-
- Katılım
- Ekim 30, 2014
-
- Mesajlar
- 41,184
-
- Tepkime puanı
- 18,666
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Kapadokya

CENNETİN KAPISI (1980)
(Heaven’s Gate)
Micheal Cimino’nun 5 Oscar kazanan ‘Avcı’dan (The Deer Hunter) sonraki ilk projesiydi. Cimino, 1890’lı yıllarda geçen ve tarihsel olayları temel alan western türündeki filmini büyük bir özenle çekti. Her sahneyi en az 50 kez çekiyor, gökyüzündeki bulutlar istediği gibi olmazsa çekimi durdurabiliyordu. Bütçeyi ve çekim için öngörülen süreyi aşmaktan çekinmedi. İlk gösterime girdiğinde süresi yaklaşık 4 saatti. Bir hafta sonra tepkiler üzerine 149 dakikaya indirildi ama sonuç değişmedi. 44 milyon dolarlık film sadece 3.5 milyon dolar hasılat getirerek yapımcı United Artists şirketini krize sürükledi ve el değiştirmesine neden oldu. ‘Oscar’a aday olur’ diye tahmin yürütülen ‘Heaven’s Gate’, adını en kötü filmlerin değerlendirildiği Altın Ahududu ödüllerinde duyurabildi. En az bir 20 yıl boyunca, hayal kırıklığına yol açan birçok film ‘İşte yeni Heaven’s Gate’ diye anıldı. Time dergisinin 1999’da yaptığı ‘20nci yüzyılın en kötü 100 fikri’ listesine girdi. Ne var ki, 2012’de New York Film Festivali’nde yönetmenin yaptığı yeni kurgusunun bazı eleştirmenler tarafından beğenildiğini belirtelim.
ÖRDEK HOWARD (1986)
(Howard the Duck)
Howard the Duck adlı Marvel Comics kahramanının sinemaya uyarlanan ilk filmiydi. Yapımcıları arasında George Lucas’ın olması beklentileri yükseltiyordu. Oyuncu kadrosunda Lea Thompson, Jeffrey Jones ve Tim Robbins gibi dönemin ünlü isimleri vardı. Başlangıçta bir animasyon olması planlanıyordu ama kontratta yer alan bir madde yüzünden bu fikirden vazgeçildi. Sorunlu bir yapım süreci ve felaketi önceden haber veren test gösterimlerinin ardından gösterime giren film hem gişede çöktü hem de ağır eleştiriler aldı. Filme adını veren ördeğin beyazperdedeki görünümü ve ifadesizliği nedeniyle bazı eleştirmenler filmin gişedeki başarısızlığını animasyondan vazgeçilmesine bağladılar ve mizah anlayışını hiç beğenmediler. 7 dalda Altın Ahududu ödüllerine aday olan ‘Howard The Duck’, yıllar içinde sinema tarihinin en ünlü kötü filmlerinden biri olarak kuşaktan kuşağa ismini yaşatmasını bildi. Öyle ki, bugün adını kült film olarak ananlar bile var.

ISHTAR (1987)
Elaine May’in yazıp yönettiği film, Bing Crosby ve Bob Hope’un 1940 ile 1962 arasında oynadığı ‘Road to…’ diye bilinen 7 filmlik serisinnden esinlenen bir komedi maceraydı. Film, Warren Beatty ve Dustin Hoffman’ın canlandırdığı iki yeteneksiz şarkıcının yeni iş bulmak için Fas’a yaptığı yolculuğu anlatıyordu. Çöldeki sorunlar nedeniyle birçok çekimin tekrar edilmesi, 30 milyon dolarlık bütçeyi 55 milyona kadar çıkardı. Gösterime girdiğinde gişelerde toplam 14.4 milyon dolarlık hasılatıyla yapımcılarını büyük hayal kırıklığına uğrattı. Eleştirmenlerin çoğu filmin karşısındaydı. ‘Ishtar’ kısa sürede gişelerdeki başarısızlığı ve ‘kötü film’ olmasıyla adını duyurdu; en kötü filmler listelerinin gediklisi haline geldi. Yıllar içinde aykırı sesler de çıktı. Martin Scorsese, Quentin Tarantino ve Edgar Wright gibi yönetmenler, filmi sevdiklerini söylediler. Filmi savunanlar, yapımcıları filme inanmamak ve Elaine May’i yalnız bırakmakla suçladılar. Gişe başarısızlığını ise setteki sorunlar ve anlaşmazlıkların sürekli medyaya yansımasına bağladılar. ‘Kötü olduğunu söyleyen herkes ‘Ishtar’ı seyretseydi, şimdi zengin olmuştum’ diyen Elaine May 2016’ya kadar bir daha yönetmenlik yapmadı.

SUPERMAN IV: THE QUEST FOR PEACE (1987)
1978’deki ilk ‘Superman’ filmi çağdaş süper kahraman filmlerinin öncüsü kabul edilir. Serinin ikinci ve üçüncü filmleri de kötü değildir. Hatta Richard Lester imzalı üçüncü filmin çok hayranı vardır. Ama dördüncü filme geldiğimizde her şey bir anda değişir. Hikâye yetersiz, senaryo çok zayıf, oyunculuklar özensizdir. En kötüsü özel efektler tatmin edici olmaktan çok uzaktır. Film gösterime girdiğinde çok ağır eleştiriler alır ve gişede aradığını bulamaz. 8. Altın Ahududu Ödülleri’ne en kötü özel efektler ve yardımcı kadın oyuncu (Mariel Hemingway) dalında aday olan film, sonraki yıllarda gelmiş geçmiş en kötü film listelerinde sıkça karşımıza çıkar. Christopher Reeve’in Superman’i son kez canlandırdığı filmdir… Filmde Nükleer Adam karakterinde Mark Pillow’un oynadığını da belirtelim.

STRİPTİZ (1996)
(Striptease)
1990’lı yılların en çok dalga geçilen ve aşağılanan Hollywood filmlerinden biriydi. Henüz sosyal medya çağının başlamadığı bir dönemdi. Günlük gazeteler ve televizyondaki yorumcuların ağır eleştirileriyle başlayan, haftalık ve aylık yayın organlarında zirveye çıkan ‘filmi gömme’ süreci çeşitli vesilelerle yıl sonuna kadar devam etti. Film, yönetmen, senaryo, kadın oyuncu dalları dahil ‘kazandığı’ 6 Altın Ahududu ödülü ise tam bir zirve olmuştu. Carl Hiaasen’in bir romanından uyarlanan Andrew Bergman’ın yönettiği filmin en çok tepki toplayan yanı içi boş bir ticari formül filmi olmasıydı. Demi Moore’un kızının velayetini almak için striptizci olduğu filmde Burt Reynolds ve Armand Assante gibi isimler de oynuyordu. Eleştirmenlerin yerden yere vurmasına rağmen tanıtıma yatırım yapmaktan hiç kaçınmayan yapımcılar, özellikle ABD dışından gelen hasılatla gişelerde istedikleri sonucu almayı başardılar.
BATMAN & ROBIN (1997)
Tim Burton’ın yönettiği 1989 ve 1992 tarihli ilk iki Batman filmi, sadece hayranlardan değil eleştirmenlerden de çok olumlu tepkiler almıştı. Serinin Joel Schumacher tarafından yönetilen üçüncü filmi ‘Batman Forever’ ise vasat ve orta halli bulunmuş, genel yaklaşım pek beğenilmemişti. Ama gişe sonuçları çok parlak olunca, yapımcılar eleştirileri boş verip Schumacher’e dördüncü bir film daha ısmarladılar ve yıldızlarla dolu bir kadro kurdular: George Clooney (Batman),Arnold Schwarzenegger (Mr. Freeze),Uma Thurman (Poison Iyy),Chris O’Donnell (Robin),Alicia Silverstone (Batgirl) gibi isimler yapımcıların gişedeki beklentilerini yükseltiyordu… Sonuçta istedikleri oldu, film özellikle ABD dışında yaptığı hasılatla kâra geçti. Ne var ki, başta ABD olmak üzere öylesine ağır eleştiriler aldı ve filmle öylesine çok dalga geçildi ki sinemadaki ‘Batman’ markasını 8 yıl sürecek bir ‘dinlenme’ye almak zorunda kaldılar. Hayranları ve eleştirmenleri en çok kızdıran nokta, Schumacher’in Batman’i ciddiyetsiz, gösterişli bir şova çevirmesiydi. Yıllar sonra 2005’te çıkan DVD’de Schumacher’in hayranlardan özür dilemesi ise nadir görülen bir tavırdı.

TATLI SERT (1998)
(The Avengers)
1970’li yıllarda tek kanallı TRT döneminde Türkiye’de ‘Tatlı Sert’ adıyla gösterilen ‘The Avengers’, 1960’lı yılların en sevilen İngiliz dizilerinden biriydi. Kendine özgü görsel atmosferi, oyuncuları ve hikâyeleriyle bugün bile hâlâ kült niteliğini taşıyan bu dizinin film uyarlaması, başta İngiltere olmak üzere merakla bekleniyordu. Jeremiah S. Chechik’in yönettiği filmde başrolleri Ralph Fiennes, Uma Thurman ve Sean Connery paylaşıyordu. Yapımcıların test gösterimlerinden sonra filme fazlasıyla müdahale etmelerinin duyulması ve basın gösterisi yapmamaları, filmin tanıtımına negatif etki yapan faktörlerdi. Asıl yıkım ise gösterine girdikten sonra geldi, başta İngiliz eleştirmenler olmak üzere filme çok ağır tepkiler geldi. Yapımcılar için en kötüsü gişedeki başarısızlıktı… İngiliz ve ABD eleştirmenlerinin verdiği puanların ortalamasını temel alan Metacritic sitesinde filmin notunun 100 üzerinden 12 olduğunu belirtelim.

BATTLEFIELD EARTH (2000)
Scientology tarikatının kurucusu L. Ron Hubbard’ın 1982’de yayımlanan romanından sinemaya uyarlanan film, 1000 yıldır dünyayı yöneten Psychlos adlı uzaylı yaratıklara karşı gerçekleştirilen bir isyanı anlatır. Scientology tarikatından olan John Travolta’nın yıllardır gerçekleştirmek istediği projedir. Büyük stüdyoların dahil olmak istemediği proje, bağımsız bir yapım evi olan Franchise Pictures tarafından hayata geçirilir. Travolta’nın milyonlarca dolar para koyduğu filme en büyük yatırımı bir Alman dağıtım şirketi yapar. Travolta romanın iki ayrı film olması konusunda ısrarcıdır ama ikinci film ne yazık ki hiçbir zaman çekilemez. Çünkü Barry Pepper ve Forest Whitaker gibi oyuncuların da rol aldığı ‘Battlefield Earth’, gişelerde büyük bir başarısızlığa uğrar. Pazarlama bütçesiyle yaklaşık 93 milyon dolara mal olan ‘Battlefield Earth’, dünya genelinde 29.7 milyon dolar hasılat yaparak büyük zarar eder. Eleştirmenler filmin hiçbir yanını beğenmezler. Sadece senaryoyu ve oyunculukları değil; görüntü yönetimi, prodüksiyon tasarımı, özel efektler ve müziği de eleştirirler. Seyirci sayısının ilk 3 günden sonra aniden düşmesi, fısıltı gazetesinin filmin aleyhine çalıştığının açık bir kanıtıdır. 8 Altın Ahududu birden kazanır ve 2010’da son 10 yılın en kötü filmi seçilir. Yapımcı Franchise Pictures 2007’de iflasını ilan eder… Pepper ve Whitaker, filmde yer aldıkları için pişmanlıklarını dile getirirken, senaryo yazarı seyircilerden özür diler.

CATWOMAN (2004)
Batman filmlerinden aşina olduğumuz Catwoman / Selina Kyle’dan esinlenen Patience Phillips adlı bir süper kahramanın öyküsünü anlatan filmin sorunları senaryo aşamasında başlar. Senaryoda toplam 28 yazarın birden katkısı olması, yapımcıların kafa karışıklığını yansıtan bir veridir… Karakterin resimli romanla isim benzerliği dışında neredeyse hiçbir bağı olmaması da dikkat çekicidir. Pitof’un yönettiği filmde başlıca rolleri Halle Berry, Sharon Stone ve Benjamin Bratt üstlenir. Vizyona girdiğinde eleştirmenler filmi yerden yere vurur, neredeyse aşağılama yarışına girerler. ‘Tüm zamanların en kötü süper kahraman filmi’ diye yazanların yanı sıra ‘Yapılmış en kötü film’ diyen de çıkar… Gişelerde de işler pek yolunda gitmez. Bütçesi 100 milyon doları bulan film, dünya genelinde 82 milyon dolar hasılatın ötesine geçemez. ‘Catwoman’ Altın Ahududu Ödüllerinde film, yönetmen, senaryo ve kadın oyuncu kategorilerinde ‘en kötü’ seçilir. Ödülünü almak için törene katılan Halle Berry, kendisini ‘bu rezil filme dahil ettiği’ için önce Warner Bros’a teşekkür eder.

CATS (2019)
İlk kez 1981 yılında Londra'da seyirci karşısına çıkan ve en uzun süre sahnelenen müzikaller arasında üst sıralarda yer alan ‘Cats’in sinema uyarlamasının bu listede yer alacağını kim tahmin edebilirdi ki? Tiyatro sahnelerinde tutmuş bir projenin sinemada başarısız olması zordu. Üstelik kadro şahaneydi. Yıldız isimleri bir araya getiren yapımcılar, yönetmenliği de müzikal tecrübesi olan Oscar’lı Tom Hooper’a teslim ettiler. Ama sonuç hiç beklenmediği kadar kötü oldu. Tiyatro sahnesinde seyircileri hiç rahatsız etmeyen ‘kedi kılığına girmiş oyuncu’ fikri sinemada tuhaf şekilde rahatsız ediciydi. Daha da kötüsü, “kedi kılığına girmiş” oyuncularla arka fon arasındaki orantı sorununun tam anlamıyla çözülemediği görülüyordu. Kaldı ki, orantılar tutsa bile her koşulda inandırıcı olamayan, kafa karıştırıcı bir durum vardı. Özetle, tiyatro sahnesinde çok iyi işleyen “kedi kılığındaki oyuncu” fikri sinemada hiçbir şekilde işlemiyordu. Jennifer Hudson, Idris Elba, Judy Dench, Ian McKellen gibi tecrübeli oyuncuları veya Taylor Swift gibi bir pop starını o halde görmek seyirciyi filmden koparıyordu. Eleştirmenler bir yana Imdb’de seyirci notu en düşük filmlerden biri olduğunu unutmamak gerek. 95 milyon dolarlık bütçesi olan ‘Cats’in gişe hasılatı da 73.8 milyon doları geçemedi.
alıntı