… Son bıraktığımız zamandan bu zamana kadar 2 sene geçmiştir. Yusuf 30 yaşında bir birey olup iş hayatına atılmıştır. Okul çağlarından beri bilgisayarla haşır neşir oluğu için konuda uzman sayılacak kadar bilgi sahibidir ve bir IT firmasında ağ destek uzmanıdır. Hayatında köklü değişiklikler olmamıştır. Arkadaşları yanındadır, her sabah erken kalkıp parkta Altan ile sohbet eder, geceleri düşünür, haberlerde çıkan haberlere sinirlenir, kendi kendini yer, ters giden olaylara müdahale edemediği için içerlenir, kızar. Zeynep adını ağzına almaz, zaten almasına da gerek yoktur. Zeynep hala onun ağzında değil kalbindedir!
Y: Nerdesin oğlum saat kaç oldu?
Altan: Abi çok soğuktu dün gece geç yattım sabah kalkamadım malum. Hayırdır bir şey mi oldu ki?
Y: Bir şey yok, biliyorsun ki her sabah uğruyorum. Gel de gömelim şu açmaları hadi.
A: Abi her sabah yük oluyor ama, yıllardır.
Y: Ne yükü lan. Bana da arkadaş oluyorsun işte, yalnız yiyip ne yapacağım.
A: Geçen gece bir olay olmuş?
Y: Kim oğlum bu mahallenin gazetesi? Hemen duyulmuş.
A: Bana bakkaldakiler anlattı. Ne oldu ki?
Y: Bir şey yok, birkaç tane kendini bilmez taksiciye saldırıyordu. Delikanlılar ya, adam tek başına. Bende müdahale ettim.
A: Hiç sorgu sual yapmadan girdi aralarına dediler.
Y: Onlar o adama sormuşlar mıdır sence ?
A: O da doğru. Senin kavga edişine hayranım zaten.
Y: Bitek onamı? Hem nerde gördün ulan benim kavga edişimi?
A: Geçen sene şu yukarda ki kafenin sahiplerine…
Y: E ben ne yapabilirim? 3 kişiler diye eyvallah mı diyecektik?
A: Yok demeseydin ama 3 ünü de aynı anda dövmeseydin keşke. Madara oldular.
Y: Gaz verme ulan bana, gaz verme. Hadi ben yavaştan gider, iş var maalesef.
A: Tamam abi, kolay gele.
… Bu mahallede sabah ayrı bir güzel oluyor, kimse yok. Olanlarda kafası önde işe gidenler. Durağa kadar yürüdüğüm şu yol huzur veriyor bana. Bu yolda olmasa afyonum patlamaz zaten. Altan iyice uyuşturuyor beni. Adam da ne yapsın? Senelerdir yaşadığı hayat önümde işte. İnşaatlarda yaşıyor adam, onun yerinde başkası olsa bırak gülmeyi cümle dahi kurmaz. Özgür’e söylesekte aslında onun orada bir gece bekçiliği falan olsa, hem yatacak yeri de olur…
Ali: Yusuf reis günaydın.
Y: Oğlum deme bana şöyle şeyler! Günaydın.
A: Nasılsın abi?
Y: Sağ ol. Nedir durum? O zibidilerle var mı hala sorun?
A: Yok abi. Sen devreye girince Yusuf’u tanıyorsan bizle bir problemin olmaz falan diye ayak yaptılar.
Y: Onlar beni bilir. Onların orada birkaç olay yaşandı, oradan bilirler adımı. Ama sen yinede çok içli dışlı olma. Tedbirli ol.
A: Tamam abi. Sen ne diyorsan o.
Y: Hadi işine bak.
… Biz yapamadık kardeşlerimiz yapsın. Adam nişanlısını eve bırakıyor mahallede önünü kesiyorlar. Sen kimsin? Kızı nerden tanıyorsun falan filan. Neyse ki biliyorlardı beni problem olmadan çözülmüş sevindim.
Y: Günaydın.
Cem: Abi günaydın. Hayranım senin şu giyinme tarzına.
Y: Ne ayak? Kesi sorun var.
C: Abi sistem göçmüş şu yeni iş merkezinin, bende beceremedim.
Y: Hallederiz. Var mı başka bir şey?
C: Şu an yok.
Y: Daha sonra olursa da bana söyleme.
C: Neden abi?
Y: Şaka lan. Hallederiz, sıkıntı yok.
… Ee? Bu sistem tam kurulmamış ki çöksün. Bir arayalım bakalım.
Y: Günaydın! Ben sistem operatörlerinden Yusuf . sanırım bir problem yaşamışsınız önce telefonla çözmeye çalışalım olmazsa arkadaşları yönlendireyim ben.
Adam: Sabahtan beri sizi bekliyoruz biz! Nasıl sistem bu daha kullanamadık bile.
Y: Sorumlusu benim bende işe yeni geldim.
A: Yok mu nöbetçi birisi koca şirkette.
Y: Bu şekilde devam edecekse halledemeyeceğiz. Siz bir bakar mısınız yeşil ışık yanıyor mu acaba?
A: Önünde mi?
Y: Evet zaten 1 tane ışık mevcut.
A: Yanıyor.
Y: Şimdi onun yanındaki butona basılı tutun. Yeşil ışık kırmızı olup tekrar yeşile dönecek. Yeşile dönmeden elinizi çekmeyin.
A: Tamam yaptım.
Y: Sisteminiz açıldı ben buradan görebiliyorum. Kolay gelsin.
A: Bu kadar basitse dünden beri neden yapmadınız.
Y: Yardımcı olacağım başka bir şey varsa dinliyorum. Yoksa iyi günler dilerim.
… Saat geçmek biliyor bugün nihayet yemek paydosu oldu. Ne yesek ki bu günde.
Y: Ne yiyelim koç?
Cem: Bilmem ki hiç abi. Ne dersen uyar bana.
Y: Nohut pilav yiyelim mi, seyyar pilavcıdan?
C: Olur abi.
… Neredeydi bu adamın yeri her seferinde yanlış yerden giriyorum deli oldum. Kaldırdılar mı aca… heh buldum.
Y: Usta Selam.
Pilavcı: Selam abi, buyur.
Y: Bana bol nohutlu doldur abi, sen ne yiyorsun lan.
C: Abi aynısı. Birde ayran.
Y: Ayran içme, adam duymasında açık ayran bunlardaki güven olmaz.
C: Abi pilav kapalı pilav mı?
Y: Dayak yer misin sen? Boş ver pilavı.
C: Tamam abi ayran yok.
Y: Yen ne yaptın? Gidebildin mi kardeşinin yanına?
C: Yok abi nereye gidiyorsun? Paramı var?
Y: Bir şekilde ayarlayalım git. Bekler … dur telefon.
Y: Söyle Özgür’üm.
Ö: Nerdesin?
Y: Yemek yiyoruz şirketten bir arkadaşla. Hayırdır?
Ö: Akşam benim evdeyiz unutma diye aradım.
Y: Bunak mıyım lan ben? Geleceğim işten çıkınca. Görüşürüz.
… Herkes çıktı gitti işten şuraya bak saat kaç oldu hala buradayız. Adam da aramadı gitti. Alt tarafı bir telefon edip sorun yok diyecek bende çıkıp gideceğim. Saat kaç oldu abi ben gidiyorum ararsa da arar artık, Özgür gönül koyar şimdi bana. Montum nerde ki? Ulan bu Cem yine nereye sokuşturdu montumu. Bir şey unuttuk mu? Mont burada, telefon, cüzdan… Tamamdır. Daha fazla geç kalmadan taksiyle gideyim Özgür’ün suratı hiç çekilmez yoksa. Şansa bakar mısın normalde saatlerce beklersin kapının önünde taksi var.
Y: Usta iyi geceler.
Taksici: İyi geceler delikanlı, buyur.
Y: Nişantaşı’na gideceğiz usta.
T: Gidelim delikanlı. Radyo rahatsız etmiyor değil mi?
Y: yok abi keyfine bak.
T: Ben genelde geceleri çalıştığım için dinlerim radyo. Bu frekanstan başkasını da dinlemem. Geceleri çıkan bi adam var çok komik Serdar diye. Yolda iyi geliyor.
Y: Biliyorum, gece çalıştığım zaman bende bazen dinlerim.
T: O kadar lafı nerden buluyor anlamıyorum.
Y: Ee abi, oda onun mesleği. Nerelisin sen?
T: Göçmenim ben. Bıraktık geldik zamanında tası tarağı, burada geçim derdindeyiz. Benim asıl işim bu değil.
Y: Nedir abi asıl işin?
T: Boş ver söylesem de inanmazsın. 2 tane çocuk okutuyorum ben ellerinden öper.
Y: Yok abi ben o kadar yaşlı mıyım?
T: Benimkiler çok ufak, o yüzden dedim. Bak torpidoda resimleri var, surdan bak.
Y: Nerede? Lan!... Laaaan!
… Ahh! Başım, gözlerim. Ne oluyor lan? Nerdeyim ben? Ellerim, ellerim bağlı. Ayaklarım da. O şerefsiz bir şey yaptı bana, yaptı da hatırlamıyorum. Ulan neresi burası bulanık görüyorum, başımda çatlıyor. Organ mafyası falan mı acaba? Yok ama öyle olsa uyandığımda bir yerlerim yok olurdu, yada uyanamazdım. Dur, dur, dur! Bir sakin ol, mantıklı düşün. Çok soğuk burası. Ellerim kollarım neden bağlı? Hiç seste gelmiyor. Kimse yokmu! Kimse yokmuu! Laaan! Kimsiniz lan siz? Karşıma çıkın benim. Ellerimi çözün. Karşımda durun lan! Delikanlıysanız gösterin lan kendinizi.
Adam: Uyandın mı?
Y: Sen kimsin? Göster kendini!
A: Bağırma, korkmada. Seni öldürecek değiliz, zaten istesek yapardık.
Y: Lan ben gözümün gördüğü hiç bir şeyden korkmam!
A: E beni göremiyorsun ama.
Y: Göster kendini, nerdesin kimsin ben neden buradayım?
A: Dur önce şu gözlerini halledelim. Bizimkiler gazı biraz fazla sıkmış, bünyen kuvvetli normal doz ile bayılmamışsın. Gözüne de gelmiş.
Y: Delikanlısınız ya gaz sıkıp bayıltırsınız sonrada elini kolunu bağlarsınız adamın. Beni zaten başka türlü alamazdınız. Kralınızın gücü yetmezdi.
A: Biliyorum, bana kendini anlatma. Zaten o yüzden buradasın. Şu gözlerine bir bakalım.
Y: Dokunma bana!
A: Ellerini ayaklarını bağlamamızın sebebi uyanınca kaçmaya çalışma diye, bir şey yapacağımızdan değil. Şimdi çözüyorum ellerini. Şu tüpü tut bunu suratına doğru götür kokla, gözlerine tut bu iyi gelir birkaç dakikaya bir şeyin kalmayacak. Ayaklarını da çözüyorum. Rahat ol, gerilme. Sana ancak bu şekilde ulaşabildik. Yine söylüyorum bir şey yapacak olsaydık o taksinin içinde yapardık.
Y: Kimsin sen?
A: Elin yüzün açılsın konuşuruz. Sen şu tüpü tut gözlerine.
Y: Neden senin dediğini yapayım?
A: Yoksa canın yanacak. Baş ağrını alır, gözlerine de iyi gelir.
Y: Neden buradayım? Ne istiyorsun benden.
A: Öğreneceksin. Biraz daha iyimi gözlerin?
Y: Biraz daha net görüyorum şu an.
A: Bak gördün mü kötülüğünü istemiyorum.
Y: Beni neden kaçırdın?
A: Kaçırmadım. Sadece görüşmek istedim, getirin dedim.
Y: Çağırsaydın gelirdim. Ben korkmam.
A: Sana dedim ya, korkmadığını bildiğim için buradasın.
Y: Net görüyorum şimdi. Düzeldi.
A: Evet Yusuf Yılmazçelik! Şimdi uzun zamandır seninle beraber birkaç kişiyi daha gözlemledim. Tahmin edebileceğinden daha uzun zamandır. Kararımı kıldım ve seni istedim.
Y: Hakkımda ne biliyorsun? Ne?
A: Senelerdir hemen hemen her sabah erken kalkıp parkta bir gençle sohbet ediyorsun, hergün aynı yoldan yürüyüp işe gidiyorsun. Ergin’le Özgür’le okuldan sonra irtibatını kopartmadın. Yan masandaki çalışma arkadaşının adı Cem. Bu gece Özgür’ün evine gitmek için o taksiye bindin. Gece genelde saat 02:00’den önce uyumuyorsun. Uyumadan önce balkondan mahalleye mutlaka en az 15 dakika bakıyorsun. Haksızlığa gelemiyorsun, haklının, garibanın yanında olmak için çabalıyorsun ama gücün yetmiyor. Sana göre paran olmadığı için her şeyini kaybediyorsun. Daha sayayım mı Aslan?
Y: Aslan?
A: Sen değil misin bu?
Y: Çok eskiden okulda derlerdi bana.
A: O zamanını bile araştırdım ben. Saçlarının arasından eğilip baksam kafandaki yarığı görebilirim. O kafandaki yarık Zeynep’ten ayrıldığın gün demire vurduğunda olan yarık değil mi?
Y: Sakın bir daha onun adını ağzına alma. Sakın!
A: O zaman inandın. Konuşabiliriz artık.
Y: Şimdi ben buradan kalkıp senin kafanı gözünü dağıtsam yada şu önümde duran çekiçle seni öldürsem ve buradan kaybolup gitsem?
A: Bunu yapmazsın.
Y: Neden?
A: Yapamazsın değil, yapmasın. Neden burada olduğunu merak ediyorsun çünkü ve korkmuyorsun. Başkası olsa korkudan canını kurtarmak için dediklerini yapar. Ama sende korku yok. Bunun farkındayım. Şimdi dinle. Burada sana söyleyeceklerimin, anlatacaklarımın hepsini işitebilmen için bir soru soracağım. Hatta anlatacağım.
Y: Neyi?
A: Kendince hep haksızlığa karşı durdun, senin istediğin hatta en çok istediğin şeyleri hep başkaları senden kuvvetli diye elde etti. Ve sen bunu içerledin, haksızlık var dedin. Gücü, kuvveti kendin için istedin ama hayallerinde hep kendin kuvvetli olduktan sonra senin gibi olanların, kendini korumaktan aciz olanların yanında olmak istedin. Bir nevi kurtarıcı olmayı hayal ettin ama olmadı. Hep bunu seslendin ama seni kimse duymadı.
Y: Ee?
A: Aslında duydum, ama emin olmam gerekti.
Y: Ne dediğini ben anlamıyorum.
A: Diyorum ki, sana bu gücü kuvveti verecek adam benim. İstediğin adam olma yolunda sana yol verecek adam benim. Ben seni seçtim. İstediklerini yapacak yüreğe sahipmisin?
Y: Sen kimsin? Adın ne senin.
A: Benim adım yok. Bu gün ben giderim yarın başkası olur. İsim önemli değil. Bana cevap ver.
Y: Körü körüne bir şeye cevap vermem ben. Tamam etkilendim her şeyimi öğrenmişsin. Ama kimsin? Necisin? Ve ben zaten emir almam.
A: Ne ben nede bir başkası sana emir verecektir. Senin emir almana zaten gerek yok. Bu kuvvete sahip olsan zaten bizim istediğimiz ve isteğimiz dışı gelişen bir çok olaya sen müdahale edeceksin. Seçilme sebeplerinden biriside bu.
Y: ne gibi olaylar.
A: Şimdi sen çok kuvvetli bir adam olsan, duysan ki başka bir kuvvetli bir kuvvetsizi eziyor zaten kendin müdahale etmezmisin.
Y: Ederim.
A: E o zaman emir almana da gerek yok. Kendi doğru bildiğini yap. Yanlış bir şey olursa zaten yoksun.
Y: Nasıl yokum?
A: Bu işin içinde de yok olursun, hayatta da yok olursun. Bana cevabını ver, aklın yetmeye başladığından beri yapmak istediğin şeylerimi yapmak istiyorsun yoksa yarın sabah iş yerine gidip bugün sistemi göçtüğü için telefonda kavga ettiğin o iş merkezindeki adamla kavga etmeyi mi?
Y: Ha o nuda biliyorsun yani.
A: Aklına gelen her şeyi biliyorum Yusuf. Cevabın nedir. Evet dersen oturduğun sandalyenin altında bir zarf var, buradan çıkınca okuyacaksın. Orada yapman gerekenler yazıyor.
Y: Ben emir almam demiştim!
A: Okuyunca emir olmadığını anlayacaksın.
Y: Hayır dersem ne olacak?
A: Takside sıktıkları gazdan yine sıkılacak. Seni merkezi bir yere bırakacaklar. Yarın bu yaşadıklarını kime anlatırsan anlat sana kimse maalesef inanmayacak. Elinde hiçbir ispatın yok, olmayacakta. Biz senin için hayal mahsulü olacağız. En yakın arkadaşların bile inanmayacak.
Y: Sana bir şey diyeyim mi?
A: Dinliyorum.
Y: Sen beni çok hafife almışsın. Bindiğim taksiden tak diye bulurum seni. Beni aldığınız taksinin plakası 34 txx 46.
A: Beni güldürme. O plakadan ancak plakanın gerçek sahibine ulaşırsın. Suçu günahı olmayan hiç bir şeyden haberi olmayan bir adamdır. O taksi sadece seni bu gece alabilmek için bir tezgahtı. Yoksa orada kapının önünde ne zaman taksi görebildin sen? Şimdi seni neden seçtiğimi kendimde daha iyi anlıyorum. Biz aynı düşünüyoruz. Ben olsam bende o saatte orada hiç taksi görmesem bindiğim taksinin plakasını mıh gibi kafama çakarım. Sende anla artık neden seni seçtiğimi.Bence sen görünce de şaşırmışsındır. Seni o saate kadar şirkette tutup taksiye bindirmek biraz uğraştırdı bizi ama. Şirketten çıkmak için birisinden telefon bekliyordun değil mi? o telefonu 3-4 gün kadar daha beklemesinler. Adam anca uyanır evine verdiğimiz uyku tozunun etkisinden.
Y: Her şey ayarlanmış yani.
A: Biz her şeyi sağlam yaparız.
Y: Siz kimsiniz peki? Kim?
A: Evet dersen siz biz kalmayacak, sormana lüzum da olmayacak.
Y: Benim bir ailem var, arkadaşlarım var, sevdiklerim var…
A: Hepsi yine yanında, bir değişiklik yok. Çok uzatmadan cevabını ver artık.
Y: Düşünme payım hiç yok mu?
A: Bu kapıdan çıktığın an her şey biter. Hayatın boyunca da bugün gördüğün kimseyi bir daha görmezsin.
Y: Zarf bumu?
A: Evet.
Y: Kabul edersem bir daha ne zaman görüşeceğiz?
A: Zarfta yazıyor.
Y: Sırf seni bir daha görmek için bu zarfı alıyorum. Ama sana neden güveneyim hala bilmiyorum.
A: Hayallerini yapmak istiyorsan, güvenmekten başka şansın yok. Bir şey yapmak istesek elin kolun bağlı karşımıza getirip sonrada salıvermezdik.
Y: Sana ne diye hitap edeceğim. Bir ismin yok mu?
A: Dediğim gibi isim uçucu görev kalıcıdır. Sen bana “dayı” de. Aslan dayısı olalım.
Y: Ne olacak şimdi?
A: Seni Merkez de bir yerde bırakacaklar, sonrası zarfta yazıyor. Kapıdan çıkınca elinde zarfı gördüklerinde gaz sıkmadan sadece gözlerini bağlayıp götürecekler seni.
Y: Peki. Gidiyorum, ama unutma ki bu işin altından bir çapan oğlu çıkarsa farenin deliğine girsen seni bulurum ve bulunca da inan ki seni tanıdığın en büyük dayın bile kurtaramaz.
A: İkinci görüşmemizi bende sabırsızlıkla beklemeye başladım şimdi.
Y: Bu kapımı?
A: Evet o kapıdan çık ışık boyu devam et.
Y: Hadi bakalım!
A: Aslan!
Y: Evet?
A: Sakın ölme he!
… Işıkları takip et dedi edelim. Etrafta sopa falanda yok ki elimize alalım. Orda birkaç kişi var sanki.
Adam1: Efendim sizi biz götüreceğiz.
Y: Siz kimsiniz?
Adam2: Bununla ilgili bilgi veremiyoruz.
A1: Arabaya binin lütfen. Gözlerinizi sıkıca bağlamamız gerekiyor.
A2: Hazır mısınız efendim?
Y: Bana ne soruyorsun koyun gibi bağlayıp koydunuz arabaya. Sizin göreviniz ne? Adınız nedir?
A1: Kesinlikle cevap veremiyoruz efendim.
Y: Bana neden efendim diyorsunuz?
A2: O zarf elinizde olduğuna göre bizim üssümüzsünüz.
Y: Ne zarfmış lan bu. Bir ben bilmiyorum içeriğini.
A2: Efendim onun içeriğini size veren ve sizin haricinizde kimse bilmez. Biz sadece zarf elinizde olduğu için görevi kabul ettiğinizi biliriz.
A1: Efendim geldik hazırsanız gözlerinizi açalım sizi bırakalım. Burası tam merkez olan bir yer.
Y: Tamam.
A1: Efendim kendinize iyi bakın.
Y: Ben sizin yüzünüzü gördüm, nasıl olacak şimdi?
A2: Bu bizim burada son görevimiz. Hemen sizden sonra bir daha hiç karşılaşmayacağımız yeni görev yerimize gideceğiz.
Y: Bir dahaki sefere fotoğraf çekilelim hatırlatın. Odama asarım.
A1: Cep telefonunuzu alın, unutmayalım.
Y: Onuda mı aldınız. Ver.
A2: kendinize iyi bakın.
… Zincirlikuyu’da bırakmışlar tamam güzel. Sote bir yer bulmalıyım hemen şu zarfın ağırlığından kurtulmak için. Mezarlığın içinde banklar vardı duruyor mu acaba hala. Evet duruyor. Bakalım neymiş bu zarf.
“ Bu yazılanları çıkarttığın zarfın iç yüzünde bir harita mevcut. Haritada belirtilen yere gitmelisin. Belirtilen yerde alacağın şey başlangıç için sana yeterli. Gideceğin yollar ıssız ve sakindir. Alacağın şey dikkat çekeceği için bu gece saat 04:00 – 05:00 arası gideceğin güzergahta hiçbir kolluk kuvveti bulunmayacaktır. Bu sebeple en geç saat 05:00 da halledip oradan çıkman gerekir. Kolay gelsin. İhtiyacın olacak. “
… Kumpas bu! Kesin bir şeyler oldu üstüme yıkacaklar, kesin. Gidilmez oraya hem de asla. Dur bakalım harita ne işmiş? Ulan bunu da yırtmadan nasıl açarız şimdi. Heh açıldı! Buraya arabasız gidilmez zaten gitsem de ama neyse ki biliyorum güzergâhı. Ama adamlar bir şey yapmak istese orada da yaparlardı. Hem ne ayak anlamadım ben adam giydiğim donun rengine kadar söyledi. Saat kaç acaba? Telefonu da kapatmışlar. Özgür! Evet Özgür. Yok lan söylemeliyim, bir hadise varsa ben yanayım çocuğun bir günahı yok. Ee, bu saate kadar nerdeydim ben? Hastane evet hastane birisi hastalandı. Yok olmaz etrafımdaki herkezi tanıyor. Dur bakalım bir arayalım da saat 02:45 olmuş zaten.
Y: Alo! Özgür.
Özgür: Nerdesin lan bu saat oldu?
Y: Sorma kardeşim, bizim mahallede bir eleman vardı evleneceği kızı vermiyorlardı, o da kaçırmış kızı. Sabahtan beri onunla uğraşıyorum.
Ö: E gelelim bizde?
Y: Yok be oğlum kötü bir şey yok. Yalnız bir sorun var.
Ö: Söyle.
Y: Eleman eşyalarını alacak evden falan araba lazım çok durumu da yok, taksi falan korkuyor adam bide abi yanımda ol diyor.
Ö: Oğlum araba sorun değil de yakma kendini herif için.
Y: Yok öyle bi çocuk değil. Ben sana doğru geliyorum acil sen anahtarı ruhsatı falan camdan at bana.
Ö: Ergin içerde uyuyor, kaldırayım bizde gelelim yalnız gitme
Y: Ulan yok sakın! Geliyorum ben anahtarı atarsın.
… Kardeşim yalan söylemeyi de hiç beceremiyorum ki, anladı mı acaba adam. Doğruyu söylesem ne olacak ki inanmazlar, ulan harita desem gitme derler. Bakmalıyım usta, bakmalıyım.
Y: At anahtarları.
Ö: Oğlum bağırma cam çerçeve açık, sessiz ol.
Y: Tamam, at hadi.
Ö: Yakala.
Y: Beni bekleme, yarın uyanınca direk senin şirkete getiririm ben arabayı.
Ö: Yemişim arabayı, merak ederim bana haber ver.
Y: Hadi eyvallah.
… Hadi hayırlısı, bakalım bizi ne bekliyor. Ulan bizimkilerde merak etmiştir diyeceğim ama özgürlerde kalacağımı biliyorlardı. Saat 03:45 biraz hızlı gitmem lazım yoksa dedikleri saatte orada olamıyacağım. Ulan bunlar arabaya ceset, bomba falan koydurup taşıtmasınlar bana. Yok be oğlum adamın yaptıklarını görmüyor musun bana ihtiyacımı var ki.
… Mevzu burada başlar usta. Yer burası ama dönüp arabayı zula bir yere koymalı ki bir durum olursa arabasız daha rahat kaçarım. Burası iyi gözükmüyor da… Nedir olay şimdi çift çatallı ağacı bul solundan ilerle kayaları görünce sağa dön, evet. Karşıdaki evin önündeki sokak lambasını görene kadar ilerle, milletin evine mi gireceğiz ki? Işığın tam çaprazında kulübenin kapsının tam karşısında bir yol var oradan devam et. Şu ağaç tan bir dal kırıp alayım da ne olur ne olmaz. İleride gözüne çarpan bir ağaç olacak. Yaprakları yeşermiş tek ağaç o ve çok büyük. Ağacın dibinde bir taş var, o taşa bir ip bağlı o ipi takip et, ipin ucunda kazma ve kürek göreceksin. Evet buldum. Şimdi tekrar ipin bağlı olduğu taşın yanına git taşı kaldır ve altını kazmaya başla. Elini çabuk tut çok derinde değil. Ulan başımıza bir gelecek var ama… Boş ver ne gele gele. Bumu lan derin olmayan. 20 dakikadır kazıyorum, aha bir şeye geldi. Ne ki bu? Çöp poşeti oğlum bu, ceset mi var içinde. Bu kağıt ne? Kağıdı görüyorsan poşetlere ulaşmışsındır, tam 5 poşet olacak hepsini al. Evet 1. Poşet 2. 3. 4. Buda 5. Tamamda ne var bunlarda? Bakmalıyım yoksa almam. Şuradan yırtarsam eğer… para lan bu! Bildiğin para. Birde not var.
“ Poşetlerin toplamında 80 milyon dolar var. Başlangıç için yeterli olacaktır. “
… Ne oluyor lan? Sakin ol! Oğlum bir sakin ol, bir dur. Tamam iyisin güzelsin tamam. Şimdi kaç git buradan, merak etme kimse seni görmedi hadi git hadi. Dur bir sakin ol, telefon, telefon nerde? Saçmalama lan salak, kimi arayacaksın? Hadi aradın ne diyeceksin? Dağ başında bir yerdeyim adamın birisi bana bir zarf verdi, zarfta harita vardı, geldim baktım 80 milyon dolar buldum. Seni akıl hastanesine kapatırlar. En güzeli gitmek. Ee gidersem bunlar ne olacak. Lan saat geçiyor saat 5’e kadar çıkmam lazım. Araba! Araba nerede? Arabayı almam lazım yakına bir yere getireyim. E bunlar ne olacak? Oğlum senden başka kimse yok hadi sakin ol, akıllı hareket et.
… Arabayı kullanıyorum evet, sakinim evet, bagajda ve arka koltukta 80 milyon dolar var buda evet. Ben bu parayı ne yapacağım? Dur bir kimsenin bana ulaşamayacağı tek kalacağım bir yere gitmeliyim. Ana caddeye çıkınca ararım bir yerleri. Ama kimseye gitmekte olmaz ki hadi ben gittim bu paraları nasıl sokacağım. Arabada bırakmakta olmaz. Telefonum! Telefonum nerede.
Y: Alo! Cem.
Cem: Abi hayırdır bu saatte? Uyuyordum ödüm koptu.
Y: Bana acil bir otel telefonu ver.
C: Abi ben nereden bileyim, hayırdır ne oldu?
Y: Bir misafirim var acil bir otel lazım güvenlikli kaliteli bir yer ama.
C: Abi misafirin baş tacımdır, bana gelin.
Y: Şey… Olmaz.
C: Anladım abi ince iş desene sen.
Y: Ulan yerim inceni kalınını şimdi. Otel bul.
C: Dur abi bilgisayarı açtım net den bakıyorum.
Y: Çabuk.
C: Yazıyor musun abi.
… Neredeki acaba bu otel? Dur bir arayalım öğreniriz.
Y: İyi geceler, boş odanız var mı acaba?
Adam: Var efendim. Bir kişimiyiz.
Y: Evet tekim.
A: İsim alayım hemen girişinizi gerçekleştirelim.
Y: Yusuf, Yusuf Yılmazçelik.
A: Girişinizi gerçekleştiriyorum.
Y: Birde bir şey soracağım. Otelinizin kapalı güvenlikli otoparkı mevcut değilmi?
A: Evet efendim.
Y: Şükürler olsun.
A: Anlayamadım.
Y: Size değildi, boş verin. Ben yarım saate kadar oradayım.
… Şu otelden içeri adımımı bir atayım başka bir şey istemiyorum şu an. Neredeki oğlum burası, yok işte. Ulan kaçıncı keredir önünden geçiyormuşum, kafa kalmadı ki. Nerede otopark girişi… En uzak en köşe yer neresi oraya koymak lazım. Şu poşetleri de koltuğun altına doğru itelim, tamamdır. Neyse otel güzelmiş, nerede danışma heh! Tamam.
Y: İyi geceler Yusuf Yılmazçelik ben, az önce telefonetmiştim.
A: Hoş geldiniz Yusuf bey. Size bir not bırakıldı efendim.
Y: Not mu? Kim bıraktı?
A: Siz telefonu kapattıktan sonra bir bey geldi, “ Yusuf bey beni aradı az sonra otele gelecekmiş, benim beklememe gerek yokmuş ben bunu size verip gidecekmişim, siz iletecekmişsiniz” dedi ve bu mavi zarfı verdi.
Y: Ulan bu otele geleceğimi nasıl anladı?
A: Anlamadım efendim.
Y: Bir şey yok tamam şimdi anladım ben alayım zarfı.
A: Bir kimlik alabilir miyim sizden?
Y: Buyurun.
A: Ödeme nakit mi kredi kartı mı?
Y: Nakit, Nakit.
A: Kaç gün konaklayacaksınız?
Y: İnanın hiç bilmiyorum. Çok yorgunum ben odaya çıksam siz halletseniz sabah alırım ödemeyi yaparken.
A: Peki. Olası acil bir durum için aracınızın anahtarını alabilir miyim?
Y: Ee şey, ben onu vermesem?
A: Otel kuralıdır fakat bu.
Y: O zaman ben otelinizde konaklayamayacağım. Söylemek istemezdim ama kendime ait taşıma ruhsatlı silahım var, yanımda taşımayı sevmediğim için arabaya bıraktım, sizinle alakası yok kimseye güvenip veremem.
A: Peki bu seferlik olmasın o zaman.
Y: Teşekkür ederim, ben odama çıksam siz girişi yapsanız ben yarın sabah kimliğimi alsam olur değil mi ödeme yaparken? Ayakta duramıyorum çok yorgunum.
A: Olur, arkadaşlar odanızı göstersin.
Y: Yok, yok siz katı söyleyin ben çıkarım.
… 7. Kat güzel. Bunlar bunu da biliyordur şimdi. Kendimi devamlı takip ediliyormuş gibi hissediyorum. İşte oda burada, nihayet ya. Kafam kazan gibi oldu harbiden. Bu zarfta ne var ki acaba? 2. Bir haritayı bünyem kaldırmaz kendimi aşağı atarım. Yok bunda bir şeyler yazıyor.
“ Sana kuvveti vereceğimi söylediğimde bahsettiğim tam olarak buydu. Senin zaten bu yürek olarak her şeyi yapabilecek kuvvetin var, hem de her şeyi. Tek eksik olan şey zalimin elinde bolca bulunan, ama sende olmayan para. Artık oda sende mevcut. Bu başlangıç için. Zaten kendini bozmayıp bu kuvvet sende yokken düşündüğün şeyleri yapmaya başlarsan paraya hiçbir yer de hiçbir şekilde ihtiyacın olmayacağını, kalmayacağını göreceksin. Sakın kendini bozma, yanlış işler yapma. Zaten olurda yanlış işler yaptığını sezinlersem 4 saat içerisinde seni soktuğum bu hayat dan 4 saniye içerisinde bir mermi sesi ile çıkartırım. Gerektikçe seninle irtibata geçeceğim. Bol şans. ”
… Şimdi anlaşıldı işin aslı. Haydi hayırlısı. Şimdi uyku da tutmaz beni. Sabaha kadar dönerim yatağın içinde, kim uyuyabilir ki zaten. Günün aydınlanmasına bir şey kalmadı. Bir duş falan alayım vücudum bir yumuşasın. Sonra sakin kafa ile düşünürüz. Sabah ola hayır ola…
Y: Nerdesin oğlum saat kaç oldu?
Altan: Abi çok soğuktu dün gece geç yattım sabah kalkamadım malum. Hayırdır bir şey mi oldu ki?
Y: Bir şey yok, biliyorsun ki her sabah uğruyorum. Gel de gömelim şu açmaları hadi.
A: Abi her sabah yük oluyor ama, yıllardır.
Y: Ne yükü lan. Bana da arkadaş oluyorsun işte, yalnız yiyip ne yapacağım.
A: Geçen gece bir olay olmuş?
Y: Kim oğlum bu mahallenin gazetesi? Hemen duyulmuş.
A: Bana bakkaldakiler anlattı. Ne oldu ki?
Y: Bir şey yok, birkaç tane kendini bilmez taksiciye saldırıyordu. Delikanlılar ya, adam tek başına. Bende müdahale ettim.
A: Hiç sorgu sual yapmadan girdi aralarına dediler.
Y: Onlar o adama sormuşlar mıdır sence ?
A: O da doğru. Senin kavga edişine hayranım zaten.
Y: Bitek onamı? Hem nerde gördün ulan benim kavga edişimi?
A: Geçen sene şu yukarda ki kafenin sahiplerine…
Y: E ben ne yapabilirim? 3 kişiler diye eyvallah mı diyecektik?
A: Yok demeseydin ama 3 ünü de aynı anda dövmeseydin keşke. Madara oldular.
Y: Gaz verme ulan bana, gaz verme. Hadi ben yavaştan gider, iş var maalesef.
A: Tamam abi, kolay gele.
… Bu mahallede sabah ayrı bir güzel oluyor, kimse yok. Olanlarda kafası önde işe gidenler. Durağa kadar yürüdüğüm şu yol huzur veriyor bana. Bu yolda olmasa afyonum patlamaz zaten. Altan iyice uyuşturuyor beni. Adam da ne yapsın? Senelerdir yaşadığı hayat önümde işte. İnşaatlarda yaşıyor adam, onun yerinde başkası olsa bırak gülmeyi cümle dahi kurmaz. Özgür’e söylesekte aslında onun orada bir gece bekçiliği falan olsa, hem yatacak yeri de olur…
Ali: Yusuf reis günaydın.
Y: Oğlum deme bana şöyle şeyler! Günaydın.
A: Nasılsın abi?
Y: Sağ ol. Nedir durum? O zibidilerle var mı hala sorun?
A: Yok abi. Sen devreye girince Yusuf’u tanıyorsan bizle bir problemin olmaz falan diye ayak yaptılar.
Y: Onlar beni bilir. Onların orada birkaç olay yaşandı, oradan bilirler adımı. Ama sen yinede çok içli dışlı olma. Tedbirli ol.
A: Tamam abi. Sen ne diyorsan o.
Y: Hadi işine bak.
… Biz yapamadık kardeşlerimiz yapsın. Adam nişanlısını eve bırakıyor mahallede önünü kesiyorlar. Sen kimsin? Kızı nerden tanıyorsun falan filan. Neyse ki biliyorlardı beni problem olmadan çözülmüş sevindim.
Y: Günaydın.
Cem: Abi günaydın. Hayranım senin şu giyinme tarzına.
Y: Ne ayak? Kesi sorun var.
C: Abi sistem göçmüş şu yeni iş merkezinin, bende beceremedim.
Y: Hallederiz. Var mı başka bir şey?
C: Şu an yok.
Y: Daha sonra olursa da bana söyleme.
C: Neden abi?
Y: Şaka lan. Hallederiz, sıkıntı yok.
… Ee? Bu sistem tam kurulmamış ki çöksün. Bir arayalım bakalım.
Y: Günaydın! Ben sistem operatörlerinden Yusuf . sanırım bir problem yaşamışsınız önce telefonla çözmeye çalışalım olmazsa arkadaşları yönlendireyim ben.
Adam: Sabahtan beri sizi bekliyoruz biz! Nasıl sistem bu daha kullanamadık bile.
Y: Sorumlusu benim bende işe yeni geldim.
A: Yok mu nöbetçi birisi koca şirkette.
Y: Bu şekilde devam edecekse halledemeyeceğiz. Siz bir bakar mısınız yeşil ışık yanıyor mu acaba?
A: Önünde mi?
Y: Evet zaten 1 tane ışık mevcut.
A: Yanıyor.
Y: Şimdi onun yanındaki butona basılı tutun. Yeşil ışık kırmızı olup tekrar yeşile dönecek. Yeşile dönmeden elinizi çekmeyin.
A: Tamam yaptım.
Y: Sisteminiz açıldı ben buradan görebiliyorum. Kolay gelsin.
A: Bu kadar basitse dünden beri neden yapmadınız.
Y: Yardımcı olacağım başka bir şey varsa dinliyorum. Yoksa iyi günler dilerim.
… Saat geçmek biliyor bugün nihayet yemek paydosu oldu. Ne yesek ki bu günde.
Y: Ne yiyelim koç?
Cem: Bilmem ki hiç abi. Ne dersen uyar bana.
Y: Nohut pilav yiyelim mi, seyyar pilavcıdan?
C: Olur abi.
… Neredeydi bu adamın yeri her seferinde yanlış yerden giriyorum deli oldum. Kaldırdılar mı aca… heh buldum.
Y: Usta Selam.
Pilavcı: Selam abi, buyur.
Y: Bana bol nohutlu doldur abi, sen ne yiyorsun lan.
C: Abi aynısı. Birde ayran.
Y: Ayran içme, adam duymasında açık ayran bunlardaki güven olmaz.
C: Abi pilav kapalı pilav mı?
Y: Dayak yer misin sen? Boş ver pilavı.
C: Tamam abi ayran yok.
Y: Yen ne yaptın? Gidebildin mi kardeşinin yanına?
C: Yok abi nereye gidiyorsun? Paramı var?
Y: Bir şekilde ayarlayalım git. Bekler … dur telefon.
Y: Söyle Özgür’üm.
Ö: Nerdesin?
Y: Yemek yiyoruz şirketten bir arkadaşla. Hayırdır?
Ö: Akşam benim evdeyiz unutma diye aradım.
Y: Bunak mıyım lan ben? Geleceğim işten çıkınca. Görüşürüz.
… Herkes çıktı gitti işten şuraya bak saat kaç oldu hala buradayız. Adam da aramadı gitti. Alt tarafı bir telefon edip sorun yok diyecek bende çıkıp gideceğim. Saat kaç oldu abi ben gidiyorum ararsa da arar artık, Özgür gönül koyar şimdi bana. Montum nerde ki? Ulan bu Cem yine nereye sokuşturdu montumu. Bir şey unuttuk mu? Mont burada, telefon, cüzdan… Tamamdır. Daha fazla geç kalmadan taksiyle gideyim Özgür’ün suratı hiç çekilmez yoksa. Şansa bakar mısın normalde saatlerce beklersin kapının önünde taksi var.
Y: Usta iyi geceler.
Taksici: İyi geceler delikanlı, buyur.
Y: Nişantaşı’na gideceğiz usta.
T: Gidelim delikanlı. Radyo rahatsız etmiyor değil mi?
Y: yok abi keyfine bak.
T: Ben genelde geceleri çalıştığım için dinlerim radyo. Bu frekanstan başkasını da dinlemem. Geceleri çıkan bi adam var çok komik Serdar diye. Yolda iyi geliyor.
Y: Biliyorum, gece çalıştığım zaman bende bazen dinlerim.
T: O kadar lafı nerden buluyor anlamıyorum.
Y: Ee abi, oda onun mesleği. Nerelisin sen?
T: Göçmenim ben. Bıraktık geldik zamanında tası tarağı, burada geçim derdindeyiz. Benim asıl işim bu değil.
Y: Nedir abi asıl işin?
T: Boş ver söylesem de inanmazsın. 2 tane çocuk okutuyorum ben ellerinden öper.
Y: Yok abi ben o kadar yaşlı mıyım?
T: Benimkiler çok ufak, o yüzden dedim. Bak torpidoda resimleri var, surdan bak.
Y: Nerede? Lan!... Laaaan!
… Ahh! Başım, gözlerim. Ne oluyor lan? Nerdeyim ben? Ellerim, ellerim bağlı. Ayaklarım da. O şerefsiz bir şey yaptı bana, yaptı da hatırlamıyorum. Ulan neresi burası bulanık görüyorum, başımda çatlıyor. Organ mafyası falan mı acaba? Yok ama öyle olsa uyandığımda bir yerlerim yok olurdu, yada uyanamazdım. Dur, dur, dur! Bir sakin ol, mantıklı düşün. Çok soğuk burası. Ellerim kollarım neden bağlı? Hiç seste gelmiyor. Kimse yokmu! Kimse yokmuu! Laaan! Kimsiniz lan siz? Karşıma çıkın benim. Ellerimi çözün. Karşımda durun lan! Delikanlıysanız gösterin lan kendinizi.
Adam: Uyandın mı?
Y: Sen kimsin? Göster kendini!
A: Bağırma, korkmada. Seni öldürecek değiliz, zaten istesek yapardık.
Y: Lan ben gözümün gördüğü hiç bir şeyden korkmam!
A: E beni göremiyorsun ama.
Y: Göster kendini, nerdesin kimsin ben neden buradayım?
A: Dur önce şu gözlerini halledelim. Bizimkiler gazı biraz fazla sıkmış, bünyen kuvvetli normal doz ile bayılmamışsın. Gözüne de gelmiş.
Y: Delikanlısınız ya gaz sıkıp bayıltırsınız sonrada elini kolunu bağlarsınız adamın. Beni zaten başka türlü alamazdınız. Kralınızın gücü yetmezdi.
A: Biliyorum, bana kendini anlatma. Zaten o yüzden buradasın. Şu gözlerine bir bakalım.
Y: Dokunma bana!
A: Ellerini ayaklarını bağlamamızın sebebi uyanınca kaçmaya çalışma diye, bir şey yapacağımızdan değil. Şimdi çözüyorum ellerini. Şu tüpü tut bunu suratına doğru götür kokla, gözlerine tut bu iyi gelir birkaç dakikaya bir şeyin kalmayacak. Ayaklarını da çözüyorum. Rahat ol, gerilme. Sana ancak bu şekilde ulaşabildik. Yine söylüyorum bir şey yapacak olsaydık o taksinin içinde yapardık.
Y: Kimsin sen?
A: Elin yüzün açılsın konuşuruz. Sen şu tüpü tut gözlerine.
Y: Neden senin dediğini yapayım?
A: Yoksa canın yanacak. Baş ağrını alır, gözlerine de iyi gelir.
Y: Neden buradayım? Ne istiyorsun benden.
A: Öğreneceksin. Biraz daha iyimi gözlerin?
Y: Biraz daha net görüyorum şu an.
A: Bak gördün mü kötülüğünü istemiyorum.
Y: Beni neden kaçırdın?
A: Kaçırmadım. Sadece görüşmek istedim, getirin dedim.
Y: Çağırsaydın gelirdim. Ben korkmam.
A: Sana dedim ya, korkmadığını bildiğim için buradasın.
Y: Net görüyorum şimdi. Düzeldi.
A: Evet Yusuf Yılmazçelik! Şimdi uzun zamandır seninle beraber birkaç kişiyi daha gözlemledim. Tahmin edebileceğinden daha uzun zamandır. Kararımı kıldım ve seni istedim.
Y: Hakkımda ne biliyorsun? Ne?
A: Senelerdir hemen hemen her sabah erken kalkıp parkta bir gençle sohbet ediyorsun, hergün aynı yoldan yürüyüp işe gidiyorsun. Ergin’le Özgür’le okuldan sonra irtibatını kopartmadın. Yan masandaki çalışma arkadaşının adı Cem. Bu gece Özgür’ün evine gitmek için o taksiye bindin. Gece genelde saat 02:00’den önce uyumuyorsun. Uyumadan önce balkondan mahalleye mutlaka en az 15 dakika bakıyorsun. Haksızlığa gelemiyorsun, haklının, garibanın yanında olmak için çabalıyorsun ama gücün yetmiyor. Sana göre paran olmadığı için her şeyini kaybediyorsun. Daha sayayım mı Aslan?
Y: Aslan?
A: Sen değil misin bu?
Y: Çok eskiden okulda derlerdi bana.
A: O zamanını bile araştırdım ben. Saçlarının arasından eğilip baksam kafandaki yarığı görebilirim. O kafandaki yarık Zeynep’ten ayrıldığın gün demire vurduğunda olan yarık değil mi?
Y: Sakın bir daha onun adını ağzına alma. Sakın!
A: O zaman inandın. Konuşabiliriz artık.
Y: Şimdi ben buradan kalkıp senin kafanı gözünü dağıtsam yada şu önümde duran çekiçle seni öldürsem ve buradan kaybolup gitsem?
A: Bunu yapmazsın.
Y: Neden?
A: Yapamazsın değil, yapmasın. Neden burada olduğunu merak ediyorsun çünkü ve korkmuyorsun. Başkası olsa korkudan canını kurtarmak için dediklerini yapar. Ama sende korku yok. Bunun farkındayım. Şimdi dinle. Burada sana söyleyeceklerimin, anlatacaklarımın hepsini işitebilmen için bir soru soracağım. Hatta anlatacağım.
Y: Neyi?
A: Kendince hep haksızlığa karşı durdun, senin istediğin hatta en çok istediğin şeyleri hep başkaları senden kuvvetli diye elde etti. Ve sen bunu içerledin, haksızlık var dedin. Gücü, kuvveti kendin için istedin ama hayallerinde hep kendin kuvvetli olduktan sonra senin gibi olanların, kendini korumaktan aciz olanların yanında olmak istedin. Bir nevi kurtarıcı olmayı hayal ettin ama olmadı. Hep bunu seslendin ama seni kimse duymadı.
Y: Ee?
A: Aslında duydum, ama emin olmam gerekti.
Y: Ne dediğini ben anlamıyorum.
A: Diyorum ki, sana bu gücü kuvveti verecek adam benim. İstediğin adam olma yolunda sana yol verecek adam benim. Ben seni seçtim. İstediklerini yapacak yüreğe sahipmisin?
Y: Sen kimsin? Adın ne senin.
A: Benim adım yok. Bu gün ben giderim yarın başkası olur. İsim önemli değil. Bana cevap ver.
Y: Körü körüne bir şeye cevap vermem ben. Tamam etkilendim her şeyimi öğrenmişsin. Ama kimsin? Necisin? Ve ben zaten emir almam.
A: Ne ben nede bir başkası sana emir verecektir. Senin emir almana zaten gerek yok. Bu kuvvete sahip olsan zaten bizim istediğimiz ve isteğimiz dışı gelişen bir çok olaya sen müdahale edeceksin. Seçilme sebeplerinden biriside bu.
Y: ne gibi olaylar.
A: Şimdi sen çok kuvvetli bir adam olsan, duysan ki başka bir kuvvetli bir kuvvetsizi eziyor zaten kendin müdahale etmezmisin.
Y: Ederim.
A: E o zaman emir almana da gerek yok. Kendi doğru bildiğini yap. Yanlış bir şey olursa zaten yoksun.
Y: Nasıl yokum?
A: Bu işin içinde de yok olursun, hayatta da yok olursun. Bana cevabını ver, aklın yetmeye başladığından beri yapmak istediğin şeylerimi yapmak istiyorsun yoksa yarın sabah iş yerine gidip bugün sistemi göçtüğü için telefonda kavga ettiğin o iş merkezindeki adamla kavga etmeyi mi?
Y: Ha o nuda biliyorsun yani.
A: Aklına gelen her şeyi biliyorum Yusuf. Cevabın nedir. Evet dersen oturduğun sandalyenin altında bir zarf var, buradan çıkınca okuyacaksın. Orada yapman gerekenler yazıyor.
Y: Ben emir almam demiştim!
A: Okuyunca emir olmadığını anlayacaksın.
Y: Hayır dersem ne olacak?
A: Takside sıktıkları gazdan yine sıkılacak. Seni merkezi bir yere bırakacaklar. Yarın bu yaşadıklarını kime anlatırsan anlat sana kimse maalesef inanmayacak. Elinde hiçbir ispatın yok, olmayacakta. Biz senin için hayal mahsulü olacağız. En yakın arkadaşların bile inanmayacak.
Y: Sana bir şey diyeyim mi?
A: Dinliyorum.
Y: Sen beni çok hafife almışsın. Bindiğim taksiden tak diye bulurum seni. Beni aldığınız taksinin plakası 34 txx 46.
A: Beni güldürme. O plakadan ancak plakanın gerçek sahibine ulaşırsın. Suçu günahı olmayan hiç bir şeyden haberi olmayan bir adamdır. O taksi sadece seni bu gece alabilmek için bir tezgahtı. Yoksa orada kapının önünde ne zaman taksi görebildin sen? Şimdi seni neden seçtiğimi kendimde daha iyi anlıyorum. Biz aynı düşünüyoruz. Ben olsam bende o saatte orada hiç taksi görmesem bindiğim taksinin plakasını mıh gibi kafama çakarım. Sende anla artık neden seni seçtiğimi.Bence sen görünce de şaşırmışsındır. Seni o saate kadar şirkette tutup taksiye bindirmek biraz uğraştırdı bizi ama. Şirketten çıkmak için birisinden telefon bekliyordun değil mi? o telefonu 3-4 gün kadar daha beklemesinler. Adam anca uyanır evine verdiğimiz uyku tozunun etkisinden.
Y: Her şey ayarlanmış yani.
A: Biz her şeyi sağlam yaparız.
Y: Siz kimsiniz peki? Kim?
A: Evet dersen siz biz kalmayacak, sormana lüzum da olmayacak.
Y: Benim bir ailem var, arkadaşlarım var, sevdiklerim var…
A: Hepsi yine yanında, bir değişiklik yok. Çok uzatmadan cevabını ver artık.
Y: Düşünme payım hiç yok mu?
A: Bu kapıdan çıktığın an her şey biter. Hayatın boyunca da bugün gördüğün kimseyi bir daha görmezsin.
Y: Zarf bumu?
A: Evet.
Y: Kabul edersem bir daha ne zaman görüşeceğiz?
A: Zarfta yazıyor.
Y: Sırf seni bir daha görmek için bu zarfı alıyorum. Ama sana neden güveneyim hala bilmiyorum.
A: Hayallerini yapmak istiyorsan, güvenmekten başka şansın yok. Bir şey yapmak istesek elin kolun bağlı karşımıza getirip sonrada salıvermezdik.
Y: Sana ne diye hitap edeceğim. Bir ismin yok mu?
A: Dediğim gibi isim uçucu görev kalıcıdır. Sen bana “dayı” de. Aslan dayısı olalım.
Y: Ne olacak şimdi?
A: Seni Merkez de bir yerde bırakacaklar, sonrası zarfta yazıyor. Kapıdan çıkınca elinde zarfı gördüklerinde gaz sıkmadan sadece gözlerini bağlayıp götürecekler seni.
Y: Peki. Gidiyorum, ama unutma ki bu işin altından bir çapan oğlu çıkarsa farenin deliğine girsen seni bulurum ve bulunca da inan ki seni tanıdığın en büyük dayın bile kurtaramaz.
A: İkinci görüşmemizi bende sabırsızlıkla beklemeye başladım şimdi.
Y: Bu kapımı?
A: Evet o kapıdan çık ışık boyu devam et.
Y: Hadi bakalım!
A: Aslan!
Y: Evet?
A: Sakın ölme he!
… Işıkları takip et dedi edelim. Etrafta sopa falanda yok ki elimize alalım. Orda birkaç kişi var sanki.
Adam1: Efendim sizi biz götüreceğiz.
Y: Siz kimsiniz?
Adam2: Bununla ilgili bilgi veremiyoruz.
A1: Arabaya binin lütfen. Gözlerinizi sıkıca bağlamamız gerekiyor.
A2: Hazır mısınız efendim?
Y: Bana ne soruyorsun koyun gibi bağlayıp koydunuz arabaya. Sizin göreviniz ne? Adınız nedir?
A1: Kesinlikle cevap veremiyoruz efendim.
Y: Bana neden efendim diyorsunuz?
A2: O zarf elinizde olduğuna göre bizim üssümüzsünüz.
Y: Ne zarfmış lan bu. Bir ben bilmiyorum içeriğini.
A2: Efendim onun içeriğini size veren ve sizin haricinizde kimse bilmez. Biz sadece zarf elinizde olduğu için görevi kabul ettiğinizi biliriz.
A1: Efendim geldik hazırsanız gözlerinizi açalım sizi bırakalım. Burası tam merkez olan bir yer.
Y: Tamam.
A1: Efendim kendinize iyi bakın.
Y: Ben sizin yüzünüzü gördüm, nasıl olacak şimdi?
A2: Bu bizim burada son görevimiz. Hemen sizden sonra bir daha hiç karşılaşmayacağımız yeni görev yerimize gideceğiz.
Y: Bir dahaki sefere fotoğraf çekilelim hatırlatın. Odama asarım.
A1: Cep telefonunuzu alın, unutmayalım.
Y: Onuda mı aldınız. Ver.
A2: kendinize iyi bakın.
… Zincirlikuyu’da bırakmışlar tamam güzel. Sote bir yer bulmalıyım hemen şu zarfın ağırlığından kurtulmak için. Mezarlığın içinde banklar vardı duruyor mu acaba hala. Evet duruyor. Bakalım neymiş bu zarf.
“ Bu yazılanları çıkarttığın zarfın iç yüzünde bir harita mevcut. Haritada belirtilen yere gitmelisin. Belirtilen yerde alacağın şey başlangıç için sana yeterli. Gideceğin yollar ıssız ve sakindir. Alacağın şey dikkat çekeceği için bu gece saat 04:00 – 05:00 arası gideceğin güzergahta hiçbir kolluk kuvveti bulunmayacaktır. Bu sebeple en geç saat 05:00 da halledip oradan çıkman gerekir. Kolay gelsin. İhtiyacın olacak. “
… Kumpas bu! Kesin bir şeyler oldu üstüme yıkacaklar, kesin. Gidilmez oraya hem de asla. Dur bakalım harita ne işmiş? Ulan bunu da yırtmadan nasıl açarız şimdi. Heh açıldı! Buraya arabasız gidilmez zaten gitsem de ama neyse ki biliyorum güzergâhı. Ama adamlar bir şey yapmak istese orada da yaparlardı. Hem ne ayak anlamadım ben adam giydiğim donun rengine kadar söyledi. Saat kaç acaba? Telefonu da kapatmışlar. Özgür! Evet Özgür. Yok lan söylemeliyim, bir hadise varsa ben yanayım çocuğun bir günahı yok. Ee, bu saate kadar nerdeydim ben? Hastane evet hastane birisi hastalandı. Yok olmaz etrafımdaki herkezi tanıyor. Dur bakalım bir arayalım da saat 02:45 olmuş zaten.
Y: Alo! Özgür.
Özgür: Nerdesin lan bu saat oldu?
Y: Sorma kardeşim, bizim mahallede bir eleman vardı evleneceği kızı vermiyorlardı, o da kaçırmış kızı. Sabahtan beri onunla uğraşıyorum.
Ö: E gelelim bizde?
Y: Yok be oğlum kötü bir şey yok. Yalnız bir sorun var.
Ö: Söyle.
Y: Eleman eşyalarını alacak evden falan araba lazım çok durumu da yok, taksi falan korkuyor adam bide abi yanımda ol diyor.
Ö: Oğlum araba sorun değil de yakma kendini herif için.
Y: Yok öyle bi çocuk değil. Ben sana doğru geliyorum acil sen anahtarı ruhsatı falan camdan at bana.
Ö: Ergin içerde uyuyor, kaldırayım bizde gelelim yalnız gitme
Y: Ulan yok sakın! Geliyorum ben anahtarı atarsın.
… Kardeşim yalan söylemeyi de hiç beceremiyorum ki, anladı mı acaba adam. Doğruyu söylesem ne olacak ki inanmazlar, ulan harita desem gitme derler. Bakmalıyım usta, bakmalıyım.
Y: At anahtarları.
Ö: Oğlum bağırma cam çerçeve açık, sessiz ol.
Y: Tamam, at hadi.
Ö: Yakala.
Y: Beni bekleme, yarın uyanınca direk senin şirkete getiririm ben arabayı.
Ö: Yemişim arabayı, merak ederim bana haber ver.
Y: Hadi eyvallah.
… Hadi hayırlısı, bakalım bizi ne bekliyor. Ulan bizimkilerde merak etmiştir diyeceğim ama özgürlerde kalacağımı biliyorlardı. Saat 03:45 biraz hızlı gitmem lazım yoksa dedikleri saatte orada olamıyacağım. Ulan bunlar arabaya ceset, bomba falan koydurup taşıtmasınlar bana. Yok be oğlum adamın yaptıklarını görmüyor musun bana ihtiyacımı var ki.
… Mevzu burada başlar usta. Yer burası ama dönüp arabayı zula bir yere koymalı ki bir durum olursa arabasız daha rahat kaçarım. Burası iyi gözükmüyor da… Nedir olay şimdi çift çatallı ağacı bul solundan ilerle kayaları görünce sağa dön, evet. Karşıdaki evin önündeki sokak lambasını görene kadar ilerle, milletin evine mi gireceğiz ki? Işığın tam çaprazında kulübenin kapsının tam karşısında bir yol var oradan devam et. Şu ağaç tan bir dal kırıp alayım da ne olur ne olmaz. İleride gözüne çarpan bir ağaç olacak. Yaprakları yeşermiş tek ağaç o ve çok büyük. Ağacın dibinde bir taş var, o taşa bir ip bağlı o ipi takip et, ipin ucunda kazma ve kürek göreceksin. Evet buldum. Şimdi tekrar ipin bağlı olduğu taşın yanına git taşı kaldır ve altını kazmaya başla. Elini çabuk tut çok derinde değil. Ulan başımıza bir gelecek var ama… Boş ver ne gele gele. Bumu lan derin olmayan. 20 dakikadır kazıyorum, aha bir şeye geldi. Ne ki bu? Çöp poşeti oğlum bu, ceset mi var içinde. Bu kağıt ne? Kağıdı görüyorsan poşetlere ulaşmışsındır, tam 5 poşet olacak hepsini al. Evet 1. Poşet 2. 3. 4. Buda 5. Tamamda ne var bunlarda? Bakmalıyım yoksa almam. Şuradan yırtarsam eğer… para lan bu! Bildiğin para. Birde not var.
“ Poşetlerin toplamında 80 milyon dolar var. Başlangıç için yeterli olacaktır. “
… Ne oluyor lan? Sakin ol! Oğlum bir sakin ol, bir dur. Tamam iyisin güzelsin tamam. Şimdi kaç git buradan, merak etme kimse seni görmedi hadi git hadi. Dur bir sakin ol, telefon, telefon nerde? Saçmalama lan salak, kimi arayacaksın? Hadi aradın ne diyeceksin? Dağ başında bir yerdeyim adamın birisi bana bir zarf verdi, zarfta harita vardı, geldim baktım 80 milyon dolar buldum. Seni akıl hastanesine kapatırlar. En güzeli gitmek. Ee gidersem bunlar ne olacak. Lan saat geçiyor saat 5’e kadar çıkmam lazım. Araba! Araba nerede? Arabayı almam lazım yakına bir yere getireyim. E bunlar ne olacak? Oğlum senden başka kimse yok hadi sakin ol, akıllı hareket et.
… Arabayı kullanıyorum evet, sakinim evet, bagajda ve arka koltukta 80 milyon dolar var buda evet. Ben bu parayı ne yapacağım? Dur bir kimsenin bana ulaşamayacağı tek kalacağım bir yere gitmeliyim. Ana caddeye çıkınca ararım bir yerleri. Ama kimseye gitmekte olmaz ki hadi ben gittim bu paraları nasıl sokacağım. Arabada bırakmakta olmaz. Telefonum! Telefonum nerede.
Y: Alo! Cem.
Cem: Abi hayırdır bu saatte? Uyuyordum ödüm koptu.
Y: Bana acil bir otel telefonu ver.
C: Abi ben nereden bileyim, hayırdır ne oldu?
Y: Bir misafirim var acil bir otel lazım güvenlikli kaliteli bir yer ama.
C: Abi misafirin baş tacımdır, bana gelin.
Y: Şey… Olmaz.
C: Anladım abi ince iş desene sen.
Y: Ulan yerim inceni kalınını şimdi. Otel bul.
C: Dur abi bilgisayarı açtım net den bakıyorum.
Y: Çabuk.
C: Yazıyor musun abi.
… Neredeki acaba bu otel? Dur bir arayalım öğreniriz.
Y: İyi geceler, boş odanız var mı acaba?
Adam: Var efendim. Bir kişimiyiz.
Y: Evet tekim.
A: İsim alayım hemen girişinizi gerçekleştirelim.
Y: Yusuf, Yusuf Yılmazçelik.
A: Girişinizi gerçekleştiriyorum.
Y: Birde bir şey soracağım. Otelinizin kapalı güvenlikli otoparkı mevcut değilmi?
A: Evet efendim.
Y: Şükürler olsun.
A: Anlayamadım.
Y: Size değildi, boş verin. Ben yarım saate kadar oradayım.
… Şu otelden içeri adımımı bir atayım başka bir şey istemiyorum şu an. Neredeki oğlum burası, yok işte. Ulan kaçıncı keredir önünden geçiyormuşum, kafa kalmadı ki. Nerede otopark girişi… En uzak en köşe yer neresi oraya koymak lazım. Şu poşetleri de koltuğun altına doğru itelim, tamamdır. Neyse otel güzelmiş, nerede danışma heh! Tamam.
Y: İyi geceler Yusuf Yılmazçelik ben, az önce telefonetmiştim.
A: Hoş geldiniz Yusuf bey. Size bir not bırakıldı efendim.
Y: Not mu? Kim bıraktı?
A: Siz telefonu kapattıktan sonra bir bey geldi, “ Yusuf bey beni aradı az sonra otele gelecekmiş, benim beklememe gerek yokmuş ben bunu size verip gidecekmişim, siz iletecekmişsiniz” dedi ve bu mavi zarfı verdi.
Y: Ulan bu otele geleceğimi nasıl anladı?
A: Anlamadım efendim.
Y: Bir şey yok tamam şimdi anladım ben alayım zarfı.
A: Bir kimlik alabilir miyim sizden?
Y: Buyurun.
A: Ödeme nakit mi kredi kartı mı?
Y: Nakit, Nakit.
A: Kaç gün konaklayacaksınız?
Y: İnanın hiç bilmiyorum. Çok yorgunum ben odaya çıksam siz halletseniz sabah alırım ödemeyi yaparken.
A: Peki. Olası acil bir durum için aracınızın anahtarını alabilir miyim?
Y: Ee şey, ben onu vermesem?
A: Otel kuralıdır fakat bu.
Y: O zaman ben otelinizde konaklayamayacağım. Söylemek istemezdim ama kendime ait taşıma ruhsatlı silahım var, yanımda taşımayı sevmediğim için arabaya bıraktım, sizinle alakası yok kimseye güvenip veremem.
A: Peki bu seferlik olmasın o zaman.
Y: Teşekkür ederim, ben odama çıksam siz girişi yapsanız ben yarın sabah kimliğimi alsam olur değil mi ödeme yaparken? Ayakta duramıyorum çok yorgunum.
A: Olur, arkadaşlar odanızı göstersin.
Y: Yok, yok siz katı söyleyin ben çıkarım.
… 7. Kat güzel. Bunlar bunu da biliyordur şimdi. Kendimi devamlı takip ediliyormuş gibi hissediyorum. İşte oda burada, nihayet ya. Kafam kazan gibi oldu harbiden. Bu zarfta ne var ki acaba? 2. Bir haritayı bünyem kaldırmaz kendimi aşağı atarım. Yok bunda bir şeyler yazıyor.
“ Sana kuvveti vereceğimi söylediğimde bahsettiğim tam olarak buydu. Senin zaten bu yürek olarak her şeyi yapabilecek kuvvetin var, hem de her şeyi. Tek eksik olan şey zalimin elinde bolca bulunan, ama sende olmayan para. Artık oda sende mevcut. Bu başlangıç için. Zaten kendini bozmayıp bu kuvvet sende yokken düşündüğün şeyleri yapmaya başlarsan paraya hiçbir yer de hiçbir şekilde ihtiyacın olmayacağını, kalmayacağını göreceksin. Sakın kendini bozma, yanlış işler yapma. Zaten olurda yanlış işler yaptığını sezinlersem 4 saat içerisinde seni soktuğum bu hayat dan 4 saniye içerisinde bir mermi sesi ile çıkartırım. Gerektikçe seninle irtibata geçeceğim. Bol şans. ”
… Şimdi anlaşıldı işin aslı. Haydi hayırlısı. Şimdi uyku da tutmaz beni. Sabaha kadar dönerim yatağın içinde, kim uyuyabilir ki zaten. Günün aydınlanmasına bir şey kalmadı. Bir duş falan alayım vücudum bir yumuşasın. Sonra sakin kafa ile düşünürüz. Sabah ola hayır ola…