14.07.2019 Günün Şiiri

Konu sahibi son olarak 1053 gün önce görüldü
Attila İlhan - Aysel Git Başımdan

Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.

Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim icin kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Islığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.

Acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.

Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum...
 
Sen Vurdun da Ben Ölmedim mi?
Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da
Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi
Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni
Sense araya korkular koydun.
Yasaklar koydun...
Bitmez tükenmez engeller koydun
Şimdi nerdesin diye sakın sorma
Sen çağırdın da ben gelmedim mi?

Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara...Bu kasvetli akşamlara
Sen varken
Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına
Otobüs duraklarına...
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım...
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
Gidenlere küsmezdim
Kalanlara acımazdım...
Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim
Masumdum, çocuklar gibi
Böyle delirmezdim-küfretmezdim...
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim.
Şimdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
Sen yaktın da ben yanmadım mı?

Biliyorsun
Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım olmadı
Bütün korkularına'arka çıktım'olmadı
Dağlara merdiven dayadım olmadı
Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı
Sevdim olmadı -yandım olmadı-taptım olmadı
Benden artık pes
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes
Nasılsa gidiyorsun
Biliyorum git...
Ama ardında
Ağlayan bir çift göz
Paramparça bir yürek
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
Çek silahını-daya sırtıma
Titrersem namerdim...
Sen vurdun da ben ölmedim mi?

Ahmet Selçuk İlkan
 
Ayrılıkların Şairi

Ben ayrılıkların şairi,
Yalnızların ozanıyım.
Sen, sen masallar okurken daha,
Ben acıların yazarıyım.

Haklısın, aramızda dağlar, denizler var,
Haklısın, aramızda uçurumlar.
Senin sevdaların, üç günlük masal,
Benim sevdalarım, Allah'ına kadar.

Elma şekeri mi sandın aşkı,
Ne şiirin şiir, ne şarkın şarkı.
Hele bir kırılsın, feleğin çarkı,
İşte ben o zaman görürüm seni.

Halâ tahta masalara yazıyorsam adını,
Aşk kitaplarında arıyorsam tarifini aşkın,
Kahır mektuplarında yeniden buluyorsam seni,
Islak mendillere siliyorsam gözyaşlarımı,
Eyvahlar çekiyorsam her biten aşkın ardından,
Bana sor yalnızlığı,
Ayrılığı bana sor diye haykırıyorsam,
Ve sabahçı kahvelerinde
Bir çay gibi demliyorsam hasretini,
Ve inadına özlüyorsam, o çay karası gözlerini,
Bil ki, bu seni erkekçe sevdiğimdendir.

Bu benim ilk aldanışım değil,
Bu benim son yıkılışım değil,
Bırak bu sahte gözyaşlarını,
Bırak bu masum bakışlarını.
Üzülme, benim için üzülme,
Üzülme bu son için üzülme,
Ben, yeterim kendime

Varsın da bir dağ gibi büyüsün hasretin içimde,
Varsın da her gece
Bir kemanın tellerinde ezilsin kalbim,
Varsın da bir daha değmesin ellerim ellerine,
Asla pişman degilim.

Hatırla, bir adam diyordun hatırla,
Ömür boyu sevsin beni ömür boyu,
İşte o deli, işte o çılgın, işte o adam benim.
Çünkü ben,
Çünkü ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim.

Ahmet Selçuk İlkan
 
NE İÇİNDEYİM ZAMANIN

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.

Ahmet Hamdi TANPINAR
 
Özdemir Asaf der ki; Gece midir insanı hüzünlendiren,
Yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen?
Gece midir seni bana düşündüren,
Yoksa ben miyim seni düşünmek için geceyi bekleyen?
 
Cana can katan gülüşlerimiz harlanır,
Ay ışığı vurunca dolu soframıza.
Nadasa bırakılan sevincimize su yürür,
Salkım saçak filizlenir muhabbetimiz.
Ulu orta güleriz ayıplanmaz neşemiz.

Razı değildir gönlümüz,hüzne gark olmaya.
Aslı gibidir yüreğimiz karanlıklarda,
Mevsiminde açan çiçekler gibiyiz yani,
Açınca dolu dizgin, açınca bereketli heybemiz.
Zift sürülmüş caddelerde ki çiçek,
Akarsuların berraklığındaki kudret,
Nasılsa bizimdir, nasılsa yaşıyoruzdur hala.
 
gülümdün sen canım benim
dokununca kanar tenim
feryat benim gurbet sensin

(Öksüz Dede)

bana olan cefa senden değildir
benim kendi bahtım kara sevdiğim
sana meyil vermek benden değildir
gönül düştü nedir çare sevdiğim

(Dertli)

bu gönlüm şehrini seyran ederken
dedi sırrım bana seyran içinde
aşka düştün niçin derman ararsın
aşıklar dert arar derman içinde

(Eşrefoğlu Rumi)

çoktan uğramadım dostun köyüne
o yar kahırlanıp küstü mü bilmem
gelip giden yoktur bir haber almam
benden umudunu kesti mi bilmem

(Devrani)
 
Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler


Cemal Süreya
 
ALİŞİM

Kasnağından fırlayan kayışa
kaptırdın mı kolunu Alişim!
Daha dün öğle paydosundan önce
Zileli’nin gitti ayakları.
Yazıldı onun da raporu:
“İhmalden! ”
Gidenler gitti Alişim,
boş kaldı ceketin sağ kolu...
Hadi köyüne döndün diyelim,
tek elle sabanı kavrasan bile
sarı öküz gün görmüştür,
anlar işin içyüzünü!
Üzülme Alişim, sabana geçmezse hükmün
Ağanın davarlarına geçer...
Kim görecek kepenek altında eksiğini
kapılanırsın boğazı tokluğuna.
Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman
beklesin mızrabını.
Sağ yanın yastık ister Alişim,
sol yanın sevdiğini.
Ama kızlar da, emektar sazın gibi,
çifte kol ister saracak!

Rıfat Ilgaz
 
AĞLAYAN BİR COĞRAFYA

Titretmek durumunda yüreği bu manzara
Işık doğan sabahlar doğar oldu kapkara,
Akmescit'ten Keşmir'e, Somali'den Mostar'a
Afâka yükselmekte mazlumların sadâsı
Ağlıyor baştanbaşa Müslüman Coğrafyası...

Ta Garp'ta bir Müslüman çekiyor ise acı
Ta Şark'ın ücrasında sezilmeli bu sancı.
Kâmil iman saymak zor tevhidsiz bir inancı
Olmuyor, olamıyor bu tevhidin ihyâsı
Ağlıyor baştanbaşa Müslüman Coğrafyası...

İslam'ı diriltmemek haçlıların muradı
Onun için hilalin kırık kolu, kanadı.
Kendi yurdunda mahzun olmaktır bunun adı
Hep zından ediliyor Müslüman'a sılası
Ağlıyor baştanbaşa Müslüman Coğrafyası...

Hiç dalmadan derine, hiç gitmeden uzağa
Bakınız şu Bosna'ya bakınız Karabağ'a.
Medeniyim diyorsa yazık olsun bu çağa!
Medeniyet çağının vahşet midir icrası?
Ağlıyor baştanbaşa Müslüman Coğrafyası...

Oturur oturanlar makamında tahtında
Nedir bu teslimiyet bu bölgenin bahtında?
Ortadoğu Salib'in kuşatması altında
Bu hangi ihanetin ve gafletin belası?
Ağlıyor baştanbaşa Müslüman Coğrafyası...

Cezayir çöllerinde karartıldı bir şafak,
Nil boyunca iç zulüm hükmünü sürmekte bak!
Güdümlü idareler Hakk'tan ve halktan uzak
Kendini de kaybetmiş, kaybedenler ihlası
Ağlıyor baştanbaşa Müslüman Coğrafyası...

Filistin ayıbını örter mi bir parmak bal?
Özerklik ne? Bir vatan edilmiş gasp ve ihlal!
Tel-Aviv'le beraber Washington'un bu vebâl
Adeta kutlanıyor Yahudi'nin Gâzası
Ağlıyor baştanbaşa Müslüman Coğrafyası...

Petrolün kokusuna bina edildi bilgi,
Sömürünün kendiydi gösterdikleri ilgi!
Ümmeti cetvel ile böldüler çizgi çizgi,
Batı emellerinin böyleydi iktizası.
Ağlıyor baştanbaşa Müslüman Coğrafyası...

Dünyaya yön verirdi İstanbul, heeey İstanbul!
O İstanbul ruhunda şimdi gel de insan bul!!!
Yücelik elden gitti, cücelik oldu makbûl!
Artık turist uğrağı Osmanlı'nın mirası!
Ağlıyor baştanbaşa Müslüman Coğrafyası...

Polatoğlu başlasın meşveret, istişare
İslam'ın cihanşümul ölçüsündeyken çare,
Kokuşmuş sistemlerle olunuyor avare
Görmüyorlar maddeci görüşteki iflası
Ağlıyor baştanbaşa Müslüman.... Müslüman Coğrafyası...

Seslendiren: İbrahim Gökhan DOĞAN
Şiir: Yusuf POLATOĞLU
 
GÜL KOKUYORSUN

Gül kokuyorsun, bir de
amansız, acımasız kokuyorsun,
gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun
hırçın hırçın, pembe pembe
öfkeli öfkeli gül,
gül kokuyorsun nefes nefese.

Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
sen koktukça düşümde görüyorum onu
düşümde, yani her yerde
yüzü sararmış, titriyor dudakları,
şakakları ter içinde,
tam alnının altında masmavi iki ateş,
iki su,
iki deniz bazen,
bazen iki damla yaz yağmuru,
mermerini emerek dağlarının,
şiirler söylüyor gene,
ölümünden bu yana yazdığı şiirler
kızaraktan birtakım şiirlere
büyük sular büyük gemileri sever çünkü
ve odur ki büyüklük
şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse,
o zaman ölünce de şiirler yazar insan,
ölünce de yazdıklarını okutur elbet
ve senin böyle amansız
gül koktuğun gibi
yaşamanın herbir yerinde.

Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun,
bu koku dünyayı tutacak nerdeyse,
gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
herkes, hep bir ağızdan: gül!
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek
saçların, alınların,göğüslerin üstüne,
yüreklerin üstüne,
bembeyaz kemiklerin,
mezarsız ölülerin üstüne,
kurumuş gözyaşlarının,
titreyen kirpiklerin üstüne,
kenetlenmiş çenelerin,
ağarmış dudakların,
unutulmus çığlıkların üstüne,
kederlerin, yasların, sevinçlerin
ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.

Bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül,
yıllarca esecek belki
ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
göreceğiz ki
biz dunyamızı gerçekten görmemişiz daha
geceyi, gündüzü, yıldızları
görmemişiz hiç
tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

Öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları,
bu umutsuzluklari bırakın kardeşler,
göreceksiniz nasıl
güller güller güller dolusu,
nasıl gül kokacağız birlikte,
amansız, acımasız kokacağız,
dayanılmaz kokacağız nefes nefese...

Edip Cansever
 
yaşamak;
ellerinin ellerime,
gözlerinin gözlerime,
nefesinin nefesime değdiği andan ibaret.
öyle çok seviyorum ki seni!
umurumda değil "ahiret..."
 
aşk olsun sana çocuk, aşk olsun
acıyorsam sana anam avradım olsun

elbette türkiyede de en uzun koşuysa devrim
o, onun en güzel yüz metresini koştu
ilk o fırladı lüverden en sekmez mermisiynen
en hızlısıydı hepimizin,
ilk o göğüsledi ipi...

acıyorsam sana anam avradım olsun,
ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!

can yücel'in deniz gezmiş'e yazdığı şiir.
 
Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler..
 
Aşk

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi gün
..........
..........

Cemal Süreya
 
SEVGİLİM, BİR GÜNÜN..

Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor

Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi.

Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde
Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Tirenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.

Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrrediğimi?

Geldiğimi?
Gittiğimi

Hadi!

- CEMAL SÜREYA
 
Aşk
“Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti”
Çünkü iki kişiydik


cemal süreyya
 
Geri