Sisli Bir Hayaldir Yaşanan

Konu sahibi son olarak 4540 gün önce görüldü
Sisli Bir Hayaldir Yaşanan
Sisli Bir Hayaldir Yaşanan
Ayşegül Tezcan
Gerçekler soğuktu ve üşüyordu kadının elleri Saçlarına dolanırken sevda kokusu terk edilmeyi öğreniyor mavi bulutlardan Toprağın ve sonbaharın cesur kızı oluyor “Eylül”… Yanıp tutuşurken hüzünler adaklar adıyor çocuksu sevinçlere… Düşlerine yanaşıyor hazana dalaşıyor gül yaprakları Gözlerinde bir damla yaş olurken özlem; ”Ben Eylül’üm” der genç kadın savrulan hırçın saçlarıyla zamanların ötesinde

Gerçekler soğuktu ve üşüyordu kadının elleri Saçlarına dolanırken sevda kokusu terk edilmeyi öğreniyor mavi bulutlardan Toprağın ve sonbaharın cesur kızı oluyor “Eylül”… Yanıp tutuşurken hüzünler adaklar adıyor çocuksu sevinçlere… Düşlerine yanaşıyor hazana dalaşıyor gül yaprakları Gözlerinde bir damla yaş olurken özlem; ”Ben Eylül’üm” der genç kadın savrulan hırçın saçlarıyla zamanların ötesinde

Bacalarından ayrılık tüten köhne bir şehirde yürümeye devam eder gamzelerindeki yorgun güllerle En çok kendine kızar giderken sol yanını yoklar arada bir… Koca yürekli bir adamın izini sürer yorumsuz Taze gülfidanları eker adımlarının değdiği yere Özlemli gözyaşlarıyla sular dağlara taşlara vurur hasreti güne geceye yazar Solgun anıları kanarken; adressiz son mektuplardan okur satırlarda yanan iadesiz taahhütsüz sevdaları

Her rüzgâr incitir biraz ve içinde saklı kalan hayatla “o” bir sonbahardır Güne geceye yazarken özlemi bir isyan ezgisiyle bakar nemli gözleri Gurbetkar nazlı bir umut filizlenir düşlerde Duyulmayan bir çığlık yankılanır yüreğin iç kıvrımlarında Ağlayan bir sevdanın elleri duaya durur Doğmayan bir güneş uzanmak ister güne susar ve gider gecenin mateminde ardına bakmadan Yorgun bir gözyaşıdır unutulmuş kirpiklerden akan yürekte çözülmüş bir sevdanın damlalarıdır gözyaşları

Hüzünlü bir şehrin kenar mahallesinin çıkmaz sokağında bir sessiz filmdir terk ediş Gönülsüz de olsa uğrar yürek Gökleri kıskandıran tüm Leyla’lara meydan okuyan bir avazdır duyulmayan Meltemle dalgalanan eğreti perdenin arkasında görünen muamma bir sevdadır

Sıradaki hüzünler bir bir dolar yüreğe Son’a yaklaşan bir gecedir şiirler Bir aşk can bulurken mavi masallarda gerçekler karanlık zindanlara mahkûm edilir Ölüme yürür koca yürekli bir adam Bilir yolun sonunu Genç kadın ağlayarak kapanır tozlu topraklı ayaklarınaHer kapanışında dudaklarıyla siler adam Eylül’ün billur dereler gibi çağlayan gözyaşlarını

Her damla avuç avuç hayat olurken
Gözlerinden usulca akar kan
Yok yok yalan değil hayattır akan
Yıldız gibi kayan koca yürekli bir adam

Kanayan güller bırakır usulca adam gözlerinin içi gülümseyen Eylül’ün kucağına Bir sonbahar akşamı eğilir saçlarının arasından kadının tatlı sözlerine yas’lı gözlerine dokunur ve kulağına fısıldar:

“Ben olmasam da sen yaz her satırın bir nefestir bana”

Tebessüm halindedir yanaklarındaki yaşlarıyla kadın:

“Canım yanıyor” der

“Sen yoksan mutluluk çok uzağımda Ne olur acılarını kapının dibindeki paspasın altına it ve sadece “biz”i al… İki yürek cennetin yollarına koyulalım Gece şahidimiz gündüz şahidimiz… Avuç içlerinde soluklanırken hüzünlerim sar beni öpüşlerinle… Mutluluğa uzanalım Ufuklarda adlarımız rüzgârın koynunda çalınan şarkımızla sonsuzluğa karışalım sevgili Ne olur gitmeömrümüzü birbirine katıp birlikte ölelim”

Koca yürekli adam susar yabancı bir güz düşer aklına

Karanlığı soyunur gece bir “an” ve o an hiç yaşanmamıştır aslında Ayrılığın nişanıdır fondaki müzik ki “başladığı gibi biter”… Hüzün şehrindeki taş duvarlar yıkılır yüreği hasret kaplarken Ayrılık şarkıları çalmaya başlar rüzgâr yüreği kahredici bir hüzün kaplar Yaşanmamış bir sevdanın üçüncü tekil şâhısı olmanın anlatılmaz derdiyle bir çığlık çizgisinde düşmeden yürümeye çalışır genç kadın

Birlikte mutluluğun resmini yapmak istedikçe renklerin cümlesi ayaklanır Siyah bir matemdir çerçevelere dökülen Yakılır resimler özlemle Sisli bir hayaldir yaşanan gecikmeli masum bir tebessüm uğruna serilen bir geçmişe gülüm/ser…

Rüzgâr yine hoyratça incitir bülbül güle hasret döner altın kafese Simsiyah bir zemheri giyinir ağıtlar yakan sevda Elinden akıp gider mavi düşler Göçmen bir sevdadır anlaşılamayan Umudu kurda kuşa yem olur Zamansız bir depremle yalnızlık sarar genç kadını… Kor ateşlerde sonsuz bir kâbus yaralarken elleri kanar sevdanın Cesaretini toplar suskunluğun bitimlerinde ve sevdaya yenilmişliğini kabullenir

Her satır bir nefes ise
Acılara gülümser cümleler
Güller salınır tatlı nağmelerle
Tam yakın olurken mesafeler
Satırlarda yanar sevda alfabesi
Ayrılık tüter…
 
Geri