Kadına Karşı Şiddet İçin Üniversite Gençliği Ne Düşünüyor?
Zengin, fakir… Eğitimli, cahil… Genç, yaşlı… Ünlü, ünsüz… Toplumda çoğu kadın şiddet görüyor, tacize uğruyor. Kadının mağdur olması için öyle çarpıcı bir sebebe de ihtiyaç yok.
Kimi erkek “Niye bu yemeğin tuzu az” diye karısını dövüyor. Kimisi, çalışmak isteyen kızkardeşini “Senin gözün dışarda.. Kötü yola mı düşüceksin” diye hastanelik ediyor. Aşkından döven, öldüren bile var. Kadın, hem yaptığı hem yapmadığı şey uğruna dövülüyor, öldürülüyor. Ve kimi kadın, “Elimde mesleğim, işim-gücüm yok çocuklarımla ortada kalırım” diye şiddete razı oluyor. Kimisi, “Çok seviyorum, onsuz yapamam. Belki ilerde değişir” diyor. Kimi, baba ocağına dönmek istiyor ama töreye ters düşüyor; kocası öldürmese aile meclisi kesiyor. Türk toplumunda, “dul kadın” olarak yaşamanın ağırlığını taşımak istemeyen kadın da şiddete boyun eğiyor. Hukuksal boşluk, ekonomik imkansızlık, töre, gelenek-görenekler, annelik duygusu, dul kadın olma korkusu, eşe duyulan sevgi-aşk, kadının yaşam hakkının elinden alınması için yeterli sebepler mi? Kadına yönelik durdurulamayan, her geçen gün artan şiddet ve taciz olaylarını geleceğin eşleri ve ana babalarıyla konuştuk…
Devlet, kadını kocasından koruyamıyor
Kadına yönelik şiddet olayların her geçen gün artmasına hukuktaki boşluklara bağlıyorum. Caydırıcı bir ceza yok. Devlet, dayak yiyen kadını kocasından bile koruyamıyor. Kocaya evden uzaklaştırma cezası veriliyor. Ancak denetim yok. Bu ceza caydırıcı değil. Evet, erkek eve yaklaşamıyor ama kadını sokak ortasında, kıtır kıtır tavuk gibi kesiyor. Barışma bahanesiyle eve girip çocukların gözü önünde kurşun yağmuruna tutuyor. Toplumun ve erkeğin gözünde kadının bir değeri olmadığı sürece bu olayları daha çok yaşarız. Anne olmadan o duyguyu tabii ki bilemem ama anne olsam ve eşimden şiddet görsem ayrılırım. Çocuğumun öyle bir ortamda yetişmesini istemem. Yoksa o da büyüdüğünde eşinden şiddet görürse tepkisiz kalır. Ya da bunu normal bir davranış olarak kabul edip kendi karısına uygular.
ELVAN SALTOĞLU
Bahçeşehir Üniv. Gazetecilik Bölümü 2. sınıf
Gelinlikle çıktın kefenle dönersin
Sadece fiziksel değil, sözlü şiddet de yaygın. Üstelik bu sadece çifter arasında değil. Aile, iş ve arkadaş ortamında birçok insan farkında olmadan birbirine şiddet uyguluyor. Sözlü şiddet küfür, hakaret ya da kötü sözden ibaret değil. İnsanın düşüncesini özgürce savunmasını yasaklamak bile şiddet. Gelenek ve göreneklerine bağlı bir toplum olmanın da getirdiği olumsuzluklar yok değil. Çoğu kadın, “Kocam, çocuklarımın babası, hem döver, hem de sever” diyerek bu durumu sineye çekiyor. Türk toplumda çocuklu ve dul olmanın ağırlını taşımak istemiyor. Kimi ana-babalar da, “Ne olursa olsun o senin kocan. Bu evden gelinlikle çıktın, kefenle dönersin” dediğinden kadına seçme hakkı bırakılmıyor.
CANAN BALİ
Bahçeşehir Üniv. Psikoloji Bölümü 3. sınıf
Şiddet görüyorum demek moda oldu
Son dönemde tv dünyasından tanıdığımız isimlerde eşinden şiddet gördüğü ve aldatıldığı gerekçesiyle mahkemeye başvuruyor. Ancak haftasına kalmadan dayakçı eş ile tatile gidiyor, basında çıkan haberler yalanlanıyor. Şiddet, toplumun eğitimsiz ve yoksul kesimindeki kadınların maruz kaldığı bir durum değil. Zengin, fakir, okumuş, cahil, sosyetik, ünlü, ünsüz her kadın şiddet görebiliyor. Ama ben bu açıklamaları çok magazinsel buluyorum ve ciddiye almıyorum. Eğer gerçekten ortada bir problem varsa konuşarak çözmek gerekir. Göz önünde olan ve toplum tarafından tanınan kişilerin hayatları topluma mal olduğundan daha dikkatli davranmaları şart. Şiddetin reklam aracı olarak kullanılmasına karşıyım.
MERVE BEYDEMİR
Bahçeşehir Üniv. Endüstri Mühendisliği 1. sınıf
Yüksek maaş ve statü dayak sebebi
Kendi parasını kazanan, iş yerinde yönetici konumda olan kadında kocasından şiddet görüyor. Kimi erkek kendisinden daha yüksek maaş alan, statü sahibi eşine kıskandığı için fiziksel şiddet uyguluyor. Çünkü erkek olmak, önce ailede sonra toplumda üstünlük olarak görülüyor. Erkeğin hep daha fazla şeye sahip olması, daha çok kazanması, daha iyi konumda çalışması şartmış gibi algılanıyor. Bunun eksikliğini hisseden erkek ise kadına şiddet uygulayarak sahip olamadıklarının acısını çıkarıyor.
GÖZDE ÇINAR
Bahçeşehir Üniv Enerji Sistemleri Mühendisliği 1.sınıf
Kadın reyting malzemesi oldu
Terör, ekonomi, siyasi davalar ve seçim gibi konular varken kadına yönelik şiddet ve taciz olayları önemini yitiriyor. Bu durum normal gibi algılanıyor. Kadın boşanmak istiyor, kocası öldürüyor. 5 kişinin tecavüzüne uğrayan kadın için mahkeme “ruh sağlığı bozuldu mu?” diye rapor istiyor. İstanbul’un en işlek semtinde tacize uğrayan kadın, dekolte giyip erkeği tahrik ettiğinden suçlu ilan ediliyor. Kısacası toplumda değerimiz yok. Aslında var ama reyting malzemesi olarak. Şiddet gören kadının durumu toplumsal bir konu olmaktan çıkıp reyting malzemesi haline getirildi. Tv programlarına çıkarılan mağdur kadınlar izlenme oranlarını arttırıyor. Yoksa şiddetin umursandığı falan yok. Sadece medyayı suçlayamayız. Gençler de bu konuda çok duyarlı değil. Sosyal paylaşım sitelerinde, en çok izlenen videolar arasında kocasından, kaynanasından dayak yiyen kadın videoları var.
HANDE BOZDUMAN
Bahçeşehir Üniv. Avrupa Birliği İlişkileri 2.sınıf
Son dönemde erkekler günah keçisi oldu
Sabırlı bir insanım. Ne olursa olsun sinirlerime hakim olmaya çalışırım. Kadına fiziksel ve sözlü şiddet uygulamayı erkeğin acizliği olarak görüyorum. Herhangi bir kızdan tokat yersem bir şey yapmamak için koşarak uzaklaşırım. Sonuçta ben de insanım ve bir yere kadar dayanabilirim. Son dönemde o kadar çok olay yaşandı ki, erkekler günah keçisi gibi gösteriliyor. Kimseyi savunmuyorum, şiddetin de bahanesi olmaz ama birilerinin de biz erkekleri düşünmesi gerekiyor. Medyada çıkan haberler ters etki yapıyor. Erkek suçsuzluğunu ispat etse bile toplumun gözünde itibarını yitiriyor. Peki erkeğe yapılan “haysiyet cellatlığı’nın bedelini kim ödeyecek. Neden kimse çıkıp erkeğin haklarını savunmuyor.
ALİ CAN
Bahçeşehir Üniv. Matematik-Bilgisayar Bölümü 2. sınıf
Genetiğiyle oynanmış gıdalardan şüpheleniyorum
Hayatımızın içine genetiği değiştirilmiş o kadar çok ürün girdi ki hormonlarımız bundan olumsuz etkilendi. Yaşanan şiddet olaylarını bunları tetiklediğini inanıyorum. Bu ürünlerin içinde hayvanı içgüdüleri ortaya çıkaran maddeler bulunuyor. Yiyip içtiğimiz her şeyin içinde katkı maddesi var hiçbir şey doğal değil. Kadına yönelik şiddet olaylarının artmasında bunu da etkisi var.
HAZAL KIZILTOPRAK
İstanbul Üniversitesi Radyo Sinema-Tv Bölümü 3.sınıf
Şiddet uygulayana sempati duyuyor
Bazı kadınlar şiddet gördükleri halde eşleriyle birlikte olmaya devam ediyor. Onlara olan sevgilerinde eksilme olmuyor. Bu durum psikolojide “Stockholm Sendromu” olarak açıklanabilir. Stockholm sendromu baskı gören kişinin, baskı gösterene karşı sempati duymasıdır. Kadın, kendisine baskı yapan, şiddet uygulayan eşine bağımlı olduğunu hisseder. Eşinin yaptığı küçük iyilikler kadının gözünde büyür. Kadın zamanla kendisini kocasının yerine koyup olayları onun gözünden görmeye, yaptıklarına hak vermeye başlar. İçinde bulunduğu tehlikeyi fark edemez. Eşinden ayrılması zorlaşır. “Kocam beni sever de döver de “ şeklinde cevaplar verirler. Bu durumdaki kadınlara yardım etmek oldukça zordur. Maalesef Türk toplumunda böyle düşünen kadınlar var.
LEYLA EREN
İstanbul Üniversitesi Psikoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans öğrencisi
Sosyal Psikoloji Bölümü
Başkaldıran eşi öldürmeyi hak olarak görüyor
Eşinden şiddet gören kadın, Türk toplumda “dul kadın” olarak yaşamak ve anılmak istemiyor. Dayak da yese, hastanelik de olsa kocasından boşanmıyor. Bunun yükünü taşımak istemiyor. Bunu, aile, iş hayatı ve soysal çevresinde ayıplanacak bir durum gibi görüyor. Belki komşusu, akrabası tarafından kınanıyor. Etrafındaki erkeklerin taciz etmesinden korkuyor.
SELİN ÖZİMER
Marmara Üniversitesi İngilizce Matücim Tercümanlık Bölümü
Son sınıf öğrencisi
Kadına uygulanan şiddetin yaptırımı yok
Kadın cinayetlerinin ve şiddetin son bulması için hukuksal alandaki boşlukların doldurulması şart. Yaptırım yok. Erkek, kendisinden boşanan ya da baş kaldıran eşini öldürmeyi “hak” olarak görüyor. Namusunu temizlediğini düşünüyor. Bana göre ülkemizde kadının bir değeri yok. Kadını koruyan yasalar yeniden düzenlenmeli. Yaptırımı yüksek cezalar verilmeli ki caydırıcı etkisi olsun.
Zengin, fakir… Eğitimli, cahil… Genç, yaşlı… Ünlü, ünsüz… Toplumda çoğu kadın şiddet görüyor, tacize uğruyor. Kadının mağdur olması için öyle çarpıcı bir sebebe de ihtiyaç yok.
Kimi erkek “Niye bu yemeğin tuzu az” diye karısını dövüyor. Kimisi, çalışmak isteyen kızkardeşini “Senin gözün dışarda.. Kötü yola mı düşüceksin” diye hastanelik ediyor. Aşkından döven, öldüren bile var. Kadın, hem yaptığı hem yapmadığı şey uğruna dövülüyor, öldürülüyor. Ve kimi kadın, “Elimde mesleğim, işim-gücüm yok çocuklarımla ortada kalırım” diye şiddete razı oluyor. Kimisi, “Çok seviyorum, onsuz yapamam. Belki ilerde değişir” diyor. Kimi, baba ocağına dönmek istiyor ama töreye ters düşüyor; kocası öldürmese aile meclisi kesiyor. Türk toplumunda, “dul kadın” olarak yaşamanın ağırlığını taşımak istemeyen kadın da şiddete boyun eğiyor. Hukuksal boşluk, ekonomik imkansızlık, töre, gelenek-görenekler, annelik duygusu, dul kadın olma korkusu, eşe duyulan sevgi-aşk, kadının yaşam hakkının elinden alınması için yeterli sebepler mi? Kadına yönelik durdurulamayan, her geçen gün artan şiddet ve taciz olaylarını geleceğin eşleri ve ana babalarıyla konuştuk…
Devlet, kadını kocasından koruyamıyor
Kadına yönelik şiddet olayların her geçen gün artmasına hukuktaki boşluklara bağlıyorum. Caydırıcı bir ceza yok. Devlet, dayak yiyen kadını kocasından bile koruyamıyor. Kocaya evden uzaklaştırma cezası veriliyor. Ancak denetim yok. Bu ceza caydırıcı değil. Evet, erkek eve yaklaşamıyor ama kadını sokak ortasında, kıtır kıtır tavuk gibi kesiyor. Barışma bahanesiyle eve girip çocukların gözü önünde kurşun yağmuruna tutuyor. Toplumun ve erkeğin gözünde kadının bir değeri olmadığı sürece bu olayları daha çok yaşarız. Anne olmadan o duyguyu tabii ki bilemem ama anne olsam ve eşimden şiddet görsem ayrılırım. Çocuğumun öyle bir ortamda yetişmesini istemem. Yoksa o da büyüdüğünde eşinden şiddet görürse tepkisiz kalır. Ya da bunu normal bir davranış olarak kabul edip kendi karısına uygular.
ELVAN SALTOĞLU
Bahçeşehir Üniv. Gazetecilik Bölümü 2. sınıf
Gelinlikle çıktın kefenle dönersin
Sadece fiziksel değil, sözlü şiddet de yaygın. Üstelik bu sadece çifter arasında değil. Aile, iş ve arkadaş ortamında birçok insan farkında olmadan birbirine şiddet uyguluyor. Sözlü şiddet küfür, hakaret ya da kötü sözden ibaret değil. İnsanın düşüncesini özgürce savunmasını yasaklamak bile şiddet. Gelenek ve göreneklerine bağlı bir toplum olmanın da getirdiği olumsuzluklar yok değil. Çoğu kadın, “Kocam, çocuklarımın babası, hem döver, hem de sever” diyerek bu durumu sineye çekiyor. Türk toplumda çocuklu ve dul olmanın ağırlını taşımak istemiyor. Kimi ana-babalar da, “Ne olursa olsun o senin kocan. Bu evden gelinlikle çıktın, kefenle dönersin” dediğinden kadına seçme hakkı bırakılmıyor.
CANAN BALİ
Bahçeşehir Üniv. Psikoloji Bölümü 3. sınıf
Şiddet görüyorum demek moda oldu
Son dönemde tv dünyasından tanıdığımız isimlerde eşinden şiddet gördüğü ve aldatıldığı gerekçesiyle mahkemeye başvuruyor. Ancak haftasına kalmadan dayakçı eş ile tatile gidiyor, basında çıkan haberler yalanlanıyor. Şiddet, toplumun eğitimsiz ve yoksul kesimindeki kadınların maruz kaldığı bir durum değil. Zengin, fakir, okumuş, cahil, sosyetik, ünlü, ünsüz her kadın şiddet görebiliyor. Ama ben bu açıklamaları çok magazinsel buluyorum ve ciddiye almıyorum. Eğer gerçekten ortada bir problem varsa konuşarak çözmek gerekir. Göz önünde olan ve toplum tarafından tanınan kişilerin hayatları topluma mal olduğundan daha dikkatli davranmaları şart. Şiddetin reklam aracı olarak kullanılmasına karşıyım.
MERVE BEYDEMİR
Bahçeşehir Üniv. Endüstri Mühendisliği 1. sınıf
Yüksek maaş ve statü dayak sebebi
Kendi parasını kazanan, iş yerinde yönetici konumda olan kadında kocasından şiddet görüyor. Kimi erkek kendisinden daha yüksek maaş alan, statü sahibi eşine kıskandığı için fiziksel şiddet uyguluyor. Çünkü erkek olmak, önce ailede sonra toplumda üstünlük olarak görülüyor. Erkeğin hep daha fazla şeye sahip olması, daha çok kazanması, daha iyi konumda çalışması şartmış gibi algılanıyor. Bunun eksikliğini hisseden erkek ise kadına şiddet uygulayarak sahip olamadıklarının acısını çıkarıyor.
GÖZDE ÇINAR
Bahçeşehir Üniv Enerji Sistemleri Mühendisliği 1.sınıf
Kadın reyting malzemesi oldu
Terör, ekonomi, siyasi davalar ve seçim gibi konular varken kadına yönelik şiddet ve taciz olayları önemini yitiriyor. Bu durum normal gibi algılanıyor. Kadın boşanmak istiyor, kocası öldürüyor. 5 kişinin tecavüzüne uğrayan kadın için mahkeme “ruh sağlığı bozuldu mu?” diye rapor istiyor. İstanbul’un en işlek semtinde tacize uğrayan kadın, dekolte giyip erkeği tahrik ettiğinden suçlu ilan ediliyor. Kısacası toplumda değerimiz yok. Aslında var ama reyting malzemesi olarak. Şiddet gören kadının durumu toplumsal bir konu olmaktan çıkıp reyting malzemesi haline getirildi. Tv programlarına çıkarılan mağdur kadınlar izlenme oranlarını arttırıyor. Yoksa şiddetin umursandığı falan yok. Sadece medyayı suçlayamayız. Gençler de bu konuda çok duyarlı değil. Sosyal paylaşım sitelerinde, en çok izlenen videolar arasında kocasından, kaynanasından dayak yiyen kadın videoları var.
HANDE BOZDUMAN
Bahçeşehir Üniv. Avrupa Birliği İlişkileri 2.sınıf
Son dönemde erkekler günah keçisi oldu
Sabırlı bir insanım. Ne olursa olsun sinirlerime hakim olmaya çalışırım. Kadına fiziksel ve sözlü şiddet uygulamayı erkeğin acizliği olarak görüyorum. Herhangi bir kızdan tokat yersem bir şey yapmamak için koşarak uzaklaşırım. Sonuçta ben de insanım ve bir yere kadar dayanabilirim. Son dönemde o kadar çok olay yaşandı ki, erkekler günah keçisi gibi gösteriliyor. Kimseyi savunmuyorum, şiddetin de bahanesi olmaz ama birilerinin de biz erkekleri düşünmesi gerekiyor. Medyada çıkan haberler ters etki yapıyor. Erkek suçsuzluğunu ispat etse bile toplumun gözünde itibarını yitiriyor. Peki erkeğe yapılan “haysiyet cellatlığı’nın bedelini kim ödeyecek. Neden kimse çıkıp erkeğin haklarını savunmuyor.
ALİ CAN
Bahçeşehir Üniv. Matematik-Bilgisayar Bölümü 2. sınıf
Genetiğiyle oynanmış gıdalardan şüpheleniyorum
Hayatımızın içine genetiği değiştirilmiş o kadar çok ürün girdi ki hormonlarımız bundan olumsuz etkilendi. Yaşanan şiddet olaylarını bunları tetiklediğini inanıyorum. Bu ürünlerin içinde hayvanı içgüdüleri ortaya çıkaran maddeler bulunuyor. Yiyip içtiğimiz her şeyin içinde katkı maddesi var hiçbir şey doğal değil. Kadına yönelik şiddet olaylarının artmasında bunu da etkisi var.
HAZAL KIZILTOPRAK
İstanbul Üniversitesi Radyo Sinema-Tv Bölümü 3.sınıf
Şiddet uygulayana sempati duyuyor
Bazı kadınlar şiddet gördükleri halde eşleriyle birlikte olmaya devam ediyor. Onlara olan sevgilerinde eksilme olmuyor. Bu durum psikolojide “Stockholm Sendromu” olarak açıklanabilir. Stockholm sendromu baskı gören kişinin, baskı gösterene karşı sempati duymasıdır. Kadın, kendisine baskı yapan, şiddet uygulayan eşine bağımlı olduğunu hisseder. Eşinin yaptığı küçük iyilikler kadının gözünde büyür. Kadın zamanla kendisini kocasının yerine koyup olayları onun gözünden görmeye, yaptıklarına hak vermeye başlar. İçinde bulunduğu tehlikeyi fark edemez. Eşinden ayrılması zorlaşır. “Kocam beni sever de döver de “ şeklinde cevaplar verirler. Bu durumdaki kadınlara yardım etmek oldukça zordur. Maalesef Türk toplumunda böyle düşünen kadınlar var.
LEYLA EREN
İstanbul Üniversitesi Psikoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans öğrencisi
Sosyal Psikoloji Bölümü
Başkaldıran eşi öldürmeyi hak olarak görüyor
Eşinden şiddet gören kadın, Türk toplumda “dul kadın” olarak yaşamak ve anılmak istemiyor. Dayak da yese, hastanelik de olsa kocasından boşanmıyor. Bunun yükünü taşımak istemiyor. Bunu, aile, iş hayatı ve soysal çevresinde ayıplanacak bir durum gibi görüyor. Belki komşusu, akrabası tarafından kınanıyor. Etrafındaki erkeklerin taciz etmesinden korkuyor.
SELİN ÖZİMER
Marmara Üniversitesi İngilizce Matücim Tercümanlık Bölümü
Son sınıf öğrencisi
Kadına uygulanan şiddetin yaptırımı yok
Kadın cinayetlerinin ve şiddetin son bulması için hukuksal alandaki boşlukların doldurulması şart. Yaptırım yok. Erkek, kendisinden boşanan ya da baş kaldıran eşini öldürmeyi “hak” olarak görüyor. Namusunu temizlediğini düşünüyor. Bana göre ülkemizde kadının bir değeri yok. Kadını koruyan yasalar yeniden düzenlenmeli. Yaptırımı yüksek cezalar verilmeli ki caydırıcı etkisi olsun.