IkRa
Üye
-
- Katılım
- Nisan 10, 2019
-
- Mesajlar
- 102
-
- Tepkime puanı
- 10
-
- Puanları
- 268
-
- Konum
- aLem-i ervaH
Atatürk, hem Anadolu’ya geçmeden evvel İstanbul’da Padişahla yaptığı görüşmelerle, hatta Anadolu’ya atlattıktan ardından Padişaha gönderdiği mektup ve telgraflarla onu Ulusal harekete katılmaya, en azından Ulusal harekete karşı olmamaya çağırmıştır.
Ama Vahdettin, Atatürk’ün bu çağrılarını hep reddetmiştir.
Atatürk, İstanbul’da yer aldığı 13 Kasım 1918 ile 16 Mayıs 1919 tarihleri arasında çoğu kez Padişah Vahdettin’le görüşmüş, bu müzakerelerde Harbiye Nazırı olmanın ve Vahdettin’i Anadolu’ya geçirmenin yollarını aramıştır.
1 Fakat bu müzakereler nihayetinde padişahın kendini Harbiye Nazırı inşa etmek ve Anadolu’ya geçmek istemediğini anlamıştır.
Atatürk, işgal İstanbul’unda Harbiye Nazırı olup Padişah Vahdettin’i Anadolu’ya götürme düşüncesini, 1920 Nisanı’nda Ankara’da Yunus Nadi Bey’e açıklamıştır.
2 Atatürk, bu düşüncesini ardından Yusuf Hikmet Bayur’a da açıklamıştır.
3
Atatürk, 2 Şubat 1923 tarihinde İzmir İktisat Kurultayı esnasında da işgal İstanbul’unda Harbiye Nazırı olmayı ve hükümeti Anadolu’ya taşımayı düşündüğünü belirtmiştir.
4
Atatürk, 1920 seneyin ilk haftalarında Mazhar Müfit Bey vasıtasıyla Padişah Vahdettin’i açıkça Anadolu’ya çağrı etmiştir.
Padişahla görüşen Mazhar Müfit Bey, “Efendimizin Anadolu’ya, hem de Bursa’ya kadar teşrifleriyle sorun hallolur...†diyerek Padişahı Anadolu’ya çağırmıştır.
Bu çağrıya, “Bana ulu ecdadımın başkentinden firar mı öneri ediyorsunuz?†diye tek soruyla yanıt veren Vahdettin’e Mazhar Müfit Bey, “Hayır! Milletin ve vatanın bu sıkışık ve zor saatinde ulu ecdadınız gibi milletin başına geçmenizi öneri ediyorumâ€demiştir.
5 Atatürk’ün, Kurtuluş Muhabereyi esnasında Padişah
Vahdettin’i Anadolu’ya geçirmek istemesinin belirlenmiş başlı sebepleri şunlardır:
1- Halife-sultana duyulan ananesel bağlılıktan kaynaklı halkın moral gücünü arttırmak ve kurtuluş inancını çoğaltmak.
2- Ülkenin İstanbul ve Ankara hükümeti diye ikiye ayrılmasını önlemek, bağımsızlık mücadelesini bir bütün durumunda henüz tesirli tek şeklinde yürütmek.
3- Halifenin Anadolu’ya geçip bağımsızlık mücadelesine katılmasıyla İslam dünyasındaki İngiliz karşıtı propagandayı henüz da tesirli duruma getirmek ve Müslüman sömürgelerini kaybetmeyi göze alamayan İngiltere’nin Yunanistan’dan desteğini çekmesini, işgal ettiği yerlerden defa henüz erken tek tarihte çekilmesini sağlamak ve böylelikle Kurtuluş Savaşı’nı henüz hızlıca ve daha düşük kayıpla kazanmak.
6
“Vahdettin, İstanbul’da kalmakla partiyi henüz başlangıçta kaybetmiştir.
Hâlbuki İstanbul’un işgaline (16 Mart 1920) ve hem de bir müddet sonraya kadar, Vahdettin’in elinde tahtını savunacak devasa tek fırsat vardı.
Anadolu’ya geçmek.
Eğer bunu yapabilseydi, Mustafa Kemal Paşa, Zat-ı şahane’nin nihayet tek sadrazamı olurdu.
Bütün ülke tek ölüm kalım maçı içerisinde yaşarken Padişahın Yıldız Sarayı’nda oturması payitaht halkının acılarının azalmasına dahi yaramamıştır.†7 Padişah Vahdettin’in asla Anadolu’ya geçmeyi düşünmemesinin sebebi, kurtuluşu “Anadolu odaklı tek halk hareketinden değil, “İstanbul odaklı İngiliz desteğinden†beklemesidir.“İngilizlerin yardımını almak†dışında kafasında ikinci tek kurtuluş planı olmayan Vahdettin, bu yardımın alınabilmesi için ilk olarak Anadolu’ daki Ulusal hareketin yok edilmesi gerektiğine inanmış, siyasetini bu tarafta şekillendirmiştir.
Atatürk, İstanbul hükümetini İngiliz isteklerine boyun eğmeye hazır görünce, Padişah Vahdettin’e tek telgraf çekerek onu uyarmak istemiştir.
“Üçüncü Silahlı güç Müfettişi ve Fahri Yaveri Hazreti Şehriyarı†diye imzaladığı uzun telgraf, gerçekte tek şikâyetnamedir.
Atatürk, bu telgrafının nihayetinde padişahı tehdit edercesine, “Eğer mecbur edilirsem, resmi görevimden istifa ederek Anadolu’da ve sine-i millette kalacağım ve vatani görevime açık adımlarla devam edeceğim.
Ta ki ulus ve padişah bağımsızlığına kavuşana kadar… †8 demiştir.
Atatürk’ün bu ve buna benzer çağrılarına kulak tıkayan Padişah Vahdettin, Güvey Ferit Hükümeti’nin Atatürk’ü görevden almasına, hem de gözaltına alınma hükmü çıkarmasına göz yummuştur.
Bu ilerlemeler üstüne Atatürk 7, 8 Temmuz 1919 gecesi silahlı güç müfettişliğinden ve askerlik görevinden istifa etmiş ve İstanbul’a dönmeyerek Anadolu’da halkla beraber bağımsızlık için maç edeceğini belirtmiştir.
Atatürk’ü bu kararından vazgeçirmek isteyen Vahdettin, onun Selanik’ten yakın dostlarından Abdülkerim Paşa’yı döneme sokarak Atatürk’le telgraf başında görüştürmüş, fakat herhangi bir netice alamamıştır.
Bunun üstüne açıkgöz Vahdettin, strateji değiştirmiş, 2 Temmuz 1919’da Atatürk’e tek telgraf çekerek, İstanbul’a gelmesinin ve azledilmesinin doğru olmadığını belirtmiş ve Harbiye’den 2 ay hava değişimi istenerek vaziyet belirlenmiş oluncaya kadar arzuladığı kent veyahut kasabada dinlenmesini ideal çözüm olarak sunmuştur.
9
Ancak, Atatürk, “Buralarda havalar iyi!†diyerek Vahdettin’in bu açıkgözce planını tesirsiz duruma getirmiştir.
Vahdettin, en son Atatürk’ü ve ulusalcıları Ulusal hareketten vazgeçmeye ikna etmek için “nasihat heyetleri†oluşturmuştur.
Vahdettin,in Atatürk'ü ve arkadaşlarını İngilizlere şikayeti ve Atatürk,e hakaretleri
Vahdettin, 1920 seneninden ardından İngiliz yetkililerle yaptığı müzakerelerde sözü döndürüp dolaştırıp Ulusal hareketin yok edilmesine getirmiştir.
Örneğin 21 Ağustos’ta Robeck’le yaptığı görüşmede Ulusal hareket ile ilgili şunları söylemiştir:
“İngiltere’nin gelecekteki yardımı ile ilgili bir miktar direniş gözler önüne serdi ve ülkesini yıkmış olan macereraperestleri sertçe kınadı...
Onların Türk olmadıklarını iddia ederek, kurmuş oldukları gruplara saldırdı...
Onların İngiltere ile Türkiye arasındaki ananesel arkadaşlığı ayaklar altına aldıklarını; ülkede fazlalığı meydana getiren realite Türklerin bu geleneğe sadık olduklarını ve bu arkadaşlığı canlandırmak ve ona uymak için uğraştıklarını söyledi…†10
Londra Konferansı bitmeden evvel Padişah Vahdetin, 23 Mart 1921’de sırayla İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcisiyle görüşmüştür.
O gün Padişahla görüşen İngiliz temsilci Rumbold, Lord Curzon’a gönderdiği tek yazıda müzakerenin ayrıntılarından şu şekilde soz etmiştir:
“Salonda, Sultan, ben ve yardımcım Andrew Ryan’dan farklı kimse yoktu.
Sultan kendisi tercümanını salı verdi ve Ryan’ın tercümanlık etmesini buyurdu.
Sonra da Londra’da yapılmakta olan konferansla alakalı Mustafa Kemal’den Tevfik Paşa’ya gönderilmiş olan üç telgrafa değindi ve Ankara’nın kendisi tahtını tehlikeye düşürmek ve kendisi yetkisini kırmak emeli güttüğünü ifade etti.
Şunları ekledi: ‘Anadolu’daki vaziyet şöyledir: Tek avuç haydut orada erki ele geçirmiştir.
Sayıları azdır, fakat tam anlamıyla halkın boğazına ilmiği geçirmişledir.
Ve halkın itaatkâr, ödlek ve fakir olduğundan yararlanmaktadırlar.
Onların kuvveti, pek endişeleri, kendisi çıkarları olan 16.000 subayın desteğine dayanır...
Ankara önderleri, bu ülkede realite çıkarları olmayan, ülkeyle kan ya da farklı ilişkileri olmayan kişilerdir.
Mustafa Kemal, orijini meçhul Makedonyalı tek asidir.
Onun kanaat Bulgar, Yunan ya da Sırp kanaat olabilir.
Türk olmayan, Arnavut, Çerkez olan hepsi de birbirlerine benzemektedir.
Onlar arasında pek tek realite Türk yoktur.
Buna karşın, ben ve hükümetim onların önünde güçsüzüz.
Onların kıskacı o kadar etkindir ki, propaganda aracılığı ile dahi Türklere ulaşmak imkansızdır.
Gerçek Türker merkeze sadıktır; fakat tehdit ediliyor ya da aldatılıyorlar.
Bu adamlar bana boyun eğdirmeye çalışıyorlar ve dıştan Bolşeviklerden takviye sağlamaya uğraşıyorlar.
Bolşevikler şimdi Türk sınırına yaklaşmıştır.
Rumbold, yazısını şu şekilde sürdürmüştür:
“Ankara önderleri Halifeliği İstanbul’dan kaldırmaya yeltenirse bunun Avrupa için defa tehlikeli olacağını vurguladı...
Padişaha İngiltere’nin Londra Konferansı’nda oynadığı iyi (!) rolden soz ettim.
Ona konferansta öne sürülen önerilerin, uzlaşmaya varılmasına pozitif tek taban hazırlamış olduğunu anlattım; kafi ki, iyi niyetli bütün Türkler Padişahın liderliği altında birleşsin, uygun tek sulh yapması fırsatından yararlansın ve İngiltere’nin külüstür dostluğunu kazansın; fakat aşırı eğilimliler aşırı taleplerde direnirse bunun neticesi olarak hükümsüzlük ve hadiseler çıkmasından kaçınılmayacağını anlattım.
Padişah beni devasa ilgiyle dinledi ve bana teşekkür etti...†11
Görüldüğü gibi tek “yobaz yalanı†olan “Atatürk Türk değildir!†yalanını, seneler evvel İngilizlere yaltaklanan Padişah Vahdettin de söylemiş!...
Demek ki “hainlikâ€, Atatürk’e dil uzatanların kalıtsal bünyesinde var...
12 Şimdi soruyorum:“Bu Vahdettin mi Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşı’nı başlatsın diye Anadolu’ya gönderen? Bu Vahdettin mi “büyük yurt dostu?†Gerçi sizin vatanınız İngiltere’yse orasını bilemem...
İngilizlerin Vahdettin'e verilen saklı görev
İngilizler, kendilerine yalvarıp yakaran Padişah Vahdettin’i, Anadolu’daki Ulusal harekete ve bu hareketin öncüsü Atatürk’e karşı kullanmak istemişlerdir.
İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold, 10 Aralık 1921’de İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği “çok gizli†yazıda, Padişah Vahdettin’i “korumaktan†ve Mustafa Kemal Atatürk’e karşı kullanmaktan şu şekilde soz etmiştir:
“Ulusçuların emeli...
Padişaha karşı hiç toleransları yoktur ve padişah şu üç seçenekle karşılaşacaktır: İstifa, sürgün ya da ölüm...
Şimdiki halde hem gücünü hem saygınlığını yitirmiştir; fakat onun tahtından indirilmesi, ciddi düşünceli kamu arasında şok tesiri yapacaktır...
Ankara’yı hizaya getirmemiz gerekmektedir ve onlarla işlemlerimizde kararlılıkla davranmalıyız.
Padişahın kişiliği ve tahtta kalması arasında fark yapıyorum.
Olağanüstü tek halde onu savunmaya soz vermiş bulunuyoruz.
Bunun iki sebebi vardır:
1- Sevr Antlaşması’nın imzalanmasına bizim baskımızla destur vermiştir;
2- İstifa etmeyi ciddi olarak tasarlarken onu bu görüşten vazgeçirmiştik.
Ancak onun tahtında kalmayı sürdürmesi için hiçbir mesuliyet altında değiliz.
Kendi görüşümce Padişah, vaziyeti epey umutsuz tek evreye gelinceye kadar görevinde kalmalıdır.
Şu anda tek az kuvveti bulunmaktadır.
Ankara’daki önderler ondan hoşlanmıyor ve Türkiye’deki toplum arasında tek tanınmış değildir...†13
İngilizler, “Ankara’yı hizaya getirmek†için, Sevr Antlaşması’nın imzalanmasına destur veren Padişahı, “durumu epey umutsuz tek evreye gelinceye kadar görevinde tutarak†kullanmayı planlamışlardır.
Vahdettin'in Devasa Taarruz öncesindeki hıyanet planı
Vahdettin, Kurtuluş Savaşı’nın başından bitimine kadar her fırsatta Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını İngilizlere şikâyet etmiş, onları ortadan kaldırmaları için İngilizleri harekete geçirmeye çalışmıştır.
Vahdettin’in “Atatürk†ve “Milli hareket†düşmanlığı o kadar çoktur ki, Devasa Taarruz’un yaklaştığı zamanlarda, 7 Ağustos 1922’de İngiltere Yüksek Komiseri Rumbold’a şunları söyleyebilmiştir:
“Millici liderler tek hükümet değildir, tek isyancılar ve tek ihtilalciler topluluğudur.
Onlar İttihat Terakki’nin canlandırıcılarıdır.
Çeşitli isimler altındaki bunların sonuncusu milliyetçilerdir şahsi çıkarları için ülkede egemenliklerini kurmaya çalıştılar.
Masum halkın vatanseverliğini ve iyi niyetini sömürdüler.
İnançları ve politikaları itibariyle onlar Bolşevik’ten farklı bişi değildirler.
Ben ve hükümetim sulh yapmaya ve bu yolda özverilerde bulunmaya hazırdır...
Millicilerin kuvveti abartılıyor.
Onların kuvveti, Yunanın Türk arazisini işgal altında tutmasından ve merkezi hükümetin sözünü geçirme olanaklarından mahrum bırakılmasından ileri gelmektedir.
Yunanın geri çekilmesi ve boşalan arazinin bölüm bölüm meşru hükümete teslim edilmesi Millicileri güçsüz bırakacaktır…†14
Türk ulusunun yazgınını belirleyecek olan Devasa Taarruz’un başlamasına, tamı t***** 19 gün varken, Padişah Vahdettin, İngilizlere, Ulusal hareketi kötüleyerek, “özverilerde bulunarak†sulh yapmaya hazır olduğunu belirtmiştir.
Kurnaz Vahdettin, İngilizleri kışkırtıp Yunanlılara saldırtarak ele geçirilen toprakların “merkezi hükümete†başka bir deyişle kendine verilmesini istemiştir.
Atatürk’ün vatanı düşman işgalinden kurtarma hesapları yaptığı zamanlarda, yukarıdaki hesapları yapmış Padişah Vahdettin’e ne diyeceğiz? İngilizler, Kurtuluş Savaşı’nın sonlarına doğru Ulusal hareketi ortadan kaldırmak için Atatürk’ü tesirsiz duruma getirmeye hüküm vermişlerdir.
Atatürk’ü etkisizleştirmek için de Padişah Vahdettin’i kullanmaya çalışmışlardır.
Örneğin, 9 Ocak 1922’de Rumbold, Lord Curzon’a gönderdiği tek yazıda Atatürk’ü etkisizleştirmek için Padişaha verilecek rolden şu şekilde soz etmiştir: “Bağlaşıklar aralarında birliği sürdürür ve padişaha tek antlaşma vererek onaylatabilirlerse, padişahın Anadolu’ya müracaat ederek halkın desteğini sağlaması ve Kemal’i efor tek halde bırakması olanaklıdır.†15
İngiltere Büyükelçiliği Baş tercümanı Ryan’ın, 7 Şubat 1922’de Londra’ya gönderdiği “Atatürk’ü devirme planına†göre, Atatürk dışarıdan itilaf devletlerinin askeri gücüyle değil, içeriden saltanatın gücüyle devrilecektir.
Bunun için henüz uygun tek sulh antlaşması yapıp sultana imzalatılacaktır.
Bunun üstüne sultan milliyetçilerin tek bölümünü kendisi yanına çekip otoritesini yine kuracaktır.
Arkadan da itilaf devletlerince desteklenecektir.
İtilaf devletleri Türk halkının ulusal amaçlarına hevesli gözüküp Sevr Antlaşması’nda yapılacak kimi farklılıklari “tantanayla†ilan edecekler ve bunları kabul etmeyenlere karşı birçok tedbiri uygulayacaklardır.
Böylece Atatürk kendi kendine etkisizleştirilmiş olacaktır.
16
Yüksek Komiser, Rumbold, 15 Ocak’ta Lord Curzon’a gönderdiği saklı telgrafta, itilaf devletleri Sevr Antlaşması’ndan defa henüz iyi tek antlaşmayla, ulusalcılara uzlaşma önerisinde bulunurlarsa ve Atatürk bunu reddederse, yeni önerilerin Padişaha sunulmasını, itilaf devletlerinin desteği sayesinde padişahın da halkın yardımına başvur masını önermiştir.
17
Bu sırada Padişah da boş durmamış, yeğeni Prens Sami vasıtasıyla 13 Ocak 1922’de Rumbold’a saklı tek göndererek, “harekete geçme müddetinin geldiğine inandığını ve Ankara’nın gücüne karşı kendisi gücünü kurmak emeliyle İngiltere’nin yardımı ile ilgili Rumbold’la görüşmeyi dilediğini†bildirmiştir.
18 Rumbold, 7 Ağustos 1912’de Padişah Vahdettin’le tek müzakere yapmıştır.
Görüşmede Vahdettin, Rumbold’a, İngiltere’nin sulhu kendisi ile yapmasını, Yunan işgalindeki toprakların boşaltılıp kendine teslim edilmesini ve Kemalist asileri temizlemede İngiltere’nin kendine takviye olmasını istemiştir.
Vahdettin, İngiltere’nin henüz evvel Kavalalı Mehmet Ali Paşa başkaldırınını bastırdığını, şimdi de askeri gücünü kullanarak Atatürk’ün başkaldırınını bastırabileceğini söylemiştir.
19
Vahdettin'in Atatürk'e tertip ettiği komplo
Milli harekete beraber başlayanlardan Rauf Bey ve Kazım Karabekir’ in zamanla Atatürk’e karşı “bayrak açtıkları†ve karşıt görüşlü gruba geçtikleri malum tek gerçektir.
Atatürk bu vaziyeti Nutuk’ta, “Milli Mücadele’ye birlikte başlayan yolculardan kimileri, ulusal yaşamın günümüz cumhuriyete ve cumhuriyet kanunlarına kadar gelen gelişmelerinde kendisi düşünce ve ruhlarının kavrama hudutları bittikçe bana direnmişler ve muhalefete geçmişlerdir...â€diyerek açıklamıştır.
Atatürk, Kurtuluş Muhabereyi esnasında TBMM’de kendine karşı başlayan muhalefeti, “Milli Mücadele’ye birlikte başlayan yolculardan bazılarının...
Fikir ve ruhlarının kavrama sınırlarının bitmesine†bağlamıştır; fakat bu muhalefetin -Atatürk’ün bilmediği farklı tek sebebi henüz bulunmaktadır.
İngiliz arşivlerinden çıkan bu gerçeği de biz açıklayalım.
İngilizler, Padişah Vahdettin vasıtasıyla, Atatürk’ün silah dostlarından Rauf Bey’i ve Kazım Karabekir’i Atatürk’e karşı muhalefete geçirmeye çalışmışlardır.
Ankara’da Atatürk’e karşı kuvvetli tek “muhalefet†olduğunu düşünen Rumbold, Mayıs 1922’de, Lord Curzon’a gönderdi¤i tek yazıda, “Anadolu’daki Anti Kemalistlerin Ankara Hükümeti’ni yıkmak için faydalı tek personel olacaklarnı†belirtmiştir.
20 İngilizler, Atatürk’ü devirmek için parlamento içi muhalefete ve Enver Paşa’ya güvenmiştir.
İngilizler, bilhassa Atatürk’le kimi konularda görüfl ayrılıkları olan Rauf Bey ve Kâzım Karabekir Paşa’dan istifade etmek istemişlerdir.
İngilişivlerindeki kimi belgeler, İngilizlerin bu planı tatbik etmek için Padişah Vahdettin’den yararlandıklarını göstermiştir.
Rauf Bey’le, Kazım Karabekir’i kendisi yanına çekmek isteyen Vahdettin, İzzet Paşa vasıtasıyla onlarla temas kurmuştur.
23 Şubat 1922 tarihli İngiliz saklı istihbarat raporuna göre, Vahdettin, Mahmut Sadık Bey vasıtasıyla Kâzım Karabekir’e ehemmiyetli tek ileti iletmistir.
Padişah, Karabekir’e gönderdiği mesajda kısacası, Halifelik haklarını korumasını, sulh koşullarının kabul edilmesi için icabında kötülük kullanmasını, Atatürk’ü ve Ulusal hareketi desteklememesini öğütlemiştir.
21
Padişahın, Atatürk’ü parlamento içinden vurmak için attığı bu haince ismim, İngilizleri heyecanlandırmıştır.
Örneğin, İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Francis Osborn, 28 Şubat 1922’de gönderdiği yazıda Padişahın bu girişimden flöyle soz etmiştir: “Padişah, Kazım Karabekir ve Rauf Bey’i, kendisinden yana çekebilirse belki Anadolu’yu Kemal’den kurtarabilir; fakat bu iki tesirli ulusçunun tutumu ile ilgili tek az verimiz bulunmaktadır.
Bildiğimiz, ikincisinin (Rauf Bey) son zamanlarda Ankara’daki Bakanlar Kurulundan çekilmiş ve Mustafa Kemal’le arasının açılmış olduğudur.†Bu yazıya, Dışişleri Bakanı Lord Curzon da şunları eklemiştir: “Albay Rewlinson, her ikisinin de Kemal’e zıt olduklarını dile getiriyor.†22
10 Mart 1922 tarihli İngiliz saklı istihbarat raporuna göre Karabekir, Padişahın arzusuna sözlü olarak verilen yanıtta,“Ankara Hükümeti’nin uygulamakta bulunduğu ‘aşırı siyaseti’ yumuşatmak için elinden geleni gerçekletireceğini...â€belirtmiştir.
Nitekim kısa müddet ardından Karabekir Paşa; Rauf Bey, Refet Paşa, Selahattin Bey ve ötekilerden meydana gelen Atatürk karşıtı karşıt görüşlü kümeleri desteklemeye başlamıştır.
23
Bunun üstüne İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Francis Osborne, 1 Nisan’da şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Bu küme, Kemal’e karşı müthiş tek muhalefet oluşturacaktır.†24 İngilizlerin, Padişah Vahdettin’i kullanarak Ulusal hareketi bölme planı kısmen netice vermiştir.
Mayıs 1922’de, Devasa Taarruz evvel parlamento, Atatürk’ün başkomutanlığını tek sefer henüz uzatmayı reddetmiştir.
En kritik dönemde parlamento içi muhalefet sebebinden silahlı güç başsız bırakılmıştır.
Temmuz 1922’de Rauf Bey, Atatürk’e karşın Bakanlar Heyeti Başkanı seçilmiştir.
Atatürk’ün, bakanları aday gösterme yöntemine de nihai verilmiştir.
Ama Vahdettin, Atatürk’ün bu çağrılarını hep reddetmiştir.
Atatürk, İstanbul’da yer aldığı 13 Kasım 1918 ile 16 Mayıs 1919 tarihleri arasında çoğu kez Padişah Vahdettin’le görüşmüş, bu müzakerelerde Harbiye Nazırı olmanın ve Vahdettin’i Anadolu’ya geçirmenin yollarını aramıştır.
1 Fakat bu müzakereler nihayetinde padişahın kendini Harbiye Nazırı inşa etmek ve Anadolu’ya geçmek istemediğini anlamıştır.
Atatürk, işgal İstanbul’unda Harbiye Nazırı olup Padişah Vahdettin’i Anadolu’ya götürme düşüncesini, 1920 Nisanı’nda Ankara’da Yunus Nadi Bey’e açıklamıştır.
2 Atatürk, bu düşüncesini ardından Yusuf Hikmet Bayur’a da açıklamıştır.
3
Atatürk, 2 Şubat 1923 tarihinde İzmir İktisat Kurultayı esnasında da işgal İstanbul’unda Harbiye Nazırı olmayı ve hükümeti Anadolu’ya taşımayı düşündüğünü belirtmiştir.
4
Atatürk, 1920 seneyin ilk haftalarında Mazhar Müfit Bey vasıtasıyla Padişah Vahdettin’i açıkça Anadolu’ya çağrı etmiştir.
Padişahla görüşen Mazhar Müfit Bey, “Efendimizin Anadolu’ya, hem de Bursa’ya kadar teşrifleriyle sorun hallolur...†diyerek Padişahı Anadolu’ya çağırmıştır.
Bu çağrıya, “Bana ulu ecdadımın başkentinden firar mı öneri ediyorsunuz?†diye tek soruyla yanıt veren Vahdettin’e Mazhar Müfit Bey, “Hayır! Milletin ve vatanın bu sıkışık ve zor saatinde ulu ecdadınız gibi milletin başına geçmenizi öneri ediyorumâ€demiştir.
5 Atatürk’ün, Kurtuluş Muhabereyi esnasında Padişah
Vahdettin’i Anadolu’ya geçirmek istemesinin belirlenmiş başlı sebepleri şunlardır:
1- Halife-sultana duyulan ananesel bağlılıktan kaynaklı halkın moral gücünü arttırmak ve kurtuluş inancını çoğaltmak.
2- Ülkenin İstanbul ve Ankara hükümeti diye ikiye ayrılmasını önlemek, bağımsızlık mücadelesini bir bütün durumunda henüz tesirli tek şeklinde yürütmek.
3- Halifenin Anadolu’ya geçip bağımsızlık mücadelesine katılmasıyla İslam dünyasındaki İngiliz karşıtı propagandayı henüz da tesirli duruma getirmek ve Müslüman sömürgelerini kaybetmeyi göze alamayan İngiltere’nin Yunanistan’dan desteğini çekmesini, işgal ettiği yerlerden defa henüz erken tek tarihte çekilmesini sağlamak ve böylelikle Kurtuluş Savaşı’nı henüz hızlıca ve daha düşük kayıpla kazanmak.
6
“Vahdettin, İstanbul’da kalmakla partiyi henüz başlangıçta kaybetmiştir.
Hâlbuki İstanbul’un işgaline (16 Mart 1920) ve hem de bir müddet sonraya kadar, Vahdettin’in elinde tahtını savunacak devasa tek fırsat vardı.
Anadolu’ya geçmek.
Eğer bunu yapabilseydi, Mustafa Kemal Paşa, Zat-ı şahane’nin nihayet tek sadrazamı olurdu.
Bütün ülke tek ölüm kalım maçı içerisinde yaşarken Padişahın Yıldız Sarayı’nda oturması payitaht halkının acılarının azalmasına dahi yaramamıştır.†7 Padişah Vahdettin’in asla Anadolu’ya geçmeyi düşünmemesinin sebebi, kurtuluşu “Anadolu odaklı tek halk hareketinden değil, “İstanbul odaklı İngiliz desteğinden†beklemesidir.“İngilizlerin yardımını almak†dışında kafasında ikinci tek kurtuluş planı olmayan Vahdettin, bu yardımın alınabilmesi için ilk olarak Anadolu’ daki Ulusal hareketin yok edilmesi gerektiğine inanmış, siyasetini bu tarafta şekillendirmiştir.
Atatürk, İstanbul hükümetini İngiliz isteklerine boyun eğmeye hazır görünce, Padişah Vahdettin’e tek telgraf çekerek onu uyarmak istemiştir.
“Üçüncü Silahlı güç Müfettişi ve Fahri Yaveri Hazreti Şehriyarı†diye imzaladığı uzun telgraf, gerçekte tek şikâyetnamedir.
Atatürk, bu telgrafının nihayetinde padişahı tehdit edercesine, “Eğer mecbur edilirsem, resmi görevimden istifa ederek Anadolu’da ve sine-i millette kalacağım ve vatani görevime açık adımlarla devam edeceğim.
Ta ki ulus ve padişah bağımsızlığına kavuşana kadar… †8 demiştir.
Atatürk’ün bu ve buna benzer çağrılarına kulak tıkayan Padişah Vahdettin, Güvey Ferit Hükümeti’nin Atatürk’ü görevden almasına, hem de gözaltına alınma hükmü çıkarmasına göz yummuştur.
Bu ilerlemeler üstüne Atatürk 7, 8 Temmuz 1919 gecesi silahlı güç müfettişliğinden ve askerlik görevinden istifa etmiş ve İstanbul’a dönmeyerek Anadolu’da halkla beraber bağımsızlık için maç edeceğini belirtmiştir.
Atatürk’ü bu kararından vazgeçirmek isteyen Vahdettin, onun Selanik’ten yakın dostlarından Abdülkerim Paşa’yı döneme sokarak Atatürk’le telgraf başında görüştürmüş, fakat herhangi bir netice alamamıştır.
Bunun üstüne açıkgöz Vahdettin, strateji değiştirmiş, 2 Temmuz 1919’da Atatürk’e tek telgraf çekerek, İstanbul’a gelmesinin ve azledilmesinin doğru olmadığını belirtmiş ve Harbiye’den 2 ay hava değişimi istenerek vaziyet belirlenmiş oluncaya kadar arzuladığı kent veyahut kasabada dinlenmesini ideal çözüm olarak sunmuştur.
9
Ancak, Atatürk, “Buralarda havalar iyi!†diyerek Vahdettin’in bu açıkgözce planını tesirsiz duruma getirmiştir.
Vahdettin, en son Atatürk’ü ve ulusalcıları Ulusal hareketten vazgeçmeye ikna etmek için “nasihat heyetleri†oluşturmuştur.
Vahdettin,in Atatürk'ü ve arkadaşlarını İngilizlere şikayeti ve Atatürk,e hakaretleri
Vahdettin, 1920 seneninden ardından İngiliz yetkililerle yaptığı müzakerelerde sözü döndürüp dolaştırıp Ulusal hareketin yok edilmesine getirmiştir.
Örneğin 21 Ağustos’ta Robeck’le yaptığı görüşmede Ulusal hareket ile ilgili şunları söylemiştir:
“İngiltere’nin gelecekteki yardımı ile ilgili bir miktar direniş gözler önüne serdi ve ülkesini yıkmış olan macereraperestleri sertçe kınadı...
Onların Türk olmadıklarını iddia ederek, kurmuş oldukları gruplara saldırdı...
Onların İngiltere ile Türkiye arasındaki ananesel arkadaşlığı ayaklar altına aldıklarını; ülkede fazlalığı meydana getiren realite Türklerin bu geleneğe sadık olduklarını ve bu arkadaşlığı canlandırmak ve ona uymak için uğraştıklarını söyledi…†10
Londra Konferansı bitmeden evvel Padişah Vahdetin, 23 Mart 1921’de sırayla İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcisiyle görüşmüştür.
O gün Padişahla görüşen İngiliz temsilci Rumbold, Lord Curzon’a gönderdiği tek yazıda müzakerenin ayrıntılarından şu şekilde soz etmiştir:
“Salonda, Sultan, ben ve yardımcım Andrew Ryan’dan farklı kimse yoktu.
Sultan kendisi tercümanını salı verdi ve Ryan’ın tercümanlık etmesini buyurdu.
Sonra da Londra’da yapılmakta olan konferansla alakalı Mustafa Kemal’den Tevfik Paşa’ya gönderilmiş olan üç telgrafa değindi ve Ankara’nın kendisi tahtını tehlikeye düşürmek ve kendisi yetkisini kırmak emeli güttüğünü ifade etti.
Şunları ekledi: ‘Anadolu’daki vaziyet şöyledir: Tek avuç haydut orada erki ele geçirmiştir.
Sayıları azdır, fakat tam anlamıyla halkın boğazına ilmiği geçirmişledir.
Ve halkın itaatkâr, ödlek ve fakir olduğundan yararlanmaktadırlar.
Onların kuvveti, pek endişeleri, kendisi çıkarları olan 16.000 subayın desteğine dayanır...
Ankara önderleri, bu ülkede realite çıkarları olmayan, ülkeyle kan ya da farklı ilişkileri olmayan kişilerdir.
Mustafa Kemal, orijini meçhul Makedonyalı tek asidir.
Onun kanaat Bulgar, Yunan ya da Sırp kanaat olabilir.
Türk olmayan, Arnavut, Çerkez olan hepsi de birbirlerine benzemektedir.
Onlar arasında pek tek realite Türk yoktur.
Buna karşın, ben ve hükümetim onların önünde güçsüzüz.
Onların kıskacı o kadar etkindir ki, propaganda aracılığı ile dahi Türklere ulaşmak imkansızdır.
Gerçek Türker merkeze sadıktır; fakat tehdit ediliyor ya da aldatılıyorlar.
Bu adamlar bana boyun eğdirmeye çalışıyorlar ve dıştan Bolşeviklerden takviye sağlamaya uğraşıyorlar.
Bolşevikler şimdi Türk sınırına yaklaşmıştır.
Rumbold, yazısını şu şekilde sürdürmüştür:
“Ankara önderleri Halifeliği İstanbul’dan kaldırmaya yeltenirse bunun Avrupa için defa tehlikeli olacağını vurguladı...
Padişaha İngiltere’nin Londra Konferansı’nda oynadığı iyi (!) rolden soz ettim.
Ona konferansta öne sürülen önerilerin, uzlaşmaya varılmasına pozitif tek taban hazırlamış olduğunu anlattım; kafi ki, iyi niyetli bütün Türkler Padişahın liderliği altında birleşsin, uygun tek sulh yapması fırsatından yararlansın ve İngiltere’nin külüstür dostluğunu kazansın; fakat aşırı eğilimliler aşırı taleplerde direnirse bunun neticesi olarak hükümsüzlük ve hadiseler çıkmasından kaçınılmayacağını anlattım.
Padişah beni devasa ilgiyle dinledi ve bana teşekkür etti...†11
Görüldüğü gibi tek “yobaz yalanı†olan “Atatürk Türk değildir!†yalanını, seneler evvel İngilizlere yaltaklanan Padişah Vahdettin de söylemiş!...
Demek ki “hainlikâ€, Atatürk’e dil uzatanların kalıtsal bünyesinde var...
12 Şimdi soruyorum:“Bu Vahdettin mi Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşı’nı başlatsın diye Anadolu’ya gönderen? Bu Vahdettin mi “büyük yurt dostu?†Gerçi sizin vatanınız İngiltere’yse orasını bilemem...
İngilizlerin Vahdettin'e verilen saklı görev
İngilizler, kendilerine yalvarıp yakaran Padişah Vahdettin’i, Anadolu’daki Ulusal harekete ve bu hareketin öncüsü Atatürk’e karşı kullanmak istemişlerdir.
İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold, 10 Aralık 1921’de İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği “çok gizli†yazıda, Padişah Vahdettin’i “korumaktan†ve Mustafa Kemal Atatürk’e karşı kullanmaktan şu şekilde soz etmiştir:
“Ulusçuların emeli...
Padişaha karşı hiç toleransları yoktur ve padişah şu üç seçenekle karşılaşacaktır: İstifa, sürgün ya da ölüm...
Şimdiki halde hem gücünü hem saygınlığını yitirmiştir; fakat onun tahtından indirilmesi, ciddi düşünceli kamu arasında şok tesiri yapacaktır...
Ankara’yı hizaya getirmemiz gerekmektedir ve onlarla işlemlerimizde kararlılıkla davranmalıyız.
Padişahın kişiliği ve tahtta kalması arasında fark yapıyorum.
Olağanüstü tek halde onu savunmaya soz vermiş bulunuyoruz.
Bunun iki sebebi vardır:
1- Sevr Antlaşması’nın imzalanmasına bizim baskımızla destur vermiştir;
2- İstifa etmeyi ciddi olarak tasarlarken onu bu görüşten vazgeçirmiştik.
Ancak onun tahtında kalmayı sürdürmesi için hiçbir mesuliyet altında değiliz.
Kendi görüşümce Padişah, vaziyeti epey umutsuz tek evreye gelinceye kadar görevinde kalmalıdır.
Şu anda tek az kuvveti bulunmaktadır.
Ankara’daki önderler ondan hoşlanmıyor ve Türkiye’deki toplum arasında tek tanınmış değildir...†13
İngilizler, “Ankara’yı hizaya getirmek†için, Sevr Antlaşması’nın imzalanmasına destur veren Padişahı, “durumu epey umutsuz tek evreye gelinceye kadar görevinde tutarak†kullanmayı planlamışlardır.
Vahdettin'in Devasa Taarruz öncesindeki hıyanet planı
Vahdettin, Kurtuluş Savaşı’nın başından bitimine kadar her fırsatta Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını İngilizlere şikâyet etmiş, onları ortadan kaldırmaları için İngilizleri harekete geçirmeye çalışmıştır.
Vahdettin’in “Atatürk†ve “Milli hareket†düşmanlığı o kadar çoktur ki, Devasa Taarruz’un yaklaştığı zamanlarda, 7 Ağustos 1922’de İngiltere Yüksek Komiseri Rumbold’a şunları söyleyebilmiştir:
“Millici liderler tek hükümet değildir, tek isyancılar ve tek ihtilalciler topluluğudur.
Onlar İttihat Terakki’nin canlandırıcılarıdır.
Çeşitli isimler altındaki bunların sonuncusu milliyetçilerdir şahsi çıkarları için ülkede egemenliklerini kurmaya çalıştılar.
Masum halkın vatanseverliğini ve iyi niyetini sömürdüler.
İnançları ve politikaları itibariyle onlar Bolşevik’ten farklı bişi değildirler.
Ben ve hükümetim sulh yapmaya ve bu yolda özverilerde bulunmaya hazırdır...
Millicilerin kuvveti abartılıyor.
Onların kuvveti, Yunanın Türk arazisini işgal altında tutmasından ve merkezi hükümetin sözünü geçirme olanaklarından mahrum bırakılmasından ileri gelmektedir.
Yunanın geri çekilmesi ve boşalan arazinin bölüm bölüm meşru hükümete teslim edilmesi Millicileri güçsüz bırakacaktır…†14
Türk ulusunun yazgınını belirleyecek olan Devasa Taarruz’un başlamasına, tamı t***** 19 gün varken, Padişah Vahdettin, İngilizlere, Ulusal hareketi kötüleyerek, “özverilerde bulunarak†sulh yapmaya hazır olduğunu belirtmiştir.
Kurnaz Vahdettin, İngilizleri kışkırtıp Yunanlılara saldırtarak ele geçirilen toprakların “merkezi hükümete†başka bir deyişle kendine verilmesini istemiştir.
Atatürk’ün vatanı düşman işgalinden kurtarma hesapları yaptığı zamanlarda, yukarıdaki hesapları yapmış Padişah Vahdettin’e ne diyeceğiz? İngilizler, Kurtuluş Savaşı’nın sonlarına doğru Ulusal hareketi ortadan kaldırmak için Atatürk’ü tesirsiz duruma getirmeye hüküm vermişlerdir.
Atatürk’ü etkisizleştirmek için de Padişah Vahdettin’i kullanmaya çalışmışlardır.
Örneğin, 9 Ocak 1922’de Rumbold, Lord Curzon’a gönderdiği tek yazıda Atatürk’ü etkisizleştirmek için Padişaha verilecek rolden şu şekilde soz etmiştir: “Bağlaşıklar aralarında birliği sürdürür ve padişaha tek antlaşma vererek onaylatabilirlerse, padişahın Anadolu’ya müracaat ederek halkın desteğini sağlaması ve Kemal’i efor tek halde bırakması olanaklıdır.†15
İngiltere Büyükelçiliği Baş tercümanı Ryan’ın, 7 Şubat 1922’de Londra’ya gönderdiği “Atatürk’ü devirme planına†göre, Atatürk dışarıdan itilaf devletlerinin askeri gücüyle değil, içeriden saltanatın gücüyle devrilecektir.
Bunun için henüz uygun tek sulh antlaşması yapıp sultana imzalatılacaktır.
Bunun üstüne sultan milliyetçilerin tek bölümünü kendisi yanına çekip otoritesini yine kuracaktır.
Arkadan da itilaf devletlerince desteklenecektir.
İtilaf devletleri Türk halkının ulusal amaçlarına hevesli gözüküp Sevr Antlaşması’nda yapılacak kimi farklılıklari “tantanayla†ilan edecekler ve bunları kabul etmeyenlere karşı birçok tedbiri uygulayacaklardır.
Böylece Atatürk kendi kendine etkisizleştirilmiş olacaktır.
16
Yüksek Komiser, Rumbold, 15 Ocak’ta Lord Curzon’a gönderdiği saklı telgrafta, itilaf devletleri Sevr Antlaşması’ndan defa henüz iyi tek antlaşmayla, ulusalcılara uzlaşma önerisinde bulunurlarsa ve Atatürk bunu reddederse, yeni önerilerin Padişaha sunulmasını, itilaf devletlerinin desteği sayesinde padişahın da halkın yardımına başvur masını önermiştir.
17
Bu sırada Padişah da boş durmamış, yeğeni Prens Sami vasıtasıyla 13 Ocak 1922’de Rumbold’a saklı tek göndererek, “harekete geçme müddetinin geldiğine inandığını ve Ankara’nın gücüne karşı kendisi gücünü kurmak emeliyle İngiltere’nin yardımı ile ilgili Rumbold’la görüşmeyi dilediğini†bildirmiştir.
18 Rumbold, 7 Ağustos 1912’de Padişah Vahdettin’le tek müzakere yapmıştır.
Görüşmede Vahdettin, Rumbold’a, İngiltere’nin sulhu kendisi ile yapmasını, Yunan işgalindeki toprakların boşaltılıp kendine teslim edilmesini ve Kemalist asileri temizlemede İngiltere’nin kendine takviye olmasını istemiştir.
Vahdettin, İngiltere’nin henüz evvel Kavalalı Mehmet Ali Paşa başkaldırınını bastırdığını, şimdi de askeri gücünü kullanarak Atatürk’ün başkaldırınını bastırabileceğini söylemiştir.
19
Vahdettin'in Atatürk'e tertip ettiği komplo
Milli harekete beraber başlayanlardan Rauf Bey ve Kazım Karabekir’ in zamanla Atatürk’e karşı “bayrak açtıkları†ve karşıt görüşlü gruba geçtikleri malum tek gerçektir.
Atatürk bu vaziyeti Nutuk’ta, “Milli Mücadele’ye birlikte başlayan yolculardan kimileri, ulusal yaşamın günümüz cumhuriyete ve cumhuriyet kanunlarına kadar gelen gelişmelerinde kendisi düşünce ve ruhlarının kavrama hudutları bittikçe bana direnmişler ve muhalefete geçmişlerdir...â€diyerek açıklamıştır.
Atatürk, Kurtuluş Muhabereyi esnasında TBMM’de kendine karşı başlayan muhalefeti, “Milli Mücadele’ye birlikte başlayan yolculardan bazılarının...
Fikir ve ruhlarının kavrama sınırlarının bitmesine†bağlamıştır; fakat bu muhalefetin -Atatürk’ün bilmediği farklı tek sebebi henüz bulunmaktadır.
İngiliz arşivlerinden çıkan bu gerçeği de biz açıklayalım.
İngilizler, Padişah Vahdettin vasıtasıyla, Atatürk’ün silah dostlarından Rauf Bey’i ve Kazım Karabekir’i Atatürk’e karşı muhalefete geçirmeye çalışmışlardır.
Ankara’da Atatürk’e karşı kuvvetli tek “muhalefet†olduğunu düşünen Rumbold, Mayıs 1922’de, Lord Curzon’a gönderdi¤i tek yazıda, “Anadolu’daki Anti Kemalistlerin Ankara Hükümeti’ni yıkmak için faydalı tek personel olacaklarnı†belirtmiştir.
20 İngilizler, Atatürk’ü devirmek için parlamento içi muhalefete ve Enver Paşa’ya güvenmiştir.
İngilizler, bilhassa Atatürk’le kimi konularda görüfl ayrılıkları olan Rauf Bey ve Kâzım Karabekir Paşa’dan istifade etmek istemişlerdir.
İngilişivlerindeki kimi belgeler, İngilizlerin bu planı tatbik etmek için Padişah Vahdettin’den yararlandıklarını göstermiştir.
Rauf Bey’le, Kazım Karabekir’i kendisi yanına çekmek isteyen Vahdettin, İzzet Paşa vasıtasıyla onlarla temas kurmuştur.
23 Şubat 1922 tarihli İngiliz saklı istihbarat raporuna göre, Vahdettin, Mahmut Sadık Bey vasıtasıyla Kâzım Karabekir’e ehemmiyetli tek ileti iletmistir.
Padişah, Karabekir’e gönderdiği mesajda kısacası, Halifelik haklarını korumasını, sulh koşullarının kabul edilmesi için icabında kötülük kullanmasını, Atatürk’ü ve Ulusal hareketi desteklememesini öğütlemiştir.
21
Padişahın, Atatürk’ü parlamento içinden vurmak için attığı bu haince ismim, İngilizleri heyecanlandırmıştır.
Örneğin, İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Francis Osborn, 28 Şubat 1922’de gönderdiği yazıda Padişahın bu girişimden flöyle soz etmiştir: “Padişah, Kazım Karabekir ve Rauf Bey’i, kendisinden yana çekebilirse belki Anadolu’yu Kemal’den kurtarabilir; fakat bu iki tesirli ulusçunun tutumu ile ilgili tek az verimiz bulunmaktadır.
Bildiğimiz, ikincisinin (Rauf Bey) son zamanlarda Ankara’daki Bakanlar Kurulundan çekilmiş ve Mustafa Kemal’le arasının açılmış olduğudur.†Bu yazıya, Dışişleri Bakanı Lord Curzon da şunları eklemiştir: “Albay Rewlinson, her ikisinin de Kemal’e zıt olduklarını dile getiriyor.†22
10 Mart 1922 tarihli İngiliz saklı istihbarat raporuna göre Karabekir, Padişahın arzusuna sözlü olarak verilen yanıtta,“Ankara Hükümeti’nin uygulamakta bulunduğu ‘aşırı siyaseti’ yumuşatmak için elinden geleni gerçekletireceğini...â€belirtmiştir.
Nitekim kısa müddet ardından Karabekir Paşa; Rauf Bey, Refet Paşa, Selahattin Bey ve ötekilerden meydana gelen Atatürk karşıtı karşıt görüşlü kümeleri desteklemeye başlamıştır.
23
Bunun üstüne İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Francis Osborne, 1 Nisan’da şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Bu küme, Kemal’e karşı müthiş tek muhalefet oluşturacaktır.†24 İngilizlerin, Padişah Vahdettin’i kullanarak Ulusal hareketi bölme planı kısmen netice vermiştir.
Mayıs 1922’de, Devasa Taarruz evvel parlamento, Atatürk’ün başkomutanlığını tek sefer henüz uzatmayı reddetmiştir.
En kritik dönemde parlamento içi muhalefet sebebinden silahlı güç başsız bırakılmıştır.
Temmuz 1922’de Rauf Bey, Atatürk’e karşın Bakanlar Heyeti Başkanı seçilmiştir.
Atatürk’ün, bakanları aday gösterme yöntemine de nihai verilmiştir.
Son düzenleme: