Toplanın anlatıyorum.
İlkokul 4.sınıf olması lazım. İş Eğitimi dersi. Ödev verildi bizlere, herkes kartondan maket ev yapacak. Tabii o yıllarda aklımız ermese de sonradan anlıyoruz, sınıfsal bir şey olduğunu o maketlerin de. Gariban çocuklar iki koliyi kesip tepeden bantlayıp gecekondu yaparken, zengin çocukları renkli kartonlardan saraylar inşa etmiş.
Neyse yine zengin ama derslerinde de başarılı bir şato sahibinin kızı, şatosunu yapmış getirmiş. O yıllarda birde MEB sergi açıyor surların dibinde. Okullar arası adeta bir rekabet, her okul en güzel şatolarını en minimalist picassolarını vs sergiliyor. Vali falan geliyor tebrik ediyor güzel çalışmaları.
Sömürge psikolojisinden midir, hiyerarşiye olan sevdadan mıdır bilinmez, resim ve iş eğitimi hocalarının nihai amaci bir devletlunun karşısında el pençe olup tebrik edilmek. Akşam eve gidip eşine anlatacak, yan sokaktaki okulun hocasına küçümser bakışlar atıp o da ezmeye çalışacak belki de, bilinm
Bizim iş eğitimi hocası da gördü bu kızın şatosunu. Bayılayazdı. Bunu kesinlikle sergiye alalım modunda. Kıza tebrikler, öpücükler. Ailesi tarafından inşa edildiği çok belli olan bu ruhsatsız ve kaçak yapıya bu denli övgüler düzülmesi canımı sıkmıyor değil benim. Ama yine şimdi şimdi anlıyorum sağolsun o ara gecekondu inşa eden çocuklara yüklüyor sınıf kinini farkında olmadan. Müteşekkiriz.
Tenefüs oldu, bir arkadaşla tutuştuk kavgaya. Bilgisayar oyunu CD si vermiştim buna. 2 CD li oyun, tek CD sini getirmiş. Tekini getirmiyor. Crack mrack bilmediğinden CD yi takılı tutup oynuyor. Anlıyorum meseleyi ama CD ler önemli tanesine 6 lira veriyoruz. Arada babamız kızıp siliyor oyunları, tekrar yüklemek gerekecek barışınca. İnternetten indiremeyiz internet kotalı. Ayda 4 GB hakkımız var. İki Legolas fotoğrafı bir Aragorn fotoğrafı indirsek bir iki forum sitesinde dolaşsak bitiyor.
Bu hırsla kavga ediyoruz çocukla. Neyse çocuk beni bir itti mukavemet, etki/tepki, eylemsizlik, merkezkaç kuvveti ne kadar fizik yasası varsa hiçe sayarcasına itildim. Ve ne kadar fizik yasası varsa hiçe sayarcasına arkamdaki sıradaki kızın şatosunun üstüne devrildim. Velhasıl herhangi bir belediye meclisi yahut encümen kararı olmaksızın yıktım kızın ailesinin inşa ettiği şatosunu mabadımla.
Bizim şato sahibi, başladı ağlamaya. Diğer şato sahipleri şokta. Gecekondu tayfa kahkahalarla gülüyor. Panikledim mi, keyif mi aldım bu durumdan hatırlamıyorum. Bugün bunu yazarken keyifle yazıyorum, ama 10 yaşımda bir şatoyu yıkmış olmak paniğe sevk etmiş olabilir beni. Neyse bunlar önemsiz.
Sürecin doğalında şikayet edildim iş eğitimi hocasına gözyaşları içinde. Şatosu yıkılan arkadaşım ilgi odağı olamayacağı için gergin, iş eğitimi hocası validen takdir görmeyeceği için gergin, ben ise korkuyu beklemek korkudan beter olduğu için gerginim.
Bir hışım girdi iş eğitimi hocası sınıfa saldırıyor bana, şato sahipleri onaylamakta. Gecekondu tayfa kınamakta. Bir kaç yumruk yedim sırtıma. Çektim çıktım önce sınıftan, sonra okuldan.
“Ve korkuyu beklemek, korkudan beterdi. Bir zamanlar, birinin yazdığı gibi.” . Sıra onlardaydı. 10 yaşında bir çocuk, okulda öğretmeni tarafından dayak yediği için bir hışım çekip gitmişti okuldan.
Annemin yanına gittim. Klasiktir. Bir erkek çocuğun sığınabileceği en güvenli liman neticede. Önce şaşırdı beni görünce, sonra dinledi, ardından anladı, akabinde harekete geçti. Girdik birlikte tekrar okula.
Bürokratik olarak ne konuştular müdürle, hoca ile, müdür yardımcısı ile bilmem. Hala da bürokrasiden pek haz etmem zaten. Süreçleri geçelim, sonuca gelelim.
Cezalandırıldı o iş eğitimi öğretmeni. Nasıl mı? Benim ne renkli kağıtlardan yapılma olan şato ne koliden inşa edilmiş gecekondu olmayan kırtasiye mahsulü düz hatta ve hatta dümdüz sıradan memur evim sene sonu sergisine götürüldü. Diyeti buydu yediğim dayağın.
Ailelerin yarıştığı, ve validen makas alınmak için sıraya girilen sergide tek başıma durdum evimin başında. Şatoların arasında dikildim tek başıma. Ne vali geçti evimin yanından ne hoca makas aldı.
Ama ben o arkadaşımdan CD mi aldım.