Serdar Gökalp Aslan 2. Bölüm oku

Konu sahibi son olarak 2617 gün önce görüldü
aat 09:00 olmuş. Bu ne ya? Hangi ara uyuduk ki bu kadar? Saat 10:30 da adamla görüşmem lazım ve artık lütfen olsun bu iş. 28 yaşına geldim, ufak tefek, sağda solda çalışmışlıklarım haricinde, hiçbir işe yaradığımı hatırlamıyorum. Ya insanlar beni anlamıyor, ya da ben insanları. Sevgililer günü de yaklaşıyor, işe kabul edilsem de bir yerlerden para bulup Zeynep’e hediyede alsam, güzel olur. Her şeyin başı parasızlık zaten. Kimse bu adam okul falan okumaz derken Siyasal Bilimler Fakültesi’ni kazandım, kazandım da ne oldu? Paramı vardı gidip okuyacak? Kitapları alacak, yurda kaydolacak, okula gidecek… Boş ver hayırlısı bu ise bu olsun. Cebimizde de bir kuruş yok ki otobüse falan binelim, yetişemeyeceğim sanırım. Hadi Yusuf’um yarım saat var daha, sen yetişirsin, hadi kardeşim. Telefon çalıyor, ama neremde kim bilir.

Y: Efendim Ergin?

E: Kalktın mı lan?

Y: Ohooo yoldayım bile oğlum.

E: Tamam bende yeni kalktım işe gideceğim şimdi.

Y: Akşam yapacak mıyız bir şeyler?

E: İşten çıktığımda ararım, olmadı Özgür'ün orada buluşuruz.

Y: Tamam telefonlaşırız, hadi geldim ben iş yerine.

E: Hemen sahiplenme oğlum iş yeri diye, daha görüşmeye yeni gidiyorsun.

Y: Allah söyletti oğlum beklide, ne kıskanıyorsun?

E: Hadi lan, kıskanıyormuşum. Çıkınca haber ver bana.

Y: Tamam kardeşim.



Girişe bakar mısın usta palmiye ağaçları falan, kapıdaki arabalar, giren çıkan herkes düzgün tipte. Yerlerdeki mermer bizim evimizde yok. Gerçi bizim evimizde gördüğüm çoğu şey yok, lan uyku sersemi kalkıp gelirsem böyle saçma sapan şeyler düşünürüm tabi. Neydi bu herifin adı? Dur kağıda yazmıştım, heh Alper tamam. Kime soracağız ki burada da? Danışma diyor ama dur bakalım. Bu nasıl iş burada da kimse yok. Oğlum, adamlar akşam mı çağırmışlardı acaba beni? Yok, sabahtı hatırlıyorum. Bu uyku çok acayip bir olay, insan kendinden bile şüphe ediyor uykulu iken. Heh bir telefon çalması eksikti oda oldu tam olduk.

Y: Alo.

Z: Uyandın mı?

Y: Uyandım da, görüşme yapacağımız yere bile geldim.

Z: Hayret, kalkıp gitmişsin.

Y: Zeynep, elimden geleni yapıyorum seni mutlu edebilmek için. Yinede yaranamıyorum, geldim işte zıkkım yere ama kimse yok.

Z: Nasıl yok?

Y: Yok işte. Dur bir adam geliyor kapat ben ararım seni.

Ne yapsak yaranamıyoruz, anlamadım gitti. Bu adamada soru sorulur mu? Selam desen küfür edecek gibi bir tipi var.

Y: Günaydın.

Adam : Evet?

Y: Ben Alper Bey’e gelmiştim.

A: Bekliyor mu?

Y: Randevum vardı, unutmadıysa bekliyordur.

A: Soralım.

Adama “günaydın” diyorsun herif “evet” diyor. Her yerde beni bulur, nerde cins varsa.

A: Sekreteri 4. Katta. Sağdaki asansörden çıkabilirsiniz.

Y: Teşekkürler.

A: Bir kimlik alabilir miyim?

Y: Tabii.

Sağdaki asansör 4. Kat. Adam ciddi öküz, belikli emekliliği için bekliyor, iş falan umurunda değil. Koskoca katta nereden bulacağım şimdi bu sekreteri? Şuradaki kadın olabilir mi acaba? Ucunda ölüm yok ya, sor gitsin.

Y: Alper Bey’e bakmıştım ben.

Sekreter: Yusuf Bey değimli?

Y: Evet.

S: Sizi toplantı odasına alayım ben.

Y: Tabii.

S: Bir şey içer misiniz?

Y: Çok teşekkür ederim, almayayım.

Şimdi saatlerce bekletir bu adam. İşe alacak ya, işveren ya bekletir tabi. Oda da odaymış yalnız. Çiçekler güzel, televizyon iyi, masa kaliteli… o ne lan? Canlımı o? Yok be heykelmiş. Havlasa canlı köpek zannederim yalnız o kadar gerçekçi. Burada işe başlarsam güzel olur, baksana kimse kimseyle muhatap olmuyor. Sohbet olmaz nesin, necisin diye soran olmaz. Tam istediğim gibi, kimsenin kimseyle işi yok. Ayakta da beklenmez ama adam, oturmalıyım. Zaten uyku gözümden akıyor. En başa oturmak olmaz ama o adam oturur herhalde oraya, şu sandalye iyi. Lan kırdık galiba, yoksa böylemiydi. Şimdi odada kamerada vardır, harbiden kırdık ne yapacağız? Buna en uzak sandalye ye oturalım. Öbür tarafa doğru geçelim

Alper: Günaydın!

Y: Ah günaydın!

A: Otursanıza.

Y: Yok ben oturuyordum zaten ayağım uyuşmuş.

A: Geç kaldım biraz, malum trafik.

Y: Evet ben gelirken de trafik çok beterdi, taksiden inip yürümek zorunda kaldım.

A: Başlayalım mı?

Y: Buyurun.

A: Yusuf Yılmazçelik.

Y: Hı hı.

A: 28 yaşındasın ve daha önce hiç ciddi iş tecrüben olmadı, öylemi?

Y: Evet.

A: Neden?

Y: ben çok açık sözlü ve söyleyeceğini saklamayan bir adamım, burada da öyle olup anlatmak isterim.

A: Lütfen.

Y: Çalışmanın zorunlu olduğunu liseden sonra Siyasal Bilimler Fakültesi ni kazanıp, parasızlıktan okumaya gidemeyince anladım, liseden beri beraber olduğum bir kız arkadaşım var ve ne zaman onunla evlenip yuva kuracağımı hayal etsem elimi cebime soktuğumda bacağımı hissediyorum, bu beni biraz sinirlendiriyor. Okul olayı kapanalı çok oldu ama kız arkadaşımla evlenebilmek için dahi olsa artık çalışmam gerekmekte. En basit örneği, sevgililer günü yaklaşıyor ve ben o güne ait onunla dışarı çıkmamak için bir yalan uydurmayı düşünüyorum. Param olmadığı için yalan söylemekten, bir şeyler yapamamaktan çok sıkıldım.

A: Sadece evlenmek için mi çalışıp para kazanmak istiyorsun?

Y: Tabii ki hayır. Kendi yaşamım içinde gerekli. İstediğim şeyleri yapabilmem içinde gerekli.

A: Anladım. Ehliyetin var mı?

Y: Evet “B” sınıfı ehliyetim var.

A: Seyahat engelin?

Y: Şu durumda hiçbir şeye engelim yok, çalışmak zorundayım.

A: Ailenin durumu nasıl, onlar neler yapıyorlar?

Y: Babam kendi halince çalışıyor, annem ev hanımı. Birde ufak kardeşim var ortaokula giden. Anca onun okulu ile ilgilenebiliyorlar. Onun kıyafetleri, malzemeleri ve okulu ile. Ben kazandığım üniversiteye paramız yok diye gidemedim, ama kardeşim olurda kazanır ve okumak isterse onun bu kaderi yaşamasını istemiyorum.

A: Hayat çok zor, hepimiz aynı durumların içerisindeyiz, hepimiz. Yabancı dilin var mı?

Y: İngilizcem var, hem de ileri düzeyde. Bir aile dostumuzun araba kiralama firması vardı. Yabancı müşterilere şoförlü araba kiralardı, ehliyeti aldıktan sonra orada biraz çalışıp İngilizcemi ilerletmiştim.

A: Boş zamanlarında neler yaparsın?

Y: Benim neredeyse tüm zamanım boş, bir işim olmadığı için. Ben okurum, hem de çok okurum. Ayırt etmem, ne bulursam okurum. Kitap, dergi, yazı, makale, gazete… ne olursa okurum. Hiç bir şey bulamazsam elime ansiklopedi alır onu okurum.

A: Çoğu şey hakkında bilgilisin o zaman, yani kültürlü bir adamsın.

Y: Kendimce evet, bilmediğimiz konularda vardır illaki.

A: Tamam.

Y: Nasıl tamam? İşe alındımı ben?

A: Ona ben değil, patron karar verecek. Ben izlenimlerimi söyleyeceğim sadece.

Y: Patrondan önce bana söyleseniz?

A: Olmaz iş ahlakıdır bu. Bir gelişme olursa arayacağız seni.

Y: Peki.



Bu asansör neredeydi? Sağdakinden çıktık ama arızalı diyor, soldakinden inelim o zaman. Acaba “Z” demi yoksa “0” damı çıkış? Neyse “Z” de inelim. Hayda burası değil, buyur asansörde kapandı. Bir kat aşağıda sanırım. Merdivenler neredeki? Burası da yangın çıkışı. Tamam buradan herhalde, bir tek merdiven burada var. Danışmadaki adam değişmiş, benim gördüğüm geceden kalan sanırım.

Y: Kolay gelsin.

Adam: Buyurun!

Y: Kimliğim burada benim, alabilir miyim?

A: Siz demin soldaki asansörle mi indiniz?

Y: Evet.

A: O asansör yöneticilere ait.

Y: Haberim yoktu, sağdaki asansörde arızalı ışığı yanıyor zaten.

A: O zaman yürüyeceksin.

Y: Ben şu kimliğimi alabilir miyim?

A: İsim?

Y: Yusuf, Yusuf Yılmazçelik.

A: Kimliğiniz.

Y: Teşekkürler!



Ağzımı, dişimi nasıl sıktıysam sinirden başım döndü. Binanın içinde artist, artist konuş dışarıda karşıma çıksan adını söyleyemesin. Herhalde biliyor orda kafasını gözünü kıramayacağımı, tipten de çocuk zannetti aklı sıra posta koydu. Bu takım elbise bana hiç olmuyor zaten, ne zaman giyinsem çocuk gibi duruyorum. Şu kızı bir arayalım da sonra çenesini çekemem hiç.

Y: Alo.

Zeynep: Efendim.

Y: Aşkım, çıktım ben.

Z: Nasıl geçti?

Y: Konuştuk işte, iyi geçti ama sanırım burası olacak.

Z: Olsun artık, olsun bir şeyler ki evlenecek miyiz, nişanlanacak mıyız ne olacaksa belli olsun.

Y: Burası olmasa olmayacak yani?

Z: Off Yusuf.

Y: Ne of? Sabah, sabah sinirimi hoplatma benim. Son zamanlarda bir garipsin zaten.

Z: Ya aman be, uyuyorum ben uyanınca ararım.



Var bir karın ağrısı bu kızın ama dur bakalım. Lisede baktığı gibi bakmıyor bana, konuştuğu gibi konuşmuyor. Sanki yeni tanışmışız ya da görüşmek istemediği bir arkadaşıymışım gibi davranıyor bana, hissediyorum. Özgür ne yaptı ki acaba?

Y: Uyandın mı lan?

Özgür: Uyandım oğlum tabi, iş yerindeyim.

Y: Bende iş görüşmesinden çıktım.

Ö: Nasıl geçti?

Y: Eh!

Ö: Yemek falan yedin mi?

Y: Yok erken çıktım sabah, yemedim daha.

Ö: Gel buraya, yeriz burada hem konuşuruz.

Y: Beş Kuruş param yok cebimde gelemem oraya.

Ö: Şu an bulunduğun yerden bir taksiye bin, gel. Burada hallederiz.

Y: Tamam.





Ulan Özgür, şu şirketin girişine, bu koca bahçeye bir köpek almadın alacağın olsun. Bu bahçe bende olacak, bırak köpeği domates, biber bile ekerim buraya.

Mustafa: M ( Özgür’ün yazın yanında çalışan, öğrenci olan ablasının oğlu.)



M: Vay! Yusuf abi hoş geldin.

Y: Vay! Koç kardeşim benim, nasılsın?

M: Eyvallah abi, dershanede bir test vermişlerdi matematik sorusunu çözemedim bir baksana abi sen anlarsın.

Y: Bakarız birazdan, sahtekâr dayın nerde?

M: Ehe ehe, içerde.

Y: Hadi bir çay getir bana en torpillisinden.

M: Hemen abi.



Y: Oğlum bu çocuk hem dershane hem iş yapamaz, bırak işi gücü. Gitsin dershanesine.

Özgür: Burnu sürtsün biraz.

Y: Senin o yaştaki halini de biliyoruz.

Ö: Lan bırak beni şimdi, hoş geldin kardeşlerin gülü.

Y: Eyvallah, lan yavaş, yavaş öp, lan sıkma, lan aloooo.

Ö: incilerin döküldü hemen sanki.

Y: Döküldü tabi. Ayı gibi sarılıyorsun.

Ö: Bırak şimdi ayıyı, zürafayı. Nasıl geçti?

Y: İyi gibi, bakacağız sonuna .

Ö: bir şey diyeceğim ama bana yine kızacaksın.

Y: Aynı şeyleri diyeceksen ben kalkayım?

Ö: Ulan sana da hiç bir şey denmiyor, hiç bir şey.

Y: şu dünyada bana senin kadar bir şey diyen yok, emin ol.

Ö: Zeynep ne yaptı? Nasıl aranız?

Y: Bir problem var.

Ö: Ne problemi lan, kus bakayım hele.

Y: bilmiyorum be kardeşim, bilmiyorum. Konuşmasından, davranışından, bakışından sanki beni sevmiyormuş gibi hissediyorum. Sanki bir şeyi bekliyor, beklediği şey gelince gidecek.

Ö: Oğlum kızlar hassas olur, ben konuşayım isterse?

Y: Yok be oğlum, geçer. Para, pul durumları diyeceğim ama benim Zeynep’im sorun etmez öyle şeyleri. Biz birbirimize söz verdik. Bir dilim ekmekte olsa bizim, on dilim ekmekte olsa. Senin benim yok aramızda.

Ö: Hayranım ona olan bu güvenine be aslan.

Y: ben ona güveni değil, yeri gelsin canımı veririm be kardeşim.

Ö: E oğlum, gelsen buraya otursan, personelle alakalı işlerin hepsini sen yapsan bana yardımcı olsan?

Y: Yine aynı muhabbet mi Özgür?

Ö: oğlum fenamı olur aldığın para belli, işin belli. Sonra evlensen düğününde oynasak bizde. Kocaman nakliye şirketi. Hadi personelle ilgilenmek istemiyorsun, lan ne istiyorsan onu yap.

Y: Özgür, bir kişi ile dostluk bir kereden fazla bulunamayacak bir şeydir. Ben seninle dostluğu çok uzun yıllar önce buldum ve dostluğumuzdan sonra bulduğumuz şeylerin dostluğumuza girmesine asla izin vermem. Benim yolum farklı.

Ö: Tamam aslan.

Ergin: Lan bir saattir arıyorum birinizde telefonu açın be kardeşim.

Ö: oğlum ödüm koptu öyle zart diye girince.

Y: Çalmadı ki telefon, aa kapanmış benimki, bak.

Ö: Benimkide sessizde.

E: Ne yaptınız?

Ö: bildiğin gibi.

E: Aslan sen?

Y: Ne olsun, bu öküzü bir göreyim dedim. Sen ne yaptın?

E: Çıktım işyerinden, sağa sola bakınırım biraz, sevgililer günü yaklaşıyor.

Ö: Evet lan iki gün kaldı.

Y: Birde o var ya.

E: Begüme hediye almam lazım. Özgür sen ne yapacaksın?

Ö: bilmiyorum daha düşünmedim.

Y: Oğlum hangi birine alacak bu herif. Hangisine alacağını düşünmemiştir daha.

Ö: Öyle deme lan bu sefer aşık oldum.

E: Bundan öncekiyle de evlenecektin ne oldu?

Ö: Sorma ya bir şeyini öğrendim soğudum.

Y: Neyini öğrendin lan? Erkek miymiş yoksa?

E: Ehe ehe.

Ö: Oha lan seviyoruz dedik, düzgün konuşun.

Y: e oğlum, hani şimdikini seviyordun? İki dakikada caydın.

E: Lan bunu bırak, buna kalsa ilkokul aşkı ile evlenecekti.

Y: ben gidiyorum oğlum yoksa bu beni de sevecek.

Ö: Nereye lan? Otur işte.

Y: Yok oğlum gideyim, hem sevgililer günüde yaklaşıyor ne alacağım, ne alabileceğim biraz bakınayım. Durum belli.

E: Bana bak, para pul durumların nasıl? Koltuk çıkalım mı biraz?

Y: Yok be oğlum, var param.

Ö: doğru söyle lan!

Y: Lan var diyorum, hayret bir şey. Hadi gidiyorum ben.

E: Nereye gideceksin? Eve?

Y: Evet.

E: Gel ben atarım seni. Oradan da Begüm’e geçeceğim.

Y: Tamam. Görüşürüz lan kırk yılın aşığı.

Ö: Yürü git lan, kendinle dalga geç.

Y: Zoruna gitti tabi.

E: Ya bırak uğraşma şu hanım köylü ile.



… bu Ergin hiç değişmedi, daha da değişmez zaten. Tanıdığım gün nasılsa şimdide öyle. Canımda nasıl kola çekti anlatamam, parada yok ki alalım. İnşallah evde vardır. Bu kız hala uyanmadı mı acaba? Akşam oldu neredeyse.



Y: Alo.

Z: Efendim?

Y: Aşım uyanmadın mı hala?

Z: Çoktan, dışarıdayız ablamla.

Y: E hani uyanınca haber verecektin? Hem de dışarıdasın.

Z: Ya uyandım çıktım işte, hayret bir şey.

Y: ben neden çıktın demiyorum ki, neden haber vermedin diyorum.

Z: unutmuşum işte, ne bileyim vermedim.

Y: Eskiden verirdin, görüşecek miyiz bu gün?

Z: Yok, bugün ablamla işim var dışarıda. Yarın görüşürüz.

Y: Peki. Eve gidince ararsın diyeceğim ama aramayacakmışsın gibi bir his var içimde.

Z: hadi konuşuruz sonra, öptüm.



Eskiden olsa var ya, ben buluşalım diyeceğim o bana işim var diyecek. Hiçbir yerde yazmaz bu, hiçbir yerde. İki gün buluşmadığımızda bana gönül koyar “ İki gündür görüşmüyoruz” derdi. Şimdi görüşelim diyorum işim var diyor. Kötü, kötü düşünmeden edemiyor insan. Saçmalama lan! Zeynep yapmaz öyle şey, o seni çok seviyor, sende onu. Ne yapsın kız? Büyüdünüz oğlum siz. Kızın ablası ile dışarıda işi var işte. Ama neden çıkarken haber vermedi? Bu saate kadar aramadı? Neyse, vardır bir bildiği. Bu merdivenlerden çıkarken de çocukluğum aklıma geliyor hep. Hiç unutmam bina yeni boyanmıştı kurşun kalemle her yere resimler çizmiştim de, ne dayak yemiştim ama sonrasında annemden. Hatta çok dikkatli baksam o resimlerden birkaç tanesini görürüm bile. Ahmet amcaların yine misafiri var, kapının önü ayakkabı dolu. Binanın otomatiği de yanmıyor, yine sigortası mı attı? Anahtarı da nereye koydum ki yine? Cüzdan arkada, telefon burada…

Anne: Sen misin?

Y: Bende anahtara bakıyordum.

A: Sesi duydum bende.

Y: Babam yok mu?

A: İçerde.

Y: Ne haber baba?

Baba: İyi Yusuf, sen?

Y: İyi gibi.

B: Neredeydin bu saate kadar?

Y: Sabah görüşmeye gittim, sonrada bizim çocukların yanına uğradım biraz.

B: Nasıl geçti görüşmen?

Y: Olumlu geçti, sanırım iyi olur.

B: İnşallah olur, elektrik faturasını yatıramadık bugün yarın kesmeye gelirler.

Y: Bu iş olursa faturaları ben öderim baba.

B: Öde diye söylemiyorum Yusuf’um, kafanı kullan benim durumuma düşme diye söylüyorum.

Y: ne varmış baba senin durumunda? Şükür, Şükür ki yaşıyoruz. Bizden daha beter olanlarda var.

B: Kardeşine söyleme sakın faturayı ödeyemediğimizi.

Y: Tamam. Beden dersi için beyaz spor ayakkabı istemişlerdi okulundan, ne oldu o?

B: Elektrik faturasını halledeyim onu da halletmeye çalışacağım.

Y: Sen halledersin babam. Sen neleri hallettin bunumu halledemeyeceksin? Üzme kendini.

B: Kapı çaldı.

Y: Annem bakar.



Misafirin gelişine hiç bu kadar sevinmiş miydim acaba? Sanırım hayır. Babam üzüntüsünü içine gömüp gelenlerle sohbet etmeye başladı. Bende sanki onun dediklerini hiç duymamışım gibi babamı izledim saatlerce. Ama gözümü kapatamıyorum, kapatamıyorum. Her kapattığımda beyaz spor ayakkabı görüyorum. Babamın alamadığı için “ kardeşine söyleme” dediği ayakkabıları. Yok bu iş böyle olmayacak. Benim bir şeyler yapmam lazım, hem de acil. Etrafımdaki insanların üzüntüsünü görmeyeceğim bir şeyler yapmam lazım. Sadece sabah dokuz akşam altı saatlerinde işe giderek yapılacak şeyler değil bunlar. Farklı şeyler. Hiç bir şeyden korkmuyorum, ama hiç bir şeyden. Yanlış yapmayacağıma dair tek güvencem ise içimdeki Allah korkusu. Cesaret? Evet var. Kararlılık? Evet. Ne yapmak istediğimi de biliyorum, peki eksik ne? Kuvvet. Kuvvet değimli Yusuf. Maalesef kuvvet. Yok bu böyle olmayacak, kendi kendime düşünüp beynimi yemektense yatıp uyumalıyım. Bu en iyisi. Misafirlerin sohbeti zamanı iyi geçirdi. Saat 01:25 olmuş ve saate bakınca aklıma geldi ki Zeynep beni hala aramadı. Lan başına kötü bir şey mi geldi yoksa? Bu saate kadar aramadıysa.

Y: Alo.

Z: Alo.

Y: Zeynep nerdesin?

Z: Uyuyorum ya!

Y: Hani haber verecektin gelince, bu saat olmuş çok merak ettim.

Z: Ya uyuyorum Yusuf, uyuyorum.

Y: Tamam, yarın görüşeceğiz değil mi?

Z: Uyanınca ararım ben, iyi geceler.

Y: İyi gec…



Uyku sersemliğinden yüzüme kapattı, güzel kızım benim. Yarın kalkınca arar. Onun canı bir şeye sıkkın ama Yusuf’unu görünce düzelir. Eskidende böyleydi beni görmesin huysuzlanırdı. Yarın düzelir. Ee Yusuf efendi sana da uyumak düşer artık. Sabah ola hayır ola…
 
Geri