15.Münazara : İnsana suç işleten kendisi midir toplum mudur?

R
  • Kullanıcı Restful
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Münazara
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Merhaba ForumBahane.Net Kullanıcıları

15. Münazara İle Yine Sizlerle Birlikteyiz.

Gruplar Belirlendi ve Münazara Esnasında Karışıklığın Önlenmesi İçin Grup Üyelerine Ranklar Eklendi.

Münazara Süresi 3 gündür.

Münazara Üyeleri Dışında Hiç Kimse Yorumda Bulunamaz , Yapılan Yorumlar Silinecektir.


Desteğinizi Teşekkür Butonu İle Gösterebilirsiniz.

24 Saat Boyunca Münazaraya Katılımda Bulunmayan Münazaracı Diskalifiye Edilecek ve Bir Sonraki Münazaraya Katılma Hakkını Kaybedecektir.

15.Münazara konusu : Kişiye suç işleten toplum mudur / kendisi midir?

Kırmızı Grup:"Kişiye Suç İşleten Toplumdur" fikrini savunacak.

Mavi Grup:"Kişiye Suç İşleten Kendisidir" fikrini savunacak.



Kırmızı Grup:
SoN
MechuL

Mavi Grup:

Jose Chilavert
pan




Yorumların Saygı Çerçevesinde Yapılmasını Temenni Ediyoruz.


Arkadaşlarımıza Başarılar Diliyoruz.​
 
Mavi kardeş ve kırmızı kardeşler ve siyah; Öncelikle merhaba :p Umarım iyisinizdir :) Karşı takıma başarılar. Önce bir başlasınlar, ben ortadan dalacağım bu sefer :p
 
Belki söyleyeceklerim, insana suç işletenin toplum olduğunu ima ediyor gibi olabilir ama bu çizgileri iyi fark edebilmek gerekli. Toplumu oluşturan da bireydir ve bireyin kendi aldığı kararlara göre toplumun ortak fikri ortaya çıkar. Yani kısacası, iş bireyde biter.

Bunun en iyi örneği, aynı fikre sahip bir toplumdan kopan bireylerdir. Düşünün, aynı fikri savunmuş bir toplum var ama zamanla kopmalar oluyor. İşte burada, aynı fikre sahip toplumdan kopan kişilerin, aslında kendi fikirleri olduğu, kendi kararlarını kendilerinin alabildiği görünüyor.

Kişi, etrafında kendi fikirlerini benimsemeyen ve aksine onun fikirlerinin tam tersini savunan kişileri gördükçe, suç eğilimi gösterir. Bu biraz da, kendi isteklerinin kısıtlanması ile alakalıdır.

Daha somut bir örnek verecek olursak, en basitinden Türkiye'de işlenen suçların %25'i hırsızlıktır. Hırsızlığın nedeni ise, kişinin iş kısıtlaması, ihtiyaç kısıtlaması veya yardım kısıtlamasına maruz kalmasıdır. Aslında hırsızlığın dışında alternatif yöntemler de bulunabilir ama kişi o baskı altında bunu düşünemez ve sadece kendi aklı, kendi kararıyla hırsızlığa başvurur. Kişinin kendisine göre bu suç, ona yarar sağlayacaktır. Göründüğü üzere bu konularla toplumun alakası yoktur. Suçu işleten yine kişinin kendisidir.
 
Kişi toplumun aynasıdır.


hey yavrum hey bu iş bu kadar :cix:
 
Kişi toplumun aynasıdır deyip kestirip atamazsın MechuL. (:
Her insanın kendi aklı fikri, kendi hür iradesi var. Ben şuan sana bunları yazarken hiçbir toplumsal etkenden etkilenmeden kendi düşüncelerimle yazıyorum. :P
Suç işlemek te aynı şey.
 
Yukarıda hırsızlığı örnek vermişsin.
Bir insanın neden hırsızlık yapmayı tercih edeceğini düşünürsek;
sanırım çaresizlik yeterli bir cevap olacaktır.
Bir insanı çaresizliğe iten şey nedir?
Açlık, barınma vs. gibi temel hayat fonksiyonlarını karşılayabilmek.
Peki böyle zorda kalmış bir insana toplum sahip çıkıp,
en azından yaşayabilmek için asgari yaşam şartlarını bu bireye tanısa sonuç ne olurdu acaba?
Sokakta eli yüzü kir, pas içinde yerde yatan insanlara pislik gözüyle bakıp,
onlara toplum olarak sahip çıkmazsak,
bir nevi onları suça teşvik etmiş olmuyor muyuz?

 
Tam da bu noktada olması gerekene değil, zorunlu olması gerekene bakmak gerekir.
Zorda kalmış insana toplumun yardım etmesi gerektiği aşikardır ama bu bir zorunluluk değildir.
Bu devirde bile bir toplumun, bir azınlığa yardım etmediğini en iyi örneklerle görebiliyoruz.
Ama kişinin kendinden sorumluluğu bir zorunluluktur.
Kendini geçindirmek zorundadır.
Her insan toplumdan medet umar olsaydı, şuan işsizlik hat safhada olur, kimse çalışmaz, herkes toplumdan gelecek bir şefkat parçacığını beklerdi.
Suça biz teşvik etmiyoruz. Kişi bizim ona yardım etme zorunluluğumuz olmadığını idrak ederek, kendi başının çaresine bakmalıdır.
Ki baktığımız zaman, her suçun, işlenmemesi için mutlaka bir neden vardır.
 
Her suçlu bir zamanlar masumdur.
Kimse doğuştan suçlu değildir.
Bu zamanla meydana gelen bir olaydır.
Kimse küçücük bir çocuğun büyüyünce hırsızlığa veya diğer suçlara karışacağını söyleyemez.
Bir çocuğu suça iten önce aileden alması gereken eğitimi alamamasıdır.
Ayrıca her kişinin kendisine sorumluluğu zorunlu değildir.
Bu yüzden 18 yaşından küçük insanlara veli tayin ediliyor.
Bu yüzden 18 yaşından küçük çocuklar işledikleri suç yüzünden sorumlu tutulmuyor.
Muhakeme yeteneği gelişmemiş insanların suça bulaşması kendilerinden kaynaklı değildir.
Ve suça bulaşan insanların üniversite bitirip, iyi bir eğitim alan kişilerden çok,
okuyamamış, eğitim alamamış insanlardan oluştuğu düşünülürse;
bir bireye eğitim hakkını verememiş aile ve ailesi olmayıp, sokaklarda yaşayan küçük çocuklara sahip çıkamamış toplum,
bir insanı suça iten baş faktördür.
 
18 yaş altı için dediğin gibi çocukların velileri zorunludur. Sonuç itibari ile yine birer ebeveynden bahsediyoruz, toplumdan değil.

Ben yine toplumun, kişiyi kendi kanatları altına alma zorunluluğu olmadığını yineliyorum.
 
Bu mevzuya bir örnekle başlamak istiyorum;

Irak'ta işgal başlamadan önce suç oranı oldukça düşüktü oysa şimdi hemen her gün bir suç işleniyor.

Irak'ta suç işleyen bu insanlar -kendilerince- toplumun gidişatını beğenmediği için, Amerika'nın uşağı olduğu için bunu yapıyorlar. Demek ki burada suçu bu insanlara toplum işletiyor.

Çevresinde adam öldüren, hırsızlık yapan, ırza geçen birini hiç görmeyen bir çocuğun büyüdüğünde suç işlemesini bekleyemeyiz, çünkü suç işlemek öğrenilir.

Doğuda polise taş atan çocuklar acaba bunu kendi iradeleri ile mi yapıyorlar yoksa oranın toplumu bu çocukları yönlendirdiği için mi? Elbette kötü niyetli insanların yönlendirmesi ile yapıyorlar bunları. Öyleyse suçu insana toplum işletir.

Tinercilerin, kapkaççıların geçmişi irdelendiğinde pekçoğunun toplumdan çeşitli nedenlerle dışlandığı, hor görüldüğü, aç bırakıldığı, itilip kakıldığı ya da ailesinin onları terk ettiği görülür. Hemen hepsinde bir aile dramı vardır. Bu insanları uçurumun kenarına iten bizzat kendi ailesi ve onun içinde yaşadığı toplumdur.

Kültürel ve maddi yönden gelişmiş bölgelerde suç oranı çok düşüktür. Buna karşın varoşlarda suç oranı çok fazladır. Öyleyse toplum bu anlamda önemli bir role sahiptir.

Toplumu işin içinden çıkarıp tüm günahı bireye yüklemek ile futbolda golü atanı baş tacı yapıp gol pası vereni yok saymak eşdeğerdir.
 
Toplum: Aynı toprak parçası üzerinde yaşayan ve temel çıkarlarını gidermek için birbirleriyle işbirliği yapan insanların, bireylerin tümü.

Birey: Toplum, herhangi bir küme ise; birey, bu toplumu oluşturan elemanların her biri, fert olur.

Suç: Törelere( yazılı olmayan kanunlar) veya yasalara ( yazılı kanunlar) aykırı eylemde bulunulma hali.

Tanımlar, her ne kadar -küçük farklılıklarla- çoğaltılabilirse de genel itibariyle anlamları yukarıdaki gibidir.
Günümüz toplumlarında, kanun koyucuları seçenler toplumun kendisidir. Konulan bu kanunlara aykırı davranan, yani suç işleyen bireyler, toplumun istediği gibi davranmayan ya da menfaatleri toplumla çelişen bireylerdir.
O halde; bir bireyin suç işleyebilmesi için, toplumun genel menfaatine/kabul görmüş kurallarına ters düşen eylemde bulunması/aykırı davranması gerekliyse ve buna suç deniyorsa, bu noktada, bireye suçu işleten, kendi menfaati, kendi bencilliği yani kendisidir.

Örnek1: Saat 22.00'den sonra alkol satışı yasak. Benim tekel bayii beni kıramaz, beni kaybetmeyi göze almaz ve bana satar. Al sana suç. Bunu birey kendi menfaati için işledi.
Örnek2: Eşyayı, sahte belge kullanmak suretiyle gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokan kişi(5607 sayılı kanun, mad. 3'ün 2. bendi), birey. Vergiden kaçıp(vergi de maliyet sayılır) daha fazla karla ithal ettiği eşyasını Türkiye'de satmak isteyen ve suç işleyen bu bireye bu suçu toplum işletmiş olamaz.
Örnek3: Alkolüm bitmiş ve bu saatte bütün tekel bayiiler kapalı. Ben şimdi kalkıp şu karşımdaki tekel bayinin kapısını kırıp içinden bir 35'lik rakı alırsam suç işlemiş olurum. Bunda toplumun ne kabahati olabilir ki?

Edit: Biraz sade oldu. :) Başlangıç böyle olsun...
 
Kişi toplumun aynasıdır.


hey yavrum hey bu iş bu kadar :cix:

Bu bulunduğum mahalle küçük bir toplum olsun. Mahallemizde bir tane hırsız var ve geçenlerde karşı komşuyu soyarak suç işledi. Sonrasında yakalandı ve baktık ki karşı apartmanda oturuyormuş. Durumu da gayet iyiymiş. O kişi bu mahallenin aynası olamaz...
Başka örnek vereyim; adamın biri kendi babasını, kendi karısıyla aynı yatakta yakaladı ve babasını delik deşik etti ve suç işlemiş oldu. O kişi de babası da karısı da bulunduğu toplumun aynası olamaz..
 
Yukarıda hırsızlığı örnek vermişsin.
Bir insanın neden hırsızlık yapmayı tercih edeceğini düşünürsek;
sanırım çaresizlik yeterli bir cevap olacaktır.
Bir insanı çaresizliğe iten şey nedir?
Açlık, barınma vs. gibi temel hayat fonksiyonlarını karşılayabilmek.
Peki böyle zorda kalmış bir insana toplum sahip çıkıp,
en azından yaşayabilmek için asgari yaşam şartlarını bu bireye tanısa sonuç ne olurdu acaba?
Sokakta eli yüzü kir, pas içinde yerde yatan insanlara pislik gözüyle bakıp,
onlara toplum olarak sahip çıkmazsak,
bir nevi onları suça teşvik etmiş olmuyor muyuz?

Hal böyle olsa da, kişi yine kendi açlığı ve kendi menfaati ve kendi ihtiyacı için suç işlemiş ve bunu kendisi seçmiştir. Hırsız birisinin suç işlemek için ihtiyaca ya da açlığa maruz kalması gerekmez. Zira, orada aç kalıp, yüzü gözü kir pas içinde olduğu halde hırsızlık yapmayanı da vardır. Toplum olarak hırsız birisine sahip çıkarsan, bu sefer daha büyük çalacaktır...
 
Her suçlu bir zamanlar masumdur.
Kimse doğuştan suçlu değildir.
Bu zamanla meydana gelen bir olaydır.
Kimse küçücük bir çocuğun büyüyünce hırsızlığa veya diğer suçlara karışacağını söyleyemez.
Bir çocuğu suça iten önce aileden alması gereken eğitimi alamamasıdır.
Ayrıca her kişinin kendisine sorumluluğu zorunlu değildir.
Bu yüzden 18 yaşından küçük insanlara veli tayin ediliyor.
Bu yüzden 18 yaşından küçük çocuklar işledikleri suç yüzünden sorumlu tutulmuyor.
Muhakeme yeteneği gelişmemiş insanların suça bulaşması kendilerinden kaynaklı değildir.
Ve suça bulaşan insanların üniversite bitirip, iyi bir eğitim alan kişilerden çok,
okuyamamış, eğitim alamamış insanlardan oluştuğu düşünülürse;
bir bireye eğitim hakkını verememiş aile ve ailesi olmayıp, sokaklarda yaşayan küçük çocuklara sahip çıkamamış toplum,
bir insanı suça iten baş faktördür.

Aynı anne ve babadan olup da oğullarından birinin dağa çıktığı diğerinin polis olduğu örnekler var. Zeka doğuştandır. Bazı eğilimler de doğuştandır. Toplum, bireyin suça bulaşmasını her ne kadar engellemeye çalışsa da, ki zaten suç unsurunu belirleyen de kendileridir, suçu işleyen bireydir.
Üniversitede yurtta kaldığım yıllarda, cep telefonu çalan bir hırsız yakalanmıştı. Bunu temizlikçiler sabahın köründe yan odadan çıkarken görmüşler ve yapılan aramada telefon bulundu. Çocuğu tanıyordum. Babası tarih öğretmeni ve annesi de bilmem ne öğretmeniydi.
Çocuğun maddi durumu da gayet iyiydi, yakışıklıydı ve çıktığı kız manken gibiydi. Kardeşi böyle hırsız değildir(umarım).
Eskiden mafya vardı, gaspçılar vardı. Adam öldürüp bildiğin her türlü suçu işliyorlardı. Bunlar, kolay ve rahat para, kadın,kız, nam v.s. için yapıyorlardı bunları. Toplum, kişiyi engellemek için kanun koyar. Bu kanun kimine göre caydırıcıdır, kimine göre de değil ve toplum bireyin suç işlemesine yönelik değil de işlememesine yönelik davranışlarda bulunur( eğitim,kanunlar, kişi hakları v.s.).
Son olarak; 5 parmağın 5'i de bir değildir. İstediğin kadar aynı eğitim, aynı hak, aynı para, aynı yiyecek v.s. ver. Her kişinin istemi ve eğilimi farklı olabilir...
 


Bu bulunduğum mahalle küçük bir toplum olsun. Mahallemizde bir tane hırsız var ve geçenlerde karşı komşuyu soyarak suç işledi. Sonrasında yakalandı ve baktık ki karşı apartmanda oturuyormuş. Durumu da gayet iyiymiş. O kişi bu mahallenin aynası olamaz...
Başka örnek vereyim; adamın biri kendi babasını, kendi karısıyla aynı yatakta yakaladı ve babasını delik deşik etti ve suç işlemiş oldu. O kişi de babası da karısı da bulunduğu toplumun aynası olamaz..

Mahallenizde bir hırsız yok.
Mahallenizde bir insan var.
Suçu işleyene kadar masum olan biri.
Bu insan suçu işlemeden önce toplumu yansıtıyordu da suç işledikten sonra mı yansıtmıyor?
Üsküdar'da olay çıkmayıp, Ok Meydanı'nda olaylar hiç eksik olmuyorsa bu kişiden değil, toplumdan kaynaklıdır.



Hal böyle olsa da, kişi yine kendi açlığı ve kendi menfaati ve kendi ihtiyacı için suç işlemiş ve bunu kendisi seçmiştir. Hırsız birisinin suç işlemek için ihtiyaca ya da açlığa maruz kalması gerekmez. Zira, orada aç kalıp, yüzü gözü kir pas içinde olduğu halde hırsızlık yapmayanı da vardır. Toplum olarak hırsız birisine sahip çıkarsan, bu sefer daha büyük çalacaktır...

Tavsiye ettiğin nedir?
Tüm hırsızlık geçmişi olanları silip atarak, toplumdan dışlayalım mı?
Aslında sende haklısın kardeşim.
Mantıklı düşününce bütün suç geçmişi olan insanları aramızdan soyutlarsak, onları dışlarsak sorumluluktan kurtulur ve bundan sonra işledikleri hiç bir suçtan da toplum olarak sorumlu olmayız.





Aynı anne ve babadan olup da oğullarından birinin dağa çıktığı diğerinin polis olduğu örnekler var. Zeka doğuştandır. Bazı eğilimler de doğuştandır. Toplum, bireyin suça bulaşmasını her ne kadar engellemeye çalışsa da, ki zaten suç unsurunu belirleyen de kendileridir, suçu işleyen bireydir.
Üniversitede yurtta kaldığım yıllarda, cep telefonu çalan bir hırsız yakalanmıştı. Bunu temizlikçiler sabahın köründe yan odadan çıkarken görmüşler ve yapılan aramada telefon bulundu. Çocuğu tanıyordum. Babası tarih öğretmeni ve annesi de bilmem ne öğretmeniydi.
Çocuğun maddi durumu da gayet iyiydi, yakışıklıydı ve çıktığı kız manken gibiydi. Kardeşi böyle hırsız değildir(umarım).
Eskiden mafya vardı, gaspçılar vardı. Adam öldürüp bildiğin her türlü suçu işliyorlardı. Bunlar, kolay ve rahat para, kadın,kız, nam v.s. için yapıyorlardı bunları. Toplum, kişiyi engellemek için kanun koyar. Bu kanun kimine göre caydırıcıdır, kimine göre de değil ve toplum bireyin suç işlemesine yönelik değil de işlememesine yönelik davranışlarda bulunur( eğitim,kanunlar, kişi hakları v.s.).
Son olarak; 5 parmağın 5'i de bir değildir. İstediğin kadar aynı eğitim, aynı hak, aynı para, aynı yiyecek v.s. ver. Her kişinin istemi ve eğilimi farklı olabilir...

Her insanın suç işleme potansiyeli vardır.
Bu alınan eğitime göre kendini gösterir.
Ama her insanın karakteri de farklıdır.
Aynı aileden biri Polis olurken diğeri dağa çıkıyorsa,
bu iki farklı karaktere aynı eğitimi zorla vermeye çalışmaktan kaynaklanır.
Her insanın algılayışı, öğrenme şekli farklıdır.
Sen sayısal anlamazsın kardeşin de sözel.
İkinizde sayısal eğitimi alırsanız,
kardeşin bir dahi olurken, sen vasıfsız vbir şekilde ortada kalırsın.
Aynı şekilde biri dağa çıkarken, biri Polis olur.
Herseyin başı eğitim ama kişinin algılayabileceği şekilde eğitim.
Ve yineliyorum ki bu eğitimi kişiye tanımayan aile ve 'ailesi olmayıpta sokaklarda kalan çocukları dışlamak yerine, onlara sahip çıkmayan toplum' kişinin suç işlemesindeki temel faktördür.
 
Mahallenizde bir hırsız yok.
Mahallenizde bir insan var.
Suçu işleyene kadar masum olan biri.
Bu insan suçu işlemeden önce toplumu yansıtıyordu da suç işledikten sonra mı yansıtmıyor?
Üsküdar'da olay çıkmayıp, Ok Meydanı'nda olaylar hiç eksik olmuyorsa bu kişiden değil, toplumdan kaynaklıdır.

Toplum homojen değildir. Heterojen bir toplumdan rastgele bile olsa seçilen bir kişi o toplumu yansıtamaz ve o toplumun aynası olamaz. O insanın hırsızlık yapması, o toplumu hırsız yapmaz! Sadece suçu kanıtlanıncaya kadar hırsız masumdu yasalar gereği. Yasaları koyan da toplumdur ve bu toplum hırsız birini hırsızlık yapmayana kadar tutup ona ceza vermez. Hırsızlık yapması için zemin de hazırlamaz ve aksine engellemeye çalışır. Bu noktada da toplum, suçu işletmek yerine engelleyen pozisyonundadır.
Tavsiye ettiğin nedir?
Tüm hırsızlık geçmişi olanları silip atarak, toplumdan dışlayalım mı?
Aslında sende haklısın kardeşim.
Mantıklı düşününce bütün suç geçmişi olan insanları aramızdan soyutlarsak, onları dışlarsak sorumluluktan kurtulur ve bundan sonra işledikleri hiç bir suçtan da toplum olarak sorumlu olmayız.

Tedbir alınabilir. Hırsızlık geçmişi olan birine güvenmem... Bir yerde hırsızlık yapıldığında, polisler direkt bütün hırsızlık geçmişi olanlardan başlar olayı çözümlemeye :)


Her insanın suç işleme potansiyeli vardır.
Bu alınan eğitime göre kendini gösterir.
Ama her insanın karakteri de farklıdır.
Aynı aileden biri Polis olurken diğeri dağa çıkıyorsa,
bu iki farklı karaktere aynı eğitimi zorla vermeye çalışmaktan kaynaklanır.
Her insanın algılayışı, öğrenme şekli farklıdır.
Sen sayısal anlamazsın kardeşin de sözel.
İkinizde sayısal eğitimi alırsanız,
kardeşin bir dahi olurken, sen vasıfsız vbir şekilde ortada kalırsın.
Aynı şekilde biri dağa çıkarken, biri Polis olur.
Herseyin başı eğitim ama kişinin algılayabileceği şekilde eğitim.
Ve yineliyorum ki bu eğitimi kişiye tanımayan aile ve 'ailesi olmayıpta sokaklarda kalan çocukları dışlamak yerine, onlara sahip çıkmayan toplum' kişinin suç işlemesindeki temel faktördür.
Kişilerin karakterleri farklı olabildiği gibi suça eğilimleri de farklıdır. Bilim, teknoloji, yasalar, eğitim, bir yere kadardır. Adamın biri ruhsal bozukluğu yüzünden ( Ruhsal bozukluklar sayısızdır ve doğuştan olanları vardır.) vatandaşları tavuk sanıp( belki de sanmıyordu ve bunu zevk için yaptı da savunmasını böyle verdi) bıçaklıyor. Yaptığı suç. Toplum yapabildiği kadar suçu engellemeye çalışır ve bireyler de yasaları delerek suç işlerler. Hatta bu ruhsal bozukluklardan tanısı konabilen( Literatürde olan) kişiler masum bile sayılıyor. Ama bilimin en zavallı kaldığı alanlardan biri de ruh ve sinir hastalıkları alanıdır. Bence hırsızlık da ruhsal bir bozukluktur... Bu yüzden suçu işleten bireyin kendisidir.
 
Toplumu oluşturanlar zaten bireyler olduğuna göre, bu bireyler düzgün olsa toplumun kendisi zaten düzelir.
Düşünün; Toplumdaki bütün insanlar en hümanist, en masum ve en iyi ve bunlardan oluşan toplum bunlara suç işletecek!!! Olacak şey mi?
 


Toplum homojen değildir. Heterojen bir toplumdan rastgele bile olsa seçilen bir kişi o toplumu yansıtamaz ve o toplumun aynası olamaz. O insanın hırsızlık yapması, o toplumu hırsız yapmaz! Sadece suçu kanıtlanıncaya kadar hırsız masumdu yasalar gereği. Yasaları koyan da toplumdur ve bu toplum hırsız birini hırsızlık yapmayana kadar tutup ona ceza vermez. Hırsızlık yapması için zemin de hazırlamaz ve aksine engellemeye çalışır. Bu noktada da toplum, suçu işletmek yerine engelleyen pozisyonundadır.


Senin bahsettiğin toplum ve toplumun koyduğu yasalar, dediğin gibi suçu engellemek içindir.
Ama sadece suç bir kez işlenene kadar.
Meşhur bir laf vardır;
''Bir insan sizi bir kere kandırırsa suç onundur. İki kere kandırırsa suç sizindir.”
Bir suçlu bir kez suç işlemişse bu onun anlık zaafiyetinden veya çaresizliğinden kaynaklıdır ama sürekli suç işliyorsa bu bizden yani toplumdan kaynaklıdır.
Ve suçluların suç geçmişlerinin de kabarık olduğunu, yani sürekli suç işlediklerini düşünürsek...


Tedbir alınabilir. Hırsızlık geçmişi olan birine güvenmem... Bir yerde hırsızlık yapıldığında, polisler direkt bütün hırsızlık geçmişi olanlardan başlar olayı çözümlemeye :)

Türkiye'nin genel sorunudur bu.
''- İyi günler beyefendi Türkiye'nin hâlini nasıl görüyorsunuz?
+ Türkiye bitmiş resmen !! İşsizlik, açlık, fakirlik, o, bu, şu !! Nerede bu devlet? Nerede bu millet? Ölmüşüz biz !!
- Peki öneriniz nedir?
+ Imm, kemm, kümm, ııı bir şeyler yapılabilir.''

''Karanlığa küfredeceğimize bir mum yakalım.''

Sen toplum olarak suç geçmişi olan birine sahip çıkmazsan, onun elinden tutmazsan, onun işlediği her suçta toplum olarak seninde parmağın var demektir.


Kişilerin karakterleri farklı olabildiği gibi suça eğilimleri de farklıdır. Bilim, teknoloji, yasalar, eğitim, bir yere kadardır. Adamın biri ruhsal bozukluğu yüzünden ( Ruhsal bozukluklar sayısızdır ve doğuştan olanları vardır.) vatandaşları tavuk sanıp( belki de sanmıyordu ve bunu zevk için yaptı da savunmasını böyle verdi) bıçaklıyor. Yaptığı suç. Toplum yapabildiği kadar suçu engellemeye çalışır ve bireyler de yasaları delerek suç işlerler. Hatta bu ruhsal bozukluklardan tanısı konabilen( Literatürde olan) kişiler masum bile sayılıyor. Ama bilimin en zavallı kaldığı alanlardan biri de ruh ve sinir hastalıkları alanıdır. Bence hırsızlık da ruhsal bir bozukluktur... Bu yüzden suçu işleten bireyin kendisidir.

''Toplum homojen değildir. Heterojen bir toplumdan rastgele bile olsa seçilen bir kişi o toplumu yansıtamaz ve o toplumun aynası olamaz. O insanın hırsızlık yapması, o toplumu hırsız yapmaz! ''

Bunlar senin sözlerin.
Madem bir insan tüm toplumu yansıtamaz, o zaman bana da ruhsal bozukluğu olan birini örnek verip tüm suçlular böyledir diyemezsin.
Eğer sen hiç ihtiyacı olmadığı hâlde sırf ruhsal bozukluğu yüzünden hırsızlık yapan biriyle,
açlığı yüzünden fırından ekmek çalan bir çocuğu bir tutabiliyorsan o başka tabii.
 

Üsküdar'da olay çıkmayıp, Ok Meydanı'nda olaylar hiç eksik olmuyorsa bu kişiden değil, toplumdan kaynaklıdır.

Şimdi Üsküdar'da olay çıkmaması ve Okmeydanı'nda olay çıkması toplumla mı alakalıdır? Bunu topluma nasıl bağladığını çok merak ediyorum. Yani şu alıntı yaptığım yazıda, neye dayanarak bu durumun toplumdan süregeldiğini söylediğini ben anlayamadım.

Aynı dayanağı neden kişiye bağlamadık ta topluma bağladık mesela?


Bir suçlu bir kez suç işlemişse bu onun anlık zaafiyetinden veya çaresizliğinden kaynaklıdır ama sürekli suç işliyorsa bu bizden yani toplumdan kaynaklıdır.
Ve suçluların suç geçmişlerinin de kabarık olduğunu, yani sürekli suç işlediklerini düşünürsek...

Peki bu açıklamayı yaparken, kişinin kendine olan sorumluluğu aklına gelmiyor mu? Senin de dediğin gibi kişi suç işliyorsa kendi zaafietindendir, kendi çaresizliğindendir.

Peki diyebilir misin ki, "kişi bu suçu işlemeseydi, şöyle olumsuz bir şeyden etkilenecekti." Hayır, diyemezsin. Çünkü kişi suça ihtiyacı olduğuna kendi karar verir. Kendi planlar ve kendi yapar. Hep hırsızlık üzerinden örnek veriyoruz ama Türkiye'de en çok işlenen suç olan hırsızlığı, bir topluluğun aynı anda yaptığını gördün mü?

Hep aynısını diyorum ama bu cümlemden öteye gidemeyiz. Kişi suç işlemeye kendi hür iradesi ile kara verir. Kendi fikri ile plan yapar. Hiç bir suçun, kusursuz bir sağlamlıkta, nedeni yoktur.

Sürekli suç işleyen birisinin de toplumdan etkilendiğini söylememiz için bir neden yoktur.
Aslında karıştırdığınız nokta şudur:
Suç işleyen bir çok insan suçu topluma atar. Bizde "Suç işleyen böyle dediyse, o zaman nedeni budur" deyip kestirip atarız. Örneğin, 1992-1995 yılları arasında meşhur olan Artvin Canavarı lakaplı seri katil, işlediği onca cinayetten sonra "Yaşlı insanlari öldürüyorsam da bunlar zaten zamanlarını doldurmuşlar. Onlar bizim yerimize fazladan yaşıyorlar. Belki de bizim kısmetimizi yiyorlar. Hem kendimi tatmin ediyordum, hem de onlari öldürerek toplumu rahatlatıyordum." demiş.

Şimdi sizlerin savunduğu "Suç işleten toplumdur" cümlesi bunu mu savunuyor? Bu adam yaşlıları öldürüyor, öldürmeden önce de 6'sına tecavüz ediyor.

Şimdi vicdanınıza bırakıyorum. Bu adamı toplum mu bu hale getirmiştir, yoksa bu adam kendisini mi bu hale getirmiştir?
 

Hal böyle olsa da, kişi yine kendi açlığı ve kendi menfaati ve kendi ihtiyacı için suç işlemiş ve bunu kendisi seçmiştir. Hırsız birisinin suç işlemek için ihtiyaca ya da açlığa maruz kalması gerekmez. Zira, orada aç kalıp, yüzü gözü kir pas içinde olduğu halde hırsızlık yapmayanı da vardır. Toplum olarak hırsız birisine sahip çıkarsan, bu sefer daha büyük çalacaktır...

pan burda çok güzel bir şeyden bahsetmiş.

En iyi şekilde örneklendirmek gerekirse, sizin bahsettiğiniz "toplumdan etkilenerek suç işleyen" insanlar kimlerdir? Nerdedir?

Ülkenin durumundan memnun olmayıp suç işleyenler midir bunlar?

Peki ya metrobüs girişlerinde oturmuş dilenen insanlar neden hırsızlık yapmıyor? Neden çalmıyor? Neden yol kesmiyor? Buradan da suç işleme olasılığının, kişinin kendi karakteristik ve fikir yapısına bağlı olduğu anlaşılmıyor mu?

Bana şu son sorumun mantıklı bir cavabını verirseniz, ben de münazarayı bırakıp giderim.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri