Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Dünyaca ünlü Türk matematikçisi ve astronomi bilgini olan hükümdardır 22 Mart 1395 tarihinde Semerkant'ta doğdu Timurlenk'in torunlarından olup hükümdar Muînüddin Şah Ruh'un oğludur Asıl adı Mehmet Torgay'dır
13 yaşında iken Horasan ve Maveraünnehir eyaletlerine hakan naibi oldu 1446 yılında babasının ölümü üzerine hükümdar oldu.
Saltanat yılları sırasında matematik ve astronomi ile yakından ilgilendiAstronomiye ait tablosu yıllar sonra İngiltere ve Fransa'da basıldı 1449 yılında kendisine isyan eden oğlu Abdüllatif Mirza tarafından 54 yaşında iken öldürüldü
Uluğ BeyTürk Bilginleri... babası Şah Ruh ölünceTürk Bilginleri... 1446’da hükümdar olduİlk işi olarak devletini güçlendirerek ülkesini parçalanmaktan kurtardı
Uluğ Bey hakan olunca...
Osmanlı Devleti ile münasebetlerini sıklaştırmaya ve geliştirmeye gayret ettiİki Türk ülkesi arasında elçiler bilim adamları gidip gelmeye başladı O savaştan çok kendisini bilime adamış bir hükümdardı Sarayına zamanın bilginlerini topladı ve onları koruduİnceleme için Çin’e kadar heyetler gönderdi
Uluğ Bey Semerkant’ta bir medreseTürk Bilginleri... bir de rasathane yaptırdıAstronomi ilminin gelişmesine çalıştıBu rasathane orta çağdaki astronomi bilgisini en yüksek düzeye ulaştırdı
Uluğ Bey tarihe adını “Asya Fâtihi” diye yazdıran Büyük Cihangir Timurlenk'in öz torunuydu.
Ama dedesinin askerlik ve savaşçılık açısından hiçbir huyu onda görülmüyordu Dedesi çolak eli ve topal bacağına rağmen at üzerinde kılıç sallayıp ülkeler fethetmişti
FakatTürk Bilginleri... Uluğ Bey'in yeryüzünde bir karış toprak bile fethetmek gibi bir ihtirası yoktu Onun bütün merak ve hevesi yeryüzünde değil gökyüzündeydi.
Ülkeler fethetmekten ziyade gökyüzü âleminde araştırmalar yapmayı gök kubbenin sırrını çözmeye çalışmayı tercih ediyordu
Uluğ Bey'in ilim adamı oluşunda yaradılışının büyük rolü olduğu kadar babası şah Ruh'un da büyük payı vardı.
Çünkü Şah Ruh güzel sanatlara hayran bir kişiydiİlme ve bilginlere büyük değer verirdi Onun Horasan'ın başkenti olan Meşhed'de yaptırdığı cami bir şaheserdi.
Uluğ Bey de Herat'ta güzel bir köşk yaptırmış bu köşkün duvarlarını ve tavanlarını birer sanat âbidesi niteliğindeki tablolarla süsletmişti.
İktidarı döneminde Başta Semerkant ve Buhara olmak üzere tüm ülke Türk mimarisinin seçkin eserleriyle donatıldı
Fen bilimleri ve astronomiye merakı ileride kendisini dünya tarihinin en büyük astronomlarından biri haline getirdi İlim adamlığı yanında devlet adamlığı vasfı da yüksek olan Uluğ Bey
Semerkant’ta 38 yıl hükümdarlık yaptı Bir akademi haline getirdiği sarayıTürk Bilginleri... devrin meşhur alimlerinin toplanıp bilimsel tartışmalar yaptığı ve eserler hazırladığı bir mekan oldu
Matematikçi astronom tarihçi ve şair olan Uluğ Bey Mesud el-Kâşî Bursalı Kadızade Rûmî Ali bin Muhammed (Ali Kuşçu) gibi bilginleri sarayına topladı Semerkant medrese ve rasathanesini büyüttü ve yeni aletlerle donattı.
Uluğ Bey vaktinde yeni astronomi aletleri yapılmış eski aletler geliştirilmişti IXve Xyüzyılda bir usturlab ile ancak 43 işlem yapılırken Uluğ Bey vaktinde geliştirilen usturlab 1000’den fazla işlem yapıyorduUluğ Bey’in usturlabının çapı 40 metre idi.
Uluğ Bey bu arada gökyüzünün bir de haritasını yapmayı başarmıştı Bu gökyüzü haritası kendisinden sonra gelecek nesillere astronomi çalışmalarında ışık tutacak onlara rehber olacaktı.
Uluğ Bey astronomi çalışmalarının temelini teşkil eden trigonometri ilmi üzerinde de geniş çalışmalar yaptı Kendisinden önceki Doğu ve Batı dünyasının tahmini bilgilerini bir kenara bırakıp bilimsel esasları tespit ederek trigonometride yeni bir araştırma yolu açtı Dünya onu astronomi alanındaki eseriyle tanıdı Semerkant’taki rasathanesinde yapılan çalışmalar bugünkü astronomiye hala ışık tutmaktadır.
Zîc-i Ulûgî denilen cetveli diğer ilmî eserleri ve rasatları akademiden farkı olmayan sarayındaki çalışmalarının sonucudur Zîc-i Ulûgî diğer adı “Gûrgânî Takvimi” olan bu cetvel o devrin ilmî esaslara dayanan yegâne takvimi sayılmaktadır
Bu eser daha önce yazılan ‘zîc’lerin yanlışlarını düzeltiyor ve yıldızların hareketini daha mükemmel gösteriyordu Zîc-i Ulûgî 1655 yılında İngiltere'de Oxford şehrinde İngilizce 1853’te de Fransızca olarak basıldı Daha sonra da çeşitli dillere tercüme edildi Batı bilim dünyası Uluğ Bey’e “XVyüzyıl Astronomu” unvanını layık görürken
Milletrerarası Astronomi Derneği de Ay yüzeyindeki bir kratere onun adını verdi Beş ülkenin astronomlarından ve özellikle Ay’a uydu gönderen ülkelerin uzmanlarından oluşan bir komisyonun hazırladığı Ay Haritasında üç Türk astronomunun adları da yer alırBüyük bir kratere Uluğ Bey adı verilmiştir Ay atlasında adları bulunan diğer iki Türk bilgini Bîrûnî ve Nasireddîn Tûsî’dir
Kozmografya hususunda yazdığı bir kitap da günümüze kadar birçok ilmî araştırmalara kaynak olmuştur Tarihin en âlim olduğu kadar en âdil bir hükümdarı olarak da tanınan Uluğ Bey aynı zamanda kötü talihli bir hükümdardı Oğlu Abdüllatif Mirza babasına baş kaldırmış ve gözünü tahta dikerek işi bir iç savaşa kadar götürmüştü Bu savaşta ağırlığını ortaya koyan Uluğ Beyoğlu Abdüllatif Mirza kumandasındaki âsileri yenmeyi başarmıştı
Bu iç savaş sonunda Abdüllatif Mirza da esir düşmüştü Uluğ Bey dedesi Timurlenk gibi katı yürekli bir insan değildi Asi evlâdını bağışladı kendisine nasihatte bulundu
Bu konuda bir hükümdar olarak değil de yüreği evlât sevgisiyle dolu hassas bir baba olarak düşünmüş ve ona göre hareket etmişti
Fakat oğlu Abdüllatif Mirza o iyi yürekliâlim ve kâmil babanın oğlu değilmiş gibi Uluğ Bey ile taban tabana zıt karakter taşıyan bir insandı
Babasına baş kaldırıp yenilmesinden sonra onun verdiği manevî dersi alamamıştı Serbest kalır kalmaz derhal yeni bir darbenin hazırlıklarına koyuldu
Bu kez geçen seferkinden daha kuvvetli bir ordu toplayıp başarı kazanmak için ne gerekirse yaptıVe bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra babası Uluğ Bey'e tekrar baş kaldırdı ve onun üzerine tekrar saldırdı.
Bu ikinci iç savaşta şans hiç de Uluğ Bey'e gülmedi Doğrusunu söylemek gerekirse affettiği oğlunun kendisine karşı yeniden bir hücuma girişeceğine ihtimâl vermiyordu âlim baba Uluğ Bey fena halde gafil avlanmıştı.
Emrindeki kuvvetler yenildi Her şey tamamen tersine gelişti; bu kez 54 yaşındaki baba âsi oğlunun eline esir düştü Uluğ Bey oğluna göstermiş olduğu anlayış ve merhameti ne yazık ki ondan göremedi.
İsyankâr evlât savaşın galibi kumandan olarak babasını 25 Ekim 1449 tarihinde ölüme mahkûm etti
Dünyanın en ünlü matematikçisi ve astronomi bilgini olan Uluğ Bey bir hükümdardan ziyade bir baba için en acı son ile hayatını kaybetti ve dedesi Timur Han’ın yanına defnedildi
Türk-İslam dünyasının büyük astronomi ve kelam alimi olan Ali Kuşçu XVyüzyıl başlarında Semerkant’ta doğdu Babası Muhammed ünlü Türk Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için ailesi ‘Kuşçu’ lakabıyla meşhur oldu Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu devrin en büyük alimleri olan Bursalı Kadızâde Rumî Gıyâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî’den matematik ve astronomi dersi aldı
Bir vesileyle Tebriz'e yerleeşn Ali Kuşçu Uzun Hasan'dan büyük itibar gördü Osmanlıyla ralarında sorunlar olan Uzun Hasan kendisnden elçi olmasını istedi
Bunun üzerine Ali Kuşçu kendisine bunca itibar eden Uzun Hasan'ın dileğini kırmayarak yol hazırlıklarını tamamladı Semerkant'ta Kızıl Elma olarak bilinen eski Bizantium'a ulaştı Haberciler; onun geleceğini daha önceden saraya uçurmuşlardı Huzura kabul edildiği zaman Osmanlı hükümdarından beklemediği kadar iltifat gördü Çünkü kendisinden önce eserleri İstanbul'ca biliniyordu Uluğ Bey Rasathanesi'ndeki çalışmalarından Semerkant'a aylarca uzak bulunan İstanbul'daki hükümdarın haberi vardı
Osmanlı tahtında oturan IIMehmet (Fatih) gayet dikkatli bilgili uyanık bir padişahtıÂdet olan merasimle Uzun Hasan'ın elçisini kabul etmiş dileklerini dinlemiş ama hemen geri dönmesine izin vermemişti Ondan gelip artık batıya kaymış olan ilim merkezlerini aydınlatmasını bilgisiyle İstanbul medreselerinde ilim heveslisi gençleri yetiştirmesini rica etti
Bu teklif Ali Kuşçu için beklenmedik bir iltifattı“Hünkârım izin verirlerse önce Tebriz'e döneyim Çünkü burada bulunuşumun gerçek sebebi Akkoyunlu Hükümdarı'nın elçisi olmaktır Elçiye zeval yoktur Gerektir ki hünkârımın lütûfkâr davetini kabul etmeden önce vazifemi iyi bir sonuca ulaştırdığımı beni gönderen bana güvenmiş olan insana bildireyim”
Değerli matematik ve astronomi bilgini Ali Kuşçu sözünü tuttu İki yıl sonra ailesini de alarak Tebriz'den hareket etti Osmanlı İmparatorluğunun sınırlarından karşılanarak ihtişam içinde İstanbul'a getirildi.
Ölümüne kadar da gençleri yetiştirmekle uğraştı Kuşçu’nun ders vermeye başlamasıyla İstanbul medreselerinde astronomi ve matematik alanında büyük gelişme oldu
Ali Kuşçu’nun İstanbul’a gelişi önemlidir; çünkü o zamana kadar İstanbul’da astronomi ile uğraşan güçlü bir bilgin yoktuAli KuşçuOsmanlılar arasında astronomi bilimini yaydı
Ali Kuşçu'nunTürk Bilginleri... hepsi de birbirinden değerli pek çok eseri vardır: Bunların başında Risâle fi'l-Hey'e (Astronomi Risalesi) gelir Bu nefis bir astronomi kitabıdır Ali Kuşçu bu eseri Farsça yazmış sonra bazı eklemelerle Arapça'ya çevirmiştir Fatih Sultan Mehmet'e Arapça olan nüshayı sunmuştur.
Uluğ Bey'in yıldız hareketlerini inceleyen Zîç adlı eserini de yorumlamış ve genişletmiştir Ayrıca Risâle fi’l-Fethiye (Fetih Risalesi) Risâle fi’l-Hesâb (Matematik Risalesi) bilinen eserlerindendir
Tam adı Muhammed Bin Musa el - Harezmi olan büyük bilim adamı Horasan’da (Özbekistan’ın Karizmi kentinde) doğmuştur Hayatının büyük bir bölümü Bağdat’da (Beytü’l Hikme’de) matematik astronomi ve coğrafya konularında çalışarak geçmiştir.
Cebirin kurucusu olan Harezmi’nin iki önemli matematik kitabı vardır; "Cebir" ve "Hint Hesabı"Harezm'de temel eğitimimini alan Harezmi gençlinin ilk yıllarında Bağdat'taki ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenir
İlmi konulara doyumsuz denilebilecek seviyedeki bir aşkla bağlı olan Harezmi ilmi konularda çalışma idealini gerçekleştirmek için Bağdat'a gelir ve yerleşir
Devrinde bilginleri himayesi ile meşhur olan abbasi halifesi Mem'un Harezmideki ilm kabliyetten haberdar olunca onu kendisi tarafından Eski Mısır Mezopotamya Grek ve Eski hint medeniyetlerine ait eserlerle zenginleştirilmiş Bağdat Saray Kütüphanesinin idaresinde görevlendirilir
Daha sonra da Bağdat Saray Kütüphanesindeki yabancı eserlerin tercümesini yapmak amacıyla kurulan bir tercüme akademisi olan Beyt'ül Hikme 'de görevlendirilir
Böylece Harezmi Bağdat'ta inceleme ve araştırma yapabilmek için gerekli bütün maddi ve manevi imkanlara kavuşur
Burada hayata ait bütün endişelerden uzak olarak matematik ve astronomi ile ilgili araştırmalarına başlar
Bağdat bilim atmosferi içerisinde kısa zamanda üne kavuşan Harezmi Şam'da bulunan Kasiyun Rasathanesin'de çalışan bilim heyetinde ve yerkürenin bir derecelik meridyen yayı uzunluğunu ölçmek için Sincar Ovasına giden bilim heyetinde bulunduğu gibi Hint matematiğini incelemek için Afganistan üzerinden Hindistana giden bilim heyetine başkanlık da etmiştir
Harezmi 'nin latinceye çevrilen eserlerinden olan El-Kitab 'ul Muhtasar fi 'l Hesab 'il cebri ve 'l Mukabele adlı eserinde ikinci dereceden bir bilinmeyenli ve iki bilinmeyenli denklem sistemlerinin çözümlerini inceler
El Harizmi matematiğin yanısıra astronomi ve coğrafya ilimlerinde de eserler vermiştir Astronomik cetvellerle ilgili kitaplar yazmış ve bu eserler 12yyda Latince' ye çevrilmiştir.
Bunu yanısıra Ptolemy'nin coğrafya kitabını düzeltmelerle yeniden yazmış 70 tane bilim adamıyla birlikte çalışarak 830 yılında bir dünya haritası çizmiştir.
Dünyanın çevresini ve hacmini hesaplama çalışmalarında yer almıştır Güneş saatleri usturlaplar ve saatler üzerine yazılmış eserleri de vardır
Cebire Yaptığı Katkılar Lütfi Göker’in 'Matematik Tarihi ve Türk İslam Matematikçilerinin Yeri' adlı eserinde de denildiği gibi Harezmi cebiri müstakil bir bilim dalı haline getiren bilgindir
Yalnız cebiri müstakil bir bilim dalı haline getirmekle kalmamış zamanın en kapsamlı ve en sistemli cebir kitabını yazarak da kendinden sonraki nesillere cebiri öğreten referans kaynağı olma vasfı kazanmıştır
Harezmi’nin cebirle ilgili konuları kapsayan kitabı onun aynı zamanda latinceye çevrilen 3 önemli eserinden biri belkide en önemlisi olan 'El-Kitabü’l Muhtasar fi Hesabi’l Cebr ve’l Mukabele' dir
Bu eserde Harezmi yeni teoremler ve problemlere sunduğu yeni çözüm yöntemleri ile Avrupa matematiğine de ışık tutmuştur(Her ne kadar eser 300 yıl sonra Latinceye çevrilmiş ve Avrupa; cebiri doğudan 300 yıl geride takip edebilmişse de)
Cebr ve’l Mukabele’nin İçeriği
10 sayısını öyle iki kısma ayırınız ki bunların kareleri toplamı 58 sayısına eşit olsun
10 sayısını öyle iki kısma ayırınız ki bunların kareleri farkı 40 a eşit olsun
Analitik Geometriyi Tesis Edişi
Avrupa bilim dünyasının tartışmasız kabul ettiği bir olgudur; analitik geometriyi Descartes’in kurduğu kabulü Derler ki analitik gometri Descartes’in 'La Geometri' adlı eseri ile başlar.
Oysa bir gerçek apaçık ortada durmaktadır Descartes’ten tam 830 yılönce bir Türk bilgininin yazdığı bir eserde ikinci derece tam olmayan denklemlerin çözümü verilmiştir.
Bu denklemlerin çözümü için sunulan iki çözüm yönteminden biri;kare ve dikdörtgen yöntemi olarak adlandırılan geometrik çözüm yöntemidir ki bu matematik tarihinde bir ilktir.
Yani ilk kez cebire matematik girmiş dolayısı ile ilk kez cebirsel (analitik) geometriye dair bir örnek matematiğin hizmetine sunulmuştur Buradan da şu sonuç çıkıyor ki analitik geometriyi Descartes değil Harezmi kurmuştur
Sıfır Sayısını İlk Kez Kullanması
Paramızda sınav notlarımızda ya da bilgisayarımızın kodlarında (Biliyoruz ki bilgisayarlar ikilik sistemi kullanırani sadece 1 ve O yüzden sıfır olmasa bugün bilgisayar denilen bir nesne yi kullanamız imkansız yakın bir güçlükte olurdu) sıkça rastladığım sıfır sayısını kime borçluyuz dersiniz?Bu da bir batılının müthiş buluşlarından(!) biri mi yoksa? Cevabınız evetse Yanıldınız Şu sözcükler bir kulak verin:
Sekiz diğer sekizden çıkınca geriye bir şey kalmaz
Boş kalmaması için bir dairecik koy!
İşte böyle diyor Harezmi; hint hesabını anlatan ve latinceye tercümesi yapılan ikinci yapıtında Yani 'Kitab al-Muhtasar fil Hisap al Hind 'de Bu eserin matematik tarihindeki iki önemli rolü daha bulunmaktadır
Bunlardan ilki Avrupalıların toplama ve çıkarmaya ait örnekleri ilk kez bu eserde bulması diğeri ise rakamların birler basmağından başlanarak sağdan sola yazıldığını ilk kez bu eserle öğrenmeleri
Harezmi’nin hint hesabı ve bunlarla yapılabilecek işlemleri tanıtmak üzere yazdığı kitabının Salem manastırında bulunan ve 13 yüzyıl başından kaynaklanan İtalyanca bir çevirisinde metni çoğaltmakla yükümlü yazıcı kendi görüşlerini de eklemeden duramamış:
"Tüm sayılar bir'den çıkmıştır bir ise sıfır'dan Sıfır’da büyük bir mabedin saklı olduğunu bilmek gerek: O (Tanrı)ne başlangıcı ne de sonu olan sıfır'da simgelenir ve tıpkı sıfır gibine çoğalır ne de azalır; ne O'na akan ne de O'ndan kopan bir ırmak vardır Ve sıfır‘ın tüm sayıları on katı çoğaltması gibi O da yalnızca on kat değil binlerce kat çoğaltır hatta doğrusu O her şeyi hiçlikten yaratır esirger ve yönlendirir"
Şunu belirtmek de fayda var ki sıfırın varlığını ilk kez Hintliler hissetmiş ve rakamları yazarken sıfır yerine boşluk kullanmışlardır.
Bu ise hiç de pratik değildirAncak ona bir sembol veren ve kimlik kazandıran ve eserinde ‘ 9 rakam ve bu yeni sembol ile tüm işlemleri yapmak mümkündür’diyen Harezmi sıfırın gerçek kaşifidir Yani sıfırı diğer rakamlara ekleyerek onluk sistemi tamamlayan adamdır o.
Böylece hintlilerin sunya dediği sıfır İslam bilim dünyasında içi boş anlamına gelen es-sıfır ile gerçek kimliğine kavuşmuş ve Avrupaya olan yolculuğuna başlamıştır Almanlar ona ziffer Fransızlar chiffre adını vermişlerdir
Yalnız sıfırın Fransızca isminde çok ilginç bir husus vardır Chiffre aynı zamanda şifre anlamına da gelmektedir Acaba sıfırdaki muhteşem gücü hisseden Fransızlar onda gizleniş olan şifrenin ne olduğunu düşünüyorlar dersiniz
Eserleri
Harezmi’nin tercümeleri yapılan eserlerinden ilki Ceb’r ve’l Mukabele dir Eserin ilk tercümesi 1145 yılında bir başka Latince tercümesi 1183’te Almanca tercümesi 1461 İngilizce tercümesi 1831 ve 1841 yıllarında Londra’da ve 1915 yılında New York’da yayınlanmıştır
Bu eser Avrupa da yayınlanan ilk cebir kitabıdır dolayısıyla 1145 Avrupa da cebirin doğuş tarihidir Harezminin ikinci önemli eseri ise Hintlilerin yaptığı işlemler ve uygulamaları inceleyip geliştirdiği eseri olan Kitab al Muhtasar fi’l Hisab al-Hind dir 830 yılında yazılan ve şu anda Viyana Saray Kütüphanesinde bulunan bu eserin ilk tercümesi 1143 te yapılmıştır
Diğer bir kopyası ise Salem Manastırında bulunan ve bugün Heidelberg de saklanan kopyasıdır Harezmi’nin bunun dışında latinceye çevrilen bir eseri daha bulunmaktadır
Avrupa da Harezmi
Al-Kourism derler Harezmi’ye Avrupada Algoritmanın kurucusudur o Algoritmaya isim veren (algoritma sözcüğü el-Harezmi’nin Avrupadaki yazılışı olan al-Kourism den türemiştir) Harezmi eserlerinin latinceye tercüme edilmeye başladığı 1145 ten beri büyük bir ilgi ile izlenmektedir
Avrupa da Denilebilir ki o gerek eserlerinde ilk kez sunduğu cebirsel işlem teorem ve ispatlarla gerekse kendinden önce bilinenleri derleyip geliştirerek matematiğin istifadesine sunmak üzere eserlerinde bir araya getirişi ile Avrupanın matematiği açılan kapısı olmuştur
Hatta bazı Avrupalı tarihçiler Avrupa da rönesansın öncülerinin iddia edildiği gibi Grek uygarlığı değil Harezmi ve onu takip eden bilginlerin vasıtasıyla (Ömer Hayyam Ebu’l Vefa Gıyasüddin Cemşid gibi) doğudan öğrenilen ve uygulanan yenilikler olduğunu ifade edebilme cesaretini göstermişlerdir Velhasıl ışık doğudan yükselmiştir Bugün her ne kadar batının semasını aydınlatsa da
Son olarak şunu belirtmek de fayda var ki Avrupa hak ettiği değeri olmasa da bizden daha çok değer vermiştir Harezmi’ye Kendi değerlerini red etmeye hatta yok etmeye fazlaca meraklı bir toplum olduğumuzdan yadırgamamak lazım bunu Çünkü ne acıdır ki araştırma yaptığım pek çok kaynakta Harezmi’den Arap bilgini diye bahsedilmektedir Ve yine acı olan bir durum daha var ki o da bu hatanın genelde Türk yazarlar ve araştırmacılar tarafından yapılması Oysa ki Harezmi arap değil Türktür Asıl adı Muhammed bin Musa el-Harezmi olan ve dünyanın gördüğü en büyük matematik astronomi ve coğrafya bilgini olan bir Harzem Türküdür