Soru: Furkan-ı Hakîm’de "Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için ölüm

Konu sahibi son olarak 2372 gün önce görüldü
Soru: Furkan-ı Hakîm’de اَلَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا9 "Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur." (Mülk sûresi, 67/2) gibi ayetlerde, "Ölüm de hayat gibi mahlûktur, yaratılmıştır ve bir nimettir" mânâsı ifade ediliyor. Halbuki ölüm görünüşte çözülüp dağılma, çürüyüp bozulmadır, yok oluştur, hayatın sönmesidir, lezzetleri acılaştırandır;10 nasıl yaratılmış ve bir nimet olabilir?

Cevap: Birinci soruya verilen cevabın sonunda denildiği gibi; ölüm, hayat vazifesinden bir terhis, bir paydostur, bir mekân değiştirmedir, varlığın başka bir hal almasıdır, bâki hayata bir davet, bir başlangıçtır, sonsuz bir hayatın giriş kapısıdır. Nasıl ki, hayatın dünyada var edilmesi bir yaratmadır ve takdirle olur. Aynı şekilde, dünyadan ayrılmak da bir yaratma ve takdirle, bir hikmet ve iradeyle gerçekleşir. Çünkü en basit hayat tabakasındaki bitkilerin ölümü, bunun hayattan daha kusursuz bir sanat eseri olduğunu gösteriyor. Zira meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların yok olması, bozulup çürüme ve dağılma şeklinde göründüğü halde, gayet muntazam bir kimyevî işlemden, unsurların, elementlerin belli bir ölçüyle kaynaşmasından ve zerrelerin hikmetlice bir araya gelmesinden ibaret bir yoğurma faaliyetidir ki, bu görünmeyen, intizamlı ve hikmetli ölümün neticesinde sümbül ortaya çıkıyor. Demek çekirdeğin ölmesi, sümbülün hayatının başlaması demektir; belki o ölüm, sümbülün hayatının ta kendisi hükmünde olduğu için hayat kadar kusursuzdur ve yaratılmıştır.

Hem canlı meyvelerin yahut hayvanların hayatının insanın midesinde son bulması, onların insanın hayat mertebesine çıkmalarına vesile olduğundan "bu ölüm, onların hayatından daha muntazamdır ve Cenâb-ı Hakk'ın bir eseridir" denilir.

İşte en basit hayat tabakasındaki bitkilerin ölümü böyle hikmetli, intizamlı ve yaratılmış ise, hayat tabakalarının en yükseğinde bulunan insan da, yeraltındaki bir çekirdeğin yeryüzünde ağaç olması gibi, yerin altına girince elbette berzah âleminde bâki bir hayat sümbülü verecektir.

Ölümün bir nimet olması hakikatinin pek çok yönünden dördüne işaret edeceğiz:

Birincisi: İnsanı ağırlaşmış hayat vazifesinden ve yükümlülüklerinden azat edip dostlarının yüzde doksan dokuzuna kavuşması için berzah âlemine açılan kapı olduğundan, ölüm en büyük bir nimettir.

İkincisi: İnsanı dar, sıkıntılı, telaşlı, ızdıraplı, sarsıntılı dünya zindanından çıkarıp geniş, sevinç veren, ızdırapsız, sonsuz bir hayata eriştirir; Bâki Sevgili'nin rahmet dairesine girmektir.

Üçüncüsü: İhtiyarlık gibi, hayat şartlarını ağırlaştıran pek çok sebep vardır ki, ölümü hayatın çok üstünde bir nimet olarak gösterir.

Mesela sana ızdırap veren çok ihtiyarlamış anne ve babanla beraber, dedelerinin dedeleri sefalet içindeki halleriyle şimdi senin önünde bulunsaydı; hayatın nasıl bir nikmet (ceza), ölümün ne kadar nimet olduğunu bilecektin.

Hem mesela güzel çiçeklerin âşıkları olan güzel sineklerin, kışın şiddetli soğuğunda hayatlarının ne kadar zahmetli ve ölümlerinin ne kadar rahmet eseri olduğu anlaşılır.

Dördüncüsü: Uyku nasıl ki bir rahatlık, bir rahmet, bir istirahattır. Bilhassa musibete uğrayanlar, yaralılar ve hastalar için... Aynı şekilde, uykunun büyük kardeşi olan ölüm de musibete uğramışlar ve insanı intihara sevk eden belâlara düşenler için nimetin ve rahmetin ta kendisidir. Fakat dalâlet ehli için -birçok Söz'de kesin ispat edildiği üzere- ölüm de hayat gibi ceza içinde ceza, azap içinde azaptır. Bu, bahsimizin dışındadır.

9 "Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur." (Mülk sûresi, 67/2)
10 Bkz. Tirmizî, kıyâmet 26, zühd 4; Nesâî, cenâiz 3; İbni Mâce, zühd 31; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 2/292.


(Bediüzzaman Hz. - Mektubat - 1. Mektup - 2. Soru)
 
Geri