Türkler kılıç zoruyla mı Müslüman oldu?

Konu sahibi son olarak 83 gün önce görüldü
Çok tartışılan bir konu.
Gerçekleri bilmek her Türkün hakkı olsa gerek


 
Son düzenleme:
Ozumseme olmasa kilic zoruyla herhangi bir anlam ifade etmezdi. GOKTANRI inanciyla bagdasan pek cok tarafi vardi zaten.
 
Türklerin İslamiyeti Kabulü


Türklerin, İslam ordularının ilk karşılaşmasının, 751 Talas Savaşı olduğu söylenmektedir ancak bu söylem gerçeği yansıtmamaktadır. Talas Savaşı, Türklerin, İslam ordularıyla ilk defa aynı safta savaştıkları savaştır. Türkler, Talas Savaşı’na kadar bir çok kez İslam ordularına karşı savaşmış, İslamiyet dinini benimsememiştir.


İslam dinini ilk kabul edenleri kesinlikle tespit etmek güçtür. Kabul gören genel görüşe göre İslamiyeti kabul eden ilk Türk topluluğu Karluklulardır. Bir kısım Hazarlar da pek önceden Müslüman olmuşlardı, denebilir.2 İslamiyet dinini benimseyen ilk Türk devleti ise Karahanlılar olarak kabul görmüştür.


Türk boylarının İslamiyeti kabul edişlerindeki zaman farklılıklarının ve inanışta oluşan farklılıkların temel nedeni İslamiyet öncesi dönemde tek bir inanca mensup olmamaları denilebilir. Manihezm, Gök-Tanrı inancı ve Budizm Türkler arasında yaygındı dolayısıyla önceki dinlerinden taşıdıkları inanç ve uygulamalar da farklı oldu.3 Ayrıca şunu unutmamak gerekir ki, Altay, Ötüken ve Baykal çevreleri yabancı din etkilerinin dışında kalıyordu. İslamiyet’in etki ve bilgisi buralara o ilk yıllarda pek az sokulabilmişti.4


Türklerin İslamiyet’e geçiş sebeplerinden en önemlisi olarak sayılan Gök Tanrı inancının İslamiyet’e benzer olduğu görüşü ise eksik bir önermedir. Gök Tanrı inancının Semavi dinlere benzediğini söylemek daha doğru olacaktır. Bu durum, Türklerin aynı dönemlerde Yahudiliği ve Hristiyanlığı da benimsemesini de açıklayabilir. Dolayısıyla Türklerin İslamiyete geçişinin temel etmeninin din benzerliği olduğunu söylemekten ziyade misyonerlik faaliyetlerinin olduğunu söyleyebiliriz. Bu faaliyetler ilk dönemlerde Arap seyyahlar tarafından üstlenilmişse de Türklerin İslamiyeti benimsemesinden en önemli rolü İslamiyeti benimsemiş Türkler üstlenmiştir. Türkistan coğrafyasında Hoca Ahmet Yesevi, Anadolu’da Tapduk Emre, Yunus Emre ve Mevlana Celaleddin Rumi gibi isimler bu görevi üstlenen en önemli isimlerdendir. Yine Anadolu coğrafyasında ise tekkeler, zaviyeler, “derviş” olarak adlandırılan dini önderler ve tasavvuf anlayışı İslamiyet’in yayılmasında önemli bir rol oynamıştır.


Türklerin İslamiyete geçiş dönemini 3 ana evreye ayırabiliriz:
1) Türklerin bireysel olarak İslamiyete geçişleri: 642 – 751 .
2) Grup halinde din değiştirme, orduda ve yönetimde görevler üstlenme: 751 – 868 .
3) Toplu din değişiklikleri ve ilk Müslüman Türk devletlerinin kuruluşları: 868 – 940. 5


Ancak dördüncü bir evrenin var olduğunu da söylemek gerekir. Bu konuda bu üç evre sonunda Türklerin tamamen İslamiyet’i kabul ettiği görüşü gerçeği yansıtmamaktadır. İbni Fadlan’ın seyahatnamesi ve kaleme alınan diğer seyahatnameler bu görüşü çürüten kaynaklardan olmakla birlikte İlber Ortaylı da Anadolu’ya göç eden Türklerin büyük bir kısmının -özellikle Toroslar bölgesine göç edenleri vurgular- Gök-Tanrı inancına mensup olduğunu, Selçuklu Devleti döneminde Türk boylarının İslamiyeti benimsemesinin önemsenmediğini belirtmiştir. Hatta Osmanlı Devleti döneminde kadim dinin izlerinin görüldüğü vurgulanır. Bu konuda bir iddia da Halil İnalcık tarafından ortaya atılmıştır. Fatih Sultan Mehmet Han’ın akıl hocası olan Ak Şemseddin’in dahi yarı şaman (bu tabir Gök-Tanrı inancını sürdüren Alevi toplumu için kullanılır) olduğunu iddia eder.6 Dolayısıyla bu sürecin sonuç aralıkları hakkında net bir bilgi vermek mümkün değildir. Türklerin inandığı İslam anlayışının da Arap yada Fars toplumuyla birebir aynı olduğunu söylemekte mümkün değildir. Nitekim özellikle Anadolu Türkünün, Gök-Tanrı inancından, İslam inancına taşıdığı bir çok adet, Türkler tarafından İslam dini açısından kutsal görülmekte; fakat Arap toplumları tarafından bu inanışlar bidad ilan edilmektedir. Bunlara örnek olarak, vefatın yedinci gününde mevlit yapma, doğumda ve ölümde kırkıncı güne özel anlam yükleme, dua ederken kıbleye dönmek yerine göğe bakma, mezarlık ziyaretlerinde bulunma, yağmur duasına çıkma, kötü rüyayı suya anlatma, türbe vb. yerlerde dua etme verilebilir. Türkler gibi İslamiyeti benimseyen hemen hemen her toplumda da benzer eski örf ve ananelerin aktarıldığı da görülmektedir. Sonuç olarak Türklerin İslamiyeti kabulü yaygın görüşün aksine kısa sürede tamamlanmamıştır.


[1] Talas Savaşı’nda Türkler, Türkistan coğrafyasına seferler düzenleyen Araplarla yine düşmanları Çinliler arasında tercih yapmak zorunda kalmıştır. Savaşın başında Çinliler ile ittifak yapan Türkler, taraf değiştirip Araplarla birlikte Çinlilere karşı savaşmıştır. Bu taraf değiştirmenin sebepleri ve Türklerin, Çinliler ile savaşın başında ittifak yapmasına , makalemizin ana konusu olmaması sebebiyle detaylı değinmeyeceğim. Ancak konu hakkında okuma yapmak isterseniz Talas Savaşı hakkında okuma yapmanızı önermekteyim
 
Ayrıca; babeli dervişleri olayını iyi incelenmek gerekiyor. Ben şu anda Halil İnalcık hocanın kitaplarını okuyorum umarım Kafamdaki tüm soru boşluklarını doldurabilirim.
 
Türkler ne zaman kılıca boyun eğmişler?
 
Zorla Müslüman olunmaz zaten, olana hakiki Müslüman denmez. Müslümanlık gönüllü bir şekilde olur. Allah'tan kork, kılıçtan değil.
 
Türkler ne zaman kılıca boyun eğmişler?
İsmail Türklerin kılıca boyun eğdikleri yok ancak kendi megomanya larını oluşturmak için Kılıç zoruyla ya da hakkıyla diyin egemen olduğu topraklar Bir Hayli fazladır. Tabii karakter bakımından düzgün bir yapıya sahip oldukları için manevi olarak da Fetih ettikleri yerlerdeki yaşayan insanların da Türklerin ahlak ve din anlayışını benimsemesi sağlanmıştır. Bunun Fransa'nın Almanya'nın ya da Amerika'nın olduğu topraklarda insanları kendi hegemonya altına almak için katletmeleri olarak algılanmaması şarttır.! Ancak eski aşk filimlerindeki gibi birbirine koşarak ben seninim sende benim mevzusu olmadı yani. Türkler savaşçı bir millettir savaşları da birbirine Gül atarak yapmıyorlardı...
 
Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa S.A.V buyurmuştur ki; "Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın" burada anlatılmak istenen şey ise şu şekildedir.
1. Türkler çok savaşçı bir kavim olmak ile beraber Türklerin tamamının Müslümanlığı kabul etmesi çok zordu ve bu olguya karşı çıkacak boyların olacağı aşikardı.
2. Efendimiz S.A.V Türklerin İslam Öncüsü olacağını bildiği için onlardan savaş konusunda uzak durulması gerektiğinin farkındaydı.Böylece Türklerin toplu olarak Müslümanlığı değil de boy olarak parça parça kabul edeceğinin bilincindeydi.Ayrıca Türklerin Müslüman olması kılıç zoruyla olmadı.Ancak şu olabilir.Her toplumda olduğu gibi o dönemde de ikili oynayan insanlar mevcuttur.Adaleti ve insancıl yönlerini koruma amaçlı hiç çekinmeden kılıç ile olaya müdahil olabilen bir toplumdu.Bundan dolayıdır ki Türkler İslamiyet öncesi ve İslamiyeti kabul etmeleriyle beraber devlet erkanlarının karakterlerini insani yönlerini korudukları ortadadır.Bundan dolayıdır ki adalet anlayışları ve merhametlerinden ötürü İslam ile şereflenmelerine nail olmuştur.
 
@YaRGuCi

"Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa S.A.V buyurmuştur ki; "Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın"

Peygamberimiz bunu ne zaman kime buyurmuş ? :)
 
Geri