Yaratıcılığın, bir değeri olamaz.
Sanatçı, tüccardan çok deliliğin ve düşlerin kaşifidir aslında. Telif haklarını kesin çizgilerle savunanlar, kişiler değil aksine sanatı sömüren taşeron kurumlardır. Mesela, bir kitap en az 10 liradan başlıyor. Bu bedelin ne kadarı üretim ederine, ne kadarı yazarına, ne kadarı da taşeron kurumlara gidiyor. Genel kârdan yazara %20 yahut %30'luk bir meblağ düşüyor genelleme yaparsak.
Biraz araştırırsanız, görebilirsiniz;
artık sanat sömürücü bazı yayınevleri ücretle kitap basma işine bile girişmiş durumdalar ve hiç de azınlıkta değiller. Bunun dışında var olan alışveriş düzeninden bağımsız olanlar da var. Mesela:
Altıkırkbeş Yayınevi. Önceden para talep etmeden, '
kitap elinize ulaştıktan sonra parayı havale edersiniz' diye kaç yayınevi okuyucusuna kitap gönderir?
Ayrıca, çoğu kitaplarının başında şu ifadeler yer alır:
"Bu çevirinin tüm yayın haklarını sahiplendik. Tanıtım alıntıları dışında -makul boyutlarda- izinsiz çoğaltılması ahlak kurallarına ve yasalara göre suç sayılmaktadır.
Böyle bir harekete kalkışmak istediğinizde önce bize sorarsanız uygar dünya adına seviniriz.
P.S.: Tüm fotokopi fanzinler yukarıdaki açıklamadan bağımsızdırlar. Onlar istedikleri altıkırkbeş kitabını veya metnini çoğaltabilir, bozup yeniden yaratabilirler. Okurlarımızı yasal dergileri değil "
fotokopi fanzinleri" izlemeye çağırıyoruz. Onlar sizi uçurumdan aşağıya itecek güce sahiptirler ve uçmanın zamanı geldi.
Yaşasın fotokopi, yaşasın kaos."
...ki aslında en başında bohem yaşam tarzıdır sanata ve sanatçıya yakışan. Şu metni de paylaşmakta fayda var:
"
Bohem hayatı yaşanmaya değer olan yegane hayattır. Tüm diğer yaşam türleri sadece sıradandır; onlar hayatı tutkulu ve yoğun bir şekilde yaşamaktan daha çok yavaş bir intihar etme yöntemleridir. Geçmişte sanatçı için başkaldırı kaçınılmaz bir şeydi, çünkü
yaratıcılık varoluştaki en büyük başkaldırıdır. Şayet yaratmak istiyorsan tüm koşullanmalarından kurtulmak zorundasın; aksi takdirde yaratıcılığın kopyalamak dışında bir şey olmayacaktır, o sadece bir karbon kopya olacaktır."
Bu arada şu da aklınızda olsun:
"Çok şerefli Kültür Bakanlığı'nca karşılanan konserimizdeki ufak kesinti için herkesten özür dileriz. İzin verirseniz, sizlere küçük bir hikâyem var. Geçen gün bu sahneyi ele geçirip, sesimizi duyurmaya karar verdik. O yüzden bunu yaptık, çünkü bıktırdılar bizi. Yorulduk! Tükendik! Ümidimizi yitirdik!
Çünkü, günümüzde tiyatro ve sanat gerçekten kokuşmuş bir halde.
Leş kokan genel kurul odaları, devlet memurları, ticaret, reklamcılık, tekdüzelik, rahatına düşkünlük, boş zaman, can sıkıntısı, bürokrasi ve yalan dolan! Bir tek sanat yok: Zavallı sanatım. Sanat artık yok.
Artık sadece, sanat ticareti, sanat borsası ya da sanatı teşvik ticareti olacak. Bir başka banka hesabı daha, sayıları toplama sanatı. Ama biz buna alet olmayacağız! Çünkü bizler, özgürüz. Bizler, sanatın kalpleri değiştirebileceğine inanıyoruz ve onlara güç verebileceğine...
Sanat, insanlara yaşadıklarını hissettirebilir. Sanat, erkek ve kadının ruhuna erişebilir. Sanat, topluma şuur getirir. Bizleri daha iyi birer birey yapar. Sanat, evrensel olabilir. Sınırsız, her türlü dinden ve ırktan bağımsız. Sanat, bir silah olabilir. Ama bir dekor asla! Gerçek bir silah. Silah sesi duyulmalı ve hedef vurulmalı."
Noviembre 'yi de vaktiniz varsa bir ara izleyin derim.