Tabloda, bir çiçek tarlasında sarılmış bir çift görüyoruz. Adam kadına doğru eğilirken kadın biraz sonra yüzüne konacak öpücüğü bekliyor. Süsleme açısından baktığımızda erkek figür kare ve dikdörtgen şekillerle resmedilirken kadında yumuşak çizgiler ve çiçekli desenler kullanılmış. Dünyevi şeylerden arınmış ve adeta kutsal bir boyuta geçmiş gibi duran çifti altın bir hale çevreliyor.
Öpücük tablosundaki kadının kim olduğuna dair farklı tahminler var. Kimileri Klimt’in ömürlük partneri Emilie Flöge olduğunu söyler. Tablo 1908’de ilk kez sergilendiğinde (tablo henüz bitmemiş olmasına rağmen) Avusturya’daki bir sanat galerisi tarafından satın alındı. Günümüzde Viyana’daki Belvedere Sarayı’nda sergileniyor.
Pek çok gizli anlamla dolu: The Persistence of Memory (Belleğin Azmi)
- Sanatçı: Salvador Dalí
- Yılı: 1931
- Sergilendiği yer: Modern Sanat Müzesi, New York
Bakar bakmaz gizli anlamlarla dolu olduğu kolayca anlaşılan Belleğin Azmi tablosunda ortadaki figürün Dali’nin self portresi olduğu düşünülüyor. Garip şekilli figürün üstünde erimiş gibi duran bir saatin benzerlerini ölü ağacın dalında ve ağacın altındaki dikdörtgenimsi yerde de görüyoruz. Karınca ve sinekler, ölmüş de çürüyen bir canlıymış gibi saatlerin etrafına akın ediyor. Dakik ve metalik nesneler olan saatleri organik ve yok olabilir şekilde sunan Dali, bir çeşit çelişki oluşturuyor. Bu saatler uzay ve zamanın somut sembolü. Tablodaki gibi ‘erimeleri’, insanlığın durağan evrensel düzen algısının nasıl çöktüğünü ifade ediyor.
Kendisi gibi hikayesi de ürkütücü: Saturn Devouring his Son (Çocuklarını Yiyen Satürn)
- Sanatçı: Francisco Goya
- Yılı: 1819-1823
- Sergilendiği yer: Prado Müzesi, Madrid
İnsan her gün bakacağı duvarlara neden bu tarz resimler çizmek ister ki?
Çocuklarını Yiyen Satürn tablosundaki adam, Roma mitolojisinde geçen ve çocuklarından birinin kendisini devireceğine inanan tanrı Satürn. Mitolojik anlatıya göre Satürn, bu korkusu yüzünden çocuklarını doğar doğmaz yemiş. Tabloda da çocuklardan birini yediği ana şahitlik ediyoruz.
Hikayesi konusunda fikir birliği yok: Primavera
- Sanatçı: Sandro Botticelli
- Yılı: 1470’lerin sonu, 1480’lerin başı
- Sergilendiği yer: Uffizi Galerisi, Floransa
Tabloya baktığımızda, ortada Roma tanrıçası Venüs’ü görüyoruz. Venüs’ün tabloda olması, o zamanlar Floransa’da klasiklere duyulan ilgiyle alakalı. Venüs’ün arkasında gözleri bağlı şekilde (Venüs’ün oğlu) aşk tanrısı Cupid’i görüyoruz. Cupid’in altındaki ağacın Venüs’ü korurcasına kemer biçimli olduğunu fark edeceksiniz. Bu, tanrıçanın tablodaki ayrıcalıklı konumunu ifade ediyor.
En sol tarafta Mayıs ayı tanrısı Merkür, kış bulutlarını uzaklaştırmak için bir sopa taşıyor. Merkür’ü kanatlı sandaletlerinden tanımak da mümkün. Onun sağında, Üç Güzeller (Three Graces) yer alıyor. Bu üç kadın mitolojide bekaret, güzellik ve sevgi olmak üzere üç dişi erdemi temsil ediyor. Cupid’in okunu Üç Güzeller’e yöneltmiş olması, evlilik fikrini güçlendiriyor.
Sağ tarafta aralarında batı rüzgarı tanrısı Zephyrus ile tuttuğu Chloris adlı nemf (su perisi) bulunan bir başka grup var. Zephyrus Chloris ile evlendikten sonra bahar tanrıçası Flora’ya dönüşüyor. Burada Flora’yı elbisesinin eteklerine topladığı çiçekleri serpiştirirken görüyoruz. Bu, hem doğurganlığı hem de baharı temsil ediyor. Bütün şekilde ele aldığımızda, Primavera barındırdığı tanrılar/tanrıçalar ve anlattıklarıyla gerçekten de evlilik üzerine yapılmış bir tablo gibi görünüyor.
Kurtarılamayan kazazedeler: The Raft of Medusa (Medusa’nın Salı)
- Sanatçı: Théodore Géricault
- Yılı: 1818-1819
- Sergilendiği yer: Louvre Müzesi, Paris
Afrika açıklarında yol alan bir Fransız donanma gemisi olan Medusa, 2 Temmuz 1816 tarihinde Moritanya’da kıyıya oturdu. Üç günlük kurtarma çabalarının ardından tayfa ve yolcular geminin altı küçük sandalıyla kurtulmaya çalıştı. Ancak 400 kişiyle yola çıkmış olan gemi, sadece 250 kişiyi kurtarabilecek kapasitede sandala sahipti. Sonuç olarak, 146 erkek ve 1 kadın ağaçtan yapılmış bir sala bindi.
Sadece bir paket bisküvi, iki fıçı su, birkaç fıçı şarap olan salda insanlar 13 gün boyunca cehennemi yaşadı. Şartların güçlüğü, saldakilerin sıkça kavga etmesine; kimilerinin denize atılmasına kimilerinin kendini denize atmasına ya da canlı canlı yenmelerine sebep oldu.
Nihayet saldakiler kurtarıldığında sadece on beş kişi kalmıştı. Bu olay, kazazedeleri kurtarma anlamında hükümetin yeterince hızlı hareket etmediği gerekçesiyle büyük yankı buldu.
X-ray’den geçirilen tablo: La Vie (Hayat)
- Sanatçı: Pablo Picasso
- Yılı: 1903
- Sergilendiği yer: Cleveland Sanat Müzesi, Cleveland
Sanat uzmanları tarafından üzerine epeyce çalışılan ve hatta X-ray’den geçirilen bu tablo hakkında kesin olarak bilinen bir şey var: Picasso’nun difteriden ölen kız kardeşinden ilham alan Last Moments (Son Anlar) tablosunun üzerine yapılmış olması.
X-ray’ler, tablodaki erkek figürün aslında self-portre olduğunu da ortaya koyuyor. Ancak belli ki Picasso karar değiştirip erkek figürü arkadaşı Carlos Casagemas olacak şekilde güncellemiş. Casegamas, 1901’de intihar ederek hayatına son vermiş biri. Bu trajik Picasso’yu öyle etkilemiş ki Casagemas’ın Ölümü ve Casagemas’ı Gömmek adlı iki tablo daha yapmış. Casagemas, gönlünü karşılık alamadığı birine kaptırmıştı. Germaine adlı bu kadını öldürmek üzere kafasına silah dayayan Casagemas, silahı son anda çevirip kendini vurarak intihar etmiş. Casagemas’ın yaşadığı ve onu ölüme sürükleyen tarifsiz acı, Hayat tablosunun ilhamı olmuş. Çıplak adamın yanındaki kadın büyük olasılıkla Germaine. Göz teması olmamasına rağmen o yöne doğru işaret ettiği kişi muhtemelen asla var olmayacak anne ve bebek…
Webtekno