''Önce ilm, sonra tarîkat''
Her mü’mine önce lâzım, birinci farz olan şey, îmânı, farzları, harâmları öğrenmekdir. Bunlar öğrenilmedikce, müslimânlık olamaz. Îmân elde tutulamaz. Hak borcları ve kul borcları ödenilemez. Niyyet, ahlâk düzeltilemez ve temizlenemez. Düzgün niyyet edinilmedikce, hiçbir farz kabûl olmaz. (Dürr-ül-muhtâr) daki hadîs-i şerîfde, (Bir sâat ilm öğrenmek veyâ öğretmek, sabâha kadar ibâdet etmekden dahâ sevâbdır) buyuruldu. (Hadarât-ül-kuds) müellifi, doksandokuzuncu sahîfede diyor ki, (İmâm-ı Rabbânîden (Buhârî), (Mişkât), (Hidâye), (Şerh-i Mevâkıf) kitâblarını okudum. Gençleri ilm öğrenmeğe teşvîk ederdi. Önce ilm, sonra tarîkat buyururdu. Benim, ilmden kaçındığımı, tarîkatden zevk aldığımı görünce, hâlime merhamet ederek, kitâb oku! İlm öğren! Câhil sofu, şeytânın maskarası olur, [Rütbetülilmi a’ler rüteb] ya’nî, rütbelerin en üstünü, ilm rütbesidir buyurdu).
NOT;
İlim Ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarından okuyarak öğrenilir. Osmanlıdan hemen sonra islam üniversiteleri yani medreseler kapatıldı. İslam alimi neredeyse yetişmez oldu. Şimdi Osmanlı kütüphanelerindeki din kitaplarının düzgün tercümelerini okuyan dinini doğru öğrenir. Dinini doğru öğrenmeyen sofi şeytana maskara olur.
Aşık Yunus eydür;
Dervişlik olaydı zura ile hırka
Bizde alırdık otuza kırka