Vaktleri, çalışmakla, zikr, fikr ve ibâdetle geçirmelidir

Konu sahibi son olarak 2803 gün önce görüldü
Vaktleri, çalışmakla, zikr, fikr ve ibâdetle geçirmelidir
Muhammed Masum Serhendi hazretleri buyuruyor ki;
İslâmiyyete uymıyanlardan, bid'at ve günâh işleyenlerden uzlet etmeli, ya'nî bunlarla görüşmemelidir. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Hikmet, on kısmdır. Dokuzu uzletdedir. Biri de, az konuşmakdadır.) Böyle insanlarla zarûret kadar görüşmelidir. Vaktleri, çalışmakla, zikr, fikr ve ibâdetle geçirmelidir. Eğlenecek zemân, öldükden sonradır. Sâlih, temiz ve ehl-i sünnet olan müslimânlarla "rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma'în" görüşmeli, onlara fâideli olmalı ve onlardan fâidelenmelidir. Ehl-i sünnet olmak, dört mezhebden birinde olmak demekdir. Lüzûmsuz, fâidesiz sözlerle, zemânları zâyi' etmemelidir.
NOT;
Büyükler buyuruyor ki; Uzlet bir dağa, bir mağaraya, bir köşeye çekilip kimseyle görüşmeyip ihtiyaçlarını Allahtan beklemek değildir. Makbul olan dünya ve ahıret için çalışmak, kimseye yük olmamak, bilakis yük çekmek, faideli olmaktır.
 
Ölünceye kadar ibadet şarttır
İmam-ı Rabbani Mektubat'ından seçmeler;
Bazı cahiller, sapık tarikatçılar, mülhidler, İslâmiyetin emir ve yasaklarından kendilerini sıyırmak istiyorlar. Bu emirler ve yasaklar, yalnız cahil kimseler içindir diyorlar. Tasavvufculara ve tarîkatcilere yalnız ma’rifeti öğrenmek emir olundu diyorlar. O kadar ileri gidiyorlar ki, âmirlere, kumandanlara ve devlet adamlarına da yalnız adâlet ve insâf etmeleri emir olundu. Bunlara başka bir ibâdet emir olunmadı diyorlar. İslâmiyet, ma’rifet elde etmek için lâzımdır. Ma’rifet elde edenlerin İslâmiyete uymalarına lüzûm yoktur diyorlar. “Sana yakîn gelinceye kadar, Rabbine ibâdet et!” ayet-i kerimesini ileri sürerek biz yakîn elde ettik, onun için ibadet etmemize gerek yok diyorlar. Halbuki, âyet-i kerîmedeki yakîn demek, ölüm demektir, ölene kadar ibadet emredilmektedir. Böyle söylemek, ilhâd, zındıklık olur. Bunlara göre, ârifler, ibâdet yapmakla emir olunmadı. Bunların, ibâdet yapmağa, ihtiyâcları yoktur derler. Bilmiyorlar ki, âriflerin ibâdete ihtiyâcları o kadar çoktur ki, cahillerin ihtiyâcı bunun onda biri kadar bile değildir. Çünkü ârifler, ibâdet etmekle yükselebilirler. Onların ilerlemeleri, İslâmiyete uymağa bağlıdır. İbâdetlerin cahillere kıyâmette verilecek olan karşılığına, ârifler bu dünyada kavuşmaktadır. Bundan dolayı, âriflerin ibâdet yapması daha çok lâzımdır. Bunların İslâmiyete uymağa ihtiyâcları daha çoktur. İslâmiyetin sûreti ve hakîkati vardır. Bu ikisine birlikde din denir. Sûret dediğimiz dînin bilinen emirleri ve yasaklarıdır. Hakîkat de, İslâmiyetin iç yüzüdür. Kabukla özün her biri, İslâmiyetin parçasıdır. Muhkem ve müteşâbihden herbiri, İslâmiyetin kısmlarıdır. Ulemâ-i zâhir, İslâmiyetin yalnız kabuğunu öğrenmişlerdir. Ulemâ-i râsihîn İslâmiyetin kabuğunu ve özünü birlikte elde etmişlerdir. Çok kimseler, onun sûretine tutulmuşlar, hakîkatine, özüne inanmamışlardır. Rehberlerini yalnız doğru yolu gösterici ve kalbi temizleyici olarak bilmişlerdir. Âhıret hayâtında hakîkatler meydâna çıkacakdır. Orada yakîn hasıl olacak, sûretler hakîkatlerden ayrılacaktır. Dünya hayâtı başkadır. Âhıret hayâtı başkadır. Bu iki hayâtı birbiri ile karışdıran, yâ cahildir veya zındıkdır. Zındık, din perdesi altında İslâmiyeti yıkmağa çalışır. Çünkü, İslâmiyetin cahillere olan her emri, âlimlere de ve tasavvuf yolunun sonuna varanlara da emir edilmiştir. İslâmiyetin emirlerini yapmakta, bütün müminler ve âriflerin en yüksek derecede olanları arasında hiç ayrılık yoktur.
 
Sevmek yolunda gitmektir
Osmanlının her işi şer'-i şerife muvafık idi. Osmanlıyı seven kurtulur. El âkılü yekfih'ül işare. Yani akıllı olana bir işaret yetişir. Sevmek yolunda gitmektir. (Hüseyin Hilmi Işık)
Osmanlıyı sevenin onun miras bıraktığı kütüphanelerdeki din kitaplarını veya düzgün tercümelerini okuyarak onlar gibi müslüman olması lazımdır.
 
Geri