Vahdettin Dosyası 3 ; İngilizlere Yalvaran Bir Osmanlı Padişahı

IkRa

Üye
Mesajlar
102
Puanları
18
Konum
aLem-i ervaH
Tepkime puanı
10
"Kurtuluş Muhabereyi konusunda İngiliz Belgeleri" isimli kitabın yazarı Gotthard Jaeschke, VI.
Sultan Mehmet Vahdettin'in İngiliz dostluğunu kazanmak için"İngilizlere yalvarıp yakardığını"belirtmiştir.
Sina Aksin de, "İstanbul Hükümetleri ve Ulusal Mücadele" isimli kitabında Vahdettin'in İngilizlerle ilişkilerini anlatırken, "Yalvaran Tek Padişah" başlığını kullanmıştır.
Belgeler, G.
Jaeschke'nin ve S.
Akşin'in bu değerlendirmelerini doğrulamaktadır.
Akşin, Vahdettin'in aşın İngilizciliğini,"Saray, kurtuluşu İngiliz İmparatorluğu ile bütünleşmekte görüyordu; zira halife sıfatı fakat tek Müslüman imparatorluk camiası içerisinde mana ve kıymet taşıyabilir, bundan dolayı hürmet görebilirdi"diye açıklamıştır.
Vahdettin'in İngiliz Muhipler Cemiyeti ile İlişkileri
Padişah Vahdettin, İngilizlere yakınlaşmak için ilk olarak iki aracıdan yararlanmıştır.
Bunlardan biri, beş kez sadrazamlığa getirdiği İngilizci Güvey Ferit, öteki de İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin kurucusu İngilizci Sait Molla'dır.
Vahdettin'in sıkı temas içerisinde bulunduğu Sait Molla, İngiliz casusu Rahip Frew'le beraber Ulusal hareketi yok etmek için türlü entrikalar çevirmiştir.
Rahip Frew, İngiliz Haber Alma Servisi'nin ehemmiyetli tek üyesidir.
Frew, ayrı olarak, İngiltere'deki "British Red Crescnef'ın (Britanya Kızılay Derneği'nin) İstanbul'daki temsilcisidir.
Bu demek, Türkiye'deki İngiliz Muhipler Cemiyeti'yle sıkı temas içindedir.
Rahip Frew, Anadolu'daki Ulusal hareketi son vermek için Sait Molla vasıtasıyla İngiliz Muhipler Cemiyeti'ne para yardımı dahil birçok yardımı yapmıştır.
Kurtuluş Muhabereyi esnasında Anadolu'da çıkarılan 21 ayaklanmanın arkasında Rahip Frew, Sait Molla işbirliği ve İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin çalışmaları bulunduğu anlaşılmıştır.
Sait Mola ve Rahip Frew arasındaki yazışmalar ele geçirilmiştir.
Atatürk Nutuk'ta Sait Molla'nın Rahip Frew'e gönderdiği 12 mektubu yayınlamıştır.
Bu 12 mektup ele alındığında "molla" ve "papazın" işgalci İngilizlere sebep uşaklık ettikleri defa açık tek şeklinde görülmektedir.
Bu 12 mektup ele alındığında şu şekilde tek tablo meydana çıkmaktadır:
1- Anadolu halkım Atatürk'e karşı ayaklandırmak için paralı ajanlar kiralanmış ve bu ajanların propagandaları nihayetinde Anadolu'da birden fazla başkaldırı çıkmıştır.
2- Sadrazam Güvey Ferit, Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Zeynel Abidin efendiler ile İçişleri Bakanı Ali Kemal, Polis Müdürü Nurettin Bey ve Padişah Vahdettin'in İngiliz Muhipleri Cemiyeti'yle ilişkileri bulunmaktadır.
3- Kürt Teali Cemiyeti ile yakın ilişkiler içindedir.
4- Mebuslar Parlamentosu için yapılacak tercihleri önlemeye yönelik saklı girişimlerde yer almıştır.
Padişah Vahdettin, bilhassa Hazine-i Hassa Müdürü Refik Bey, vasıtasıyla buluşma alan ecnebi saklı servis elemanlarıyla, bilhassa de İngiliz Muhipler Cemiyeti temsilcileriyle sıkça görüşmüştür.
Meclis Başkanı Halil Menteşe'nin hatıraları bu gerçeği doğrulamaktadır:"O zamanlarda Vahdettin, rahatsızlığı hasebiyle Hareme çekilmiş, istek etmediği ziyaretçileri kabul etmiyordu; ama harem kapısından geceleri Papaz Frewleri hoca Sabrileri, Ali Kemalleri kabul ediyor idi."
Yusuf Hikmet Bayur, Vahdettin'i, Rahip Frew gibi İngiliz ajanlarının kışkırttığım ileri sürmüştür:"Papaz Frew gibi İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin habis ruhu halinde olan İngiliz casuslarıyla saklıca ve sıklıkla görüşen Vahdettin'in...
onlarca kışkırtıldığı da güvenle düşünülebilir."
Neşit Hakkı Uluğ, Padişah Vahdettin'in, İngiliz casusu Rahip Frew'le sebep temas kurduğunu şu şekilde anlatmıştır:
"Saray ile İngiltere arasında tek haberleşme aracı olacak...
bu alçaklığı gerçekleştirecek, üstlenecekler vardı.
Bunlar, tek 'Sultanzade' ile Rahip Frew olarak bilinen kimseler olsa lazım olur.
Çünkü, Sultanzade Sami, Vahdettin'in kız kardeşinin erkek çocuğu olup, kendi gençliğinde tek İngiliz mürebbiyesinin eline verilmiş, ya da tek İngiliz öğretmen doğrulusunda yetiştirilmiş, olduğundan kaynaklı daima işin içerisine İngilizleri karıştırırdı.
Rahip Frew olarak bilinen şahsı saraya dolandırmak da bu Sultanzade'nin alakası bulunmaktadır.
Bazı kişilerin telkinleri, Sultanzade ile Rahip Frew'in teşvikleri Vahdettin'e pusulayı şaşırtmıştır..."
Fethi Tevetoğlu, "Milli Maç Senelerindeki Kuruluşlar" isimli kitabında, İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin kurucularından birinin direk Sultan Vahdettin olduğunu belirtmiştir:
"Türkiye İngiliz Muhipler Cemiyeti, ilk olarak Padişah VI.
Mehmet Vahdettin ve Sadrazam Güvey Ferit Paşa, Dahiliye Nazırı Ali Kemal, Adaletli, Mehmet Ali ve Saadettin Beylerle, Ayan'dan Hoca Vasfi efendi olmak suretiyle, İngilizlerin idareye biran evvel el koymasını isteyen ve İngiliz himayesi projesini hazırlayan, ulusal efor ve güvenden mahrum, umudunu kaybetmiş gafiller, korkaklarla, kimi satılmışlar doğrulusunda, İngilizlere sohbet ve taraftarlık, kendilerine çıkar sağlamak için, Ulusal Mücadele'ye karşı heyetmiş tek hıyanet şebekesidir."
Gotthard Jaeschke, "İngiliz belgelerine" dayanarak, Padişah Vahdettin'in, İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin kurucusu Sait Molla ile defa sıkı tek temas içerisinde olduğunu,"Sultanın İngiliz dostluğuna kur inşa etmek için kullandığı baş kişi Sait Molla idi."diyerek ifade etmiştir.
Ruslar dahi Padişah Vahdettin'in İngiliz Muhipler Cemiyeti'yle temasta olduğunu anlamışlardır.
Bolşeviklerin Ankara Büyükelçisi Aralov, İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin kurucularından birinin Padişah Vahdettin olduğunu belirtmiştir:
"İngiliz Muhipler Cemiyeti, İstanbul'da, İngiliz intelligence Service teşkilatının temsilcisi Rahip Frew'in para dayanağı ile Padişah Vahdettin ve Sadrazam Güvey Ferit Paşa doğrulusunda kurulan gerici tek teşkilattır.
Bu derneğin başında o vakitler çıkmakta olan gerici (Yeni İstanbul) gazetesinin sahibi Sait Molla bulunmaktaydı."
Atatürk, henüz Kurtuluş Muhabereyi esnasında kendine ulaşan haberlerden Padişah Vahdettin'in İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin iki ajanı, Rahip Frew ve Sait Molla ile sıkı temas içerisinde olduğunu anlamıştır.
Mazhar Müfit Kansu anılarına göre Atatürk, tek gece İngiliz Muhipler Cemiyeti'yle Padişah Vahdettin arasındaki teması şu şekilde açıklamıştır:
"Bir gece Mustafa Kemal Paşa'nın yatak odasında birkaç arkadaşla görüşmekte ve vaziyeti Paşa kendimize anlatmakta iken, aniden Paşa ayağa kalktı: 'Siz Rahip Frew'e yalnız devlet mi para sağlıyor da bu örgütü yapıyor zannediyorsunuz? Ben Padişah'ın da buna yardımda yer aldığını zannediyorum.
Siz ne fikirdesiniz?'dedi.
Biz de 'ihtimaldir' dedik ve ardından Paşa, 'Dahası var, bu Rahip Frew, benim aldığım kalifiye istihparata göre hükümetin de en sevgilisi.
Görüyorsunuz ya, tek papaz hayatımızla, istiklalimizle sebep oynuyor.
O papaz, memleketinin Türkiye üstünde nüfuz ve hakimiyetine çalışıyor.
Ulemadan Sait Molla da Türkiye'nin hakimiyetini kaybederek İngiliz hakimiyeti altına girmesi için çalışıyor' diye defa öfkelendi.
Hüsrev Sami de bu sıra, 'Ya Padişah?' diye konuştu.
Mustafa Kemal Paşa, 'Evet o da Sait Mollayı önce (Sait Molla'nın öncüsü).
Fakat dostlar, bu ulus asla, tek hain Padişahın, tek Rahip Frew'in, tek Sait Molla'nın tutsağı, eğlencesi olamaz.
Cihanı başlarına toplasınlar da gelsinler, iş kalabalıkta değil, hak ve hakikattedir.
Hak ve hakikat ve ulus rehberimizdir.
Mutlaka biz muvaffak olacağız.
Şimdiye kadar bulunduğu gibi tüm engelleri aşacağız.
Vakit yaklaştı.
Pek yalanda tam özgürlük ve hakimiyetimize kavuşacağız' diyerek, bizim de yine ruhani kuvvetimizi arttırdı."
Vahdettin, İngilizlere yakınlaşmak için, Türkiye'yi İngiliz emperyalizmi yararına ayırıp parçalamaya gayret gösteren İngiliz Muhipler Cemiyeti'yle temas kurmak istemiştir.
Padişah bu gaye ile Rahip Frew ve Sait Molla gibi İngiliz casuslarıyla "sıkı fıkı" meydana gelmiştir.
Bu zararı dokunabilecek cemiyetin içerisinde özellikle padişahı delegasyon eden Sadrazam Güvey Ferit, İçişleri Bakam Ali Kemal ve Adaletli Bey, Şeyhülislam Mustafa Sabri, Zeynel Abidin ve Hoca Vasfi gibi şahıslar bulunmuştur.
Özetle, Necip Fazıl'm, "Büyük yurt dostu" dediği Padişah Vahdettin, vatanı parçalamaya gayret gösteren İngiliz Muhipler Cemiyeti'nin faal tek azası gibidir.
Vahdettin: İngiliz Milletine güçlü sevgi ve hayranlık duygularım bulunmaktadır.
Vahdettin, sözcüklerin tam manasıyla tek "İngilizsever"dir.
Bu gerçeği çoğu kere özellikle kendi ifade etmiştir.
Jaeschke'nin dediğine göre,"Padişahın İngiltere'ye karşı sevgi tezahürlerinin uzun serisi, The Daily E-posta muhabiri G.
Ward Price ile 24 Kasım 1918'de yaptığı mülakat ile başlar."Vahdettin bu mülakatta İngiliz gazeteciye şunları söylemiştir:
"Eğer ben tahtta olsaydım, bu esef verici hadise olmazdı, İngiltere'de öteden ardından Türklere karşı sahip olunan arkadaşlık duygulan muhabere başladığı vakit derhal yok olmuş değildi.
Fakat Ermenilerin öldürülmeleri, İngilizlerin Türkiye'ye karşı duygularında derince tek farklılık yaratmıştır.
Bu kötülükler...
kalbimi yaralamıştır...
Adalet defa geçmeden konumunu bulacaktır, İngiliz milletine, güçlü sevgi ve hayranlık duygularımı Kırım Savaşı'nda İngilizlerin müttefiki olan babam Sultan Abdülmecit'ten kalıt aldım.
Şimdi...bu nedenden, memleketim ile Devasa Britanya arasında öteden ardından sahip olunan dostane ilişkileri yenileyip kuvvetlendirmek için elimden geleni yapacağım..."
Görüldüğü gibi Padişah Vahdettin İngiltere'ye "şirin" görünmek için laf arasında"Ermenilerin öldürülmeleri, İngilizlerin Türkiye'ye karşı duygularında derince tek farklılık yaratmıştır.
Bu kötülükler...
kalbimi yaralamıştır...
Adalet defa geçmeden konumunu bulacaktır"diyerek Ermeni soykırım iddialarım da kabul etmiştir.
Vahdettin'in daimi İngilizlerden takviye dilenmesi
Padişah Vahdettin, itimat ettiği adamlarını İngiliz yetkililere göndererek bıkıp usanmadan "İngiliz yardımı" dilenmiştir.
Bu gaye ile uygulanan ilk teşebbüs, 1918 Kasımının sonlarında meydana gelmiştir.
Sadrazam, İngiltere'yi ve Osmanlı'yı defa yalandan ilgilendiren tek meselesi görüşmek emeliyle, Padişahın talebi tarafında, Londra'ya saklı tek temsilci sevk etmek istediğini tek haberciyle İngiltere Yüksek Komiseri'ne bildirmiştir.
Padişah ve sadrazam İngiliz Hükümeti'yle "siyasi ve ekonomik konulan" görüşmek istemiştir.
General Milne, 16 Aralık 1918'de İngiltere'ye gönderdiği raporda,"Padişahın Sami Bey'i Silahlı güç Genel Karargahı'na gönderdiğini, Türkiye'nin idaresini olası mümkün oldukça ivedi ele alması için Britanya Hükümeti'nden istirhamda yer aldığını, bansın beklenilmesi durumunda geç kaimmiş olacağım söylediğini, Britanya memurlarının muayene kasıtıyla ülke içerisine gönderilmesini ve bu takdirde Britanya subaylarının idareye yardımda bulunmalarım rica ettiğim"bildirmiştir.
Görüldüğü gibi Padişah, Sami Bey'i, İngiltere'nin, Türkiye idarenine el koyması için yalvarmakla görevlendirmişti.
Padişah Vahdettin, İngilizlere üçüncü sefer yalvarmak için, uzun senelerdir Türkiye'de ikamet eden tek "İngiliz centilmeninden" istifade etmek istemiştir.
Söz hususu İngiliz, Padişah Vahdettin'in anlattıklarını Calthorpe'a iletmiştir.
Vahdettin Calrhorpe'a gönderdiği mesajda, her vakit İngilizci olduğunu, bunu zor şartların baskısı allında söylemediğini, bunun realite olduğunu bu nedenden dolayı 1908'den ardından hep İttihat ve Terakki casuslarıyla çevrildiğini ve bu sebepten de defa çektiğini belirtmiştir.
Vahdettin ayrı olarak, şimdi tüm ümidinin İngilizlerde olduğunu, 11 0cak'tan evvel kabineyi değiştirmek istediğim, Türkiye'nin o sıradaki acılarından mesul bildiği İttihat ve Terakki'ye karşı elinden gelen tümşeyleri yapacağım ve İngilizlerin, kırımları yapanlar (Ermenilere yapılanlardan soz ediyor) kadar İngiliz esirlerine kötü davrananları da cezalandırmasını ve dahası İngilizlerin istedikleri her tek bireyin tutuklanıp cezalandırılmasını sağlamaya hazır olduğunu bildirmiştir.
Ancak tek de korkusu vardır: Defa sert davranırsa kendine karşı tek ayaklanma, ihtilal çıkabileceğini bu nedenden dolayı tahtan indirilip öldürülebileceğini düşünmüştür.
Muhaliflere karşı şiddetle harekete geçtiğinde İtilaf devletlerine, bilhassa de İngiltere'ye güvenip güvenemeyeceğini öğrenmek istemiş, ayrı olarak direk İngiliz Yüksek Komiserliği'yle temas kurmak istemiştir.
Oradan ileriki herhangi bir işarete göre hareket etmeye hazır olduğunu bildirmiştir.
Vahdettin ardından da sözü Hilafet içeriğine getirmiştir.
Sina Akşin'in dediği gibi,"Onun iki silahı, İngiltere'nin yardımı ve Hilafettir".
İngiltere'nin, kendini Halife olarak desteklemeyeceğini öğrenmek istemiştir.
Nitekim, 10 Ocak 1919'da İstanbul'daki İngiliz temsilciliğinden, Balfour'a gönderilen kalifiye mektupta, Padişahın iyi tek İngiliz arkadaşı bulunduğu ve İngiliz Yüksek Komiserliği ile temas kurmak için herhangi bir yol olup olmadığım merak ettiği ve İngiltere'nin kendine halifelik makamında takviye olup olamayacağını sorduğu belirtilmiştir.
İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Arthur Calthorpe, 22 Ocak 1919' da İngiltere Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği saklı tek telgrafta, Vahdettin'in, Sadrazam Güvey Ferit'i Tom Hohler'e göndererek Ermenilere kötü davranan muhabere esirlerini cezalandırmak isteğinde olduğunu ve yeteri kadar enerjik davranmayan bakanlar kurulu mensuplarının adına henüz aktif üyelerden oluşacak tek bakanlar kurulu kurmayı düşündüğünü bildirdiğini belirtmiştir.
Padişah, kendine karşı hadise çıkmasından kaygılandığım ve tek hadise çıkarsa İngiltere'nin tutumunun ne olacağım sormuştur.
Calthrope, Hohler'in, Padişaha herhangi bir takviye sözü vermediğini söyleyerek, kendisi görüşünü,"Padişaha planını gerçekleştirmede yardımcı olacağımıza teminat vermeliyiz"biçiminde açıklamıştır.
Vahdettin, her fırsatta İngilizlerden takviye dilenmektedir.
Ne gerçekletireceğini şaşırmış tek durumda, İngilizlerin hoşuna gidecek tek şeyler yaparak, onlardan teminat almaya görevlendirilmiştir.
Bu kez de Ermenilere ve İngiliz esirlere kötü davrananları cezalandırarak İngilizlerin kendini korumalarım istemiştir.
Sina Aksin, Padişah Vahdettin'in İngilizlerden bu isteklerini şu şekilde yorumlamıştır:
"İngilizciliği şaşılacak bişi olmamakla beraber, bu derece de İngilizlerin buyruğuna hazır olduğunu bildirmesi muazzam olabilir.
İngilizlere, arzuladığı her tek bireyi tutuklatıp cezalandırma taahhüdü, Yüksek Komiserliğin herhangi bir 'işaretine' baktığım söylemesi, tek Osmanlı Padişahı için 'pek surat karası' tek 'ajanlık' önerisidir ve bu arada savaş divanlarının sebep emrine baktığını gösterir."
İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiser Muavini Richard Webb, 19 Ocak 1919'da İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılarından Sir Ronald Graham'a gönderdiği kalifiye mektupta Türkiye'nin içerisinde yer aldığı vaziyeti şu şekilde anlatmıştır:
"Görünürde ülkeyi işgal etmediğimiz durumda, şimdi valilerim atıyor ya da görevlerinden uzaklaştırıyoruz.
Polislerini yönetiyor, basınlarını denetliyor, zindanlarına girerek Rum ve Ermeni tutukluları işlemiş oldukları suçlara aldırmadan serbest bırakıyoruz...
Demiryollarını sıkıca denetimimizde tutuyor ve istediğimiz her şeye el yerleştiriyoruz...
Politikamız süngünün keskin ucuna dayanıyor...
Halife elimizin altında bulundukça İslam dünyası üstünde ek tek kontrol aracına sahibiz...
Bildiğiniz gibi Padişah bizi buraya yerleştirmeyi diliyor..."
Görüldüğü gibi Padişah Vahdettin, İngilizlerin elinde kıymetli tek oyuncak durumuna gelmiştir.
Ülkenin yönetimini tamamiyle İngilizler ele geçirmiştir.

21 Mart'ta İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, İngiltere Dışişleri Bakanı Muavini Lorda Curzon'a gönderdiği kalifiye ve saklı telgrafta, Padişahın sadrazam vasıtasıyla gönderdiği davette İngiliz yetkililerinden Tom Hohler'i kalifiye tek müzakereye çağrı ettiği, fakat İngiltere'nin müttefiklerinin bu davetten rahatsız olacaklarım düşünerek Hohler'e, Curzon'dan talimat almadan Padişahın bu çağrısına pozitif cevap vermemesini söylemiştir.
Çanakkale Vakası isimli kitabın yazan David Walder bu vaziyeti,"Yenik Türkler o derece işbirlikçi idiler ki, dolayısıyla işgal güçleri efor halde kalıyordu"diyerek açıklamıştır.
Padişah Vahdettin'in "basiretsizlik" ve "çaresizlik" içerisinde İngilizlere yalvarıp yakarması, İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiserliği'nden Tom Hohlar'in ilgisini çekmiştir.
Hohler, 5 Aralık'ta, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Doğu Masası Şefi George Kidston'a yazdığı tek mektupta bu durumdan yararlanılmasını istemiştir:
"Burasının (İstanbul'un) Türkler doğrulusunda yönetilmesine nihai vermek için şimdiki koşullardan yararlanılmazsa defa yazık olacaktır.
Bu şehiri, sözünü edebileceğimiz herhangi bir idare altında görmeye hazırım; kafi ki bu Türk idaresi olmasın; zira tek domuz ahırını dahi yönetecek beceride değillerdir.
Türkler büsbütün yenilmiş olduklarım iyi biliyorlar...
Örgütleri parçalanmış, bozguna uğramıştır; kendileri ise sefalet içindedir...
İstanbul, işgal günleri yaşıyor.

 
Son düzenleme:
Üst Alt