Frithjof
Bronz Üye
-
- Katılım
- Kasım 16, 2022
-
- Mesajlar
- 3,440
-
- Tepkime puanı
- 3,533
-
- Puanları
- 139
-
- Konum
- Bâbil
Penceresinin pervazına düşen şeytan tüylerini hışımla üfledi Zenan, hayatındaki fazlalıkları sadece İsrafil'in üfürüğüyle atabileceğini düşünerek. Kahvaltı yapmamış ve ilk kez ekmeğin kokusunu çekmek istememişti sinesine. Geceden mi kalmıştı yoksa geceyi sarhoş atlar gibi farkında olmaksızın hatim mi etmişti? Hatırlayamadı. Ve hatırlaması da bir şey kazandırmazdı. Zihnini kurcaladı ve varlık anahtarını ne kadar çevirdiyse de, açamadı bir türlü hafızasının kösnül kapısını. Sevindi bu hale. Makineleşmemişti hala ve unutmak denen o kutsal duygu terketmemişti varlığını. Ruhunu delik deşik eden depresif sancı böldü bu gururu. Etajerin üzerinden ilaçlarını alırken küçük bir kağıda iliştirilmiş notu okudu hışımla :"ağacı yık, çiçeklerle gel". Neydi bu şimdi?
Bahçeye çıktı ve asırlık çınar ağacını seyre koyuldu. Yaprakları her nesilden bir iz bırakmışçasına farklı damarlarla çevriliydi. Ve en eski yapraklar, en çok yağmur damlasını taşırdı. Dikkatinden kaçmamıştı bu tesadüfi durum Zenan'ın. Beyaz blüzünün kollarını çemirledi ve iskarpinlerini çıkarıp ağaca çıkmaya koyuldu. Ama bu incelmiş ayaklar bu kalın gövdeye hafif geliyordu ve bir dala tutunup çıksa bile ikinciye çıkamadan düşeceğini anlıyordu. Öyleyse nasıl çıkılacaktı zirveye ve tüm insicâmın panoramasını nasıl seyredecekti? Bu imkansız görüntü, bu bulanık bilmece umutsuzluğa sürüklerken bir anda aklına kağıda iliştirilmiş not geldi "ağacı yık, çiçeklerle gel". Ve ağacı yıkmaya karar verdi.
Malzemelikte duran ve bir sonraki kurbanını bekleyen baltayı kaptığı gibi ağacın yanında aldı soluğu. İnce bilekleriyle baltanın sapını sımsıkı kavradı ve ağacın gövdesine acımasızca savurmaya başladı. Hafifçe savrulan parçalar, ağacın kalbine inen darbelerden fışkıran gözyaşlarıydı sanki. Evet haykırıp hıçkırıyordu tabiat, ve bu umrunda değildi insanın. Terledikçe daha sert vurmaya başladı Zenan. Yerinden oynayıp hareket etmeye başlamıştı ağaç. Sanki her sallanış bir boyun eğiş ritüeliydi. Dallarda kuşlar vardı hala ve birkaçı ötüyordu herşeye rağmen. Amansız bir yağmur başladı birden. Ve Zenan bunu Tanrı'nın takdiri olarak algılayıp daha da sarıldı işine. Ve nihayet gök kıpkırmızı bir hal alıp yağmurlar durulunca, duruldu ağacın kalbi. Ve Zenan elinde baltayla, yere uzanmış ağacı seyretti ganimete bakan muzaffer savaşçılar gibi. Ama gururunun yerini anlamsız bakışlar ve karmaşık düşünceler aldı. Çünkü ağacın yanındaki çiçekler de solmuş ve devrilmişti adeta. Durdu öylece Zenan.
Bir an önce odasına koşup rahatlamak ve düşüncelere dalıp bu olan bitenin ne anlama geldiğini idrak etmek istedi. Ama hafif bir nedamet dalgası, fikriyatının kıyısına çarpıp çarpıp duruyordu. Bu notu kim bırakmıştı? Neden notta yazılanı yaptığı halde çiçekler solmuştu? Duş alıp rahatlamak istedi ama suyun sesini duyunca, suyun bile kendisine değince kirleneceğini düşündü. Tekrar odasına döndü ve etajere bakınca nota bakmanın sabırsızlığından ilaçları içmeyi aklına getirmediğini farketti. Bir an önce ilaçlarını içti ve zihnindeki karmaşa kaybolur gibi oldu. Yatağa uzanıp uyumayı düşündü ama etajerin üstündeki nota tekrar bakmak istedi. Ve nota baktığında gözlerinden kan rengi yaşlar boşaldı. Babasından yadigâr kalan tüfeği alıp bahçeye çıktı. Ve kendini ağacın yanına devirecek şekilde vurdu. Çiçekler şimdi dirilmişti, çiçeklerle gitmişti Zenan sonsuzluk ağacının zirvesine.
Ve yıllar sonra o bahçede bulunan notta şu yazılıydı:"hakikat aynada değil aynaya bakan ayn'da saklıdır"
Bahçeye çıktı ve asırlık çınar ağacını seyre koyuldu. Yaprakları her nesilden bir iz bırakmışçasına farklı damarlarla çevriliydi. Ve en eski yapraklar, en çok yağmur damlasını taşırdı. Dikkatinden kaçmamıştı bu tesadüfi durum Zenan'ın. Beyaz blüzünün kollarını çemirledi ve iskarpinlerini çıkarıp ağaca çıkmaya koyuldu. Ama bu incelmiş ayaklar bu kalın gövdeye hafif geliyordu ve bir dala tutunup çıksa bile ikinciye çıkamadan düşeceğini anlıyordu. Öyleyse nasıl çıkılacaktı zirveye ve tüm insicâmın panoramasını nasıl seyredecekti? Bu imkansız görüntü, bu bulanık bilmece umutsuzluğa sürüklerken bir anda aklına kağıda iliştirilmiş not geldi "ağacı yık, çiçeklerle gel". Ve ağacı yıkmaya karar verdi.
Malzemelikte duran ve bir sonraki kurbanını bekleyen baltayı kaptığı gibi ağacın yanında aldı soluğu. İnce bilekleriyle baltanın sapını sımsıkı kavradı ve ağacın gövdesine acımasızca savurmaya başladı. Hafifçe savrulan parçalar, ağacın kalbine inen darbelerden fışkıran gözyaşlarıydı sanki. Evet haykırıp hıçkırıyordu tabiat, ve bu umrunda değildi insanın. Terledikçe daha sert vurmaya başladı Zenan. Yerinden oynayıp hareket etmeye başlamıştı ağaç. Sanki her sallanış bir boyun eğiş ritüeliydi. Dallarda kuşlar vardı hala ve birkaçı ötüyordu herşeye rağmen. Amansız bir yağmur başladı birden. Ve Zenan bunu Tanrı'nın takdiri olarak algılayıp daha da sarıldı işine. Ve nihayet gök kıpkırmızı bir hal alıp yağmurlar durulunca, duruldu ağacın kalbi. Ve Zenan elinde baltayla, yere uzanmış ağacı seyretti ganimete bakan muzaffer savaşçılar gibi. Ama gururunun yerini anlamsız bakışlar ve karmaşık düşünceler aldı. Çünkü ağacın yanındaki çiçekler de solmuş ve devrilmişti adeta. Durdu öylece Zenan.
Bir an önce odasına koşup rahatlamak ve düşüncelere dalıp bu olan bitenin ne anlama geldiğini idrak etmek istedi. Ama hafif bir nedamet dalgası, fikriyatının kıyısına çarpıp çarpıp duruyordu. Bu notu kim bırakmıştı? Neden notta yazılanı yaptığı halde çiçekler solmuştu? Duş alıp rahatlamak istedi ama suyun sesini duyunca, suyun bile kendisine değince kirleneceğini düşündü. Tekrar odasına döndü ve etajere bakınca nota bakmanın sabırsızlığından ilaçları içmeyi aklına getirmediğini farketti. Bir an önce ilaçlarını içti ve zihnindeki karmaşa kaybolur gibi oldu. Yatağa uzanıp uyumayı düşündü ama etajerin üstündeki nota tekrar bakmak istedi. Ve nota baktığında gözlerinden kan rengi yaşlar boşaldı. Babasından yadigâr kalan tüfeği alıp bahçeye çıktı. Ve kendini ağacın yanına devirecek şekilde vurdu. Çiçekler şimdi dirilmişti, çiçeklerle gitmişti Zenan sonsuzluk ağacının zirvesine.
Ve yıllar sonra o bahçede bulunan notta şu yazılıydı:"hakikat aynada değil aynaya bakan ayn'da saklıdır"