Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek

Konu sahibi son olarak 2223 gün önce görüldü

Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek....
SORDUM SARI ÇİÇEĞE, ANNEN BABAN VAR MIDIR?

ÇİÇEK EYDÜR DERVİŞ BABA, ANNEM BABAM TOPRAKTIR...

Kainattaki herşeyin ve hepimizin mutlak bir sahibi, var..

Ve "O", yüce Allah tabi ki..

Daha önce de birkaç kez okuduğum bir hikayeyi bir sosyal paylaşım sitesinde tekrar okudum ..

Çok beğenirim, paylaşmak istedim siz dostlarımla. Resimle süslemek istedim yazımı Yunus Emre'nin ilahi olmuş ünlü dizelerinden de yola çıkarak sarı güzel çiçeği yakıştırdım... Hoşgörünüze sığınarak..

Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir.

Meşrebin usülunce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir.. . Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden. Derviş, usüle uygun hareket eder, soluğu berberde alır.

"- Vur usturayı berber efendi", der. Berber, dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıstır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına, okkalı bir tokat atarak: "Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşmızı olalım", diye kükrer.

Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz. Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa başlar. Fakat küstah kabadayı traş esnasında da sürekli asağılar dervişi, alay eder:
”Kabak asağı, kabak yukarı.” Nihayet traş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı saşkınlıkla, yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir, karnına dalıverir.

Kabadayı oracığa yığılır, kalır.

Ölmüştür. Görenler çığlığı basar. Berber ise şaskın; bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar: "Biraz ağır olmadı mı, derviş efendi? " Derviş mahsun, düşünceli cevap verir:

"Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı "

Hikaye böyle... Ama yaşadığımız hayat da böyle...

Ensemize, kafamıza en acısı da yüreğimize vurup vurup dalga geçenler, üzüleceğimizi bile bile canımızı yakanlar. Kabağın da bir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği seyin kibir ve kul hakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, koltuklarına, makamlarına, rantlarına yapışanlar ve mevkii için insanları yarı yolda bırakanlar anlayacaklardır ... Kalp kırmak veya hakettiği gibi davranmamak. Sevgiye sevgiyle karşılık vermemekte buna dahil... Aslında herşey insanları, hayvanları, bitkileri sevmekten geçmiyor mu? Elbette ki insan affetse de, insanın da bir sahibi var... Tılsımımız SEVGİ... Yüreğinizden sevgi eksik olmasın...

Gününüz güzel, ömrünüz bereketli olsun....​
 
Geri