06.08.2019 Günün Şiiri

Konu sahibi son olarak 46 gün önce görüldü
Beni güzel hatırla
Bunlar son satırlar...
Farzet ki bir rüzgardım
Esip geçtim hayatından
Ya da bir yağmur
Sel oldum sokağında
Sonra toprak çekti suyu...
Kaybolup gittim
Belki de bir rüyaydım senin için
Uyandın ve ben bittim....

Beni güzel hatırla
Çünkü sevdim seni ben
Her şeyini....
Sana sırdaş oldum
Dost oldum koynumda ağladın
Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini
Beni üzdün kınamadım
Alışıktım vefasızlığa
El oldun aldırmadım...

Beni güzel hatırla
Sayfalarca mektup bıraktım sana...
Şiirler yazdım her gece
Çoğunu okutmadım
Sakladım günahını sevabını içimde
sessizce gittim...
Senden öncekiler gibi sen de
Anlamadın.....

Beni güzel hatırla
Sana unutulmaz geceler bıraktım
Sana en yorgun sabahlar...
Gülüşümü....
Gözlerimi...
Sonra sesimi bıraktım
En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka....
Söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye
Vedalar bıraktım duraklarda...
Ne ararsan bir sevdanın içinde
Fazlasıyla bıraktım ardımda....

Beni güzel hatırla
Dizlerimde uyuduğunu düşün
Saçını okşadığımı
Üşüyen ellerini ısıttığımı
Mutlu olduğun anları getir gözünün önüne
Alnından öptüğüm dakikaları......
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün
Şaşırtmayı severim biliyorsun?
Bu da sana son sürprizim olsun
Şimdi seninle yaşan günleri ateşe veriyorum
Beni güzel hatırla

Gidiyorum...


Orhan Veli Kanık
 
şimdi bir denizin kenarındayız farzet

anlatacaklarım var gözlerine

biraz bana bak

çok dağıldım ben

topla beni biraz

ben

bilmiyorum..


azalmalarındayım ömrümün

çoğalmak nasıl mümkün

bilmiyorum


kime ne öğrettiysem

kime ne verdiysem hepsinden mahrumum şimdi

gözlerim uzaklarda

tenim yasaklarda

kalbim parmaklıklar ardında

birikiyorum bir şeylere ama..

bilmiyorum..


seni unutmak da varmış kaderde

"vazgeçtim" diyebiliyorum artık kendime

senden vazgeçip seni ellere

kendimi bilinmeyenlere teslim etmek işte..

adı ne

bilmiyorum..


bir şarkı çalıyor ucuz kulaklığımda

bir şarkı söylüyorum elimde gitarımla

bu kadar uzakken sana

bu kadar yakınken bu kadar uzağa

hem şarkılar dilsiz, hem şiirler sağır

hem ben saçmasapan..

üstelik her şey talan

baştanbaşa her yalan

senden her kalan

böyle biçimsiz duruyor işte üstümde

sen topla

topla/da nereye koy?

inan

bilmiyorum..


bunun adı hayat

bunun adı nefes almak

adı yaşamak

koparak sonsuz bir bilinmezliğin düğümlü çemberinden

dünya denen kara parçasında

denizler içerisinde kaybolarak yaşamak

seni göndereni de

neden geldiğini de unutmak

üstelik bahanesini "sen" koymak

üstelik hiç günah üstlenmeden

bütün suçu "senin" üstüne atmak

her şeyi biliyorum ama

bunun adı ne

bilmiyorum..


çok gözler var

bana bakıyorlar

sen gibi, senin gibi, senden gibi..

gülümsüyorum inan hepsine

sonra durup durup diyorum kendime

beni anladığını sandığım anlardan ibaretti seni sevmelerim

sen beni hiç anlamamışsın

ben seni hiç sevmemişim..

teselli veriyorum kendime dipsiz dipsiz

kimi kandırıyorsun?

sen sevmez de gidersen

adına "bitti" diyorsun

sen seversen, o giderse

bu sefer de "aşk" diyorsun

yanıp, cayır cayır tutuşuyorsun

kiminle oynuyorsun

kime ne anlatıyorsun

bak bunları da biliyorum mesela

ama hala bu içimdeki kim, bu her sabah benimle uyanan ne

bilmiyorum..


tamam

aldattım seni defalarca

ve sevdim senden sonra hatta

kendimi sevdim

sonra seni bir daha sevdim

olmadı

sana benzeyen herkesi sevdim

o da olmadı

sana bakanları sevdim

yine mi olmadı

seni gören tüm gözleri

sana konuşan tüm dilleri

seni anlayan tüm gönülleri sevdim

inan

çare değildi, yetmedi

sonra seni yaradanı sevdim

inan senin de veremeyeceğin bir sevgiydi

"işte tamam bu" dedim

ama hala bunca şiirin içine bunca "sen" koymaya sebep ne

inan

bilmiyorum..


ben

öyle döküldüm avuçlarından

öyle itiraf ettim seni kendime

öyle kabullendim bunca yengiyi, yenilgiyi

durmadım, yürüdüm de durmadan

bilmediklerimi de öğrendim

bildiklerimi de unuttum zaman zaman

hiç pişman olmadım, hiçbir şeyden, hiçbir zaman

yine de belki sana benzer diye sigaramdaki duman

bir daha, bir daha yaktım, usanmadan

/

velhasıl

uzatmadan

biliyorum ne adın var artık

ne adını ben gibi güzel söyleyecek bir dil

biliyorum nefsini, sırrını, zırhını kendimin

biliyorum hıfzını, hatrını, hatırasını kalbimin

biliyorum kadrini, hükmünü, cürmünü sen'in

ama ne paha eder bu

ne pay çıkarırım kendime

ne zaman azad edersin bu kalbi, kalblere..

delikanlılığım

ömrüm

gönlüm

ve tüm sözüm üstüne yemin ederim

bilmiyorum

bilemiyorum..


Ahmet Enes
 
En iyisi düşünmemekti.
Kaçmaktı.
Kendi içime kaçmak.
Fakat bir içim var mıydı?
Hatta ben var mıydım?

Ahmet Hamdi Tanpınar.


yAcqrJ.jpg
 
Bu Aşk Burada Biter

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir

Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider.
Ataol Behramoğlu
 
Sadece Susarak Özlüyorum Seni



Kader kentinin çıkmaz sokaklarında,
Hüzün bakışlarının sürgünündeyim yar.
Gün batımımdır gözlerindeki hüzün.
Bakma öyle,
ruhum çıkmaz sabaha.
Gözündeki hüzünden öpüyorum seni
kıyametimden...
Yüzünü görmeden,
kokunu içime çekmeden,
Varlığının sıcaklığı içimde ama,
Tenin tenimi yakmadan,
Aramızdaki mesafelere inat
Sonunu düşünmeden
Yüreğimin isyanına aldırmadan,
Anlatacak o kadar çok şey varken, ben
Sadece susarak özlüyorum seni.
Fırtınılar kopup,
özleminle savaşsa da yüreğim,
Gözlerine her baktığımda,
Yenik düşse de sevdana,
Aşk'a inancı kalmamış kalbimle, ben
Ben sadece susarak özlüyorum seni...
Ama'ları, ve keşkeleri düşünmeden
Ayaz şehrin gecelerine inat,
İstanbulun en kalabalık caddelerinde
Yalnız yüreğimle...
Sadece susarak özlüyorum seni...
Değmese de ellerin ellerime
Bilirim ki, yüreğin değdi yüreğime,

Ve bir yağmur ertesi.
Gökkuşağının renkleriyle çıkageldin.
Gündüzlerime gün ışığı,
Gecelerime ay parçası oldun.
Sen benim yaşayamadıklarım.
Sen hissedebildiğim kadar yakınım.
Bunaldığımda nefesim.
Haykırmak istediğimde fısıldadığımsın.
Çünkü sen hiç olmasan bile,
Tüm kalabalıklar içindeki
en yalnız halim gibisin.
Ne desem eksik, ne desem yarım kalır.
Nasıl bir tahribatsin ki
seni yazınca devriliyor cümleler.
Ve ben yinede...

Vazgeçmeden...
Sabırla...
Sadece,
Susarak özlüyorum seni...
Vural Özgan
 
Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kırığı
Bütün duygulardan önce
Öğrendim ayrılığı
Saldırgan diyorlar bana
Oysa kırılganım ben
Gözyaşlarım mücevher
Saklıyorum herkesten
Ürküyorlar gözümdeki ateşten
Ürküyorlar dilimdeki zehirden
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
Bir yanım çılgın nar ağacı
Bir yanım buz sarayı.

Murathan Mungan
 
Özlemiyle yanıp tutuştuğum anlar var,
Hiç yaşamadığım bir zamanın içine gömülü kalmış,
Kaderin, avuçlarıma bırakmasını beklediğim anlar.
Yalın ayak yürümeyen, hissedebilir mi toprağı,
Yağmur sonrası kokusunu içine çekmeyen?
Taşmasını istediğim duygular var,
İki yürek arası sıkışıp kalmış,
Kaderin avuçlarına teslim ettiğim duygular.
Dağın bir yüzü gölgedeyken, dokunabilir mi güneşe,
İçten içe nasıl yandığımı bilmeyen?

Başak Baykan
 
Gün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de

Aykırı anlamlar arayıp durma
güz biter sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur cellat olur her gece

Her gece yeniden bir talan başlar
acı ses olur, ses deli bir yağmur
eski bir eylüle gireriz böylece

Sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim, sokağı devriyeler basar
bir de gülüşün eklenir kimliğime

Ahmet Telli
 
Gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşan
Sicim yağmur taklidi
Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan
Bardağa birkaç çiçek ıslamaktan.
Parmağımın ucunda kırmızı kenarlı bir bulut
Onu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damla
Parmağıma düşen bir damla kandı aşk.
Seni sevince pazara çıktım sevinçten
Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan
Oturup ağladım sonra, şaşırdın.
Bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı.
Canımın acısıydın.
Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım.
Sevişmiştik.
Evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri
Sevişmiştik.
Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü
boşaltmış gibi
Seni sevince kıpırdayan her şiiri
Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.
Sonra gittin.
Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.
Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini
Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim.
Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine.
Sonra gittin.
Çocuk oldum bir daha, ağladım.
Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.
Kitaplar, aşk, her şey.
Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.
Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım
Sonra gittin.
Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi.
Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.
Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.
Söz dedim, söz verdim.
Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.
Güneşi özledim, sonra seni
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.
Sonra gittin
Gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda
Sicim yağmur taklidiydi
Artık iyice inceldi.

Didem Mamak
 
Şimdi kendimi seni kaybetmeye hazırlıyorum,
Kolay olur inan bana.
Kendimden bile kaçtığım yerlerde arıyorum seni,
Eh bu yüzden adımlarım hep ölüme ekleniyor.
Haritada kendine bi yer bulamıyorsun,
Çünkü senin sığabileceğin tek yer benim kalbim,
Çünkü bu ağırlığı benden başka kimse taşıyamaz.
Kurşun kalemle karaladığım yüzünü görünce,
Kafayı yiyorum,
Yetim kalıyor aşkım.

Elveda diyorsun…
Eyvallah diyorum!..”

Celil Nalçakan
 
E y h a y a t, s e n ş a v k ı s u l a r d a b i r d o l u n a y s ı n.
A s l ı n d a y o k u m b e n b u o y u n d a,
ö m r ü m b e n i y o k s a y s ı n…

Yaşam bir ıstaka;
gelir vurur ömrünün coşkusuna.
Hani tutulur dilin,
konuşamazsın…

Tırmandıkça yücelir dağlar.
Sen mağlupsun sen ıssız
ve kalbinde kuşların gömütlüğü;
tutunamazsın!

Eloğlu sevdalardan dem tutar,
aşk büyütür yıldızlardan;
senin ise düşlerin yasak,
dokunamazsın...

Birini sevmişsindir geçen yıllarda.
Açık bir yara gibidir hâlâ.
Hâlâ ne çok özlersin onu,
ağlayamazsın…

Yolunda köprüler çürür.
Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda.
Savurur hayat kül eyler seni,
doğrulamazsın!

Yapayalnız bir ünlemsin
dünyayı ıslatan şu yağmurlarda.
Her şey çeker ve iter,
anlatamazsın...

Yaşam bir ıstaka,
gelir vurur işte ömrünün coşkusuna.
Sesinde çığlıklar boğulur ama,
bağıramazsın…

Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana;
upuzun bir ömrün ortasında
ne hayata ne ölüme
yakışamazsın…

Yazdırmalısın mezar taşına:
Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın,
aslında hiç olmadım ben bu oyunda
ömrüm beni yok saysın…
Yılmaz Odabaşı
 
Şehrime gel sevgilim.
Yarın çık gel.
Bırak her şeyi bir bekleyenim var de gel.
Gel ki, bu şehir adımlarınla anlamlansın.
Gel ki, bu şehir nefretim olmaktan çıksın.
Gel ki, nefes alayım.
Gel.

Nazım Hikmet
 
Sevda Kalıcıdır
Kayboldum
Bir köpeğin bir çocuğu beklediği gibi
Hasretle kamaşık yüreği

Kayboldum
Bağırırlar, seslerinin yankısı
Dönemez bir türlü

Kayboldum
Çevrilir sayılar sonuncuya değin
Ansımaz sonuncu kaçtı, biter telefon

Kayboldum
Herkesin adı okunur, düşmüştür onunki

Kayboldum
Yıllarca beraber uyumak uyanmak
Suya ve ekmeğe uzanmak birlikte
Tartışmak, küsüşmek, sevişmek
Ama sevda nerde sevda nerde

Kayboldum
Kimlere hüzündü kimlere nostalji
Kimler tutkun idi kimler unuttu

Siz hepiniz ölüleri ve mezarları seversiniz
Çoğa sürmez bir gün ben de beklerim

Gülten AKIN
 
Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
Elimi uzatsam tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
Anlasan

Elimi uzatsam tutamasam
Olanca sevgimi yalnızlığımı
Düşünsem hayır düşünmesem
Senin hiç haberin olmasa
Senin hiç haberin olmaz ki
Başlar biter kendi kendine o türkü

Yağmur yağar akasyalar ıslanır
Bulutlar uçuşur geceleyin
Ben yağmura deli buluta deli
Bir büyük oyun yaşamak dediğin
Beni ya sevmeli ya öldürmeli

Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa
Böcekler gibi başlamalı yeniden
Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
Yan garipliğine yürek yan
Gitti giden...

Gülten Akın
 
Bakma öyle şaşkın şaşkın gözlerime çocuk!
Bizi de sardılar patiska kundaklara
Bizim için de yapıldı loğusa şerbetleri
Kırk uçurtmalar, diş buğdayları
Biz de uyuduk göğsünde anamızın
En masum uykuları…

Biz de ağladık olur olmaz şeylere
Mızıkçılık yaptık oyunlarda
Canımız sıkıldı, üzüldük yenilince
Oysa ne ağır yenilgiler alacaktık sonra
Ne çok aşklarda yanacaktı canımız
En zor kazanılan oyun…Hayatmış!
Sonra anladık…

Gösterişli kutlamalar olmasa da
Bizde üfledik yaş günlerinde mumlu pastalara
Küçük ellerimizle alkışladık sönünce
Bilmiyorduk ki ne çok mumlar yakacaktık sonra
İmkansız düşler için
Ellerimiz kaç kez boş kalacaktı
Sonra anladık...

Bizde çizdik sayfalara
Mutlu bir ev, yanına ağaç , mavi bulutlar
Oysa yan yana ama çok uzak
Hayatlar varmış yaşanan
Evler mutlu değilmiş her zaman
Gri de olurmuş bulutlar!
Sonra anladık...

Biz de ter içinde oynadık sokaklarda
Düştük, bizim de yaralandı dizlerimiz
Üfleyince hemen geçmiyormuş meğer tüm yaralar
Hastalıklar, dermansız dertler
Ölüm diye bir şey varmış!
Sonra anladık...

Bakma öyle şaşkın şaşkın gözlerime çocuk
Yaklaş, tut ellerimden!
Beni de al götür çocukluğuna
Çok yoruldum büyümekten...”

Aysun Irmak Borteçin
 
Kaç yaşındasın? Dedi
Yürek yaşımdayım dedim.
Nasıl yani? Dedi
Dedim ki;
Yürek yaşım hep çocuk, bazen haşarı
Yürek yaşım bazen çılgın genç
Bazen romantik ve çılgın bir aşık
Haksızlıklara dur diyen isyankar bir asi
Yürek yaşım bazen orta yaş
Hiç bitmeyen koruma duygusuyla dolu
Yürek yaşım bazen bir kelebek
Narin, kırılgan ve hassas
Yürek yaşım bazen uçsuz bucaksız bir papatya tarlası
Saf ve doğal
Yürek yaşım ne olursa olsun içinde nefret olmayan sevgi dolu
Yürek yaşım gülümseyen bir çocuk
Yürek yaşım sadık bir dost
Yürek yaşım bir anne
Yürek yaşım hiç bitmeyen bir mavi
Sonsuz, sınırsız ve masum
Yani yürek yaşım uçsuz bucaksız
Mavi masmavi sevgi
Yürek yaşım kaç yaşında olursa olsun
Benim yürek yaşım hep çocuk
Sahi sizin yürek yaşınız kaç?..”

Semihat Karadağlı
 
Bir tohum verdin
Çiçeğini al
Bir çekirdek verdin
Ağacını al
Bir dal verdin
Ormanını al
Dünyamı verdim sana
Bende kal

Aziz Nesin
 
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
Fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacagız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.

Nazım Hikmet
 
Geri