Sevdanın rengi olur mu? Olur! hemde kırmızı kan kırmızı olur. Benim sevdam gibi.. ateş gibi yakıyor ruhumu, bedenimi, tüm benliğimi
Hasretin rengi olur mu? Olur! hemde siyah gece kadar siyah olur. Benim hasretim gibi... geceleri yorgan niyetine sarılırım tüm saflığımla..
Pişmanlığın rengi olur mu? Olur! hemde kurşuni kurşun kadar ağır olur. Benim sevdamı söyleyemediğim, bunun için her gün öldüğüm gibi..
Aşk ne garip bir zevktir acı çekersin ama vazgeçmezsin ayrı bir tat alırsın özlemekten beklemekten radyoda çalan derin şarkıları dinlerken of çekmekten...her an onu düşünmekten, onu sahiplenmekten, herkesi ona benzetmekten, yerine kimseyi koyamamaktan, sebepsiz yere ağlamaktan, boş kağıdı dalgın dalgın karalamaktan, çatacak yer ararsın için içine sığmaz hep bir yarın ek******. Tıpkı benim gibi...
Neden çıktın karşıma sanki Levent! ben öyle mutluydum ki sakin bir hayatım dingin bir yüreğim vardı okuduğumu anlar hayata pembe bakardım ama şimdi...
Ilık bir bahar günü başladı herşey; üniversiteyi yeni kazanmıştım içim kıpır kıpır ellerimde kitaplar okula gidiyordum çok yabancıydı yaşadıklarım herşeyden önce ikinci öğretimdi dersler 17.30’da başlıyordu herkes evine giderken ben okula gidiyordum. Sınıfa ilk girdiğimde gördüklerim hiç hoşuma gitmemişti sınıfın hemen hemen hepsi kız öğrenciydi bu kadar da olmazki derken sınıftan içeri hoş çok hoş bir delikanlı girdi aman Allah’ım kalakalmıştım sanki bütün dünya durmuş bir tek benim kalbim güm güm atıyordu. Kimdi bu yarabbim şansım ilk defa yüzüme gülüyor benim olduğum sınıfta yakışıklı bir erkek ders alıyordu şansım dönüyormuydu ne? Ders başlayınca sınıfta bir tanışma seremonisi başladı herkes kısa kısa kendini tanıtıyordu sıra ona gelmişti benim yıldız gözlüme adı Levent’ti İzmitliydi Hereke’den 1976 doğumluydu aah ah konuşması hiç bitmesin diye dualar ettim daha çok şey öğrenebilmek için deliriyordum. Bütün gece uyumadım hayaller kurdum o prens oluyor beni dansa kaldırıyordu rüyalarımda Türk filmi gibi yani. Her anım o olmuştu sabahları güne Levent seni seviyorum diye başlıyordum. Ondan bir gülümseme bir söz duyabilmek için gözlerinin içine bakıyordum ama yok nafile beni görmüyordu bile tabi görmez dedim ya sınıf kız kaynıyor diye herkes etrafında pervane ahh eşşek kafam bi yanına gidebilsem cesaretimi toplayıp Levent nasılsın? Diyebilsem ama nerdeeee....
Günler günleri kovaladı aylar ayları ben hergün hiç üşenmeden ona şiirler yazdım hemde hiç aksatmadan hemde bütün kalbimle
Bir kere baksan yüzüme yıldız gözlüm
Sensiz nasıl da biçare yaralı gönlüm
Dağılmışım yıkılmışım aşkınla
Bir gülsen bana ölürüm ay yüzlüm
Bütün günümü Başak burcunu incelemekle haritalardan hereke’yi aklıma çizmekle geçiriyordum. Havalar kararıpta dersler başlayınca çaktırmadan onu izliyordum Allah’ım ben nasıl bu kadar yanmış nasıl bu kadar tutulmuştum. Bir cesaret Allahım bana bir cesaret ver diyordum ama yüzüne bakınca siliniyordu herşey unutuyordum bütün kelimeleri sesim çıkmaz oluyordu eski şen neşeli kıpır kıpır kız yoktu artık arkadaşlarımda anlıyorlardı durumu da yapacak bir şey yoktu karasevda dedikleri şeydi bendeki onun gözüne güzel görünmek için makyaj bile yapmaya başlamıştım gerçi beceremiyordum ama belki daha güzel olurum diye yapıyordum işte ama o yok görmüyordu beni belki görüyorda o da birşey söyleyemiyordu bana züürt tesellisi seninki diyebilirsiniz belkide..
Sonunda okullar kapandı benim aşkım daha da büyüdü ama o artık yoktu işim Allah’a kalmıştı yine sonra bir gece uykumdan çok garip bir hisle uyandım ter içindeydim Levent’i görmüştüm rüyamda bende seni sevdim diyordu sana gelebilmek için çok uğraşıyorum ama herşey üzerime geliyor diyordu. Hava çok sıcaktı hemde çok sıcak balkon kapısını açmak için kapıya gidiyordum ki sallanmaya başladım heryer sallanıyordu durmadan sallanıyordu bağırmaya çalışıyordum olmuyordu sallantı bitmiyordu gözümün önüne Levent geliyordu tut ellerimi bırakma diyordu ama tutamıyordum ayakta bile duramıyordum ki....Evet tarih 02 Ağustos 1999’du o zalim depremin olduğu gün olayın vehametini televizyondan öğrendim hemde hiç kıpırdamadan. Spiker merkez üssü Adapazarı diyordu yani İzmit yani Yıldız gözlümün yaşadığı yer içimden kopanları dilimdeki o garip metalik geçmek bilmeyen tadı ve titreyen bedenime hakim olamadığım günü hiç unutmuyorum 2 Ağustos 1999.
Ondan bir haber alabilmek için bütün imkanları zorladım bütün arkadaşlarıma sordum ama yok haber yoktu ondan. Sanki tarihte hiç olmamıştı bütün yaşadıklarım bir hayaldi bir siluetten ibaretti herşey.. Umudumu kaybetmiştim kendime kızıyor kızıyor hıncımı alamıyor tekrar kızıyordum ne vardı sanki ona sevdiğimi söyleyebilseydim onu bir kez olsun son birkez olsun görebilseydim ertelemeseydim sevdamı haykırsaydım doyasıya varsın beni alaya alsın varsın gülsün geçsindi ama bilsindi sevdiğimi nasıl yandığımı tutuştuğumu...
Ona o yanımdayken söyleyemedim şimdi burdan söylüyorum aradan 6-7 yıl geçti hala kimseyi sevemedim yerine kimseyi koyamadım LEVENT SENİ SEVİYORUM ÖLÜRCESİNE ben o gün öldüm seninle öldüm sensiz öldüm artık gelsende farketmez karşıma çıksanda farketmez şimdi bir gül koyuyorum anılarımın mezarlığına senin için benim için birde hiç yaşanmamış sevdam için ona iyi bak olurmu? gözyaşlarımla büyüttüğüm gülüme iyi bak!