12 ocak 2013 tarihte bugün

Konu sahibi son olarak 2617 gün önce görüldü
12 ocak 2013 tarihte bugün

12 Ocak 2013 Cumartesi 12:12

Çeyrek altın fiyatı ne kadar? - Altın fiyatları 12 ocak 2013
Altın Fiyatları nasıl olacak 12 ocak 2013, 12 ocak cumartesi günü altın Dolar Euro ve Döviz Kurları nasıl olacak güncel bilgiler verilecektir.

Altın Fiyatları 12 ocak 2013 - Günlük Altın Fiyatları 12.01.2013. 12 ocak 2013 Günü Güncel Altın Fiyatları 12 ocak 2012 Günü Güncel Altın Fiyatları, 10 ocak 2013 Dolar Euro ve Döviz Kurları hakkındaki bilgiler.

12 ocak 2013 cumartesi günü İstanbul serbest piyasada dolar 1,8060, avro ise 2,3090 liradan güne başladı.

Spot altının onsu dün yüzde 0.5 değer kaybetmesinin ardından bugün pek fazla değişim göstermeyerek Singapur’da yerel saatle 11.52’de 1,754.85 dolardan işlem görüyor. Altının dünkü düşüşünde Avrupa’nın borç krizinden beslenen doların yükselişi de etkili oldu. Comex’teki aralık vadeli altın yüzde 0.2 yükselişle 1i757.10 dolar oldu.

Kıymetli metal 30 haziran tarihinden beri yüzde 9.9 yükselişle 30 haziran 2010’dan beri en büyük çeyrek kazancına hazırlanıyor. Federal Rezerv 13 eylül tarihinde üçüncü tur parasal genişlemeye gideceğini açıklarken Japon Merkez Bankası da varlık alım programını genişletti. Avrupa Merkez Bankası 6 eylül tarihinde borçlu ülkelerin tahvillerinde sınırsız alım yapacağını açıklarken Çin ise alt yapıya yatırım planını onayladı. ETF’deki altın varlıkları bu yıl yüzde 7.9 artış kaydetti.

Önceki kapanışta doların satış fiyatı 1,7910 lira, avronun satış fiyatı ise 2,3050 lira olmuştu.

Alış Satış Saat
24 Ayar Altın 94,5 95 15:00
Altın / Ons 1663,3 1664 14:59
Altın Kg / Dolar 53280 53300 14:58
Çeyrek Altın 152,26 158,48 15:00
Yarım Altın 302,51 310,95 15:00
Tam Altın 603,97 623,90 15:00


 
Bugün de olsa Türk, Kürt, Ermeni kardeşliğini çizerdim

Türk tarihini çizgi romanlara taşıyan Suat Yalaz'ın yarattığı 'Karaoğlan' sinemada. Film dün vizyona girdi; hem çizer Suat Yalaz'la, hem de filmin oyuncuları Özlem Yılmaz, Volkan Keskin ve Hasan Yalnızoğlu'yla Karaoğlan'ı konuştuk.

Sibel Ateş Yengin
[email protected]

Suat Yalaz, 81 yaşında. İlk gün çizmeye başlayan heyecanlı bir genç gibi anlatıyor Karaoğlan'ı. 'Karaoğlan unutulmuştur, nasıl oldu da ortaya çıktı?' diye soranlara 'Bütün filmcilerin gönlünde bir gün Karaoğlan filmi çekmek yatar. Karaoğlan pullara bile konu olmuş bir milli hayali kahramanımız. Küçük firmalara birkaç numara büyük geldiği için teşebbüs edemezler' diye cevap veriyormuş. Suat Yalaz'la buluştuk...

- Karaoğlan maceranıza Akşam Gazetesi'nde çizen Ragıp Tahir'e yardımcı olmak için başlamışsınız...
'Ragıp Tahir Hoca yoruldu' diye çağırdılar. Abdullah Ziya Kozanoğlu, Viyana Muhasarası'nı çizmemi istedi. Aylık kazancımın iki mislini önerdi, kabul etmedim. Gencim, idealistim. 'Neden?' dedi Kozanoğlu, gazetenin sahibi Malik Yolaç şaşırdı. 'Emperyalizm' dedim. Dolmabahçe'de ABD askerlerini denize atıp 'Go Home' diyoruz. Taksim'de komünistlere 'Moskova'ya' diye pankartlar açıyoruz sonra Viyana Muhasarası'nı anlatacağız. 'Demek ki güçlü olan zayıf ülkeleri ele geçirip başşehrine yerleşiyormuş bu hiç de ayıp değilmiş. Bize yakışır mı? İlk Türkleri anlatmak isterim' dedim. Sonra uzlaştık. Kozanoğlu'nun 'Cengizhan'ın Hazineleri'ni çizerek başladım. Millet nasıl susamış Türk tarihine. Bomba gibi patlamıştı.

ECEVİT'İ REDDETTİM

- Gazetenin tirajı artmış...
Karaoğlan'ı yaptığım sürece 130 bine çıktı. Sonra Çetin Altan'ı da aldılar. Sağ cenah beni çok sevdi. Çetin Altan'ı da solcular çok sevdi. Gazete böylece zirveye çıktı. İşi bırakmak isteyince öyle bir zam yaparlardı ki bırakamazdım. Malik Bey'e 'Ben Karaoğlan'ın babasıysam sen de manevi babasısın' diye takılırım. Onun sayesinde on sene sürdürebildim.
- Bülent Ecevit'in lakabı Karaoğlan'dan mı geliyor?
Kadının biri 'Ah benim Karaoğlan'ım' dedikten sonra bu lakabı almış diye bir tevatür var. Millet, Ecevit seçimi kazanınca, ABD'ye kafa tutan cesur adam diye ona bu lakabı verdi; çizgi kahramanımdan dolayı. Bülent Ecevit halk partisini bırakıp 'Batmış gemiye kaptan olmam' dediği zaman basın toplantısında 'Karaoğlan'ın babası olarak Bülent Ecevit'i evlatlıktan reddediyorum' demiştim. Karaoğlan karakteri bu derece Ecevit'le iç içe olmuştu.
- Şimdi çizseniz nasıl bir Karaoğlan çizerdiniz?
İnsanoğlunun Taş Devri'nden bu yana problemi değişmemiştir. İnsan topluluğunun büyük bir bölümü ezilenler, küçük bir bölümü ezen, krallar, padişahlar, ağalardır. Daha küçük bir topluluk da ezilenleri ezenlere karşı koruyan kahramanlardır. Son macerada Karaoğlan'ı Türk dostu bir Ermeni Bey'iyle dostluğunu çizmiştim. Karaoğlan 'Ermeni'yle nasıl dost oldun?' diye soranlara da 'Yüzyıllardır Ermenilerle kardeş kardeş yaşıyoruz, niye düşman olayım?' diyordu. Yine bir hikayemde ayrı ırkların insanca yaşama meziyetini anlatmıştım. Türk, Kürt, Ermeni kardeşliğini bugün de anlatırdım.
- Siz de Karaoğlan gibi haklının yanında olan biri miydiniz?
Dokuz yaşındayım. Adana'da yalınayak top oynarken bir baktım birkaç Arap uşağı bir çocuğun etrafını sırtlan gibi sarmış dövüyor. O yaşta hemen daldım aralarına 'Ne oluyor?' deyip pata küte giriştim. Çocuk Yahudi'ymiş. Kurtuldu. Yanıma gelip boynumda kan olduğunu söylemişti, fark etmemişim. Meğer bizim Türk çocukları kavga esnasında boğazımdan bıçaklamışlar beni. Dokuz yaşında, boynundan bıçaklanmış bir Suat Yalaz... Yoksa o Karaoğlan kolay kolay çıkmaz.
- Karaoğlan'ı filmi çekileceği zaman ilan vermişsiniz ve filmde dönemin jönleri oynamak istemiş...
Ayhan Işık, 'Ayhan kardeşini unutmuyorsun değil mi?' diye arayınca 'Ayhancım bu rol için bıyıklarını kesmezsin' demiştim. O kadar çok istiyor ki 'Ne istersen yaparım' diyor. Üstelemeyince bir daha aramadı. Yılmaz Güney de 'Ağam karşında duruyorum sen Karaoğlan arıyorsun' dedi. Ben de 'Yılmazcım resim tutmuyor. Sen çirkin kralsın, Karaoğlan dünya güzeli bir fırlama' deyince küsmüştü bana. Cüneyt Arkın da yalvarıyordu. Menajerini yolladı 'Olmaz' dedim. Tarık Dursun'u araya soktu 'Hayır' dedim sonunda kendi geldi. Ona da 'Senden Karaoğlan olmaz. Bana tatar suratlı biri lazım. Alain Delon ve Marcello Mastroianni'nin kırmasısın' dedim, çok bozuldu. Her röportajında anlattı. Önce 'Suat Abi' derdi sonra 'Yapımcı' diye söz etti benden.

..
bgndlsa2.jpg
KARTAL TİBET VEFASIZ

- Sonra Kartal Tibet oldu...
Zamanında Yeşilçam'da 'Kartal'dan jön olmaz' demişler, bu da 'Beni seçtin hepsine kan kusturacağım' demişti. Hatta Feyzi Tuna yanımda yüzüne karşı 'Bundan Karaoğlan olmaz' dedi. Kartal o anda öyle bir baktı ki Kartal'ın sırtını tıpışlayıp 'Merak etme hepsini utandıracağız' dedim. Hepsini de utandırdık. Çok isabetli bir seçimdi. Kartal anlayışıyla, oyunuyla güzel çalıştı. İş disiplini harikaydı. Saatinde gelir, hiçbir aksesuarını aksesuarcıya teslim etmez kendi giyinir, makyajını kendi yapardı. İlk filmden sonra çok teklif aldı. İkinci film için çağırdığımda 'Suat'çığım aynı fiyata oynamam' diye söze girdi ki o güne kadar 'Suat Abi' derdi. 'Öl de öleyim' diyeceğini zannettiğim, bütün hayallerine kavuşan adam böyle dedi. Şok yaşamıştım.
- Şimdi Kartal Tibet'le görüşüyor musunuz?
Görüşmüyorum. Büyük vefasızlık yaptı. Yüzbaşı Kartal diye onun adına bina edeceğim bir film yapacaktım. İlk Türk James Bond filmi olacaktı. Karaoğlan olarak bütün jönleri sollamış ve birden star olmuştu. Kartal'ı bir kere daha rütbelendirecektim. 'Nisan ayında çekeceğiz' deyince 'Tamam' demişti. Meğer Türker İnanoğlu'na söz vermiş. Ondan sonraki filmi Kuzey Vargın'la çektim.
- Şimdi mizah dergileri bir bir ceza alıyor...
Oradaki müstehcenlikten ne olacak. Recep İvedik hasılat rekorları kırdıktan sonra kimseyi durduramazsınız artık. Ahlak kurallarını altüst eden bu filmi halk çok sevdi, gişe rekorları kırdı. Ben deliye döndüm. İvedik belden aşağı vuruyor. O çirkin el hareketini kameraya gösterince gençler de 'Aman ne komik' diye yerlere yatıyor. Çirkinlikle komikliği karıştıran milletiz. O zaman burnunu da karıştır. O zaman külotunu da indir. Bak o zaman altı milyon izler. Terbiye dışı şeyler yaparsanız prim yaparsınız. Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan hiçbir filminde çirkinliğe tenezzül etmedi. Şahsen onu çok seviyor, sempatik buluyorum. Başka karakterleri de canlandırırdı Şahan televizyonda ama müstehcene kaçmazdı.

Üç bin yıllık tarihin tek Türk kahramanı

- 'Karaoğlan' filminin hikayesini sizden dinleyelim mi?
Volkan Keskin: Klasik bir Karaoğlan hikayesi değil, hepsinin karışımı. 1238 yılında Keykubat'ın ölümüyle Selçuklu Devleti zor duruma düşüyor. Bu esnada Moğollar da güçlenmiş ve Çin'den Yemen'e birçok ülkeye saldırıyor, Anadolu kapılarına dayanıyorlar. Anadolu'nun da tek umudu diğer Türk devletleriyle birleşmek. Karaoğlan'ın görevi Çise Hatun'u kurtarmak. Moğolların başında da Camoka var ve amacı Çise Hatun'u öldürmek.
- Hikayenin günümüzle bir bağlantısı var mı?
Hasan Yalnızoğlu: Aslında çok değişen bir şey yok. Birileri amaçlarına ulaşmak için birilerini kullanıyor. Günümüzde de aynı sistem devam ediyor. Filmde de Camoka emellerine ulaşmak için birtakım entrikalar yapıyor.
- Karaoğlan'ı Türkiye'ye, Camoka ve ahalisini de ülkemizi tehdit eden dış güçlere benzetebilir miyiz?
H. Yalnızoğlu: Aynen. Böyle bir bağlantı kurulabilir. Yüzyıllar değişse de değişmeyen tek şey insanoğlu. Dolayısıyla o yıllarda yaşananlar devam ediyor.
V. Keskin: Karaoğlan Türklük'ün simgesi ve Türklerin karakteristik özeliklerini barındırıyor. Dürüst bir karakter. Üç bin yıllık bir tarihe sahibiz. ABD'nin iki yüz yıllık bir tarihi var ama bin tane yaratılmış karakteri var. Suat Yalaz buna bir çözüm bulmuş, uluslararası karakterlere karşı bir Türk karakter oluşturmuş.
- Aksiyon filmi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
V. Keskin: Şu ana kadar Türkiye'de çekilmiş en iyi aksiyon filmi. 35 yıldır kimse böyle bir filmi yapmaya cesaret edemedi.
- Aradan 35 yıl gibi bir süre geçti ama Kartal Tibet'le kıyaslama oluyor mu?
H. Yalnızoğlu: Suat Yalaz 1967 yılında Karaoğlan'ı çizerken sanki Volkan'ı çizmiş. Tam o yıllarda Volkan'a benzer birini çizmesi ilginç. O dönemde soluksuz izleniyormuş. Şimdi oyunculukları, teknolojiyi kıyaslamak mümkün değil.
V. Keskin: Bence bir kıyaslama yapılması yanlış. Kartal Bey o dönemin Karaoğlan'ı ben de bu dönemin. Senaryo değişik, teknoloji çok farklı...
- Erkekler belki daha ilgilidir ama siz daha önce Karaoğlan hikayeleri okumuş muydunuz?
Özlem Yılmaz: Filmlerini izledim ama çizgi romanları okumamıştım. Film sürecinde biraz baktım. Gerçekten o dönem çizilmiş Karaoğlan aynı Volkan'a benziyor. Tabiri caizse 'Cuk oturdu karaktere.'
V. Keskin: Kartal Tibet'in oynadığı zamanlar da ona benzeterek çizmiş Suat Bey. Orijinal çizimleri hakikaten kendime benzetiyorum.
H. Yalnızoğlu: Camoka'yı da bana benzetmiş Suat Bey, bunu da atlamayalım lütfen. Volkan söz eder diye düşünmüştüm ama (kahkahalar)...
- Tommiks, Teksas okur muydunuz?
H. Yalnızoğlu: Bende serisi vardı, ders kitaplarımın arasına koyar okurdum, annem de ders çalıştığımı sanırdı.
- Aksiyonu bol bir film, zorluk çektiniz mi?
V. Keskin: Spor geçmişim olduğu için zorlanmadım. At binmeyi biliyorduk. Attan nasıl düşeceğimizi ve nasıl atlayacağımızı öğrendik.
- Ö. Yılmaz: Ben at binmeyi bilmiyordum. Bir haftalık eğitimden geçtim.
V. Keskin: Ama rekoru var bir günde dörtnala gitmeyi öğrendi.
Ö. Yılmaz: İlk günden dörtnala gitmeyi öğrendim, dördüncü gün araziye çıktım. At da şaşırdı çünkü o kadar zayıfım ki beni hissetmemiştir.
- Günümüzde Karaoğlan gibi güvenilir siyasetçiler var mı?
V. Keskin: Bence hala Karaoğlan'larımız var.
H. Yalnızoğlu: Öldü biri.
V. Keskin: Geçmişte de Karaoğlan gibi karakterler vardı yoksa Osmanlı bu kadar başarılı olamazdı.
H. Yalnızoğlu: Kesinlikle var. Karaoğlan karakterini bu filmde yaşatarak belki yeni nesle mert, cesur, dürüst bir adam olunur mesajını verebiliriz.

EROTİZMİ KULLANDIM AMA MÜSTEHCENE KAÇMADIM

- Karaoğlan'ın erotizm içermesi o günlerde nasıl karşılanıyordu?
Çizgi romanlarımda erotizmi daima kullandım ama dozunda. Müstehcene kaçmadım. Birinci filmde Tülin Elgin derede yüzüyordu. Göğüsleri açık bir şekilde kumsala çıktı ve çalıların arasından kıyafetlerini alıp giymişti. Çıplak göğüslerini gösterdim ama bir an için. Zamanında akademide Yunan figürlerini çizdik. Kadının da, erkeğin de tenasül organları açıktadır, alışkınız. Milletimizin gözünün alışmasını istedim. Şimdi dizilerde öpüşme sahneleri var ki müstehcen filmler halt etmiş. Öpüşme tekniği öğretir gibi. Böyle şey olur mu? 12 yaşında kız çocuğu seyrediyor. İkinci filmde 'Baybora'nın Oğlu'nda Sevinç Pekin bir leğenin içinde banyo yapıyordu. Güzelliğiyle dikkati çeken bir oyuncuydu. Onu da kısa süreli göstermiştik, uzun süreli açık sahnelerimiz yoktu.

HEM SAVAŞAN, HEM SEVİŞEN ECDADIMIZ

- Karaoğlan, 1962'de Akşam Gazetesi'nde başlayan 41 yıllık macerasında en fazla sevişen çizgi roman kahramanıdır.
- Sevişme bitince savaş, düşman yenilince yine sevişme başlar.
- Hiçbir kadına bağlanmaz. Kadınlara düşkündür ama özgürlüğüne daha fazla düşkündür.
- Türk olmaktan gurur duyduğunu her fırsatta ifade eder. Müslümanlıkla arasının iyi olduğuysa pek söylenemez. Karaoğlan'ın günümüzdeki 'Çılgın Türk' imajının, üretilmiş ilk örneği olduğu söylenebilir.
- Çizgi romandaki kadınların çoğu cazibeli, etine dolgundur...
- Karaoğlan'ın düzenli olarak karşısına çıkan tek kadın Bayırgülü'dür. Karaoğlan'a aşıktır. Diğer kadınların aksine masum bir kişiliği vardır.
- Karaoğlan'ın dostu Balaban inatçı ve oburdur. Uşağı Çalık Karaoğlan'ın akıl danıştığı komik biridir. Babası Baybora 'zampara' bir adamdır.
- Karaoğlan yurtdışında yayınlanan, Türkiye'deki ilk çizgi romandır. 1971'den 73'e kadar Fransa'daki Kebir dergisinde yayınlanmıştır.
 
Cerahat sökülüp atılacak

Başbakan Erdoğan, ASKON 8. Genel Kurulu'nda işadamlarına hitap etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terör sorununa ilişkin, ''Buradan bir kez ifade ediyorum; Allah'ın izniyle bu mesele çözülecek... Bugün ya da yarın, er ya da geç, Türkiye'nin huzuruna, kardeşliğine, büyümesine ve kalkınmasına ayak bağı olan bu cerahat mutlaka sökülüp atılacak'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Çırağan Sarayı'nda gerçekleştirilen Anadolu Aslanları İşadamları Derneği'nin (ASKON) 8. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, ''Bir tek güvenlik görevlimiz şehit düşmesin, bir tek genç bile dağa gitmesin, nerede olursa olsun bir tek anne bile ağlamasın, üzülmesin'' diyerek gece gündüz yoğun bir mücadelenin içinde olduklarını ifade etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu:

''Buradan bir kez ifade ediyorum; Allah'ın izniyle bu mesele çözülecek... Bugün ya da yarın, er ya da geç, Türkiye'nin huzuruna, kardeşliğine, büyümesine ve kalkınmasına ayak bağı olan bu cerahat mutlaka sökülüp atılacak. Şu anda devam eden süreçte kararlılıkla yol alıyoruz. Umutluyuz, iyimseriz, sürece olumlu bakıyoruz ama aynı zamanda temkinliyiz ve dikkatliyiz. Geçmişte, başlattığımız süreçlerin, iyi niyetli girişimlerin nasıl provoke edildiğini, sabote edildiğini çok iyi biliyoruz. Önümüzdeki süreçte bu tür vakaların yaşanabileceğini de ihtimal dahilinde görüyoruz. Her ne olursa olsun, hangi engel çıkarılırsa çıkarılsın, vazgeçmeden, yılmadan ve yıkılmadan inatla kardeşlik için mücadeleye devam edeceğiz.''


''TERÖR HİÇBİR ZAMAN HEDEFİNE ULAŞAMADI VE ULAŞMASI DA ASLA MÜMKÜN DEĞİL''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terörün, daha en başından itibaren Türkiye'nin büyümesinin, yükselmesinin, güçlenmesinin önünde bir bariyer, ayağında bir pranga olduğunu ifade ederek, ''Terör, hiçbir zaman hedefine ulaşamadı ve ulaşması da asla mümkün değil'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Çırağan Sarayı'nda gerçekleştirilen Anadolu Aslanları İşadamları Derneği'nin (ASKON) 8. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin, terör meselesiyle meşgul olarak, terör meselesine büyük kaynak ve mesai sarf ederek yoluna devam edemeyeceğine dikkat çekti.

Terörün, daha en başından itibaren Türkiye'nin büyümesinin, yükselmesinin, güçlenmesinin önünde bir bariyer, Türkiye'nin ayağında bir pranga olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Terör hiçbir zaman hedefine ulaşamadı ve ulaşması da asla mümkün değil. Terör, benim Kürt kardeşlerime de bugüne kadar acıdan, ölümden, gözyaşından başka hiçbir şey ama hiçbir şey vermedi. Terörün hiçbir gerekçesi olamaz. Terörün hiçbir mazereti, hiçbir bahanesi olamaz. Hele bugün, demokrasinin standartları yükselmişken, hak ve özgürlükler genişletilmişken, siyasetin kanalları sonuna kadar açıkken, terör, hiçbir şekilde makul ve mantıklı gösterilemez. Devletin kademelerinde yer almaksa benim Kürt kardeşim devletin kademelerinde en üst düzeyde yer almıştır. Ülkemde parlamenter sistem içerisinde parlamentoda yer almaksa benim Kürt kardeşlerim parlamentoda yer almış, bunun yanında bölücü terör örgütünün uzantıları da parlamentoda yer almıştır.

Bu ülkede, bizim dönemimize kadar, on yıllar boyunca devam eden, var olan o zulmü, mezalimi, baskıyı, sindirmeyi, asimilasyonu, ret ve inkarı, bizler de yaşadık, sizler de yaşadınız. Birçok yerlerde biliyorsunuz, o malum dönemde, birçok iş adamlarımız fişlendi. Onların ürünleri ne yazık ki birçok yere sokulmadı. Onlarla alışverişler engellendi. İş yerlerinin çökmesi için ne gerekiyorsa bunlar yapıldı.

Ben de, yol arkadaşlarım da siyasete girdiğimiz o ilk gençlik yıllarımızdan itibaren hep engellendik, hep hukuksuz şekilde ötelendik, itildik. Ama hiçbir zaman şiddeti bir yöntem olarak aklımızdan geçirmedik. İnançlarımıza, fikirlerimize, milletimize inandık ve işte bugünlere geldik. Sizler, iş adamları olarak, 28 Şubat'ı en sıcak, en yoğun, doğrudan muhatap olarak yaşadınız. İş yerleriniz kapatıldı, ticaretiniz engellendi, yatırımınız engellendi, kredi alamadınız, bulamadınız, rekabet imkanlarınız elinizden alındı ve ayrıca bir de karalandınız. Ama hiçbir zaman şiddete, hiçbir zaman hukuksuzluğa, yasa dışı yollara tevessül etmediniz ama şimdi hamdolsun çok farklı bir konuma geldiniz.''


''BUGÜN, AFRİKA'YA TIPKI ECDADIMIZ GİBİ BAKIYORUZ''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, iş sağlığı ve güvenliği noktasında gerekli adımları attıklarını ve atmakta olduklarını belirterek, ''Ancak bu önemli meselenin, tek başına hükümetin girişimleriyle çözüme kavuşamayacağını hepiniz takdir edersiniz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Çırağan Sarayı'nda gerçekleştirilen Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) 8. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, kuruluşundan itibaren ASKON'da görev alan herkese, mevcut başkan ve yönetimine, üyelerine, Türkiye'nin büyümesine verdikleri katkı, emekleri ve gayretleri için teşekkür etti.

Zonguldak'ta metan gazı patlaması ve göçük kazaları sebebiyle hayatını kaybeden 9 işçi için Allah'tan rahmet ailelerine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı dileyen Erdoğan, salonda son derece anlamlı ve umut verici bir tabloya şahit olacaklarını, bir işçi sendikaları konfederasyonu olan Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan'ın iş adamları örgütünün genel kurulunda divan başkanlığı yapacağını dile getirdi.

Erdoğan, endüstri ilişkilerinde, çalışma hayatında özledikleri bu tablonun, iş barışına olduğu kadar, iş sağlığı ve güvenliğine de aynen salondaki gibi yansıması gerektiğini ifade ederek, hükümet olarak, iş sağlığı ve güvenliği noktasında gerekli adımları attıklarını ve atmakta olduklarını kaydetti.

''Ancak bu önemli meselenin, tek başına hükümetin girişimleriyle çözüme kavuşamayacağını hepiniz takdir edersiniz'' diyen Erdoğan, işçi ve işverenlerin daha fazla gayreti, desteği ve yol göstermesiyle çalışma hayatındaki acı kayıpların asgariye indirebileceğini aktardı.

Başbakan Erdoğan, genel kurula ayaklarında Afrika'nın tozuyla geldiklerini, salondakilere Afrika'daki halkın, dostların ve oradaki Türk vatandaşların selamlarını getirdiklerini belirterek, şöyle devam etti:

''Pazar günü başladığımız Afrika temaslarımız kapsamında, beraberimizde bakan arkadaşlarımız ve kalabalık bir iş adamı heyetiyle Gabon, Nijer ve Senegal'de çok verimli temaslarda bulunduk. Her 3 ülkede, başbakanlar, devlet başkanları, parlamento başkanları ile birebir ve heyetler arası görüşmeler yaptık. Yine bu ülkelerde, bizim iş adamlarımızın ve oradaki iş adamlarının katılımıyla iş forumlarını gerçekleştirdik. Şunu memnuniyetle ifade etmeliyim ki; her 3 ülkede de çok büyük bir sıcaklıkla samimiyetle ve misafirperverlikle karşılandık. Dünya üzerinde belki de başka hiçbir millete nasip olmayacak derecede, halkın ve idarecilerin sevgilerine, tezahüratına mazhar olduk. Afrika'da gördüğümüz bu sıcak ilgi ve samimiyet karşısında, bu aziz milletin bir ferdi olmaktan, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşı olmaktan bir kez daha iftihar ettim, gurur duydum. Senegal'de, iş forumunda ifade ettim. Önemine binaen burada bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Bakın, sömürgeciler, Afrika kıtasına geliyor, çok büyük bir hırs, büyük bir açgözlülük, büyük bir doymazlık ve tatminsizlik içinde, ne bulurlarsa acımasızca alıp götürüyorlar. Elmas, altın, diğer madenler, gemilere doldurup taşıyorlar. Bu yetmiyor, kıtanın altını boşaltmakla tatmin olmuyor, üzerinde yaşayan insanları da köleleştirmek suretiyle gemilere doldurup ülkelerine götürüyorlar. Gerçekten çok büyük acılar, çok büyük dramlar yaşanıyor.''

Sömürgecilerin bunlarla da yetinmediğini vurgulayan Erdoğan, onların, Afrikalılar'ı köleleştirdikleri yetmezmiş gibi Afrikalılar'ı zorla köylerinden toplayıp, askere alıp, kendi cephelerinde savaştırmak istediklerini, 1915'te bunun bir örneğinin yaşandığını, binlerce Müslüman Senegalli askerin ''Osmanlı'nın yanında savaşacaksınız' diye ikna edilerek gemilere doldurulup Çanakkale önlerinde, Osmanlı'nın karşısına çıkarıldığını anlattı.

Başbakan Erdoğan, Senegalli askerlerin, Seddülbahir'de, ezan sesini duyduklarında, Müslümanlarla savaştırıldıklarını anlayıp, silahlarını bıraktığını, İngiliz ve Fransız toplarını imha etmeye başladıklarını, bu hareketleri karşısında da geri cepheye alındıklarını, ardından Gökçeada'ya sürgüne gönderildiklerini anlattı.


AFRİKA'YA YAPILAN YATIRIMLAR
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Yüzlerce yıl dostluk ve kardeşlik hukukuyla iç içe olduğumuz Afrika'dan önce Osmanlı'yı çıkardılar, ardından da maalesef keyfice, açgözlülükle Afrika'yı adeta kuruttular. Şimdi biz, Türkiye olarak, Afrika ile yeni bir süreci başlattık. 2005 yılını 'Afrika Yılı' ilan ettik. 2008'de Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi'ne ev sahipliği yaptık. Bu yıl, Ekim ayında da inşallah bu zirvenin ikincisini düzenliyoruz. 2009'da, Afrika'da toplam 12 Büyükelçiliğimiz vardı, bugün bunu 31'e çıkardık, en kısa süre içinde 34'e yükseltiyoruz. Hedef Afrika'nın tamamında büyükelçiliklerimiz açabilmek. TİKA Afrika'da 8 koordinasyon ofisi açtı. 2010'da 390 Afrikalı öğrenciye yüksek öğretim bursu veriyorduk, bunu bu yıl yaklaşık 3 kat artışla 1036 öğrenciye çıkardık. En önemlisi, 2002'de 1,7 milyar dolar olan Afrika'ya ihracatımızı, 2012'nin ilk 11 ayında 12 milyar dolara çıkardık. Yani 7 kattan fazla artırdık. Biz, bugün, Afrika'ya tıpkı ecdadımız gibi bakıyoruz. Afrika'yı, bir elmaslar, altınlar, tabii kaynaklar kıtası olarak değil, kardeşlerimizin, dostlarımızın yaşadığı kadim bir medeniyet kıtası olarak görüyoruz. ASKON'un, 8. Genel Kurulu için seçtiği kavramla söylersek, biz, şu anda Afrika ile bir Hakkaniyet Hattı kurmanın mücadelesini veriyoruz.''

İş adamlarının, sivil toplum kuruluşlarının bunu başardığını ifade eden Erdoğan, iş adamlarının Afrika'da okullar kurduğunu, Kur'an kursları açtığını belirterek, bunların bir iftihar vesilesi olduğunu dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, hükümet olarak, iş adamları için yollar açmaya, yollardaki engelleri kaldırmaya, iş adamlarının yollarını daha da kolaylaştırmaya var güçleriyle devam edeceklerini aktardı.

Nijer Cumhurbaşkanı Muhammed Yusuf'un ülkelerinde 450 kilometrelik bir yol yapımını kendilerinden talep ettiğini belirten Erdoğan, burada en kısa sürede bu yolun yapımına başlanacağını, bunun aynısını Orhun Anıtları-Karakurum arasında daha önce yaptıklarını anlattı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Elimiz her yere değecek, ayağımız bu can bu tende oldukça her yere inşallah ulaşır ve arkadan gelen nesiller de biz nasıl şimdi 'Ecdadımız buralara gitti' diyorsak, onlar da inşallah bizleri bu şekilde anacaklar'' dedi.


''ÖRGÜT İÇİ BİR HESAPLAŞMA OLABİLECEĞİ İHTİMALİNİ SORGUSUZ SUALSİZ REDDETTİLER. NİYE?''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Paris'teki suikasta ilişkin bölücü terör örgütünün uzantısı siyasi partinin ilk andan itibaren hükümeti ve devleti suçlamaya başladığını belirterek, ''Örgüt içi bir hesaplaşma olabileceği ihtimalini sorgusuz sualsiz reddettiler. Niye? İşlerine gelmedi, ucu onlara dokundu. Sorumsuzca devleti, hükümeti itham ettiler. Allah aşkına soruyorum: Bu terör örgütü, pirüpak bir örgüt müdür? Bugüne kadar hiç mi böyle infazlar yapmadı?'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Çırağan Sarayı'nda gerçekleştirilen ASKON 8. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, önceki gün Fransa'nın başkenti Paris'te gerçekleşen suikastın, süreci sabote etmeye yönelik bir girişim, bölücü terör örgütünün kendi içinde bir hesaplaşması da olabileceğini ifade etti.

Fransız devletinden, bu olayı derhal aydınlatmasını, suçluları derhal bulmasını, soru işaretlerini en hızlı şekilde ortadan kaldırmasını beklediklerini dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Terör örgütünün kurucuları arasında yer alan, Paris'te suikast sonucu öldürülen ve Interpol tarafından da Kırmızı Bülten'le arananlar var bunların içinde. Çok daha ilginci Fransa Devlet Başkanı'nın yaptığı açıklamada 'düzenli görüşmelerimiz oluyor' ifadesi şecaat arz ederken sirkatin söylemektir. Avrupa Birliği'nin terör örgütü ilan ettiği bu örgütlerin mensupları ve Kırmızı Bülten ile aranan bu insan veya insanlar sizinle nasıl düzenli olarak görüşebilir. Bu nasıl bir siyasettir? Tabii işi kovalıyoruz. Neticesini şöyle veya böyle alırız veya alamayız. Ama yasaların bize tanıdığı haklar neyse, bu haklarla bu işi kovalıyoruz.''

Paris'te suikast sonucu öldürülen Sakine Cansız'ın 2007'de Almanya'da gözaltına alındığını, Türkiye'nin iade talebine rağmen serbest bırakıldığını anlatan Erdoğan, en son 5 Kasım 2012'de Fransa Interpolü'ne bir mesaj gönderdiklerini ve bu teröristin Paris'te olduğunu bildirdiklerini, ancak Fransa'nın hiçbir adım atmadığını aktardı.

Başbakan Erdoğan, ''Fransa bu olayı derhal aydınlatmalıdır. Ayrıca, Fransa Devlet Başkanı bu terör örgütü mensuplarıyla neden görüştüğünü, ne görüştüğünü, hangi tasarım dahilinde bu teröristlerle iletişim halinde olduğunu da derhal Fransız, Türkiye ve dünya kamuoyuna açıklamalıdır'' dedi.


''BU TERÖR ÖRGÜTÜ, PİRÜPAK BİR ÖRGÜT MÜDÜR?''
Bu süreçte herkesin soğukkanlı ve sağduyulu olması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, ''Açıklama yaparken, herkes, üzerindeki sorumluluğu hissederek, sürecin hassasiyetini gözeterek açıklama yapacak'' ifadesini kullandı.

Bölücü terör örgütünün uzantısı siyasi partinin ilk andan itibaren hükümeti ve devleti suçlamaya başladığını ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Örgüt içi bir hesaplaşma olabileceği ihtimalini sorgusuz sualsiz reddettiler. Niye? İşlerine gelmedi, çünkü ucu onlara dokundu. Sorumsuzca devleti, hükümeti itham ettiler. Allah aşkına soruyorum: Bu terör örgütü, pirüpak bir örgüt müdür? Bugüne kadar hiç mi böyle infazlar yapmadı?

Benden bir şeyleri açıklamamı mı istiyorsunuz? Hatırlatayım. Mazlum Doğan, Mahsum Korkmaz başta olmak üzere, örgüt içinde nice genç, nice çocuk kurşuna dizildi, infaz edildi, cesetleri, mezarları bile annelerinden saklandı. Bunların hepsi bizim belgelerimizde mevcut. Paris'te öldürülen Sakine Cansız'ın nişanlısı Mehmet Şener de örgüt tarafından infaz edildi. Bunlar olmayan şeyler değil. Bunların cibilliyetinin gereği bu.''


''SÜRECİ NİHAYETE ULAŞTIRACAĞIZ''
Bugün suçu devlete atmaya çalışanların, daha ilk andan itibaren devleti itham edenlerin, geçmişte örgüt içi infazları sorgulayamadığını, bugün de bu cesareti gösteremeyeceğini belirten Erdoğan, ''Sebebi, failleri her ne olursa olsun, biz bu provokasyonların, bu hadiselerin süreci engellememesi için tedbirlerimizi aldık ve almaya devam edeceğiz. Bu süreci inşallah nihayete ulaştıracağız, inşallah, Türkiye'ye, aziz milletimize ölümlerin durması sevincini yaşatacağız. Hiç kimsenin endişesi olmasın. Kimse tedirgin olmasın'' diye konuştu.

Şehitlerin hatırasına asla halel getirmeyeceklerini, onlar karşısında mahcup olacak bir girişimin içinde asla bulunmayacaklarını kaydeden Erdoğan, tam tersine şehitlerin de ruhunu muazzez edecek bir kardeşlik yolunda ilerlediklerini söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu meseleyi geride bırakarak, 2023 hedeflerine ilerleyeceklerini, 2071 hedeflerinin temelini, yolunu bu süreçte inşa edeceklerini anlatarak, ASKON'a, bu süreç boyunca verdiği destekten dolayı teşekkür etti.

Erdoğan, bu yeni süreçte, ASKON'u, ASKON gibi sivil toplum örgütlerini daha fazla yanlarında görmek, daha fazla bu kardeşlik sürecinde yer aldıklarını hissetmek istediğini kaydetti.


''SON DERECE ZORLU BİR 10 YIL GEÇİRDİK''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Düne ait meselelerin, düne ait tartışmaların, yapay gündemlerin, sanal tehlikelerin tek tek gündemimizden çıktığı bir 10 yılı geride bıraktık. Son derece zorlu bir 10 yıl geçirdik'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Çırağan Sarayı'nda gerçekleştirilen ASKON 8. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin uluslararası ilişkilerde elde ettiği başarıda ekonomide sağlanan istikrar ve güvenin büyük payı bulunduğunu söyledi.

Erdoğan, geçen 10 yılda Türkiye'yi 3 kat büyüttüklerini ifade ederek, ekonomik veriler hakkında bilgi verdi. Erdoğan, ''Dünyanın en gelişmiş ekonomileri küresel krizin önünde yaprak gibi savrulurken, biz gerekli önlemleri alıp, kararlılıkla yolumuza devam ettik'' değerlendirmesinde bulundu.

''Kriz Türkiye'yi teğet geçecek'' dediği zaman bazılarının dalga geçtiğini anımsatan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Evvelallah teğet bile geçmedi. Biz dimdik ayakta yolumuza devam ediyoruz. Ondan sonra herkes 'Ya siz bu krizden nasıl rahatsız olmadınız? Nasıl bu işi atlattınız? Nasıl bu işi başardınız?' diye bize sormaya başladı. Türkiye'nin G-20'ye girmesi sıradan bir olay değil. Yani dünyada ekonomiler arasında, gelişen ekonomiler vesaire, 26. sıradan Türkiye 17. sıraya gelmişse, durup dururken olmadı bu iş. Demek ki, bu işin temelinde güven ve istikrar var. Güveni sağlayamazsanız, istikrarı sağlayamazsanız, ekonomide başarıyı elde edemezsiniz. Onun için de 'Yolsuzlukla mücadele' dedik ve yolsuzlukla mücadelede çok büyük başarılar elde ettik. Bunun neticesindedir ki, işte mafyaya, çeteye, şuraya, buraya aktarılan, giden o imkanlar elhamdülillah bunların hepsi artık devletin, milletin kasasına girmeye başladı.''


''TÜRKİYE'Yİ 2023 HEDEFLERİNE ULAŞTIRMAKTA KARARLIYIZ''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, önümüzdeki yıllar içinde çok daha iddialı, çok daha büyük hedefleri bulunduğunu belirterek, Türkiye'yi 2023 yılı için ilan ettikleri hedeflere ulaştırmakta kararlı olduklarını vurguladı.

Göreve geldiklerinde toplanan verginin, devletin faiz giderlerini dahi karşılamakta zorlandığını anlatan Erdoğan, şunları söyledi:

''Ama şu anda bizim topladığımız vergiden hamdolsun faiz giderlerini oranladığımızda yüzde 15, yüzde 16. Gerisi ne oluyor? Gerisi ise yatırımlar. Bugün bu kadar yatırımları gerçekleştiriyorsak, Cumhuriyet tarihi boyunca 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol yapılmışken, biz şu 10 sene içerisinde kalkıp da 16 bin kilometre bölünmüş yol yapıyorsak, işte bu imkanlarla bunu yapıyoruz. Bütün bu süreç içerisinde 500 bine yakın konut inşa edip, 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl vadeyle bu ülkenin insanına milletimize bunları sunabiliyorsak, bu güç bu imkan neticesinde... Yani hiçbir ülkede böyle bir sosyal devlet anlayışını göremezsiniz. Hamdolsun Türkiye bunu başardı.''


''KANAL İSTANBUL PROJESİ'NİN HAZIRLIKLARI YAPILIYOR''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerine 36 milyar lira yatırım yaptıklarını söyledi. İktidarı öncesinde devletin adeta Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerini unuttuğunu ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Sağlıkta attığımız adımlar ortada, eğitimde attığımız adımlar ortada, bunlara tek tek girecek değilim. Tüm bu adımları atarken, artık bu milletin evladı öz güvenini kazandı, ayağa kalkış böyle oldu. Gelecek bu noktada inanıyorum ki, yeni kuşaklarla çok daha farklı olacak. Bugün 444 kod numarası uygulamaya geçtiyse, 4 artı 4 artı 4 işte bütün bunlar bunun neticesindedir. Şimdi çok farklı bir kuşak, uzun aralıklı bir kesintiden sonra yeniden inşallah geliyor ve bu kuşak inanıyorum ki, Türkiye'yi geleceğe çok daha farklı hazırlayacak''

Başbakan Erdoğan, geçen 10 yılda olduğu gibi, önümüzdeki 10 yılda da Türkiye'yi bir kez daha 3 kat büyütecek ve millete verdikleri sözü yerine getireceklerini vurgulayarak, şöyle devam etti:

''İşte bakın şimdi bu yıl 29 Ekim'de, Marmaray'ın açılışına hazırlanıyoruz. 2015'te, biraz daha güneyinde, çift katlı tüp geçidin denizin altından açılışı olacak. Yine aynı yıl yetiştirmeye çalışacağız, üçüncü köprüyü bitireceğiz. Bütün bunlar adeta bir zihniyet devrimidir. Bu arada yıllık kapasitesi 100 milyon olan İstanbul Havalimanı'nı inşallah bitireceğiz. Bu arada, bu yıl içerisinde inşallah şöyle ilk çeyrekte yetiştirmeye çalışıyoruz. İstanbul kanalıyla ilgili, Kanal İstanbul *******'nin de hazırlıkları yapılıyor. Onun da ihalesini inşallah yapacağız. Bütün bunlar bir geniş ufkun, birilerinin tahayyül edemediği ufkun gerçekleştirilmesidir, bunun atılan adımlarıdır.''



MEVLANA'NIN DİZELERİNİ HATIRLATTI
Başbakan Erdoğan, Hazreti Mevlana'nın, çok sıkça kullanılan, ama üzerinde yeterince tefekkür edilmeyen bir ifadesini paylaşmak istediğini belirterek, Mevlana'nın ''Her gün bir yerden göçmek ne iyi, her gün bir yere konmak ne güzel, bulanmadan, donmadan akmak ne hoş. Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım'' dizelerini hatırlattı.

Erdoğan şöyle devam etti:

''Düne ait meselelerin, düne ait tartışmaların, yapay gündemlerin, sanal tehlikelerin tek tek gündemimizden çıktığı bir 10 yılı geride bıraktık. Son derece zorlu bir 10 yıl geçirdik. Bir yandan ülkemize, milletimize çok büyük hizmetler, çok önemli eserler ürettik, büyük yatırımlar kazandırdık. Bir yandan, demokrasiyi, milli iradeyi, kardeşliği, dayanışmayı artırmanın samimi mücadelesi içinde olduk. Bölgemizde, dünyada, itibarlı, güçlü, aktif bir Türkiye inşa etmek için gayret sarf ettik. Çok badireler atlattık, çok engellerle karşılaştık. Asla yılgınlık göstermedik, asla bıkkınlık içinde olmadık, vazgeçmedik, ertelemedik. Omzumuzda, milletin emanetini taşıyorduk ve her zaman bu emanetin kutsiyetine yaraşır şekilde hareket etmenin hassasiyeti içinde olduk.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2002 yılı ve öncesine ait birçok sorunun bugün çözüldüğünü, çözüm yoluna girdiğini ve ülkenin, milletin gündeminden çıktığını, millet için ızdırap kaynağı olan, milletin üzerinde baskı teşkil eden nice meselenin bir daha açılmamak üzere kapandığını anlatarak, Türkiye'de her anlamda çok farklı bir süreci başlattıklarını ve 10 yıl boyunca bu süreci, bu değişim hareketini kararlılıkla sürdürdüklerini kaydetti.


''BÜTÜN SALDIRILARA, TEHDİTLERE, PROVOKASYONLARA RAĞMEN HER ZAMAN ÇÖZÜMÜ SAVUNDUK''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son 10 yıl içinde, son derece samimi şekilde, tamamen kardeşlik hisleriyle terör meselesini sona erdirmek için çok önemli adımlar attıklarını belirterek, ''Bir yandan terörün bahanelerini tek tek ortadan kaldırdı. Bir yandan terör bataklığını azimle sebatla kurutmanın gayreti içinde olduk. Bir yandan, tek bir geri adım atmadan terörle mücadele ettik'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Çırağan Sarayı'nda gerçekleştirilen ASKON 8. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, şiddetin, ''fikri olmayanların ya da fikrine güveni olmayanların, arkasında halkın, milletin, desteği ve hayır duası olmayanların yöntemi'' olduğunu belirtti.

Şiddetin ulaşabileceği hiçbir yerin olmadığını, hele Türkiye Cumhuriyeti karşısında şiddetin başarı elde etme, sonuç alma ihtimali bulunmadığını ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bakın, geride bıraktığımız 10 yıl içinde, son derece samimi şekilde, tamamen kardeşlik hisleriyle terör meselesini sona erdirmek için çok önemli adımlar attık. Bir yandan terörün bahanelerini tek tek ortadan kaldırdık.

Kuruluş çalışmalarını yapıyoruz. Güneydoğu Anadolu'yu dolaşıyorum. Gittiğim her yerde söylenen şuydu; 'Olağanüstü hali kaldırın, sizden başka bir şey istemiyoruz'. Olağanüstü hali kaldırdık, bitti mi? Bitmedi. Kültürel noktada bazı talepler geldi. Halkımızla kamuoyu araştırmaları yapıyoruz oralarda ve o adımları attı. Bütün attığımız adımlar neticesinde bu iş bitti mi? Bitmedi. Çünkü bölücü terör örgütü buralardan nemalanıyor. Elde etmek istedikleri çok şey var. Bunları elde edebilmeleri için terörün devam etmesi gerekiyordu. Bir yandan terör bataklığını azimle sebatla kurutmanın gayreti içinde olduk. Bir yandan, tek bir geri adım atmadan terörle mücadele ettik. Terörle mücadele sürecinde hep yalnız bırakıldık. Yazılı ve görsel medya bu mücadelede gerekli desteği vermedi. Tam aksine terör örgütünün propagandasını yaptı, attıkları başlıklarla köşe yazarlarıyla destek verdi.''

Gerçekler çok açık ortadayken bile medyanın aynı şekilde yola devam ettiğini ifade eden Erdoğan, samimi olanların bu konuda kendileriyle irtibat halinde olduğunu, müşterek neler yapılabileceğini konusunda görüştüklerini anlattı.


''HERHANGİ BİR ÖNERİLERİ YOK''
Başbakan Erdoğan, muhalefet partilerinin de bu süreçte destek vermediğini, tam aksine köstek olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

''Anamuhalefet geliyor, görüşüyoruz. Teklifin, önerin var mı? Öneri yok. Peki ne yapmamız gerekiyor? 'Diğerleri de buna katılsın.' Onların katılıp katılmaması önemli değil. Üç arkadaşınızla geldiniz ziyarete. Biz de buyur ettik. Üç arkadaşıma talimat veriyorum. Siz de üç arkadaşınıza talimat verin. Hemen müşterek çalışma başlasın ve bu çalışma neticesinde raporu sunsunlar. Hükümet olarak yapmamız gereken neyse, yasaysa yasa, yönergeyse yönerge, genelgeyse genelge... Ne gerekiyorsa yapalım. 4-5 ay oldu hala netice yok. Ne diyorlar; 'Bu işin çözüm yeri; TBMM'dir'. TBMM'de kapalı oturumlar yaptık, açığında zaten konuşuluyor ama dürüstlük başka bir şey. Bunların bu işte yapabilecekleri, ileri sürecekleri herhangi bir öneri yok.''


''HER ZAMAN ÇÖZÜMÜ SAVUNDUK''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Milli Birlik ve Kardeşlik *******'ni, çeşitli sivil toplum kuruluşları, parlamento içindeki ve dışındaki siyasi partiler, akademisyenler ve medya ile çalışarak açıkladıklarını belirterek, bunun ardından Milli Birlik ve Kardeşlik *******'ne, ''İhanet planıdır'' diyecek kadar haddini bilmeyenlerin çıktığını söyledi.

''Adı üzerinde; milli birlik, kardeşlik. İçeriğinde ne var ihanet olarak bunu açıkla. Sadece çamur at izi kalsın'' diyen Erdoğan, bunlara rağmen vatandaşın prim vermediğini, vatandaşın hakkı ve hakikati gördüğünü, hakkın ve hakikatin yanında olduğunu dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, samimiyetle bu çalışmaları sürdüreceklerini ifade ederek, ''Bu sıkıntıyı da er veya geç Allah'ın izniyle aşacağız. Bütün saldırılara, tehditlere, provokasyonlara rağmen her zaman çözümü savunduk'' diye konuştu.
 
Elsiad, Sanayiciler İle Santral Müdürlerini Buluşturdu

Elbistan Sanayici ve İşadamları Derneği (ELSİAD), Afşin Elbistan Linyitleri (AEL) İşletmesi ile termik santrallerde ihale ve hizmet alımlarının nasıl yapıldığı, iş olanakları ve esnaf ve sanayicilerin yapması gereken yatırımlar hakkında bir seminer düzenledi.

Elbistan Sanayici ve İşadamları Derneği (ELSİAD), Afşin Elbistan Linyitleri (AEL) İşletmesi ile termik santrallerde ihale ve hizmet alımlarının nasıl yapıldığı, iş olanakları ve esnaf ve sanayicilerin yapması gereken yatırımlar hakkında bir seminer düzenledi.

Seminere konuşmacı olarak Afşin-Elbistan Linyitleri (AEL) İşletme Müdürü Ahmet Yaldız, Afşin-Elbistan A Termik Santrali Müdürü Faik Sağlam ve Afşin-Elbistan B Termik Santrali Müdürü İbrahim Şehirlioğlu konuşmacı olarak katıldılar.

Seminere ELSİAD Başkanı Emin Polat, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Paksoy, esnaflar ve sanayiciler katılırken, ilk konuşmayı A Termik Santrali Müdürü Faik Sağlam yaptı.

Özellikle doğrudan alımlarda Afşin ve Elbistan’a büyük önem verdiklerini ifade eden Faik Sağlam, “Bizim doğrudan temin yoluyla ortalama 109 dosyamız işlem görüyor. Bu işleme göre 109 tane dosyamızın yaklaşık 200 bin TL civarında bir parasal değeri var. Ancak biz bu 109 dosyadan maalesef 100 bin TL’sini içeride değerlendiriyoruz, geriye kalan kısmı yine doğrudan temin olmasına karşın dışarı gidiyor. Sizlerin bunu sorgulaması lazım. Biz doğrudan temin diye piyasaya çıktığımız noktada niçin malı buradan temin edemiyoruz, Adana’dan, Mersin’den, Ankara’dan veya bir başka yerden temin ediyoruz. Tartışılması gereken mesele bu. Yoksa bugün dediğimiz gibi Elbistan’dan veya Afşin’den, bu iki ilçeyi birbirinden ayırmadan bahsedilen doğrudan temin alışveriş türünden bölgeye özellikle bir özenimiz söz konusudur. Ama bu özenimizin karşılığını alamadığımız zaman bizler bir kapıya bir kere geliriz, ikinci kez geliriz uyarırız, ikinci kez olduğu zaman o kapı artık bizim için kapanmış demektir. Çünkü bizim yaptığımız işler zamana dayalı, 7 gün 24 saat çalışan bir tesis olduğumuzdan dolayı bizim için bazı malzemeler otobüsle gelmek zorundadır, bazen süresinde gelmek zorundadır. Bunu böyle algılamayan esnafla çok fazla çalışma şansımız olmuyor” dedi.

Daha sonra sözü alan AEL İşletme Müdürü Ahmet Yaldız ise, kömür işletmesi veya santrallerde kullanılan malzemelerin özel malzemeler olduğunu belirterek, Afşin-Elbistan Bölgesi’ndeki sanayinin az gelişmiş olması nedeniyle de bölgeden temin edilen malzemelerin kısıtlı olduğunu söyledi.

Yaldız, şunları söyledi:

“Bölgeye yeni kurulan sanayi kuruluşlarının da santrallerle diyalogunun eksik olması, santrallerin ihtiyaçlarının teminin bu tür problemlerin yaşanmasına sebep olmaktadır. İnşallah bu toplantı bu eksiklikleri gidermeye yönelik olur. Sanayiciler, santrallerin ve işletmelerin malzeme ihtiyaçlarına göre gerekli düzenlemeleri yaparak bu sorunların çözülmesinde yardımcı olmaları gerekir. 2012 yılı sonu itibariyle yaklaşık 17 milyon TL’lik bir yatırım harcaması yapılmış. 2013 yılında Afşin-Elbistan Bölgesi’nde bizim işletme olarak yapacağımız yatırım 59 milyon TL. Bu rakam sadece yatırım amacıyla kullanılacak paradır. Satın alma, inşaat, mubayaa ve günlük doğrudan teminler bunun içinde değil. Onun yaklaşık değeri 150 milyon TL. Toplam da yaklaşık 210 milyon TL 2013’de bir hedef programı var işletmemizin. Doğrudan teminle ilgili olarak 2012 yılı içerisinde Elbistan’da hangi firmalardan ne alınmış firma bazında fatura tarihi ve fatura tutarları dosyada mevcut. Bunların oranlarını verecek olursak yüzde 88 oranında Elbistan’dan alım yapmışız. Yüzde 3 oranında Afşin’den, yüzde 9 oranında Kahramanmaraş’tan, geri kalan kısmı da çevre vilayetlerden alınmış. Yani söylendiği gibi Afşin-Elbistan’dan malzeme alınmıyor değil. Çünkü biz belgeye dayalı konuşuruz, biz hesap adamıyız, belgeye dayalı konuşmadığımız zaman hata yaparız.”

Afşin-Elbistan B Termik Santrali Müdürü İbrahim Şehirlioğlu ise, şunları söyledi:

“Santralimizde 700 tane hizmet alımı çalışanı, 550 tane de işçi ve memur var. Geçen sene 57 milyonluk dış hizmet satın almışız. Bunun içinde malzeme ve hizmet alımları da var. Arkadaşlarımızın söylediklerine de yüzde 90 katılıyorum.”

Konuşmaların ardından müdürler, sanayiciler ve esnaflardan gelen soruları yanıtladılar.



 
Hurşit Tolon"dan Tutukluluğun İlk Yılına İlişkin Açıklama

Emekli Orgeneral Ahmet Hurşit Tolon, tutukluluğunun birinci yıl dönümünde yaptığı açıklamada, “Artık yargılandığım mahkemeden adil bir kararın çıkmasını beklemiyorum” dedi.

Emekli Orgeneral Ahmet Hurşit Tolon, tutukluluğunun birinci yıl dönümünde yaptığı açıklamada, “Artık yargılandığım mahkemeden adil bir kararın çıkmasını beklemiyorum” dedi.

“Ergenekon" davasında daha önce 7 ay tutuklu kalıp serbest bırakıldıktan sonra, ikinci kez tutuklanan Emekli Orgeneral Ahmet Hurşit Tolon, tutukluluğunun birinci yılına ilişkin açıklama yaptı. Emekli Orgeneral Tolon, “Bugün kamuoyunda sözde 'Ergenekon Terör Örgütü' olarak bilinen davada daha önce 7 ay tutuklu kalıp serbest bırakıldıktan sonra, Mahkemece ikinci kez tutuklanışımın yıl dönümü. Ben, 1 Temmuz 2008 tarihinde gözaltına alındıktan sonra, 6 Temmuz 2008 tarihinde ‘Silahlı Terör Örgütü Kurmak ya da Yönetmek’ iddiasıyla ilk kez tutuklandım. 7 ay tutuklu kaldıktan sonra, önce ‘dosyada mevcut delil durumu itibarıyla suç şüphesi ortadan kalktığı’ gerekçesiyle İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesi naip hakimi tarafından tahliye edildim. Daha sonra, bu karara belli çevrelerin amaçları doğrultusunda yürütülen bir karalama kampanyasının eşliğinde soruşturma savcılığınca yapılan itiraz üzerine, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi heyetince sadece gerekçe yönünden kısmi değişiklik yapıldı ve neticeten ‘kaçma ve delilleri karartma şüphesi altında bulunmadığım’ gerekçesiyle tahliye kararıma vaki itiraz reddedildi. Ancak, aradan bir süre geçtikten sonra tahliyeme karar veren Hakim Sn. Necat Ede, bir başka sanıkla ilgili tahliye talebini değerlendirdiği sırada kurumsal baskı altında olduğunu belirterek, davadan çekilmek zorunda bırakıldı ve ardından, özel yetkileri alınarak Bakırköy Adliyesine düz Hakim olarak atandı” ifadelerini kullandı.



"İTHAMLARIN ASILSIZ OLDUĞU KAMUOYUNUN ÖNÜNDE BİR KEZ DAHA KANITLANDI"

Tutuksuz olarak devam eden 2.5 yıllık yargılama sürecinde, duruşmalara katılma zorunluluğunun bulunmamasına rağmen celselere dahi birçok kez katıldığını belirten Emekli Orgeneral Tolon, “Bu süre zarfında adli kontrol tedbirine hiçbir riayetsizliğim de söz konusu olmadı. Bu süreçte Mahkeme; Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT, Jandarma Genel Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’na müzekkere yazarak, iddia edilen örgütün varlığına ilişkin varsa bilgi ve belgeleri göndermesini istedi. Devletin en üst istihbarat birimleri 'benim bilgim yok, tespit etmedim' yanıtlarını verdi; hatta gönderilen bir örgüt şemasına 'deli saçması' tanımı yapıldı. Sadece tedarik edilmiş birkaç hükümlü ve gizli tanık ile yandaş medya kalemşörleri dışında, sözde örgütü ne gören, ne duyan, ne de bilene rastlanmadı. Ben, aradan ancak 3.5 yıl geçtikten sonra mahkeme huzurunda nihayet kendimi ifade etme olanağına kavuştum. Mahkemede, somut delillere dayalı olarak yaptığım ayrıntılı savunmam ve avukatlarımın yaptığı hukuksal açıklamalar çerçevesinde, iddia makamının tarafıma yönelttiği tüm ithamların asılsız olduğu tereddüde mahal bırakmayacak şekilde kamuoyunun önünde bir kez daha kanıtlandı. Gerçekten, iddianamede tarafıma yöneltilen suç isnatları Anayasa ile her ferde tanınan yasal hakların icrasından ibaretti. Nitekim, İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesi’nce daha önce verilip, kesinleşen 06 Şubat 2008 tarihli kararda; katıldığım tüm toplantılar ve sivil toplum faaliyetlerinin anayasal hakların icrasından ibaret olduğu; telefon konuşmalarımda herhangi bir suç unsurunun bulunmadığı; aramalarda ele geçirilen belgelerin görevim gereği tarafımca düzenlenmiş ya da şahsıma gönderilmiş belgeler olduğu ve gizliliği bulunmadığı gibi herhangi bir suç unsuru da ihtiva etmediği açıkça ifade edilmiştir” dedi.



MAHKEMEYE ELEŞTİRİ

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un 06 Ocak 2012 tarihinde tutuklanmasından 4 gün sonra kendisinin de ikinci kez tutuklandığını ifade eden Tolon, şunları söyledi:

“Ancak, ne tesadüftür ki; eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un 06 Ocak 2012 tarihinde tutuklanmasından sadece 4 gün sonra, mahkeme dosya kapsamında tutuklanmamı gerektirebilecek hiçbir olumsuz gelişme bulunmamasına rağmen, 10 Ocak 2012 tarihinde iddia makamının talebi üzerine bu kez 'terör örgütü kurmak ya da yönetmek' isnadından vazgeçerek 'cebir ve şiddet kullanarak T.C. hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belgeleri veya vesikaları temin etmek' isnadı ile yeniden tutuklanmama karar verdi. İşin en acı yanı, mahkemenin yeni delil diye tutuklama kararına sözde gerekçe olarak gösterdiği belgeler, avukatlarımın ısrarlı talebi üzerine tutuklanmamın üzerinden ancak 2 gün geçtikten sonra dosyaya konuldu. Belgeye bir de baktık ki; mahkemenin devlet sırrı olduğunu ileri sürdüğü gizli belgeler, Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü’nün 14 Aralık 2010 tarihli yazısı ile yürürlükten kaldırılan talimat ve yönergelerdenmiş. Düşünebiliyor musunuz; avukatlarım bu belgenin gizliğinin 2009 yılında kaldırıldığından, aynı mahkemede görülen 2010/106 Esas No’lu dosyaya 2011 yılında Başbakanlıktan gelen cevabi yazı içeriği ile haberdarlar; ancak mahkeme bundan haberdar değil. Çünkü mahkeme, Türk Milleti adına karar vermekle yükümlü olmasına rağmen maalesef tarafsız ve bağımsız hareket edemediği için sadece o celse hakkımda peşinen verilmiş tutuklama kararını yüzüme tefhim ederek yargılama görevini yerine getirdiğini düşünüyor! Ancak, Anayasa’da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tutuklamayı gerektiren kuvvetli suç şüphesinin, kaçma ya da delilleri karartma şüphesinin somut olguya dayandırılması gerektiğini reddediyor. Üstelik, gizli olduğu ileri sürülen belge de, oğluma ait evde yokluğunda kapısının kilidi kırılarak yapılan yasa dışı arama sırasında bulunduğu ileri sürülen, ancak arama tutanaklarında her nedense yer almayan Elba marka 2 No’lu düzmece CD’nin içerisinde yer alıyor. Gerçekten, dosya kapsamına baktığımızda, şahsıma isnat edilen tüm suçlamaların oğluma ait evde yokluğunda yapılan bu yasa dışı arama sırasında bulunduğu ileri sürülen Elba marka 2 adet CD’ye dayandırıldığı açıktır.”



"BİLGİ KİRLİLİĞİYLE DÜZMECE DELİLLERİN ÖRTBAS EDİLMESİNE ÇALIŞILMIŞTIR"

Tolon, mahkemenin, kendisiyle ilgili aramalarda elde edilen toplam CD sayısından 3 adet daha fazla CD’nin bulunduğunu söyleyerek, “Yargılamanın bu aşamasına kadar halen daha kanıtlayamadığı gibi, iddianamede suçlamaların sözde delili olarak gösterilen bu CD’lerin imajlarını da dosyaya ibraz etmeyerek savunma hakkımızı açıkça kısıtlamaktadır. Ayrıca, iddianamedeki anlatıma göre, şahsımla ilgili aramalarda el konulan toplam belge sayısından 317 adet daha fazla belgenin bulunduğu ileri sürülmesine rağmen, bu fazlalığın neden kaynaklandığı da halen daha açıklığa kavuşturulmamıştır. Nitekim, talebimiz üzerine mahkeme tarafından Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bu hususlar sorulmuş ise de, ilgili makamlar tarafından söz konusu sorulara somut bir yanıt verilmek yerine, bilgi kirliliği yaratılarak düzmece delillerin örtbas edilmesine çalışılmıştır. Buna dayalı olarak, Mahkemeden, konunun aydınlığa kavuşturulması için ilgili Emniyet Müdürlüklerine yeniden müzekkere yazılmasına ve düzmece suç delili yaratan kolluk görevlileri hakkında derhal yasal işlem başlatılmasına ilişkin talep de bulunulmuş ise de, bu taleplerimiz de maalesef reddedilmiştir” dedi.

İkinci tutukluluğunun da birinci yılını tamamladığı vurgulayan Tolon, “Emniyet görevlileri tarafından yapılan yasa dışı arama ve düzmece suç delilleriyle ilgili olarak oğlum Ali Tolga Tolon tarafından daha önce yapılan suç duyurusunun yanı sıra, avukatlarım tarafından yapılan suç duyurusu da savcılık tarafından jet hızıyla değerlendirilerek 'Halen devam eden dava ile ilgili olduğu gerekçesiyle Kovuşturmaya Yer Olmadığına' dair kararlarla neticelendirilmiştir. Görüldüğü üzere yargılamanın ulaştığı bu aşamada tutukluluğumun devamını gerektirebilecek somut hiçbir delil bulunmamasına rağmen, ikinci tutukluluğumun da birinci yılını tamamlamış bulunmaktayım. Bu durumda artık yargılandığım mahkemeden adil bir kararın çıkmasını beklemiyorum. Nitekim, mahkemenin, son olarak iddia makamının bugüne kadar gösterdiği tüm tanıkları dinlemesine rağmen, sıra savunma tarafına gelince aralarında tarafımca dinlenilmesi talebinde bulunulan tanıkların da yer aldığı toplam 778 tanığının dinlenilmesi talebini reddetmesi de, maddi gerçeğe ulaşmak yerine düzmece deliller ve etkin pişmanlıktan istifade etmek isteyen gizli tanıklarla, sanal bir terör örgütü yaratma çabası içerisinde hareket ettiğini ortaya koymuştur. Geçmişime baktığımda yasa dışı hiçbir faaliyetim olmadan TSK’da 43 yıl fiilen ülkesine ve milletine onurla ve gururla hizmet ettikten sonra, şimdi pek çok suçsuz ve günahsız insanla birlikte tutsaklığımı ya da rehineliğimi sürdürdüğümü görüyorum” ifadelerini kullandı.



"KENDİ KENDİME 'SUÇUM NE' DİYE SORDUĞUMDA..."

Emekli Orgeneral Ahmet Hurşit Tolon, açıklamasını şöyle bitirdi:

“Üzülerek söylemem gerekirse, Silivri’de cereyan eden olağandışı yargılamaya paralel olarak, ülkemizde son olarak gelinen noktaya bakıp, kendi kendime 'Suçum ne' diye sorduğumda; yaşantım boyunca Atatürk ilkelerine bağlı kalarak, ülkemizin bağımsızlığını ve bölünmez bütünlüğünü savunmak ve ulusumuzun ve TSK’nın onurunu korumak için verdiğim haklı mücadele olduğu yanıtına ulaşıyorum. Söz gelimi; 2003 yılında, Türk askerinin başına Irak’ta çuval geçirilmesi hadisesi karşısında, o sırada ABD’de yapılacak ırak merkezi kuvvetler komutanının devir teslim askeri törenine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni temsilen katılmaksızın, bu son derece çirkin davranışı bir basın açıklamasıyla kınayarak, eşimle birlikte derhal ülkeme geri dönmem ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün beş özel harekat mensubu güvenlik görevlisinin, Türkiye’den Bağdat’a, büyükelçiliğimizin korunması amacıyla giderken, BM kararları doğrultusunda ABD’nin kontrolü ve sorumluluğu altında bulunan Musul yakınlarında haince pusuya düşürülerek şehit edilmesi karşısında, duygu ve düşüncelerim sorulduğunda 'biz de, bunu not ediyoruz' şeklinde açıklamada bulunmam, bu davranışlarıma örnek olarak gösterilebilir. Anlaşılan odur ki; bu açıklamalarım bazı iç ve dış çevreleri rahatsız ederek tutsaklığımın, hukuksal olmasa da, fiili koşullarını yaratmaya yetmiştir.”


 
12 Ocak

thumb_IPTVTARIHTEBUGUN_0274_060120121041790157_R_EKO_06012012104104_oguzcelikkol.jpg


2010-İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un Büyükelçi Oğuz Çelikkol ile yaptığı görüşmedeki tutumu iki ülke ilişkilerinde
gerginliğe yol açtı.

thumb_IPTVTARIHTEBUGUN_0272_060120121040464437_R_EKO_06012012104038_lunaay.jpg


1959-Sovyet uzay aracı Luna, güneş çevresindeki yörüngesine yerleşti. Luna yerçekiminden kurtulan ilk uzay aracı oldu.

thumb_IPTVTARIHTEBUGUN_0270_060120121040144375_R_EKO_06012012104019_askeriekipman.jpg


1952-ABD yönetimi, Marshall Planı çerçevesinde Türkiye'ye 58 milyon dolarlık askeri yardım yapılmasını onayladı.

thumb_IPTVTARIHTEBUGUN_0269_060120121040449425_R_EKO_06012012103956_fevzicakmak.jpg


1944-Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak yaş haddinden emekliye ayrıldı, bu göreve Kazım Orbay getirildi.

thumb_IPTVTARIHTEBUGUN_0268_060120121039690885_R_EKO_06012012103934_ataturk001.jpg


1934-Osmanlı devleti ile Sevr Antlaşması'nı imzalayan Yunanistan'ın eski başbakanı Elefterios Venizelos, Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi.
 
1932 Paris suikastı

Fransa tarihinin en büyük suikasti 1932 yılında düzenlendi Cumhurbaşkanı Doumer, herkesin gözü önünde öldürüldü


25659793876.jpg



PKK'lı üç kadının Paris'te öldürülmesiyle şaşkına dönen Fransa, 1932'de yine Paris'te olan bir suikastla adeta sarsılmıştı. Fransa tarihinin en büyük suikastıydı. Cumhurbaşkanı Paul Doumer herkesin gözü önünde öldürülmüştü... Savaşta dört oğlunu kaybetmiş olan Doumer, eski askerler tarafından Salomon de Rothschild Oteli'nde düzenlenen bir kitap fuarını gezmeye gitmişti.

ARKADAN 5 EL ATEŞ ETTİ

Tarih 6 Mayıs, saat 15:3O sularıydı. Cumhurbaşkanı Domuer, Türkiye'de çok iyi tanınan ve halen Eminönü'ndeki bir caddede Klodfarer ismiyle hatırası yaşayan yazar Claude Farrere ile sohbet ediyordu. Arkasından yaklaşan bir saldırgan aniden 1910 yapımı Browning FN model silahını çekti ve Cumhurbaşkanı'na 5 el ateş etti. İki kurşun başına, bir kurşun göğsüne, bir kurşun da koltuk altına isabet etti. Beşinci kurşun da Claude Farrere'e isabet edip onu yaralamıştı. Farrere saldırganın kolunu tutmak istemiş, onunla boğuşmuştu. Üzerinde başka dolu silahlar da olan saldırgan kaçarken Fransız Emniyeti Genel Müdürü tarafından yakalandı.

SALDIRGAN DOKTOR ÇIKTI

Saldırganın ismi Pavel Timofeyeviç Gorgulov'du. 37 yaşındaydı, Beyaz Rus milliyetindendi ve tıp doktoruydu. Rusya'dayken Beyaz Ordu saflarında Ekim Devrimi'ne ve Kızıl Ordu'ya karşı savaşmış, sonra da "Yeşil Kardeşliği" isimli faşist bir örgüt kurma çabasına girmişti. Garip birisiydi, Çekoslavakya'dan sınır dışı edilmiş, Fransa tarafından oturma başvurusu reddedilmişti; geçici olarak Monaco'da ikamet ediyordu. Gorgulov'a göre, Fransa Sovyetler Birliği'ne düşman gibi davranmıyor ve komünizme göz yumuyordu. Fransız Cumhurbaşkanı'nı hedef seçmesinin nedenini, Fransa ile Sovyetler'in arasını bozmak olarak açıklıyordu.

KATİL AMACINA ULAŞIYORDU

CumhurbaşkanI Paul Doumer, siyasete radikal sol hareket mensubu olarak girmişti. Belli ki, katil Doumer'i hedef seçerken bunu göz önüne almıştı. Doumer hemen hastaneye kaldırıldı ama sabaha karşı öldü. Ölüm haberini alan Fransızlar, Paris'teki Rus kafelerinin önünde protesto gösterileri yapınca polis önlem aldı. Az kalsın Gorgulov'un arayı bozma isteği, üstelik de devletler değil halklar arasında gerçek oluyordu. Gorgulov'un mahkemesi 3 gün sürdü. Deli olduğunu söyledi ama kabul edilmedi. Üzerinden çıkan hatıra defterinde Lindberg'in oğlunu kaçıran kişinin kendisi olduğu yazıyordu. Atlantik Okyanusu'nu ilk geçen kişi olan Lindberg'in oğlu aynı yıl Mart ayında kaçırılmış, fidye istenmiş ve sonunda da çocuk öldürülmüştü. Bütün dünyayı sarsan bir olaydı. Gorgulov gerçekten ya deliydi ya da yapacağı eylem için her şeyi planlamıştı. 14 Eylül 1932'de giyotinle idam edildi. Kafası kesilmeden önce son sözleri olarak "Rusya benim ülkem" diye bağırdı.


TAYFUN ER
 


12 Ocak 1876: Yabanın, insanın ve sosyalizmin yazarı Jack London doğdu

Jack London'un doğduğu 1876 yılı, Amerikan tarihinin en zengin dönemlerinden biridir: Batıya hücum bir destan niteliğini kazanırken, Amerika Birleşik Devletleri Avrupa karşısında bağımsızlığına kavuştu ve bu tarihten sonra olağanüstü bir sanayi kalkınması başladı. Ne var ki bu ekonomik büyüme, bankalar tarafından iflâsa sürüklenen küçük çiftçilerin ve giriştikleri grevler şiddetle bastırılan işçilerin sırtına dayanılarak gerçekleşiyordu. Jack London'ın hayatı kapitalizmin krizlerinin ve zulmünün içinde geçti. San Francisco'da, çok yoksul bir ailede dünyaya gelen J. London, daha 11 yaşındayken çalışmak zorunda kaldı. Serüven hevesiyle önce denizci, Büyük Kuzey'de altın arayıcısı oldu, sonra Mançurya'ya savaş muhabiri olarak gitti, gazetecilik yaptı. Üniversitede geçirdiği kısa bir dönem ona edebiyatı tanıma olanağını verdi ve roman yazmağa heveslendi. Böylece yazıp yayımladığı elli kadar kitabın başarısıyla zengin oldu. Ama alkolizme sürüklenerek hastalandı ve sonunda, kırk yaşındayken, 22 Kasım 1916'da Kaliforniya'daki görkemli villasında intihar etti.
Jack London her şeyden önce, özellikle gençler için serüven romanı yazan bir yazar olarak tanınır. Gerçekten de, eserlerinin büyük bir kısmı eski arkadaşlarının, deniz adamlarının veya yerleşmek için Alaska'ya akın edenlerin hırslı yaşantısını anlatır. Romanlarında vahşi doğa tasvirleri çok etkileyicidir; eserlerinde insana ilişkin konuları da sıklıkla ele almış, insanın evrimini o zamanlar kabul edilen teoriye uygun, son derece çarpıcı bir şekilde ele almıştır.
Jack London, aynı zamanda yeteneğini ve deneylerini, savunduğu dava uğrunda kullanan inanmış bir sosyalisttir; bu amaçla yazdığı eserler az tanınmış olmakla birlikte diğerleri kadar ilgi çekicidir. Bunlarda paraya tapan bir toplumun kurbanı küçük insanların acıklı ve mutsuz evrenini anlatır. Romanlarının kahramanları, açlıktan ölmemek için ister istemez yasa dışı bir yaşama mahkûm edilmiş işsizler ve serserilerdir.
Jack London bu siyasal tutumunu Nisan 1896'da Sosyalist İşçi Partisi'ne girerek gösterdi. 1901'de Sosyalist İşçi Partisi'ni bırakıp yeni kurulan Amerikan Sosyalist Partisi'ne girdi. 1896'da San Francisco Chronicle gazetesi, Oakland Hükümet Konağı bahçesinde geceleri halka sosyalizm üzerine konuşmalar yapan 20 yaşındaki London'ı yazıyordu.
Bu faaliyetlerinden ötürü 1897 yılında tutuklandı. Önce 1901'de, daha sonra da 1905'te Oakland'ın belediye başkanlığına aday oldu ancak seçilemedi. 1906'da sosyalizm üzerine konuşmalar yapmak üzere ülke gezisine çıktı ve sosyalizm üzerine makale derlemelerini yayınladı. Savunduğu fikirleri, grevlere ve protesto yürüyüşlerine katılarak eylem alanında da göstermiştir.
 
Ayasofya’da Katolik Ve Ortodoksların Birleşme Ayini Yapıldı (1452)

icerik.jpg





Tarihte bugün yaşanan olaylar arasında; Gaznelilerin kurucusu Alptigin’in Gazne’yi ele geçirmesi, Ayasofya’da Hırıstiyan dünyasını birleştirme ayini, Son İstiklal Savaşı gazilerinden Ömer Küyük’ün vefat etmesi var…

GÜNÜN OLAYI

Son İstiklal Savaşı Gazilerinden Ömer Küyük Vefat Etti (2006)

Kurtuluş savaşının hayattaki son üç gazisinden birisi olan nişancı er Ömer Küyük Çorum’un İskilip ilçesi Çatkara köyünde 106 yaşında iken vefat etti. Son üç gazinin yaşamı ile ilgili bir belgesel hazırlanmıştı. Gazi Ömer Küyük, kendisi ile yapılan son söyleşi de, “Bu vatanın kıymetini iyi bilin, bundan sonrası size düşüyor” demişti.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Alptigin Gazne Şehrini Ele Geçirdi (963)

Samanoğlu Devletinin üst dereceli komutanlarından Alptigin 12 Ocak 963 tarihinde Gazne Şehrini ele geçirdi. Samanoğlu Devleti ile arası açılan Alptigin burada meşhur Türk-İslam devletlerinden Gaznelilerin temellerini attı. Gazneliler Türk devleti özellikle Sultan Mahmut zamanında Hindistan bölgesinde İslamiyet’in yayılması için büyük çaba harcamıştı.

Ayasofya’da Katolik Ve Ortodoksların Birleşme Ayini Yapıldı (1452)

Fatih’in İstanbul’u almak için büyük hazırlıklara girişmesi Bizans İmparatorunu endişelendirdi. Bizans İmparatoru Konstantin Dragenez Avrupa’dan yardım alabilme ümidiyle Ayasofya’da 12 Ocak 1452’de bir birleştirme ayini yaptırdı. Halkın büyük tepkisi ile karşılaştı. Halk ‘’İstanbul’da kardinal serpuşu (başlık) görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz’’diye tepkisini dile getirdi. Bizans halkının Latinlerden nefret etmelerinde en büyük etken IV.Haçlı seferinde Haçlıların İstanbul’da yaptıkları olumsuzluklardan alınan ders etkiliydi.

Safeviler Bağdat’ı Ele Geçirdiler (1624)

IV.Murat’ın saltanatının ilk yıllarında İran Savaşları devam ediyordu. Bu savaşlar esnasında 12 Ocak 1624’te Safeviler Kanuni Sultan Süleyman zamanında fethedilen Bağdat’ı ele geçirdiler. Bağdat tekrar ancak IV.Murat’ın 1638 Bağdat seferi ile geri alınabildi.

Son Osmanlı Mebuslar Meclisi Toplantısı Başladı (1920)

Sivas’ta oluşturulan Temsil heyetinin istekleri doğrultusunda Meclis-i Mebusan’ın açılmasına karar verildi. Seçimler yapılarak 12 Ocak 1920 tarihinde Meclis-i Mebusan son kez açıldı. Misak-ı Milli kararlarının alınması üzerine İtilaf Devletleri işgalcileri Meclis_i Mebusan’ı bir daha açılmamak üzere kapattılar.

Mareşal Fevzi Çakmak Genelkurmay Başkanlığından Emekli Oldu (1944)

Mareşal Fevzi Çakmak 1922 yılından beri yürüttüğü Genelkurmay Başkanlığı görevinden 12 Ocak 1944 tarihinde yaş haddinden (68 yaşında) emekli oldu. Sakarya Savaşından sonra Mustafa Kemal’in isteği ile Mareşallik rütbesi verilmişti. Mustafa Kemal’in ölümü ile kendisine Cumhurbaşkanlığı teklif edilmiş fakat o bu teklifi bulunduğu makamı kullandığı söylentilerine mahal vermemek gerekçesiyle kabul etmemişti.

Mehmet Ali Ağca Yanlışlıkla Tahliye Edildi (2006)

Kamuoyunda Rahşan affı olarak adlandırılan af yasasından yararlanan Mehmet Ali Ağca 12 Ocak 2006 tarihinde tahliye edildi. Ancak yargıtayın tahliye kararını bozması üzerine tekrar tutuklanan Mehmet Ali Ağca 2010 yılına kadar cezaevinde kaldı.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1923. Paris’te Pasteur Enstitüsü’nde tetanosa karşı serum geliştirildi.

1934. Osmanlı devleti ile Sevr Antlaşması’nı imzalayan Yunanistan’ın eski başbakanı Elefterios Venizelos, Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.

1952. ABD yönetimi, Marshall Planı çerçevesinde Türkiye’ye 58 milyon dolarlık askeri yardım yapılmasını onayladı.

1959. Sovyet uzay aracı Luna, güneş çevresindeki yörüngesine yerleşti. Luna yerçekiminden kurtulan ilk uzay aracı oldu.

2000. Hükümeti oluşturan partilerin genel başkanları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, idama mahkum edilen terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan hakkında verdiği ihtiyati tedbir kararına uyulmasını kararlaştırdılar.

2006.Mina, Suudi Arabistan'da şeytan taşlama sırasında çıkan kargaşada 362 hacı adayı öldü.
 
Başbakan'dan önemli açıklamalar

Başbakan Erdoğan, ASKON 8. Genel Kurulu'nda işadamlarına hitap etti.

458492471662.jpg


ASKON Genel Kurulu'nda konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande'a sert eleştirilerde bulundu. Hollande'ın "Paris'te öldürülenlerden bazılarıyla düzenli olarak görüşüyorduk" sözünü hatırlatan Başbakan Erdoğan, "Bu görüşmelerin amacı mutlaka dünyaya anlatılmalıdır" dedi.

"Terör sorunun çözümünde son 10 yılda çok şey yaptık, çok çaba sarf ettik ama hep yalnız bırakıldık" diyen Başbakan, İmralı görüşmeleriyle başlayan yeni süreç için "Umutluyuz ama aynı zamanda temkinliyiz" diye konuştu.

"Bu işin çözüm yerinin TBMM olduğunu söyleyenlerin bir önerisi yok" diyen Başbakan Erdoğan, terör sorunun çözümü amacıyla yapılan İmralı görüşmelerine de değindi.

'UMUTLUYUZ VE TEMKİNLİYİZ'
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:;

"Buradan bir kez daha ifade ediyorum; Allah'ın izniyle bu mesele çözülecek... Bugün ya da yarın, er ya da geç, Türkiye'nin huzuruna, kardeşliğine, büyümesine ve kalkınmasına ayak bağı olan bu cerahat mutlaka sökülüp atılacak. Şu anda devam eden süreçte kararlılıkla yol alıyoruz. Umutluyuz, iyimseriz, sürece olumlu bakıyoruz; ama aynı zamanda temkinliyiz ve dikkatliyiz.''

HERŞEY OLABİLİR
Başbakan Erdoğan, 3 PKK'lının Paris'te öldürülmesi konusunda ise "Süreci sabote etmeye yönelik bir girişim de olabilir, örgüt içi bir hesaplaşmada olabilir" şeklinde konuştu.

'BDP'NİN İŞİNE GELMEDİ'
BDP'nin bu konudaki tavrına da tepki gösteren Başbakan Erdoğan, 'Bbölücü terör örgütünün uzantısı siyasi partinin ilk andan itibaren hükümeti ve devleti suçlamaya başladı.... Örgüt içi bir hesaplaşma olabileceği ihtimalini sorgusuz sualsiz reddettiler. Niye? İşlerine gelmedi, ucu onlara dokundu. Sorumsuzca devleti, hükümeti itham ettiler. Allah aşkına soruyorum: Bu terör örgütü, pirüpak bir örgüt müdür? Bugüne kadar hiç mi böyle infazlar yapmadı?'' diye sordu.

'HOLLANDE O GÖRÜŞMELERİ AÇIKLASIN'
Fransa'dan olayı derhal aydınlatmasını isteyen Başbakan Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande'ın "Paris'te öldürülenlerden bazılarıyla düzenli olarak görüşüyorduk" sözleriyle ilgili ise sert konuştu,

Başbakan, "Fransa Devlet Başkanı, bu terör örgütü mensuplarıyla neden görüştüğünü, ne görüştüğünü, hangi tasarım dahilinde bu teröristlerle iletişim halinde olduğunu da derhal Fransız, Türkiye ve dünya kamuoyuna açıklamalıdır'' dedi.
 
147594.jpg


Tarihin eşiğinde

Turkcell'in sponsorluğunda büyük başarılara imza atan Çağla Büyükakçay ve Marsel İlhan Avustralya Açık'ta ana tabloya çok yakın.

Bugün 3. tur karşılaşmasına çıkacak olan iki başarılı sporcumuz kazanırsa ismini ana tabloya yazdırıp, tarihe geçecek.
MARSEL İlhan bugün Danimarka'dan Bemelmans'la karşılaşacak. Çağla Büyükakçay ise Ukraynalı Kichenok'ı 2-0 mağlup ederek 3. tura yükseldi. Büyükakçay da bugün Tsurenko'yla karşı karşıya gelecek.
 
Tarihte bugün/12 Ocak

12 Ocak, Gregoryen Takvimi'ne göre yılın 12. günüdür.

Olaylar

1875 - Beyoğlu'nda Tünel işletmeye açıldı. Tünel, 1863'de Londra'da hizmete giren yeraltı toplu taşıma sistemlerinden sonra inşa edilen dünyanın en eski 2. yeraltı toplu taşıma sistemidir.
1915 - ABD Temsilciler Meclisi kadınların da oy kullanması yönündeki kanun teklifini reddetti.
1923 - Paris'teki Pasteur Enstitüsü'nde tetenoza karşı serum geliştirildi.
1920 - Son Osmanlı Mebusan Meclisi İstanbul'da görüşmelere başladı.
1930 - Anadolu halk oyunları ilk kez filme alındı.
1932 - Hattie W. Caraway, Amerika Birleşik Devletleri senatosuna seçilen ilk kadın politikacı oldu.
1933 - Dahili İstikraz (İç Borç) Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
1934 - Yunanistan'ın eski başbakanı Elefterios Venizelos, Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi.
1940 - II. Dünya Savaşı: Rusya, Finlandiya'yı bombalıyor.
1943 - İlk defa kurulan İstanbul Mıntıka Sanayi Birliği ilk toplantısını yaptı.
1944 - Genel Kurmay'da ilk devir teslim; Mareşal Fevzi Çakmak yaş haddinden emekliye ayrıldı, yerine Kazım Orbay atandı.
1945 - II. Dünya Savaşı: Sovyet birlikleri Doğu Avrupa'da Nazi güçlerine karşı atağa geçti.
1951 - Uluslararası Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi yürürlüğe girdi.
1952 - ABD yönetimi, Marshall Planı çerçevesinde Türkiye'ye 58 milyon dolarlık askeri yardım yapılmasına onay verdi.
1958 - İstanbullu kadınlar Türk Kadın Partisi'nin kurulmasına, "Onurumuz erkeklerinkinden çok yüksek olduğundan siyasette başarılı olamayız" diyerek karşı çıktılar.
1959 - Sovyet uzay aracı Luna yılında bugün güneş çevresindeki yörüngesine yerleşti. Luna yerçekiminden kurtulan ilk uzay aracı oldu.
1961 - Siyasi partilerin faaliyetine izin verildi.
1966 - Lyndon B. Johnson, Amerika Birleşik Devletleri'nin, komünist saldırganlık sona erene kadar Güney Vietnam'da kalacağını açıkladı.
1966 - Fikir suçlarının da af kapsamına alınması istendi. 19 Temmuz günü Meclis'ten çıkan Af Kanunu'nda 141. ve 142. madde "suçluları" af kapsamı dışında bırakıldı. Vergi ve döviz kaçakçılığı suçları da af kapsamına alınmıştı.
1967 - Dr. James Bedford, gelecekte tekrar canlandırılmak üzere, kriyojenik olarak dondurulan ilk insan oldu.
1969 - Led Zeppelin ilk albümlerini (Led Zeppelin) çıkardı.
1971 - Anayasa Mahkemesi, özel yüksek okulların anayasa'ya aykırı olduğuna karar verdi.
1972 - Mucibur Rahman Bangladeş'in başbakanı oldu.
1973 - Milli Gazete yayın hayatına başladı.
1976 - BM Güvenlik Konseyi, 11 e karşı 1 oyla, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün, oy verme hakkı olmaksızın Güvenlik Konseyi tartışmalarına katılmasına karar verdi.
1976 - Akaryakıt bayileri direniş yaptılar, akaryakıt satmadılar. Bayiler kâr oranlarının arttırılmasını istiyor.
1983 - 261 sanık hakkında idam cezası istenen 759 sanıklı Fatsa Dev-Yol davası Amasya'da başladı. İdamı istenenler arasında eski belediye başkanı Fikri Sönmez' de bulunuyor.
1988 - Tek tip elbise giymeyen tutuklu ve hükümlülerin ziyaretçileriyle görüştürülmemesi cezaevlerinde sorun yarattı.
1990 - Sosyal Demokrat Halkçı Parti'nin (SHP) kurucu genel başkanı Aydın Güven Gürkan ile partiden ihraç edilen çoğunluğu Kürt kökenli 15 milletvekili bir deklarasyon yayınladılar ve parti kurma girişimlerine başladılar.
1991 - Amerika Birleşik Devletleri kongresi Irak birliklerinin Kuveyt'ten çıkarılması için hükümete güç kullanımı yetkisi verdi.
1998 - 19 Avrupa ülkesi, insan klonlanmasının yasaklanması konusunda anlaştılar.
2000 - Hükümeti oluşturan partilerin genel başkanları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, idama mahkûm edilen Abdullah Öcalan hakkında verdiği ihtiyati tedbir kararına uyulmasını kararlaştırdılar.
2006 - Mehmet Ali Ağca, yaklaşık 5.5 yıldır hükümlü bulunduğu Kartal H Tipi Cezaevinden tahliye edildi. Ağca, tahliye olmasının ardından askerlik sorunu nedeniyle Maltepe'deki Pendik Askerlik Şubesi'ne götürüldü. Askerlik şubesinden Tuzla Piyade Okulundaki revire, daha sonra da Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Haydarpaşa Eğitim Hastanesi'ne giden Ağca, daha sonra serbest bırakıldı. Adalet Bakanı Cemil Çiçek, tahliyenin bütün yönleriyle değerlendirilmesi açısından Yargıtay incelemesine sunulması için yazılı emir yoluna başvuracağını bildirdi.
2006 - Mina, Suudi Arabistan'da şeytan taşlama sırasında çıkan kargaşada 362 hacı adayı öldü.

Doğumlar

1628 - Charles Perrault, Fransız yazar (ö. 1703)
1876 - Jack London, ABD'li yazar (ö. 1916)
1876 - Fevzi Çakmak, Türkiye Cumhuriyeti kurucularından ve aynı ülkenin iki mareşalinden biri. (ö. 1950)
1893 - Hermann Göring, Nazi subayı (ö. 1946)
1900 - Abdülbaki Gölpınarlı, edebiyat tarihçisi ve çevirmen (1982)
1903 - İgor Vasilyeviç Kurçatov, Sovyetler Birliğinin ilk atom bombası ve ilk nükleer elektrik santralini ve dünyanın ilk termonükleer bombasını yapan nükleer fizikçi
1905 - Hüseyin Nihal Atsız, Türkçü ve Turancı fikirleriyle tanınan yazar. (ö. 1975)
1916 - Pieter Willem Botha, Güney Afrika'nın ilk devlet başkanı.
1931 - Leyla Erbil, yazar
1931 - Özdemir Nutku, Tiyatrobilimci, oyuncu, yazar, eleştirmen ve yönetmen.
1934 - Metin Serezli, Türk aktör
1944 - Joe Frazier, Dünya ağır siklet profesyonel boks şampiyonlarından ABD'li boksör
1949 - Ottmar Hitzfeld, Alman futbolcu ve teknik direktör
1969 - Gökhan Semiz, Grup Vitamin'in solisti, söz yazarı, besteci. (ö. 1998)
1973 - Hande Yener, Türk pop şarkıcısı.
1973 - Ibrahim Ba, Senegal asıllı Fransız futbolcu.
1980 - Akiko Morigami , Japon tenis oyuncusu.
1980 - Amerie, R&B şarkıcısı, söz yazarı, dansçı, aktris ve model
1993 - Zayn Malik, One Direction üyesi, Pakistan asıllı İngiliz şarkıcı, söz yazarı.

Ölümler

1665 - Pierre de Fermat, Fransız matematikçi ve hukukçu (d. 1601)
1905 - Hüseyin Nihal Atsız, Türk yazar, şair, tarihçi ve ideologdur.(d. [[11 Aralık 1975])
1945 - Velid Ebüzziya, Tasvir-i Efkar gazetesi sahibi ve başyazarı
1976 - Agatha Christie, İngiliz yazar (d. 1890)
1977 - Henri-Georges Clouzot, Fransız film yönetmeni ve senarist (d. 1907)
1983 - Nikolay Podgorni, SSCB devlet başkanı (d. 1903)
1985 - Sabri Kiraz,Türk futbolcu ve teknik direktör (d. 1918)
1998 - Sadi Koçaş, eski başbakan yardımcısı Türk siyasetçi (d. 1919)
2001 - Luiz Bonfá, Brezilyalı besteci, gitarist (d. 1922)
2002 - Cyrus Vance, ABD'nin 57. dışişleri bakanı (d. 1917)
2003 - Maurice Gibb, İngiliz müzisyen, (Bee Gees grubu üyesi) (d. 1949)
2006 - Ömer Küyük, İstiklal Savaşı Gazisi. (d. 1900)
2010 - Miep Gies, II. Dünya Savaşı sirasinda Anne Frank ve ailesine yardim eden kisi . (d. 1909)
 
Tarihte Bugün: 12 Ocak

Tarihte bugün neler oldu!





1875 yılında Beyoğlu'nda Tünel işletmeye açıldı. Tünel, 1863'de Londra'da hizmete giren yeraltı toplu taşıma sistemlerinden sonra inşa edilen dünyanın en eski 2. yeraltı toplu taşıma sistemidir.




1923 yılında Paris'teki Pasteur Enstitüsü'nde tetenoza karşı serum geliştirildi.




1951 yılında Uluslararası Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi yürürlüğe girdi.




1944 yılında Genel Kurmay'da ilk devir teslim; Mareşal Fevzi Çakmak yaş haddinden emekliye ayrıldı, yerine Kazım Orbay atandı.




1973 yılında Milli Gazete yayın hayatına başladı.
 

Tarihte bugün neler oldu!



2006 yılında Mehmet Ali Ağca, yaklaşık 5.5 yıldır hükümlü bulunduğu Kartal H Tipi Cezaevinden tahliye edildi. Ağca, tahliye olmasının ardından askerlik sorunu nedeniyle Maltepe'deki Pendik Askerlik Şubesi'ne götürüldü. Askerlik şubesinden Tuzla Piyade Okulundaki revire, daha sonra da Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Haydarpaşa Eğitim Hastanesi'ne giden Ağca, daha sonra serbest bırakıldı. Adalet Bakanı Cemil Çiçek, tahliyenin bütün yönleriyle değerlendirilmesi açısından Yargıtay incelemesine sunulması için yazılı emir yoluna başvuracağını bildirdi.




2006 yılında Mina, Suudi Arabistan'da şeytan taşlama sırasında çıkan kargaşada 362 hacı adayı öldü.




1876 yılında Fevzi Çakmak, Türkiye Cumhuriyeti kurucularından ve aynı ülkenin iki mareşalinden biri doğdu




1976 yılında Agatha Christie, İngiliz yazar öldü




1967 yılında James Bedford, gelecekte tekrar canlandırılmak üzere, kriyojenik olarak dondurulan ilk insan oldu.
 
Geri