Vahdettin Dosyası 2 ; Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı

IkRa

Üye
Mesajlar
102
Puanları
18
Konum
aLem-i ervaH
Tepkime puanı
10
Mevlanzade Rıfat'ın 1929'da"Kurtuluş Savaşı'nı Vahdettin'in başlattığını"ileri sürmesinden ardından "dinci sağ" derhal harekete geçerek"kurmaca tek tarih"yazmaya başlamıştır.
Bu kurmaca tarihe şu şekilde birkaç misal vermek mümkündür: Necip Fazıl Kısakürek,"Milli şahlanış hareketinin fikirde yaratıcısı ve bu gaye ile Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'ya gönderen, direk doğruya Vahdettin'dir..."demiştir.
Nihal Beygirsiz,"(Vahdettin), Osmanlı padişahlarının en talihsizidir.
Bu yüzden kendine hain damgası vurulmuştur.
Fakat hain değil, tüm Osmanlı padişahları gibi vatanperverdir..."demiştir.
Kadir Mısıroğlu,"Sultan Vahdettin, ufukta görünen vahim tehlikelere karşı Anadolu'da tek direniş hareketi düşünüp, bunu tepesindeki işgal kuvvetlerine karşın en dikkatli şeklinde planladı.
Bu tümceden olarak yaverlerinden Mustafa Kemal Paşa'yı geniş yetki ve imkanlarla donatarak Anadolu'ya gönderdi..."demiştir.
Vahdettin'i aklamaya, hem de "Kurtuluş Muhabereyi kahramanı" yapmaya yönelik bu iddialar ne kadar gerçeği yansıtmaktadır? Bu suale yanıt vermek için Vahdettin'in Kurtuluş Savaşı'nın başından bitimine kadar sebep tek siyaset izlediğine bakmak gerekecektir.
"Önce ben" diyen tek padişah
I.
Dünya Muhabereyi sonlarına doğru padişah olan Vahdettin, bu savaşa tek lâhza evvel nihai verilmesini istemiştir.
Padişah Vahdettin, Osmanlı Devleti'nin, I.
Dünya Savaşı'ndan çekilmesini sağlayacak olan Mondros Ateşkes Antlaşması'nı kayınbiraderi Güvey Ferit'in imzalamasını istemiştir.
Ancak Sadrazam Ahmet İzzet Paşa,"Bu erkek mecnundur! Bu kadar ehemmiyetli misyon kendine sebep verilebilir?"diyerek Güvey Ferit'in görevlendirilmesine karşı çıkmıştır.
Buna karşın Padişah,"Biz onu yönetim ederiz!"diyerek hükmünde ısrar etmiş ve Ahmet İzzet Paşa'nın Güvey Ferit'le görüşmesini istemiştir.
Bunun üstüne Ahmet İzzet Paşa, Güvey Ferit'le Ayan Meclisi'nde tek müzakere yapmıştır:
"Mütareke ile ilgili neler yapılabileceğini, karşı karşıya oturup konuştular...
Damat Ferit anlattıkça, İzzet Paşa renkten renge giriyor, tek megalomanla karşı karşıya yer aldığını henüz iyi anlıyordu...
Üstelik, kafasızdı bu adam!..
Ne devletler arası siyasetten, ne politikadan haberi vardı!
Damat Ferit şunları diyordu sadrazama: 'İngiliz Amirali Calthorpe ile görüşeceğim.
Eğer devletin net ülke bütünlüğünü asal alan tek mütarekeye yanaşmazlarsa, şipşak tek muhabere gemisi, kruvazör isteyip Londra'ya gideceğim...
İngiltere kralına, ben senin baban olan kralın külüstür dostuyum!
Arzularımın kabulünü senden beklerim, diyerek sulh tekliflerimizi kabul ettireceğim!..' Yanıma kalifiye katip şeklinde de Rum Patrikhanesi katibi Kara Yeodori'yi alacağım...' Sadrazam İzzet Paşa, bu sözler üstüne donmuş kalmıştı...
Bu mevkiye gelmiş bu erkek sebep olurdu da, hala devletlerin ulu menfaatlerinde bu tür dostlukların sökmeyeceğini bilmezdi? Üstelik, İngiltere kralının babasıyla hiçbir arkadaşlığı filan da yoktu!.."
Ahmet İzzet Paşa ve çoğu bakan, şayet bu misyon Güvey Ferit'e verilirse istifa edeceklerini belirtmişlerdir.
Ahmet İzzet Paşa Hükümeti, Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayacak heyetin başkanlığına Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf (Orbay) Bey'i atamıştır.
Padişah Vahdettin, bu atamayı kimi şartlar ileri sürerek kabul etmiştir.
İşte tam da bu noktada Padişah Vahdettin'in tahtını, tacını ve siyasi geleceğini vatanından üstün tuttuğu anla-sumaktadır.
1918 Kasımı'nda Padişah Vahdettin'in "önce kendini" düşündüğünün iki ehemmiyetli delili vardır:
1- Vahdettin, vatanının geleceğini ilgilendiren oldukça önemli tek antlaşmayı imzalayacak heyetin başkanlığına Güvey Ferit gibi aklı tek karış havada, ne yaptığını bilmeyen, Ahmet İzzet Paşa'nın deyimiyle"mecnun"birini atamak istemiştir: Vahdettin, bu ehemmiyetli vazifeye atadığı bireyin niteliklerine değil, kendine bağlı olmasına ehemmiyet vermiştir.
Basiretsiz ve niteliksiz tek serüvenci olan Güvey Ferit, Vahdettin'in ablası Mediha Sultan ile evlidir, bundan dolayı Vahdettin'le akrabadır.
O zamanlarda tahtını kaybetmekten korkan Vahdettin, bu vazifeye akrabası Güvey Ferit'i getirerek tek manada kendini güvenceye almıştır.
Fakat kendini güvenceye alırken vatanının geleceğini hiçe saymıştır.
Mondros Ateşkes Antlaşması'yla Osmanlı Devleti, defa ağır şeklinde yenildiği I.
Dünya Savaşı'ndan çekilecektir.
İngiltere, Fransa ve İtalya gibi emperyalist devlerle masa başında tek boğuşma yaşanacağı kesindir.
Türkiye'nin geleceği bu antlaşmaya bağlıdır.
İşte bu tür tek ortamda Padişah Vahdettin'in kafasındaki pek şey,"Diğer yenilen milletlerde bulunduğu gibi acaba ben de tacımı ve tahtımı kaybeder miyim?"endişesidir.
Bu kaygı hasebiyle, yanlızca kendisini düşünerek, bu ehemmiyetli vazifeye eniştesi Güvey Ferit'i getirmek istemiştir.
2- Vahdettin, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa'nın ve başka bakanların"istifa ederiz!"tehdidi üstüne Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayacak heyetin başına Bahriye Nazırı Rauf Bey'in atanmasını zoraki kabul etmiştir.
Ancak iki koşulu vardır: Bu şartlardan ilki, Vahdettin'in yeniden vatanından defa kendisini düşündüğünü göstermiştir.
1- Hilafetin, saltanatın ve Osmanlı hanedanlığı hukukunun bütününün savunması,
2.
Herhangi tek Osmanlı iline otonomluk verilirse bunun politik değil idari (yönetsel) olmasının istenmesi.
Sadrazam Ahmet İzzet Paşa'ya göre Vahdettin'in öne sürdüğü bu koşulların antlaşma ile hiçbir alakası yoktur.
Padişah, muhabere yenilgisinin yaratmış bulunduğu düzensizlik içerisinde Osmanlı hanedanlığının devam etmemesinden korkmuştur ki, bu da Padişah'ın kendisi tahtını kurtarmaktan farklı tek şeye ehemmiyet vermediğini göstermiştir.
Turgut Özakman, bu vaziyeti, Vahdettin'in"yalnız kendisini ve tahtını düşündüğünün ilk somut ve vesikalı davranışı"olarak değerlendirmiştir.
Padişah Vahdettin'in, Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren oldukça önemli tek antlaşma imzalayacak heyetin başkanından ilk isteğinin,"Hilafetin, saltanatın ve hanedanın haklarını koruyacaksın!"olması, Vahdettin'in evvel yurt değil,"önce ben!"dediğini kanıtlamaktadır.
Soruyorum şimdi: Evvel yurt değil, "önce ben!" diyen tek padişaha ne diyeceğiz?
Geleceği göremeyen padişah
I.
Dünya Savaşı'nda yenilen milletlerde rejim değişikliklerinin olması, kralların tahtlarını ve taçları kaybetmeleri Vahdettin'i kaygılandırmıştır.
Bu nedenle Vahdettin, Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayacak heyetin başkanı Rauf Bey'den, evvel "hanedan hukukunu" korumasını istemiştir.
Ancak defa geçmeden kaygılanmasına lüzum bulunmadığı görülmüştür.
Çünkü emperyalistlerin Doğu'da saltanat rejimini seçenek ettikleri anlaşılmıştır.
Bir karar darla onun kullarını yönetim etmek, demokratik rejimle yönetilen özgür tek yurttaşlar topluluğunu yönetim etmekten defa henüz kolay.
Bu nedenle ilk olarak İngiliz emperyalizmi olmak suretiyle Türkiye'yi işgal eden bütün emperyalistler, Atatürk'ün çevreninde ilerleyen halk hareketini boğmaya çalışarak, kendisi kontrolleri altındaki padişahı ve monarşiyi desteklemişiler, onu güçlendirmeye çalışmışlardır.
Nitekim, İstanbul'un işgali üstüne İşgal Kuvvetleri Komutanlığı'nın yayınladığı bildiride, Kuvayı Milliyeciler, Padişahın emirlerine uymadıkları için suçlanmış ve herkes Padişah ve hükümetin vereceği buyrukları dinlemeye çağrılmıştır.
Vahdettin, 4 Ekim 1918'de, ajanı Rüştü Bey'i İsviçre'nin başkenti Bern'de tespit edilen İngiliz elçisi Sir Horace Rumbold'la müzakereye göndertmiş ve kafasındaki sulh koşullarını İngilizlere eskiden sunmuştur.
Vahdettin'in sulh koşullarına bakılacak olursa, yaşanan gelişmeleri doğru okuyamadığı anlaşılmaktadır; Zira, Vahdettin, Osmanlının dağılıp meydanlandığını ve Anadolu'nun tehdit edildiğini göremeyerek, hala Hicaz'da, Filistin'de ve Mezopotamya'da hak iddia etmeye kalkmıştır.
Rauf Bey ve delegeler heyeti, 30 Ekim1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayıp yurda döndüğünde Padişah Vahdettin, Rauf Bey'in başkanlığındaki delegeler kurulunu kabul etmemiştir.
Vahdettinci yazarlar bu vaziyeti, Vahdettin'in Mondros Ateşkes Antlaşması'nı beğenmediğine delil olarak göstermişlerdir.
Ancak bu değerlendirme yanlıştır.
Vahdettin'in delegeler kurulunu kabul etmemesinin sebebi, Padişahın, Rauf Bey'in başkanlığındaki bu kurulun Mondros'a gitmesini zoraki kabul etmiş olmasındandır.
Vahdettin, Mondros Ateşkes Antlaşması'nı şu şekilde yorumlamıştır:"Bu koşulları, ağır olmalarına rağmen kabul edelim.
Öyle ön görü ederim ki, İngiltere'nin Doğu'da yüzyıllarca sürmekte olan arkadaşlığı ve lütufkar politikası değişmeyecektir.
Biz onların hoşgörüsünü ardından elde ederiz..."
Aslında bu sözler de Vahdettin'in ufuksuzluğunu olanca açıklığıyla gözler önüne sermektedir: Zira Vahdettin, İngiltere'nin Doğu'daki emperyalist siyasetlerini, onların Doğu'da yüzyıllarca sürmekte olan arkadaşlığı ve lütufkar politikası olarak görmüş ve dahası, İngiliz emperyalizminin hoşgörüsünün elde edilebileceği yanılgısına düşmüştür.
Vahdettin'in Kurtuluş Muhabereyi sırasındaki siyaseti, özellikle kendisi ağzından izah ettiği gibi, İngilizlerin hoşgörüsünü elde etmektir.
Bunun dışında söylenen her şey pal******r!
İngilizlere yaranma politikası
Vahdettin, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasından derhal ardından İngilizlere yaranma siyasetini programa koymuştur.
Bu gaye ile evvel Ahmet İzzet Paşa Hükümeti istifa ettirilmiş, adına İngilizci Tevfik Paşa Hükümeti kurdurulmuştur.
Bu hükümet değişikliğinde Padişah'ın parmağı olduğunu özellikle Ahmet Rıza Bey ifade etmiştir.
Tevfik Paşa'nın, İngilizci ve Vahdettin'in dünürü olması, padişahın onu seçenek etmesinde tesirli meydana gelmiştir.
Sina Aksin, Ahmet İzzet Paşa Hükümeti'nin istifa ettirilip adına Tevfik Paşa Hükümeti'nin kurdurulmasını,"Vahdettin'in, Osmanlı Devleti'nin yazgınını belirleyecek olan İtilaf devletlerine göre tek bakanlar kurulu istemesine"bağlamıştır.
Tevfik Paşa Hükümeti'nde İngiliz dostları dışında kimi Fransız arkadaşlarının da bulunması Akşin'i doğrulamaktadır.
Padişah Vahdettin, genellikle İtilaf devletlerini, özelde İngilizleri hoşnut etmek için iki ehemmiyetli ismim atmıştır:
1- Meclis-i Mebusan'ı dağıtmıştır,
2- Güvey Ferit Paşa'yı sadrazam yapmıştır.
Anadolu'nun yer yer işgal edilmesi üstüne sesini yükselten Meclis-i Mebusan, İngilizleri rahatsız etmeye başlamıştır.
Meclisi muayene etmektense, padişahı muayene etmenin henüz basit olacağını düşünen İngilizler, Padişah Vahdettin'e baskı yaparak meclisin kapatılmasını sağlamışlardır.
Vahdettin, 21 Aralık 1918'de anayasanın 7.
maddesine dayanarak duyurduğu tek iradeyle parlamentosu dağıtmıştır.
Vahdettin, Parlamentosu dağıtarak aklınca İngilizlerden yaşam garantisi aldığını düşünmüştür.
Bu hususta başkatibi Ali Fuat'a,"Ecnebiler; 'Siz yaşam hakkınızı savunmak için çalışmalısınız.
Eğer lüzumlenen çalışmayı yapmazsanız, yaşam hakkınızı da tehlikeye atmış bulunursuzunuz.' diyorlar"demiştir.
Kendi yaşamını düşünerek milli iradeye nihai veren Vahdettin'e ne diyeceğiz?"Büyük yurt arkadaşı sultan Vahdettin mi"diyeceğiz?
Vahdettin, Tevfik Paşa'nın yeteri kadar İngilizci olmadığını düşünerek defa koyu tek İngilizci olan eniştesi Güvey Ferit'i vazifeye getirmiştir.
Vahdettin'in Kurtuluş Savaşı'na yönelik siyasetini biçimlendiren Güvey Ferit Paşa hükümetleri olacaktır.
Damat Ferit ve Vahdettin'in ortak paydası: Akrabalık ve İngilizcilik.
Vahdettin'in kız kardeşi Mediha Sultan'la evli olan Güvey Ferit, padişahın akrabasıdır ve tahtını, tacını, hem de yaşamını kaybetme korkusu taşıyan Vahdettin'in esas siyaseti akrabalarını iktidara getirmektir.
Padişah Vahdettin, Ulusal Hareketi başından ardından boğmaya gayret gösteren, hain Güvey Ferit'i tam 5 kere sadrazamlığa getirmiştir.
Padişah Vahdettin'in ısrarla Güvey Ferit'i sadrazam yapmasının sebebi, Ferit'in "İngilizci" ve "akrabası" olmasındandır.
Vahdettin, tek taraftan Güvey Ferit'in İngilizciliği vasıtası ile İngiltere'ye yaklaşmaya çalışırken, diğer yandan akrabalığı vasıtası ile onu çekip çevirmeye çalışmıştır.
Dolayısıyla Güvey Ferit hükümetlerinin, Atatürk'ün önderliğindeki Ulusal Hareketi yok etmek için attığı "ihanet adımlarını", Padişah Vahdettin'den habersiz atılmış adımlar olarak görmek imkansızdır.
Nitekim, Güvey Ferit hükümetlerinin Atatürk'e ve Ulusal harekete yönelik birçok kararının altında direk Padişah Vahdettin'in imzası bulunmaktadır.
Örneğin, Ulusal hareketi "eşkıya" hareketi olarak gören bildirinin yayınlanması, Atatürk'ün görevden alınması, Divanı-harp'ta idama mahkum edilmesi, rütbe ve nişanlarının geri alınması, Hilafet silahlı gücünün kurulması gibi kararların altında direk padişahın imzası bulunmaktadır.
Damat Ferit, Padişah Vahdettin'in sözcüsü gibidir.
Örneğin, 9 Mart 1919'da İngiliz Yüksek Komiseri Muavini Richard Webb'i ziyaret ederek, Efendisi Padişahla kendisinin ümitlerinin Tanrı'ya ve İngiliz idarenine dayandığını" bildirmiştir.
Atatürk, Kurtuluş Muhabereyi esnasında direk Padişah Vahdettin'e gönderdiği telgraflarla, Güvey Ferit Hükümeti'ni iktidardan uzaklaştırmasını istemiştir.
Damat Ferit'in ikinci sefer sadrazamlığa getirilmesine karşı çıkan Parlamentosu Mebusan Başkanı Hüseyin Kazım Bey'in, bunun ülke ve saltanat için yıkım olacağını söylemesi üstüne Vahdettin sinirlenerek,"Ben istersem Rum Patriği'ni de Ermeni Patriğini de getiririm.
Hahambaşı'nı da getiririm"demiştir.

 
Son düzenleme:
Üst Alt