IkRa
Üye
-
- Katılım
- Nisan 10, 2019
-
- Mesajlar
- 102
-
- Tepkime puanı
- 10
-
- Puanları
- 268
-
- Konum
- aLem-i ervaH
Bu gün elimizde tespit edilen Tevrat’ın tahrif edildiğine değin kanıtlar tek fazladır.
Hz.
Mûsâ’nın levhalar şeklinde aldığı ve yahûdilere dikte ettirdiği Tevrat, bu gün elimizde tespit edilen Tevrat’ın benzeri değildir.
Tevrat, Hz.
Mûsâ’ya indiği durumda, bu gün elimizde tespit edilen Tevrat, Hz.
Mûsâ’nın mezarından bahsetmekte, hem de Hz.
Mûsa’nın kabirinin kaybolduğundan soz etmektedir.
Tevrat’ın bu konudaki ifadeleri aynen şöyledir: “Ve Rabbin sözüne göre, Rabbin kulu Mûsâ orada, Moab diyarında can verdi.
Ve Moab diyarında Beyt-peor karşısındaki derede onu gömdü.
Fakat şu zamana kadar kimse onun kabrini bilmez.
Ve Mûsâ can verdiği vakit surat yirmi yaşında idi; gözü zayıflamadı ve gücü eksilmedi.
Ve İsrâiloğulları Moab ovasında otuz gün Mûsâ’ya ağladılar.
Ve Mûsâ için matem ağlama günleri tamam oldu.†(Kitab-ı Kutsal, Tesniye 34/5-8) Bu ifadelerin ardından Tevrat’a ilâve edildiği açıktır.
Halbuki Tevrat’tanmış gibi nakledilmektedir.
İsrâiloğullarının peygamberlerine Tanrı doğrulusunda indirilen Tevrat'ı, Kur'an tasdik eder.
Tevrat'ı tek nur ve nasihat (Enbiyâ, 21/48), hidâyet kaynağı (İsrâ 17/2), tek hidâyet ve rahmet (Kasas, 28/43) olarak vasıflandırır.
Buna mukabil Kur'an, Tevrat'ın tahrif edildiğini de haber verir.
Onlar Kitabı elleriyle yazıp “bu Tanrı katındandır†diye yalan belirtmektedirler.
(Bakara, 2/79) Allah'ın kelâmını değiştirmektedirler.
(Bakara, 2/59, 75) Kelimeleri konuldukları anlamlardan çıkarmaktadırlar.
(Nisâ, 4/46; Mâide, 5/13, 41; A'râf, 7/162) Vahyi gizlemektedirler.
(Bakara, 2/159, 174; Mâide, 5/15; En'am, 6/91) Vahyi ciddi muhafaza etmeyip unutulmaya terk etmektedirler.
(Mâide, 5/13-14) İsrâiloğullarının kitaplarını tahrif ettiğini özellikle Tevrat'ın kendi itiraf ederek, Yeremya peygamberin dilinden şu şekilde söyler: "Allah'ımızın sözlerini değiştirdiniz." (Yeremya, 23/36) Tevrat'ın tahrif edildiğini kavramak için derince tek inceleme yapmaya gereksinim yoktur.
Tevrat satırları arasında yapılacak kısa tek gezinti, bu kitabın tahrifine değin çoğu misali gözler önüne serecektir.
Tevrat'ta Allah'a erkek çocuk isnâd edilir.
(Tekvin, 6/2; Mezmurlar, 2/7) Allah'ın, yiyip tamamlanan tek ateş bulunduğu ifade edilir.
(Tesniye, 4/24) Allah'a yorgunluk isnâd edilir.
(Tekvin, 2/2) Allah'ın, Hz.
Yakub'la güreşip ona yenildiği gibi gülünç hikâyeler transfer edilir.
(Tekvin, 32/28) İftira edilen yanlızca Tanrı değildir.
Onun peygamberleri de türlü iftiralara uğrar Tevrat'ta, Hz.
Âdem, Allah'ın dilinden ilâhlaşmış biri gibi tanıtılarak hem Allah'a hem Âdem'e iftira edilir: "İşte Âdem iyiyi ve kötüyü bilmekte bizden birisi gibi oldu." (Tekvin, 3/22-23) Hz.
Nuh'a alkol içiren kızlarının onunla zina ettikleri ve öz kızlarının bu peygamberden gebe kaldığı söylenir.
(Tekvin, 19/30-36) Yeniden aynısı peygambere uygulanan tek farklı çirkin isnat da torunu Ken'an doğrulusunda sarhoşken tecavüze uğradığıdır.
(Tekvin, 9/20-25) Hz.
İbrahim de Tevrat'taki iftiralardan payını alır.
Bu ulu peygamber, hanımı Sâra'yı kendisi elleriyle Firavun'a peşkeş çeken biri olarak gösterilir.
(Tekvin, 12/14-19) Hz.
Yakub, Allah'a başkaldıran ve onu azarlayan biri olarak gösterilir.
(Sayılar, 11/10-15) Hz.
Harun, Tevrat'a göre altın buzağı putunu yapıp buna tapılmasını emreden bir tanesidir.
(Çıkış, 32/1-5; 24, 35) Hz.
Dâvud, Uriya isimli tek komutanının hanımıyla zina eden, ondan gayrı meşru çocuk içeren ve onunla izdivaç etmek için kocası Uriya'ya komplo kurarak can verdirten tek zorba olarak sunulur.
(II.
Samuel, 11/2-27) Hz.
Süleyman, hanımlarından putperest olanların oyununa gelerek puta tapan biri olarak gösterilir.
(Krallar, 11/4) Yeniden aynısı peygamberin ağzından şuh ve yakışıksız şiirler verilir.
(Neşideler Neşidesi, 1/1-4) İsrâiloğullarının peygamberlerine evvel balçık atıp ardından onu mukaddes kitaplarına geçirmelerini Kur'an şiddetle yerer.
Tevrat'ta bulunan peygamberlerden birçoğu Kur'an'da da bulunur.
Ancak Kur'an, kendisinde ismi geride bıraktığımız hiç tek peygamber ile ilgili onların peygamberlik şeref ve itibarıyla bağdaşmayacak hiçbir rivayete yer vermez.
Üstelik, tevrat'ta iftiraya uğrayan bazı adları de aklar.
Bunlardan biri Tevrat'ta puta tapmakla ithamedilen Hz.
Hârun'dur.
Kur'an, vakanın doğrusunu sunarak, Hz.
Hârun'un putçu yahudilere mani olmaya kalktığını, lâkin buna efor yetiremediğini aktarır.
(A'râf, 7/150; Tâhâ, 20/90-94) Tevrat'ta iftira edilip de Kur'an'ın akladığı İsrâiloğulları peygamberlerinden bir tanesi de Süleyman peygamberdir.
Tahrif edilmiş Tevrat'ta sırf boy asabiyeti uğruna Hz.
Süleyman, küfre düşen ve putperest olan biri olarak lanse edilir.
(I.
Krallar, 11/5, 9) Kur'an ise, yahudilerin bu iftirasını "Onlar, şeytanların uydurdukları sözlere uydular" diye reddederek.
Hz.
Süleyman'ı "Süleyman kâfir olmadı, lâkin (onu tekfir eden) şeytanlar kâfir oldu" ifadesiyle aklar.
(Bakara, 2/102) Ayrı olarak yaratılış kıssası, Âdem kıssası, Nuh kavmi ve kıssası, Lût kavmi ve kıssası, Kur'an'da, Tevrat'ta geçtiği gibi yalan hatalı değil; doğru ve nübüvvet makamına yakışmayacak isnat ve iftiralardan uzak tek biçimde anlatılır.
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Kur’an’ın kendinden evvelki kitapları doğrulaması, bu gün elimizde sahip olunan olan Tevrat ve İncil’i doğrulaması mananına gelemez.
Kaldı ki, bu halleriyle onları doğrulaması dahi, onların bu gün de geçerli oldukları ve onlarla amel edenlerin kurtuluşa erecekleri demek değildir.
Çünkü geçmiş kitaplar, dönemlerini doldurmuş ve Kur’an’la yürürlükten kaldırılmışlardır.
Bugünkü Tevrat ve İncil’e Uymanın Kararı Tevrat ve İncil tahrif edildiklerine göre Kur’ân-ı Kerim’in, yahûdilerin kendisi aralarında Tevrat’la hükmetmelerini istemesini sebep açıklama edebiliriz? Zira Kur’ân-ı Kerim’de şu şekilde buyruluyor: “İçinde Allah’ın kararı tespit edilen Tevrat yanlarında dururken seni sebep hakem yapıyorlar da ardından (senin verdiğin karar,işlerine gelmeyince) dönüyorlar?†(Mâide, 5/43) Hıristiyanlar ile ilgili da şu şekilde buyruluyor: “İncil sahipleriAllah’ın onda indirdiğiyle hükmetsinler.
Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler fâsıkların ta kendisidir (onlar yoldan çıkmışlardır).†(Mâide, 5/47) Bu ifâdeler, ne Tevrat ve İncil’in tahrif edilmediklerini ve ne de onlarla amel edenlerin bengi kurtuluşa ereceklerini gösterir.
Âyetleri siyâkı içinde değerlendirmemiz lazım olur.
Bu âyetlerden evvelki âyetlerde yahûdilerden samimiyetsiz kimi kimselerin muhâkeme olmak suretiyle Peygamberimiz’e mürâcaat etme arzusunda olduklarından bahsedilir.
Bunlara yeniden yahûdilerden, “Muhammed size şu şekilde derse hükmünü kabuledin, değilse hükmünü kabul etmeyin†diye bazı telkinlerde bulunanlar bulunmaktadır.
Yüce Tanrı onların içten olmadıklarını vurguladıktan ardından Peygamberimizi, onları muhâkeme etme ile ilgili serbest bırakmaktadır: “İstersen aralarında hükmeder, istersen hükmetmezsin.
Ama hükmedecek olursan adâletle hükmet†demektedir.
Yukarıya alıntıladığımız âyetlerden yahûdilerle alakalı olanında karar ile ilgili tereddütleri var; istedikleri şeklinde hükmedersen kabul edecekler, değilse kabul etmeyecekler.
Yahûdi olduklarına göre kendisi kitaplarına uysunlar, onunla hükmetsinler.
Ama, gerçekte onlar ona da içten inanmıyorlar ya! Gördüğünüz gibi âyet kalifiye tek vaziyeti anlatmaktadır.
Muhâkeme olmak suretiyle geldikleri sorunla alakalı Tevrat’taki karar, tahrif edilmemiş hükümlerdendir.
Âyet bu kalifiye vaziyeti anlatmakla beraber, her vakit geçerli olan hukukî tek kaideyi de mevzubahis etmektedir.
Şöyle ki: İslâm’ın hâkim bulunduğu bölgelerde yaşam sürdüren yahûdi ve hıristiyanlar, kendisi aralarında cereyan eden meselelerde, dilerlerse müslüman mahkemelere mürâcaateder ve İslâmî hükümlerle muhâkeme olurlar; dilerlerse kendisi kitaplarıyla, başka bir deyişle Tevrat ve İncil’le muhâkeme olurlar.
Bu, onların tabiî tek hakkıdır.
Yalnız bu hususta değil; başka hususlarda da Kur’an, “insan haklarını†gözetir.
Değişik inanç sahiplerine baskı yapmaz.
Kendi aralarında inançları uyarınca muhâkeme olmalarına müsâade eder.
Hıristiyanların İncil ile hükmetmelerini belirten âyet de, aynı anda hıristiyanların kendisi aralarında İncil ile muhâkeme olmalarına müsâadenin yer aldığını, bunun, onların tabiî tek hakkı olduğunu bildirmektedir.
İslâm, inanç ile ilgili kimseyi zorlamaz.
Zor kullanarak “şu dini terkedip şuna uyacaksın!†demez.
Tanıdığı bu inanç hürriyetinin tek gereği şeklinde de, her din mensubunu, kendisi dininin buyruk ve yasaklarına uymakta serbest bırakır, hem de kendisi dinine göre muhâkeme olmak isterse bu hususta ona yardım eder.
Değilse, inanç hürriyetinin tek manası kalmaz.
Eğer bu âyetler, sahip olunan Tevrat veyahut İncil’e uymanın Allah’ın tek buyruğu olduğunu ve onlara uymanın bengi kurtuluşu sağlayacağını anlatmış olsaydı, Peygamberimiz (s.a.s.) onları İslâm’a dâvet etmezdi.
Ayrıca Tevrat ve İncil tahrife uğramamış olsalardı dahi, yeniden onlara uymak bengi kurtuluşu sağlamazdı.
Nitekim Ulu Tanrı şöylebuyurmaktadır: “Andolsun, senden evvel de rasuller/elçiler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik.
Allah’ın müsaadeyi olmadan hiçbir peygamber tek âyet (mûcize) getiremezdi.
Her ecelin kitabı bulunmaktadır.
Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır; Ummu’l-Kitab O’nun katındadır.†(Ra’d, 13/38-39) “Her ecelin kitabı bulunmaktadır.†Başka bir deyişle her devre için tek şeriat bulunmaktadır.
O dönemde o şeriatın hükümleri geçerlidir ve o dönemde o şeriate uyma mecburiyeti bulunmaktadır.
O devre atlattıktan ardından Tanrı o şeriatı yürürlükten kaldırmaktadır ve başkasını onun adına yürürlüğe koyar.
Peygamberimiz Muhammed (s.a.s.)’in gelişinden ileri devre, bundan sonra Kur’an’ın dönemidir.
Diğer kitaplar ecellerini doldurmuş ve yürürlükten kaldırılmışlardır.
Ayrıca, Hz.Muhammed (s.a.s.)’i peygamber olarak kabul edip onun getirdiklerine uymak, Tevrat’ın da İncil’in de emirlerinin tek gereğidir.
Çünkü her iki kitap da Hz.
Muhammed (s.a.s.)’in geleceğini haber vermişlerdir.
Tevrat’ın Tesniye kısmında şu şekilde denilmektedir: “Onlar için kardeşleri arasında senin gibi peygamber çıkaracağım; ve sözlerimi onun ağzına koyacağım, ve onlara emredeceğim tümşeyleri onlara söyleyecek.
Ve vâki olacak ki, benim ismimle söyleyeceği sözlerimi dinlemeyecek adamdan ben intikam alacağım.
O peygamber benim ona emretmediğim hiçbir sözü kendi kendine söylemeyecektir.
Çünkü bu tür tek davranışın ne kadar ağır olduğunu o peygamber net olarak bilir.†(Kitab-ı Kutsal, Tesniye, 18/18-20) Yeniden aynısı kısımda şöyledenilmektedir: “Beni tanrı olmayan şeylerle kıskandırmak ve aslı astarı olmayan şeylere tapmakla öfkelendirmek istediler.
Ben de kavimlerinden olmayan câhil tek kavimden çıkarıp göndereceğimle onları öfkelendireceğim.†(Kitab-ı Kutsal, Teksniye, 32/21) Bu câhil kavim Araplardır.
Çünkü o vakit Araplar en malûmatsız, en iptidâî tek kavimdi.
Şeriat ve uygarlık ile ilgili verileri yoktu.
Yahûdiler onlara ümmî, başka bir deyişle okuma yazma bilmez câhil kavim adını vermişlerdi.
Hz.
İsa (a.s.) da, Tevrat’ta kendisinin zikredildiğinden söz ederek Tevrat’a inananların kendine uymaları gerekliliğini söylemiştir.
Yuhanna İncil’inde şu şekilde denilmektedir: “Sanmayın ki Pederin önünde sizi suçlayacak benim; sizi suçlayacak olan, kendine umudunuzu başlayarak olduğunuz Mûsâ’dır.
Eğer siz Mûsâ’ya ibadet etmiş olsaydınız, bana da ibadet ederdiniz; zira o benim hakkımda yazmıştır.
Fakat onun yazdıklarına ibadet etmezseniz, benim sözlerime sebep ibadet edeceksiniz?†(Kitab-ı Kutsal, Yuhanna İncili, 5/45-47) Aynı anda Peygamberimiz Hz.
Muhammed (s.a.s.) de Hz.
İsa (a.s.) doğrulusunda müjdelenmiştir.
Yuhanna İncilinde Hz.
İsa’nın şu şekilde dediği nakledilmektedir: “Fakat şimdi beni gönderene gidiyorum ve aranızda hiçbiriniz bana: Nereye gidiyorsun? diye sormuyor.
Bunları size söylediğim için kalbinizi elem kapladı.
Bununla birlikte size gerçeği söylüyorum: Benim gitmem sizin için hayırlıdır.
Çünkü gitmezsem size yardımcı gelmeyecektir, fakat gidersem onu size göndereceğim.
O gelince günah, doğruluk ve yargı ile ilgili dünyayı ikna edecektir.†(Kitab-ı Kutsal, Yuhanna İncili, 14/415-16).
Başka tek yerde de şu şekilde demektedir: “Beni seviyorsanız emirlerimi adına getirirsiniz.
Ben de Pedere yalvaracağım; o size, ebediyete kadar sizinle kalacak tek yardımcı verecektir.†(Kitab-ı Kutsal, Yuhanna İncili, 16/5-8) Gördüğünüz gibi lüzum Tevrat, lüzum İncil Peygamberimiz Muhammed (s.a.s.)’in geleceğini haber vermiştir.
O durumda Hz.
Muhammed’i peygamber olarak bilmek ve tebliğ ettiklerine uymak, Tevrat ve İncil’in de âmir hükümleridir.
Burada şu şekilde tek itiraz akla gelebilir: “Siz hem Tevrat ve İncil’in tahrif edildiklerini söylüyorsunuz, hatta sahip olunan Tevrat ve İncillerden nakiller yaparak kimi neticelere varmak istiyorsunuz.
Bu tek ikilem değil midir?†Biz, bu kitapların tahrif edildiklerini belirtirken baştan sona tahrif edildiklerini, tamamiyle uydurma mahsûlü olduklarını söylemiyoruz.
Hele bu kitaplarda anlatılanları Kur’an da doğruluyorsa sorun tamamiyle değişir.
Nitekim Kur’ân-ı Kerim de Hz.
Muhammed’in geçmiş kitaplarda müjdelendiğini, Ehl-i Kitab’ın, aslında Hz.
Muhammed’in tek peygamber olduğunu bildiklerini haber vermektedir: “Kendilerine kitap verdiklerimiz onu öz erkek çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar.
Buna karşın onlardan tek küme dahi dahi gerçeği gizlerler.†(Bakara, 2/146) O durumda Hz.
Muhammed (s.a.s.)’in peygamberliğine inanmak, Tevrat ve İncil’in de tek emridir.
Ancak Ehl-iKitab’ın, “Muhammed’in tek peygamber olduğunu kabul ediyoruz†deyip Tevrat ve İncillere uymaya devam etmeleri onlar için bengi kurtuluşu sağlamaz.
Bazı kimseler, Bakara Sûresindeki: “İman edenlerle yahûdiler, hıristiyanlar ve sabiîler (bunlardan) her kim, Allah’a ve âhiret gününe inanır, sâlih amel işlerse kuşkusuz onlara, Rableri katında mükâfat vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.†(Bakara, 2/62) âyetini kanıt göstererek yahûdiler Tevrat’la, hıristiyanlar da İncil’le amel ederlerse bengi kurtuluşu başka bir deyişle cenneti hakedeceklerini söylerler.
Derler ki: Âyette üç neden zikredilmiştir: Allah’a ibadet, âhirete ibadet ve tek de sâlih amel.
Kim zikredilen bu üç konusu kendinde tek araya getirirse bengi kurtuluşu hak etmiştir.
Her şeyden evvel şunu belirtelim ki, Kur’an’dan tek âyet alıp Kur’an’ın o mevzu ile ilgili başka âyetlerini hesaba katmadan neticeye varmak yanlıştır.
Sağlıklı tek neticeye varabilmek için mevzu ile ilgili başka âyetler de hesaba katılmalıdır.
Olur ki tek âyette sorunun kimi öğeleri zikredilmiş, başka tek âyet ya da âyetlerde ise sorunun başka öğeleri zikredilmiştir.
Meselâ, “Ey ibadet edler; Allah’a, peygamberine, peygamberine indirmiş olduğu kitaba ve henüz evvel indirmiş olduğu kitaba ibadet ediniz.
Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyâmet gününü inkâr ederse tam mânâsıyla sapıtmıştır.†(Nisâ, 4/136) âyeti, yukarıdaki âyette mevzubahis edilen ibadet unsurlarına yenilerini ilâve etmektedir.
O durumda yukarıdaki âyet, mevzu ile ilgili unsurlardan yanlızca bazılarını ihtivâ etmektedirl.
Eğer bu hususta tek neticeye varmak istiyorsanız, mevzu ile ilgili tüm âyetleri, Kur’an’ın bütünlüğü ve sistematiği içinde elealmalıyız.
Yüce Tanrı, Ehl-i Kitab’tan bahisle şu şekilde buyurmaktadır: “Eğer onlar da sizin ibadet ettiğiniz gibi ibadet ederlerse doğru adresi bulmuş olurlar.
Şayet surat çevirirlerse, kesinlikle ihtilaf içerisine düşerler.
Onlara karşı Tanrı sana kafi.
O, işitendir, bilendir.†(Bakara, 2/137) Bu âyetten de anlaşıldığı gibi Ehl-i Kitab olsun, diğerleri olsun, bengi kurtuluşa ermeleri için, Kur’an’da anlatılanların tümüne ibadet etmeleri lazım olur.
Muhammed (s.a.s.), insanlığın tümüne gönderilmiş tek peygamberdir.
İnanılacak şeyler ile ilgili getirdiklerine ibadet etmek mecburî bulunduğu gibi, başka hususlarda getirdiği tâlimâtlara da uymak lazım olur.
Yüce Tanrı, Ehl-i Kitab’a hitâben şu şekilde buyurmaktadır: “De ki: ‘Ey insanlar! Harbiden ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi Allah’ın rasûlüyüm/elçisiyim.Ondan farklı tanrı yoktur.
O, diriltir ve öldürür.
Hz.
Mûsâ’nın levhalar şeklinde aldığı ve yahûdilere dikte ettirdiği Tevrat, bu gün elimizde tespit edilen Tevrat’ın benzeri değildir.
Tevrat, Hz.
Mûsâ’ya indiği durumda, bu gün elimizde tespit edilen Tevrat, Hz.
Mûsâ’nın mezarından bahsetmekte, hem de Hz.
Mûsa’nın kabirinin kaybolduğundan soz etmektedir.
Tevrat’ın bu konudaki ifadeleri aynen şöyledir: “Ve Rabbin sözüne göre, Rabbin kulu Mûsâ orada, Moab diyarında can verdi.
Ve Moab diyarında Beyt-peor karşısındaki derede onu gömdü.
Fakat şu zamana kadar kimse onun kabrini bilmez.
Ve Mûsâ can verdiği vakit surat yirmi yaşında idi; gözü zayıflamadı ve gücü eksilmedi.
Ve İsrâiloğulları Moab ovasında otuz gün Mûsâ’ya ağladılar.
Ve Mûsâ için matem ağlama günleri tamam oldu.†(Kitab-ı Kutsal, Tesniye 34/5-8) Bu ifadelerin ardından Tevrat’a ilâve edildiği açıktır.
Halbuki Tevrat’tanmış gibi nakledilmektedir.
İsrâiloğullarının peygamberlerine Tanrı doğrulusunda indirilen Tevrat'ı, Kur'an tasdik eder.
Tevrat'ı tek nur ve nasihat (Enbiyâ, 21/48), hidâyet kaynağı (İsrâ 17/2), tek hidâyet ve rahmet (Kasas, 28/43) olarak vasıflandırır.
Buna mukabil Kur'an, Tevrat'ın tahrif edildiğini de haber verir.
Onlar Kitabı elleriyle yazıp “bu Tanrı katındandır†diye yalan belirtmektedirler.
(Bakara, 2/79) Allah'ın kelâmını değiştirmektedirler.
(Bakara, 2/59, 75) Kelimeleri konuldukları anlamlardan çıkarmaktadırlar.
(Nisâ, 4/46; Mâide, 5/13, 41; A'râf, 7/162) Vahyi gizlemektedirler.
(Bakara, 2/159, 174; Mâide, 5/15; En'am, 6/91) Vahyi ciddi muhafaza etmeyip unutulmaya terk etmektedirler.
(Mâide, 5/13-14) İsrâiloğullarının kitaplarını tahrif ettiğini özellikle Tevrat'ın kendi itiraf ederek, Yeremya peygamberin dilinden şu şekilde söyler: "Allah'ımızın sözlerini değiştirdiniz." (Yeremya, 23/36) Tevrat'ın tahrif edildiğini kavramak için derince tek inceleme yapmaya gereksinim yoktur.
Tevrat satırları arasında yapılacak kısa tek gezinti, bu kitabın tahrifine değin çoğu misali gözler önüne serecektir.
Tevrat'ta Allah'a erkek çocuk isnâd edilir.
(Tekvin, 6/2; Mezmurlar, 2/7) Allah'ın, yiyip tamamlanan tek ateş bulunduğu ifade edilir.
(Tesniye, 4/24) Allah'a yorgunluk isnâd edilir.
(Tekvin, 2/2) Allah'ın, Hz.
Yakub'la güreşip ona yenildiği gibi gülünç hikâyeler transfer edilir.
(Tekvin, 32/28) İftira edilen yanlızca Tanrı değildir.
Onun peygamberleri de türlü iftiralara uğrar Tevrat'ta, Hz.
Âdem, Allah'ın dilinden ilâhlaşmış biri gibi tanıtılarak hem Allah'a hem Âdem'e iftira edilir: "İşte Âdem iyiyi ve kötüyü bilmekte bizden birisi gibi oldu." (Tekvin, 3/22-23) Hz.
Nuh'a alkol içiren kızlarının onunla zina ettikleri ve öz kızlarının bu peygamberden gebe kaldığı söylenir.
(Tekvin, 19/30-36) Yeniden aynısı peygambere uygulanan tek farklı çirkin isnat da torunu Ken'an doğrulusunda sarhoşken tecavüze uğradığıdır.
(Tekvin, 9/20-25) Hz.
İbrahim de Tevrat'taki iftiralardan payını alır.
Bu ulu peygamber, hanımı Sâra'yı kendisi elleriyle Firavun'a peşkeş çeken biri olarak gösterilir.
(Tekvin, 12/14-19) Hz.
Yakub, Allah'a başkaldıran ve onu azarlayan biri olarak gösterilir.
(Sayılar, 11/10-15) Hz.
Harun, Tevrat'a göre altın buzağı putunu yapıp buna tapılmasını emreden bir tanesidir.
(Çıkış, 32/1-5; 24, 35) Hz.
Dâvud, Uriya isimli tek komutanının hanımıyla zina eden, ondan gayrı meşru çocuk içeren ve onunla izdivaç etmek için kocası Uriya'ya komplo kurarak can verdirten tek zorba olarak sunulur.
(II.
Samuel, 11/2-27) Hz.
Süleyman, hanımlarından putperest olanların oyununa gelerek puta tapan biri olarak gösterilir.
(Krallar, 11/4) Yeniden aynısı peygamberin ağzından şuh ve yakışıksız şiirler verilir.
(Neşideler Neşidesi, 1/1-4) İsrâiloğullarının peygamberlerine evvel balçık atıp ardından onu mukaddes kitaplarına geçirmelerini Kur'an şiddetle yerer.
Tevrat'ta bulunan peygamberlerden birçoğu Kur'an'da da bulunur.
Ancak Kur'an, kendisinde ismi geride bıraktığımız hiç tek peygamber ile ilgili onların peygamberlik şeref ve itibarıyla bağdaşmayacak hiçbir rivayete yer vermez.
Üstelik, tevrat'ta iftiraya uğrayan bazı adları de aklar.
Bunlardan biri Tevrat'ta puta tapmakla ithamedilen Hz.
Hârun'dur.
Kur'an, vakanın doğrusunu sunarak, Hz.
Hârun'un putçu yahudilere mani olmaya kalktığını, lâkin buna efor yetiremediğini aktarır.
(A'râf, 7/150; Tâhâ, 20/90-94) Tevrat'ta iftira edilip de Kur'an'ın akladığı İsrâiloğulları peygamberlerinden bir tanesi de Süleyman peygamberdir.
Tahrif edilmiş Tevrat'ta sırf boy asabiyeti uğruna Hz.
Süleyman, küfre düşen ve putperest olan biri olarak lanse edilir.
(I.
Krallar, 11/5, 9) Kur'an ise, yahudilerin bu iftirasını "Onlar, şeytanların uydurdukları sözlere uydular" diye reddederek.
Hz.
Süleyman'ı "Süleyman kâfir olmadı, lâkin (onu tekfir eden) şeytanlar kâfir oldu" ifadesiyle aklar.
(Bakara, 2/102) Ayrı olarak yaratılış kıssası, Âdem kıssası, Nuh kavmi ve kıssası, Lût kavmi ve kıssası, Kur'an'da, Tevrat'ta geçtiği gibi yalan hatalı değil; doğru ve nübüvvet makamına yakışmayacak isnat ve iftiralardan uzak tek biçimde anlatılır.
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Kur’an’ın kendinden evvelki kitapları doğrulaması, bu gün elimizde sahip olunan olan Tevrat ve İncil’i doğrulaması mananına gelemez.
Kaldı ki, bu halleriyle onları doğrulaması dahi, onların bu gün de geçerli oldukları ve onlarla amel edenlerin kurtuluşa erecekleri demek değildir.
Çünkü geçmiş kitaplar, dönemlerini doldurmuş ve Kur’an’la yürürlükten kaldırılmışlardır.
Bugünkü Tevrat ve İncil’e Uymanın Kararı Tevrat ve İncil tahrif edildiklerine göre Kur’ân-ı Kerim’in, yahûdilerin kendisi aralarında Tevrat’la hükmetmelerini istemesini sebep açıklama edebiliriz? Zira Kur’ân-ı Kerim’de şu şekilde buyruluyor: “İçinde Allah’ın kararı tespit edilen Tevrat yanlarında dururken seni sebep hakem yapıyorlar da ardından (senin verdiğin karar,işlerine gelmeyince) dönüyorlar?†(Mâide, 5/43) Hıristiyanlar ile ilgili da şu şekilde buyruluyor: “İncil sahipleriAllah’ın onda indirdiğiyle hükmetsinler.
Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler fâsıkların ta kendisidir (onlar yoldan çıkmışlardır).†(Mâide, 5/47) Bu ifâdeler, ne Tevrat ve İncil’in tahrif edilmediklerini ve ne de onlarla amel edenlerin bengi kurtuluşa ereceklerini gösterir.
Âyetleri siyâkı içinde değerlendirmemiz lazım olur.
Bu âyetlerden evvelki âyetlerde yahûdilerden samimiyetsiz kimi kimselerin muhâkeme olmak suretiyle Peygamberimiz’e mürâcaat etme arzusunda olduklarından bahsedilir.
Bunlara yeniden yahûdilerden, “Muhammed size şu şekilde derse hükmünü kabuledin, değilse hükmünü kabul etmeyin†diye bazı telkinlerde bulunanlar bulunmaktadır.
Yüce Tanrı onların içten olmadıklarını vurguladıktan ardından Peygamberimizi, onları muhâkeme etme ile ilgili serbest bırakmaktadır: “İstersen aralarında hükmeder, istersen hükmetmezsin.
Ama hükmedecek olursan adâletle hükmet†demektedir.
Yukarıya alıntıladığımız âyetlerden yahûdilerle alakalı olanında karar ile ilgili tereddütleri var; istedikleri şeklinde hükmedersen kabul edecekler, değilse kabul etmeyecekler.
Yahûdi olduklarına göre kendisi kitaplarına uysunlar, onunla hükmetsinler.
Ama, gerçekte onlar ona da içten inanmıyorlar ya! Gördüğünüz gibi âyet kalifiye tek vaziyeti anlatmaktadır.
Muhâkeme olmak suretiyle geldikleri sorunla alakalı Tevrat’taki karar, tahrif edilmemiş hükümlerdendir.
Âyet bu kalifiye vaziyeti anlatmakla beraber, her vakit geçerli olan hukukî tek kaideyi de mevzubahis etmektedir.
Şöyle ki: İslâm’ın hâkim bulunduğu bölgelerde yaşam sürdüren yahûdi ve hıristiyanlar, kendisi aralarında cereyan eden meselelerde, dilerlerse müslüman mahkemelere mürâcaateder ve İslâmî hükümlerle muhâkeme olurlar; dilerlerse kendisi kitaplarıyla, başka bir deyişle Tevrat ve İncil’le muhâkeme olurlar.
Bu, onların tabiî tek hakkıdır.
Yalnız bu hususta değil; başka hususlarda da Kur’an, “insan haklarını†gözetir.
Değişik inanç sahiplerine baskı yapmaz.
Kendi aralarında inançları uyarınca muhâkeme olmalarına müsâade eder.
Hıristiyanların İncil ile hükmetmelerini belirten âyet de, aynı anda hıristiyanların kendisi aralarında İncil ile muhâkeme olmalarına müsâadenin yer aldığını, bunun, onların tabiî tek hakkı olduğunu bildirmektedir.
İslâm, inanç ile ilgili kimseyi zorlamaz.
Zor kullanarak “şu dini terkedip şuna uyacaksın!†demez.
Tanıdığı bu inanç hürriyetinin tek gereği şeklinde de, her din mensubunu, kendisi dininin buyruk ve yasaklarına uymakta serbest bırakır, hem de kendisi dinine göre muhâkeme olmak isterse bu hususta ona yardım eder.
Değilse, inanç hürriyetinin tek manası kalmaz.
Eğer bu âyetler, sahip olunan Tevrat veyahut İncil’e uymanın Allah’ın tek buyruğu olduğunu ve onlara uymanın bengi kurtuluşu sağlayacağını anlatmış olsaydı, Peygamberimiz (s.a.s.) onları İslâm’a dâvet etmezdi.
Ayrıca Tevrat ve İncil tahrife uğramamış olsalardı dahi, yeniden onlara uymak bengi kurtuluşu sağlamazdı.
Nitekim Ulu Tanrı şöylebuyurmaktadır: “Andolsun, senden evvel de rasuller/elçiler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik.
Allah’ın müsaadeyi olmadan hiçbir peygamber tek âyet (mûcize) getiremezdi.
Her ecelin kitabı bulunmaktadır.
Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır; Ummu’l-Kitab O’nun katındadır.†(Ra’d, 13/38-39) “Her ecelin kitabı bulunmaktadır.†Başka bir deyişle her devre için tek şeriat bulunmaktadır.
O dönemde o şeriatın hükümleri geçerlidir ve o dönemde o şeriate uyma mecburiyeti bulunmaktadır.
O devre atlattıktan ardından Tanrı o şeriatı yürürlükten kaldırmaktadır ve başkasını onun adına yürürlüğe koyar.
Peygamberimiz Muhammed (s.a.s.)’in gelişinden ileri devre, bundan sonra Kur’an’ın dönemidir.
Diğer kitaplar ecellerini doldurmuş ve yürürlükten kaldırılmışlardır.
Ayrıca, Hz.Muhammed (s.a.s.)’i peygamber olarak kabul edip onun getirdiklerine uymak, Tevrat’ın da İncil’in de emirlerinin tek gereğidir.
Çünkü her iki kitap da Hz.
Muhammed (s.a.s.)’in geleceğini haber vermişlerdir.
Tevrat’ın Tesniye kısmında şu şekilde denilmektedir: “Onlar için kardeşleri arasında senin gibi peygamber çıkaracağım; ve sözlerimi onun ağzına koyacağım, ve onlara emredeceğim tümşeyleri onlara söyleyecek.
Ve vâki olacak ki, benim ismimle söyleyeceği sözlerimi dinlemeyecek adamdan ben intikam alacağım.
O peygamber benim ona emretmediğim hiçbir sözü kendi kendine söylemeyecektir.
Çünkü bu tür tek davranışın ne kadar ağır olduğunu o peygamber net olarak bilir.†(Kitab-ı Kutsal, Tesniye, 18/18-20) Yeniden aynısı kısımda şöyledenilmektedir: “Beni tanrı olmayan şeylerle kıskandırmak ve aslı astarı olmayan şeylere tapmakla öfkelendirmek istediler.
Ben de kavimlerinden olmayan câhil tek kavimden çıkarıp göndereceğimle onları öfkelendireceğim.†(Kitab-ı Kutsal, Teksniye, 32/21) Bu câhil kavim Araplardır.
Çünkü o vakit Araplar en malûmatsız, en iptidâî tek kavimdi.
Şeriat ve uygarlık ile ilgili verileri yoktu.
Yahûdiler onlara ümmî, başka bir deyişle okuma yazma bilmez câhil kavim adını vermişlerdi.
Hz.
İsa (a.s.) da, Tevrat’ta kendisinin zikredildiğinden söz ederek Tevrat’a inananların kendine uymaları gerekliliğini söylemiştir.
Yuhanna İncil’inde şu şekilde denilmektedir: “Sanmayın ki Pederin önünde sizi suçlayacak benim; sizi suçlayacak olan, kendine umudunuzu başlayarak olduğunuz Mûsâ’dır.
Eğer siz Mûsâ’ya ibadet etmiş olsaydınız, bana da ibadet ederdiniz; zira o benim hakkımda yazmıştır.
Fakat onun yazdıklarına ibadet etmezseniz, benim sözlerime sebep ibadet edeceksiniz?†(Kitab-ı Kutsal, Yuhanna İncili, 5/45-47) Aynı anda Peygamberimiz Hz.
Muhammed (s.a.s.) de Hz.
İsa (a.s.) doğrulusunda müjdelenmiştir.
Yuhanna İncilinde Hz.
İsa’nın şu şekilde dediği nakledilmektedir: “Fakat şimdi beni gönderene gidiyorum ve aranızda hiçbiriniz bana: Nereye gidiyorsun? diye sormuyor.
Bunları size söylediğim için kalbinizi elem kapladı.
Bununla birlikte size gerçeği söylüyorum: Benim gitmem sizin için hayırlıdır.
Çünkü gitmezsem size yardımcı gelmeyecektir, fakat gidersem onu size göndereceğim.
O gelince günah, doğruluk ve yargı ile ilgili dünyayı ikna edecektir.†(Kitab-ı Kutsal, Yuhanna İncili, 14/415-16).
Başka tek yerde de şu şekilde demektedir: “Beni seviyorsanız emirlerimi adına getirirsiniz.
Ben de Pedere yalvaracağım; o size, ebediyete kadar sizinle kalacak tek yardımcı verecektir.†(Kitab-ı Kutsal, Yuhanna İncili, 16/5-8) Gördüğünüz gibi lüzum Tevrat, lüzum İncil Peygamberimiz Muhammed (s.a.s.)’in geleceğini haber vermiştir.
O durumda Hz.
Muhammed’i peygamber olarak bilmek ve tebliğ ettiklerine uymak, Tevrat ve İncil’in de âmir hükümleridir.
Burada şu şekilde tek itiraz akla gelebilir: “Siz hem Tevrat ve İncil’in tahrif edildiklerini söylüyorsunuz, hatta sahip olunan Tevrat ve İncillerden nakiller yaparak kimi neticelere varmak istiyorsunuz.
Bu tek ikilem değil midir?†Biz, bu kitapların tahrif edildiklerini belirtirken baştan sona tahrif edildiklerini, tamamiyle uydurma mahsûlü olduklarını söylemiyoruz.
Hele bu kitaplarda anlatılanları Kur’an da doğruluyorsa sorun tamamiyle değişir.
Nitekim Kur’ân-ı Kerim de Hz.
Muhammed’in geçmiş kitaplarda müjdelendiğini, Ehl-i Kitab’ın, aslında Hz.
Muhammed’in tek peygamber olduğunu bildiklerini haber vermektedir: “Kendilerine kitap verdiklerimiz onu öz erkek çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar.
Buna karşın onlardan tek küme dahi dahi gerçeği gizlerler.†(Bakara, 2/146) O durumda Hz.
Muhammed (s.a.s.)’in peygamberliğine inanmak, Tevrat ve İncil’in de tek emridir.
Ancak Ehl-iKitab’ın, “Muhammed’in tek peygamber olduğunu kabul ediyoruz†deyip Tevrat ve İncillere uymaya devam etmeleri onlar için bengi kurtuluşu sağlamaz.
Bazı kimseler, Bakara Sûresindeki: “İman edenlerle yahûdiler, hıristiyanlar ve sabiîler (bunlardan) her kim, Allah’a ve âhiret gününe inanır, sâlih amel işlerse kuşkusuz onlara, Rableri katında mükâfat vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.†(Bakara, 2/62) âyetini kanıt göstererek yahûdiler Tevrat’la, hıristiyanlar da İncil’le amel ederlerse bengi kurtuluşu başka bir deyişle cenneti hakedeceklerini söylerler.
Derler ki: Âyette üç neden zikredilmiştir: Allah’a ibadet, âhirete ibadet ve tek de sâlih amel.
Kim zikredilen bu üç konusu kendinde tek araya getirirse bengi kurtuluşu hak etmiştir.
Her şeyden evvel şunu belirtelim ki, Kur’an’dan tek âyet alıp Kur’an’ın o mevzu ile ilgili başka âyetlerini hesaba katmadan neticeye varmak yanlıştır.
Sağlıklı tek neticeye varabilmek için mevzu ile ilgili başka âyetler de hesaba katılmalıdır.
Olur ki tek âyette sorunun kimi öğeleri zikredilmiş, başka tek âyet ya da âyetlerde ise sorunun başka öğeleri zikredilmiştir.
Meselâ, “Ey ibadet edler; Allah’a, peygamberine, peygamberine indirmiş olduğu kitaba ve henüz evvel indirmiş olduğu kitaba ibadet ediniz.
Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyâmet gününü inkâr ederse tam mânâsıyla sapıtmıştır.†(Nisâ, 4/136) âyeti, yukarıdaki âyette mevzubahis edilen ibadet unsurlarına yenilerini ilâve etmektedir.
O durumda yukarıdaki âyet, mevzu ile ilgili unsurlardan yanlızca bazılarını ihtivâ etmektedirl.
Eğer bu hususta tek neticeye varmak istiyorsanız, mevzu ile ilgili tüm âyetleri, Kur’an’ın bütünlüğü ve sistematiği içinde elealmalıyız.
Yüce Tanrı, Ehl-i Kitab’tan bahisle şu şekilde buyurmaktadır: “Eğer onlar da sizin ibadet ettiğiniz gibi ibadet ederlerse doğru adresi bulmuş olurlar.
Şayet surat çevirirlerse, kesinlikle ihtilaf içerisine düşerler.
Onlara karşı Tanrı sana kafi.
O, işitendir, bilendir.†(Bakara, 2/137) Bu âyetten de anlaşıldığı gibi Ehl-i Kitab olsun, diğerleri olsun, bengi kurtuluşa ermeleri için, Kur’an’da anlatılanların tümüne ibadet etmeleri lazım olur.
Muhammed (s.a.s.), insanlığın tümüne gönderilmiş tek peygamberdir.
İnanılacak şeyler ile ilgili getirdiklerine ibadet etmek mecburî bulunduğu gibi, başka hususlarda getirdiği tâlimâtlara da uymak lazım olur.
Yüce Tanrı, Ehl-i Kitab’a hitâben şu şekilde buyurmaktadır: “De ki: ‘Ey insanlar! Harbiden ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi Allah’ın rasûlüyüm/elçisiyim.Ondan farklı tanrı yoktur.
O, diriltir ve öldürür.
Son düzenleme: