True Detective - Dizi İncelemesi

Konu sahibi son olarak 2813 gün önce görüldü
[YOUTUBE]TXwCoNwBSkQ[/YOUTUBE]​

Genel Bakış

True Detective – Dizi İnceleme


Konusu

Rust Cohle ve Martin Hart adlı iki birbirine tamamen zıt karakterli dedektifin, Louisiana bölgesinde çocukları kaçırarak öldüren bir seri katilin peşinde 17 yıl süren cinayet araştırmaları.


Yönetmen

Cary Fukunaga


OyuncularMatthew McConaughey, Woody Harrelson, Michelle Monaghan, Michael Potts, Tory Kittles



Uzunluk

8 Bölüm


Senarist

Nic Pizzolatto


İnsan En Zalim Hayvandır

Bir HBO efsanesi daha tarihe adını altın harflerle yazdırıp geçti. Aslında tam anlamıyla geçti denemez çünkü ikinci sezonla devam edecek ama ilk sezon öyle bir başarı elde etti ki, şu an yeni fikirler üretmeleri gerekiyorsa bu kadar kısa sürede bu kadar etkileyici işler ortaya çıkaramayacağından korkar hale geldik.
IMDb güvenilir bir puanlama sistemi olmasa da 9.5 gibi bir ortalamaya ulaşarak 9 puan üzerinde kalmayı neredeyse garantileyen True Detective’in bu kadar beğenilmesinin ve etkileyici olmasının en önemli sebebi kesinlikle içerisinde barındırdığı çelişkiler, ikilemler.
Marty: Hala birşeyler görüyor musun?
Rust: Aslına bakarsan hiç durmuyor. Kafamda olup bitenler, iyiye giden şeyler değil.
Çocuğunun ölümünün ardından yaşadığı buhran ve bu buhran sayesinde kendi içerisinde aydınlanan Rust Cohle ile “Amerikan Rüyası”nı yaşayan ama bu yaşamını anlık istekler ve hevesler yüzünden çöpe atmaya eğilimli Martin Hart’ın hayatlarının ortak olmaları sonucu kesişmesi, dizinin bu kadar sevilmesini sağlayan unsurun, yani dualitenin temellerini oluşturuyor.
Tabii ki bazı kesimlerce son dönemlerin en iddialı senaristlerinden biri olarak görülen Nic Pizzolatto, dualiteyi başarıyla kullanmakla yetinmiyor. Bir anda devreye karakterlerin yaratılışındaki derinlik giriyor. Yalnızca başroldeki oyuncuların değil, hayatlarındaki çoğu insanın, örneğin Marty’nin ailesinin de hikayeleri hem geri hem ileri şekilde harika yansıtılıyor.
Rust karakterinin yaşadıklarını anlattığında kanınız donmaya başlıyor. Çünkü hayatını çile çekerek geçiren ve sonunda kendini Louisiana’da cinayet bürosunda bulan bir polisi canlandıran Matthew McConaughey’e de “her yerinden öpüyorum” tadında bir yorum yapabileceğimi belirteyim.
Mækkonahey diye okunan soyadıyla 86. Oscar Ödül Töreni’nde de en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görülen bu adamın belli bir yaştan sonra doğru rollerle iyice azıttığını düşünüyorum. Karakteri o kadar iyi yansıtmayı başarmış ki, sayfalarca övgü dizsem belki de yeterli olmayacak. Aynı şekilde Woody Harrelson ile kimyalarının inanılmaz derecede uyuşması sebebiyle tadından yenmeyen bir ortaklık ilişkisi çıkmış ortaya. Woody Harrelson’ı kötülediğim düşünülmesin, kendisi de harika bir iş çıkarmış.
true-detective-season-2-10.jpg
Matthew McConaughey ve Woody Harrelson gerçek hayatta da çok yakın dostlar.
O dönemde yaşanan olayların çocuklar üzerindeki etkisinden, ailelere verdiği zarar da anlatılmaya başlanıyor bir anda hikayede. Eğer True Detective’i dikkatli bir şekilde izlerseniz (ki bu çoğu zaman ikinci bir kez izlemeyi gerektirir.), daha önce farketmediğiniz bir detaya mutlaka rastlayacağınızdan emin olabilirsiniz. Bir tek detaydan rahatsız oldum, ona da ilerleyen bölümlerde değineceğim.
Bu yüzden de True Detective bizleri ciddi anlamda kendisine bağlamayı bildi. Son yılların belki de en iyi dizilerinden biri olarak da hafızalarımızdaki yerini aldı. Az önce de dedim ya, ikinci sezonunda böyle bir başarı elde edebileceklerini düşünmesem de, ortaya her şekilde sevilebilecek bir yapım çıkacağını da biliyoruz. İkinci sezonla ilgili bir kötü haberde yönetmen Cary Fukunaga’nın yer almayacak olması tabii.
Martin: Annen yaşıyor mu?
Rust: Belki de.
True Detective, iddialı bir şekilde eski tip dedektiflik filmlerinden esintiler taşıyor. Fakat bunu daha modern bir hale getirmeyi başardığı için film noir yerine neo noir olarak da adlandırılabilir. Dizinin sekiz bölümünde de her saniyede film noir havasını soluyorsunuz ama modernize edilmiş olduğunu da çok rahat algılayabiliyorsunuz.
true-detective-season-2-4.jpg
Bunu sağlayan en önemli kişi de tabii ki Cary Fukunaga’ydı. Nic Pizzolatto’nun yaptığı açıklamalar, True Detective’in yeni sezonunda farklı farklı yönetmenlerle çalışılacağını ve kafasında bazı isimlerin olduğunu da ortaya çıkarmıştı. Yani yeni sezonda noir kanını kaybetmesi muhtemel gibi görünüyor.
Rust: Bugün Perşembe ve şu anda akşamüstü. Perşembe günleri çalışmadığım günlerden biri. Çalışmadığım günlerde akşamüstü içmeye başlarım. Bunu bölme şansınız yok.
Dönelim True Detective’in sevilmesinin nedenlerine. Uzun süredir bu kadar güzel yaratılmış bir atmosfer görmediğimi belirtmem gerekiyor. Müzik seçimlerinden, sanat ekibine kadar bütün çalışanların canla başla uğraştığı bir yapım True Detective. Cary Fukunaga’yı ve görüntü yönetmenini tebrik etmek gerekiyor. Diziyi noir havasına çok uygun seçilen renkler, müzikler ve karakterlerin arasındaki sinerjiyle görsel ve işitsel bir şölene dönüştürmeyi başarmışlar.
Fakat dizinin gerçekten beğenmediğim bir bölümü de seçilen “kötü adam” oldu. Özellikle kardeşinin ne idüğü belirsiz bir karakter olması, bize kurban olarak verilen kötü karakterin daha da içi boş bir hale gelmesine sebep olmuş. Ayrıca fazlasıyla Texas Chainsaw Massacre tadı veriyordu. Baba dediği birini yatağa bağlamış ve kardeşiyle seks yapan pislik bir karakter olan Errol, belki de dizinin en zayıf halkası olarak göze çarpıyor.
Bunu söylememin sebebi de kesinlikle Tuttle’ların en zayıf halkası ve iğrenç bir evde yaşayan iğrenç bir karakter olması. Aslına bakarsanız burada yine karakterlerin özellikleri devreye giriyor ve Rust, asıl yakalamaları gereken insanları yakalamadıklarını düşünerek kendine kızarken, Marty konuya “biz kendimizinkini yakaladık.” şeklinde yaklaşıyor.
o-TRUE-DETECTIVE-facebook-1.jpg
Rust ve Marty karakterlerini en güzel özetleyen şey ise Maggie’nin sözleriydi. Rust’ın tamamen kendini bilen biri olduğunu bu yüzden tahminde bulunmanız gerekmediğini, Marty’nin ise asla kendini tanımadığı için bne istediğini bilmeyen biri olduğunu söylüyordu. Marty’nin eşi Maggie Hart’ı canlandıran Michelle Monaghan da çok tatlı, aklı başında bir hanımefendiyi oynuyor diyebiliriz. Marty’nin kışkırtmaları sonucu yapacakları aslında Marty’yi sevdiği için canını daha fazla yakmak istemesinden başka bir şey değil.
Her şeyi kafamdan uydurduğumu düşündüğüm zamanlar vardı. O zamanlar geride kaldı.
Sonuç olarak baktığımızda şahane diyebileceğimiz bir dizi projesi daha HBO’nun ellerinden devlerin sahnesine çıkmayı başarmış oldu. Zaten o sahnede yüzde 90 oranla HBO’nun yapımları duruyor. HBO dizileri hakkında ne zaman haber yazsam hangi dizisini öveceğimi şaşırıyorum.
True Detective, benim için en değerlileri olan The Sopranos, Boardwalk Empire ve OZ’un arasına dördüncü halka olarak katılmayı başardı. Diğer dizilerin kötü olduğu gibi bir iddiam yok ama favori dörtlümün bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
o-TRUE-DETECTIVE-facebook.jpg

Eğer hala başlamadıysanız mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum. Çünkü True Detective aklınızı kullanmanızı isteyen bir dizi. Diyaloglarıyla, felsefesiyle, yarattığı ikilemlerle sizlerin de bir şeyleri çözmenizi isteyen bir yapım.
Çünkü eğer gerçekten derinliğe sahip karakterlerle derin bir hikayeye varım diyorsanız, oturup bir çırpıda izlemek isteyeceğiniz harika bir dizi. Dizinin yaratıcısı ve yapımcısı yani Showrunner’ı Nic Pizzolatta’yı ve aslında tüm ekibini tebrik etmek ve şimdiden güç sizinle olsun demek istiyorum.
Çünkü ikinci sezon için bir kısmı diziden ayrılacak olsa da, çoğu ekip üyesi yeni arkadaşlarıyla birlikte daha iyi bir ikinci sezon için çalışmaya başlamak zorundalar. Darısı ülkemizin başına.




Kaynak : Superkarga / Murat Sağlam
 
Geri