Türkler'de sanat
Türkler'de sanat, Türklerin tarih boyunca sanat çalışmalarını inceler.
İslamiyet öncesi
İslamiyet öncesinde Türkler göçebe bir yaşam sürdüklerinden dolayı sanat eserleri taşınabilir malzemeden ibarettir. Büyük saraylar veya mimari eserler yapmamışlardır. Talas ve Yenisey civarındaki kitabeler ile Göktürk Yazıtları günümüze kadar gelen kalan önemli sanat eserleri sayılır.
Bunların dışında demircilik, dokumacılık, ahşap işlemeciliği ve süslemecilik alanlarında önemli sanat eserleri vardır. Sanat eserlerinde genellikle hayvan üslubu ön plandadır. Bunun da sebebi göçebe yaşamdır. İlk Türkler ölülerini eşyaları ile birlikte kurgan adlı mezarlara gömdüklerinden dolayı bugün bu kurganlardan o döneme ait birçok eser çıkartılmıştır.
Uygurlar sanat alanında bu dönem Türk devletlerinden ayrılırlar. Çünkü Uygurlar yerleşik yaşama geçmiş ve mimari eserler yapmışlardır. Türk sanatı Uygurlar döneminde çok büyük bir ilerleme kaydetmiş, yerleşik yaşamla birlikte saray ve tapınak mimarisi ortaya çıkmıştır. Saray duvarlarına freskler yaptılar, Mani ve Buda dinine ait figürler çizdiler. Ayrıca Uygurlar ilk [[minyatür]9 örneklerini de verdiler ve bu minyatürlerle İslam sanatını da etkilediler.
İslamiyet sonrası
Türkler İslam dinini kabul ettikten sonra doğal olarak sanat alanında Türk-İslam sentezi sanatlar ortaya çıkmaya başladı.
Türk-İslam sanatının geniş uygulamaları Karahanlılar döneminde görüldü. Türk Mimari sanatının İslam Sanatını etkilemesi de hızlandı.
Arapların uyguladığı şeriat hükümleri, mezar yapımını yasaklamıştı. Ama Türkler, Tevbe Suresi 84. ayeti uygun bir şekilde yorumladıklarından atalarının mezarlarına ciddi önem verdiler. Böylece Türklerin kurgan adı verilen mezar sanatları Müslümanlıktan sonra da devam etti.
Karahanlı Türklerinin mimari eserlerinde geometrik motifli kuşaklar, birbirini kesen sekizgenler hakimdir. Türk mimarlığındaki eyvanlı medreselerin, türbelerin ve kervansarayların ilk örneklerine Karahanlı Türklerinde rastlanır.
Türk mimarisinde dört köşe plandan kubbeye geçiş, üçgen tromplarla (köşe binisi) sağlanmıştır. Böylece kubbenin etkisi pratik bir şekilde sağlanmıştır. Bu köşe binilerine mimaride Türk üçgeni denilir. Karahanlılar Müslüman olmadan önce kerpiç binalar yapıyorlardı. Ancak İslamiyet’e girdikten sonra tuğladan yapmaya başladılar. Bu uygulama da Türklerin İslam sanatından yararlanmaları şeklinde değerlendirilir.
Selçuklu Türklerinin İslam mimarlığına kazandırdıkları bir yapı türü de medreselerdir. Selçuklu Türkleri yapılarında geometrik, bitkisel ve hayvansal motifler, küfi ve nesih yazılar, çini ve yalancı mermer bezemeleri gibi süslemeleri yoğun olarak kullandılar.
Selçuklu Türkleri maden işlemelerinde; altın, gümüş ve tuncun kullandılar. Bu kullanım Türklerin, İslam maden sanatına getirdikleri diğer bir yeniliktir. Selçuklu Türkleri eserlerinde ajur (süs) ve metale, bir başka metali kakma tekniğini büyük bir başarıyla uyguladılar.
Gaznelilerden kalma eserler.11. yy ilk yarısı. Nişabur, İran'da bulunmuştur. New York Metropolitan Museum of Art.
Karahanlı Türklerinin mimarisi sonradan kurulan bütün önemli Türk devletlerini etkiledi. Bir taraftan Selçuklu Türkleri vasıtasıyla Osmanlı Türklerine geçti. Diğer taraftan Gazneliler Türk Devleti aracılığıyla Babürlüler Devletine geçti. Moğol akınlarıyla yerle bir olarak tarihten silinen Gazne sanatı Büyük Selçuklu Türklerini de etkilemiştir. Nitekim, Selçuklu Türklerinin yaptığı Leşker-i Bazar Sarayında, Uygur Türklerinin duvar resmi geleneğinin devamı olarak da nitelenen freskler (heykel süslemeleri) kullanılmıştır.
Akhunlar'dan sonra Hindistan’da kurulan ilk Türk devleti, Delhi Türk Sultanlığı’dır. Devletin kurucusu Kutbettin Aybeg ( ? –1210) 1206 ile 1210 arasında Delhi’de bir cami ve minare yaptırmıştır. Kutub Minar (Kutbettin Minaresi) diye anılan minare 1803 yılında üst bölümü depremde yıkılmasına rağmen 64 m. İle en yüksek minarelerdendir.
Hindistan’da daha sonra hüküm süren Babür İmparatorluğu (1526-1856), çok önemli mimari eserler inşa etti. Babür Moğol asıllı idi. Ama Türkçe konuşuyordu. Kendi yazdığı meşhur Babürname’si Türkçe’dir. Tercümanlar aracılığıyla Farsça’ya çevirttirmiştir. Müslüman olan hemen bütün Moğollar gibi Babürlüler de çoğunlukla Türkleşmişti. Babürlü Türkleri Seydiseyyid Camisinde mermerden dantela gibi oyarak pencere şebekeleri yaptılar. Bu eser Türklerin İslam sanatına mermer işçiliğinde getirdikleri önemli bir yeniliktir.
Taj Mahal
Babür Türklerinde Şah Cihan’ın Agra’da yaptırdığı Moti Mescit (İnce mescit) kırmızı mum taşındandır. Üzeri sedefe benzer bir mermerle kaplıdır. Şah Cihan eşi Mümtaz Mahal adına Tac Mahal’i yaptırdı (1631-1652). Babür Türklerinin yaptırdığı Tac Mahal halen dünyanın sayılı mimarilerindendir. Bu eserin planı ve uygulaması İstanbul’dan gönderilen mimarbaşı Mehmet İsa Efendi ve ekibi tarafından Babür Türkleriyle birlikte yapılmıştır.
Timur Türklerinin Semerkant’ta yaptıkları eserler ise hem mimari çeşitlilik hem de güzellik açısından daha farklıdır. Recüstan meydanındaki birbirine bakan üç medrese en güzel örneklerdendir.
Türkler Anadolu’ya geçtikten sonra da pek çok yenilikler yaptılar. İran bölgesinde tuğla kullanmışlardı. Anadolu’da taş kullandılar. İran bölgesinde yaptıklarından farklı olarak, camilerdeki harimin önündeki avluyu kaldırdılar. Anadolu’da kışlar daha soğuk olduğu için, medreselerin içindeki avluların boyutlarını küçülttüler. Üstünü bir kubbeyle örttüler. Çok sayıda ve kervansaraylar yaptılar. Bu arada Bizans ve Ermeni sanatlarından etkilendiler. Türk gelenekleri ile çevreden aldıklarını birleştirdiler. Yeni bir yaratıcılıkla kendilerine has, ama İslam kültürünü de temsil eden eserler ortaya koydular.
Türkler, İstanbul’daki Süleymaniye Camisini yaparak (1550-1557), bütün Roma’nın eseri sayılabilecek Ayasofya’yı geçtiler. Edirne’deki Selimiye Camisi (1574) ile kendilerini geliştirdiler.
Bugün İstanbul’da yirmi kadar kitaplık vardır. Bunlardan sadece Süleymaniye Camisinin kütüphanesinde 56.483 el yazması kitap olduğu tahmin edilmektedir.
Atatürk Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi açılışında
Osmanlı Devleti'nde gelişen Türk sanatları Türkiye Cumhuriyetinde de Atatürk'ün sanata verdiği önem ve bu konuda yol gösterici olmasının da etkisiyle modernleşerek bugünlere geldi.
Türkler'de sanat, Türklerin tarih boyunca sanat çalışmalarını inceler.
İslamiyet öncesi
İslamiyet öncesinde Türkler göçebe bir yaşam sürdüklerinden dolayı sanat eserleri taşınabilir malzemeden ibarettir. Büyük saraylar veya mimari eserler yapmamışlardır. Talas ve Yenisey civarındaki kitabeler ile Göktürk Yazıtları günümüze kadar gelen kalan önemli sanat eserleri sayılır.
Bunların dışında demircilik, dokumacılık, ahşap işlemeciliği ve süslemecilik alanlarında önemli sanat eserleri vardır. Sanat eserlerinde genellikle hayvan üslubu ön plandadır. Bunun da sebebi göçebe yaşamdır. İlk Türkler ölülerini eşyaları ile birlikte kurgan adlı mezarlara gömdüklerinden dolayı bugün bu kurganlardan o döneme ait birçok eser çıkartılmıştır.
Uygurlar sanat alanında bu dönem Türk devletlerinden ayrılırlar. Çünkü Uygurlar yerleşik yaşama geçmiş ve mimari eserler yapmışlardır. Türk sanatı Uygurlar döneminde çok büyük bir ilerleme kaydetmiş, yerleşik yaşamla birlikte saray ve tapınak mimarisi ortaya çıkmıştır. Saray duvarlarına freskler yaptılar, Mani ve Buda dinine ait figürler çizdiler. Ayrıca Uygurlar ilk [[minyatür]9 örneklerini de verdiler ve bu minyatürlerle İslam sanatını da etkilediler.
İslamiyet sonrası
Türkler İslam dinini kabul ettikten sonra doğal olarak sanat alanında Türk-İslam sentezi sanatlar ortaya çıkmaya başladı.
Türk-İslam sanatının geniş uygulamaları Karahanlılar döneminde görüldü. Türk Mimari sanatının İslam Sanatını etkilemesi de hızlandı.
Arapların uyguladığı şeriat hükümleri, mezar yapımını yasaklamıştı. Ama Türkler, Tevbe Suresi 84. ayeti uygun bir şekilde yorumladıklarından atalarının mezarlarına ciddi önem verdiler. Böylece Türklerin kurgan adı verilen mezar sanatları Müslümanlıktan sonra da devam etti.
Karahanlı Türklerinin mimari eserlerinde geometrik motifli kuşaklar, birbirini kesen sekizgenler hakimdir. Türk mimarlığındaki eyvanlı medreselerin, türbelerin ve kervansarayların ilk örneklerine Karahanlı Türklerinde rastlanır.
Türk mimarisinde dört köşe plandan kubbeye geçiş, üçgen tromplarla (köşe binisi) sağlanmıştır. Böylece kubbenin etkisi pratik bir şekilde sağlanmıştır. Bu köşe binilerine mimaride Türk üçgeni denilir. Karahanlılar Müslüman olmadan önce kerpiç binalar yapıyorlardı. Ancak İslamiyet’e girdikten sonra tuğladan yapmaya başladılar. Bu uygulama da Türklerin İslam sanatından yararlanmaları şeklinde değerlendirilir.
Selçuklu Türklerinin İslam mimarlığına kazandırdıkları bir yapı türü de medreselerdir. Selçuklu Türkleri yapılarında geometrik, bitkisel ve hayvansal motifler, küfi ve nesih yazılar, çini ve yalancı mermer bezemeleri gibi süslemeleri yoğun olarak kullandılar.
Selçuklu Türkleri maden işlemelerinde; altın, gümüş ve tuncun kullandılar. Bu kullanım Türklerin, İslam maden sanatına getirdikleri diğer bir yeniliktir. Selçuklu Türkleri eserlerinde ajur (süs) ve metale, bir başka metali kakma tekniğini büyük bir başarıyla uyguladılar.
Gaznelilerden kalma eserler.11. yy ilk yarısı. Nişabur, İran'da bulunmuştur. New York Metropolitan Museum of Art.
Karahanlı Türklerinin mimarisi sonradan kurulan bütün önemli Türk devletlerini etkiledi. Bir taraftan Selçuklu Türkleri vasıtasıyla Osmanlı Türklerine geçti. Diğer taraftan Gazneliler Türk Devleti aracılığıyla Babürlüler Devletine geçti. Moğol akınlarıyla yerle bir olarak tarihten silinen Gazne sanatı Büyük Selçuklu Türklerini de etkilemiştir. Nitekim, Selçuklu Türklerinin yaptığı Leşker-i Bazar Sarayında, Uygur Türklerinin duvar resmi geleneğinin devamı olarak da nitelenen freskler (heykel süslemeleri) kullanılmıştır.
Akhunlar'dan sonra Hindistan’da kurulan ilk Türk devleti, Delhi Türk Sultanlığı’dır. Devletin kurucusu Kutbettin Aybeg ( ? –1210) 1206 ile 1210 arasında Delhi’de bir cami ve minare yaptırmıştır. Kutub Minar (Kutbettin Minaresi) diye anılan minare 1803 yılında üst bölümü depremde yıkılmasına rağmen 64 m. İle en yüksek minarelerdendir.
Hindistan’da daha sonra hüküm süren Babür İmparatorluğu (1526-1856), çok önemli mimari eserler inşa etti. Babür Moğol asıllı idi. Ama Türkçe konuşuyordu. Kendi yazdığı meşhur Babürname’si Türkçe’dir. Tercümanlar aracılığıyla Farsça’ya çevirttirmiştir. Müslüman olan hemen bütün Moğollar gibi Babürlüler de çoğunlukla Türkleşmişti. Babürlü Türkleri Seydiseyyid Camisinde mermerden dantela gibi oyarak pencere şebekeleri yaptılar. Bu eser Türklerin İslam sanatına mermer işçiliğinde getirdikleri önemli bir yeniliktir.
Taj Mahal
Babür Türklerinde Şah Cihan’ın Agra’da yaptırdığı Moti Mescit (İnce mescit) kırmızı mum taşındandır. Üzeri sedefe benzer bir mermerle kaplıdır. Şah Cihan eşi Mümtaz Mahal adına Tac Mahal’i yaptırdı (1631-1652). Babür Türklerinin yaptırdığı Tac Mahal halen dünyanın sayılı mimarilerindendir. Bu eserin planı ve uygulaması İstanbul’dan gönderilen mimarbaşı Mehmet İsa Efendi ve ekibi tarafından Babür Türkleriyle birlikte yapılmıştır.
Timur Türklerinin Semerkant’ta yaptıkları eserler ise hem mimari çeşitlilik hem de güzellik açısından daha farklıdır. Recüstan meydanındaki birbirine bakan üç medrese en güzel örneklerdendir.
Türkler Anadolu’ya geçtikten sonra da pek çok yenilikler yaptılar. İran bölgesinde tuğla kullanmışlardı. Anadolu’da taş kullandılar. İran bölgesinde yaptıklarından farklı olarak, camilerdeki harimin önündeki avluyu kaldırdılar. Anadolu’da kışlar daha soğuk olduğu için, medreselerin içindeki avluların boyutlarını küçülttüler. Üstünü bir kubbeyle örttüler. Çok sayıda ve kervansaraylar yaptılar. Bu arada Bizans ve Ermeni sanatlarından etkilendiler. Türk gelenekleri ile çevreden aldıklarını birleştirdiler. Yeni bir yaratıcılıkla kendilerine has, ama İslam kültürünü de temsil eden eserler ortaya koydular.
Türkler, İstanbul’daki Süleymaniye Camisini yaparak (1550-1557), bütün Roma’nın eseri sayılabilecek Ayasofya’yı geçtiler. Edirne’deki Selimiye Camisi (1574) ile kendilerini geliştirdiler.
Bugün İstanbul’da yirmi kadar kitaplık vardır. Bunlardan sadece Süleymaniye Camisinin kütüphanesinde 56.483 el yazması kitap olduğu tahmin edilmektedir.
Atatürk Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi açılışında
Osmanlı Devleti'nde gelişen Türk sanatları Türkiye Cumhuriyetinde de Atatürk'ün sanata verdiği önem ve bu konuda yol gösterici olmasının da etkisiyle modernleşerek bugünlere geldi.