İlk satranç ne zaman oynandı?
Asırlardır değişmeden günümüze gelen satrancın ilklerini hiç merak ettin mi? Haydi satranç oyununun tarihine ve yararlarına yakından bakalım…
Satrancın günümüzden en az 4 bin yıl önce Mısır’da oynandığına dair bulgular piramitlerdeki kabartmalarda yer almaktadır. Bazı kaynaklara göreyse MS. 570 yıllarında Hindistan’da oynandığı ifade edilir. Çin’de, Mezopotamya’da ve Anadolu’da da çok eski zamanlardan beri oynandığı biliniyor.
Milattan sonra 3. ve 4. yüzyıllarda Hindistan’da “çaturanga” adıyla oynanan oyun, günümüze gelene kadar “satranç” ismini almıştır.
Piramitlerdeki kabartmalar ilk bulgular olsa da oyunla ilgili ilk yazılı belgeler Hindistan’dan kalmadır.
Daha sonra İran’a, oradan Araplara ve Endülüslüler sayesinde İspanya üzerinden Avrupa’ya yayıldı.
Arap ve Avrupa el yazması kitaplardan sonra İspanyol Lucena’nın 1497 yılına ait ilk basılı satranç kitabında o zamanki yeni kuralları açıklandı. Bu kurallar günümüze kadar değişmeden geldi.
İlk dünya satranç şampiyonluk karşılaşması Wilhelm Steinitz ve Johannes Zukertort arasında oynandı. Steinitz kazandı ve resmi olarak ilk dünya satranç şampiyonu oldu.
Geçmişten günümüze değişmeden gelebilen bu asırlık oyunun, son yıllarda yapılan araştırmalarla zekayı olumlu şekilde etkilediği de ortaya çıktı. Japonya’da yapılan bir araştırma profesyonel oyuncuların, oyun esnasında beyninin 2 farklı kısmını kullandığını ortaya koydu.
Satrancın yararları
- Hızlı ve doğru düşünmeye yardımcı olur.
- Olaylara birçok açıdan bakmayı öğretir.
- Planlı hareket etmenin önemini gösterir.
- Kendine güveni artırır.
- Dikkati bir noktada toplayabilme özelliğini geliştirir.
SATRANÇLA İLGİLİ İLGİNÇ BİR HİKÂYE…
Yazının başında bazı kaynakların satrancın ilk olarak Hindistan’da oynandığı bilgisini verdiklerini söylemiştik.
Bununla ilgili dilden dile dolaşan bir hikâye de şöyle:
Satrancı bulan Brahman rahibi (O dönem Hindistan’da toplumun önde gelen kişileri, bilginler) Şah’a bir ders vermek istemiş. Bulduğu bu oyunu Şah’a anlatmış. Amacı aslında Şah’a bir ders vermek, “Sen ne kadar önemli bir insan olursan ol, adamların, vezirlerin, askerlerin olmadan hiçbir işe yaramazsın” demekmiş.
Şah bu durumdan memnun görünmüş, ”Peki, oyunu ve dersini beğendim. Dile benden ne dilersen” demiş.
Rahip bu olay üzerine Şah’ın alması gereken dersi hâlâ almadığını düşünerek ”Bir miktar buğday istiyorum” demiş.
”Sana bulduğum bu oyunun birinci karesi için bir buğday istiyorum. İkinci karesi için iki buğday istiyorum. Üçüncü karesi için dört buğday istiyorum. Böylece her karede, bir önceki karede aldığımın iki misli buğday istiyorum. Sadece bu kadarcık buğday istiyorum” demiş.
Şah, kendisi gibi yüce ve kudretli bir şahtan isteye isteye üç beş tane buğday isteyen bu rahibin, küstahlığa varan alçakgönüllülüğüne sinirlenmiş ve ona bir ders vermek istemiş. ”Hesaplayın. Hak ettiğinden bir tane fazla buğday vermeyin” demiş.
İnce hesap;
Hesaplamaya ilk kareler kolay gitmiş.
1. Kareye bir buğday,
2. Kareye iki buğday,
3. Kareye dört buğday… Ancak
10. Kareye gelindiğinde 1023 buğday vermeleri gerekiyor. Bu yaklaşık bir avuç buğdaya karşılık gelir; hesabın hep böyle gideceğini, hep rahibe böyle üç beş buğday vereceklerini zannediyorlardı.
Zaten 15. Kare yalnızca 1.5 kilo buğday vereceklerdi.
25. Kareye gelince 1.5 ton olduğunu görmüşler ama fazla heyecanlanmamışlar. Oysa;
31. Kareye gelince, bu işin şakası olmadığını anlamaya başlamışlar. Çünkü vermeleri gereken buğday
31. Karede 92 tonmuş.
49. Kareye geldikleri zaman 24 milyon ton buğday vermeleri gerekiyor. Bu ise Türkiye’nin bir yıllık buğday üretiminden fazla.
54. Kareye geldiklerinde ise 771 milyon ton buğday vermeleri gerekiyor. Bu da dünyamızın bugünkü ölçülere göre bir buçuk yıllık buğday üretimi.
”Madem başladık hesaplara devam edelim” deyip bitirmişler.
64. kare de tamamlandığında bugünkü ölçülerde dünyanın 1500 yıllık buğday üretimini rahibe vermeleri gerektiği ortaya çıkmış.
alıntıdır.
Asırlardır değişmeden günümüze gelen satrancın ilklerini hiç merak ettin mi? Haydi satranç oyununun tarihine ve yararlarına yakından bakalım…
Satrancın günümüzden en az 4 bin yıl önce Mısır’da oynandığına dair bulgular piramitlerdeki kabartmalarda yer almaktadır. Bazı kaynaklara göreyse MS. 570 yıllarında Hindistan’da oynandığı ifade edilir. Çin’de, Mezopotamya’da ve Anadolu’da da çok eski zamanlardan beri oynandığı biliniyor.
Milattan sonra 3. ve 4. yüzyıllarda Hindistan’da “çaturanga” adıyla oynanan oyun, günümüze gelene kadar “satranç” ismini almıştır.
Piramitlerdeki kabartmalar ilk bulgular olsa da oyunla ilgili ilk yazılı belgeler Hindistan’dan kalmadır.
Daha sonra İran’a, oradan Araplara ve Endülüslüler sayesinde İspanya üzerinden Avrupa’ya yayıldı.
Arap ve Avrupa el yazması kitaplardan sonra İspanyol Lucena’nın 1497 yılına ait ilk basılı satranç kitabında o zamanki yeni kuralları açıklandı. Bu kurallar günümüze kadar değişmeden geldi.
İlk dünya satranç şampiyonluk karşılaşması Wilhelm Steinitz ve Johannes Zukertort arasında oynandı. Steinitz kazandı ve resmi olarak ilk dünya satranç şampiyonu oldu.
Geçmişten günümüze değişmeden gelebilen bu asırlık oyunun, son yıllarda yapılan araştırmalarla zekayı olumlu şekilde etkilediği de ortaya çıktı. Japonya’da yapılan bir araştırma profesyonel oyuncuların, oyun esnasında beyninin 2 farklı kısmını kullandığını ortaya koydu.
Satrancın yararları
- Hızlı ve doğru düşünmeye yardımcı olur.
- Olaylara birçok açıdan bakmayı öğretir.
- Planlı hareket etmenin önemini gösterir.
- Kendine güveni artırır.
- Dikkati bir noktada toplayabilme özelliğini geliştirir.
SATRANÇLA İLGİLİ İLGİNÇ BİR HİKÂYE…
Yazının başında bazı kaynakların satrancın ilk olarak Hindistan’da oynandığı bilgisini verdiklerini söylemiştik.
Bununla ilgili dilden dile dolaşan bir hikâye de şöyle:
Satrancı bulan Brahman rahibi (O dönem Hindistan’da toplumun önde gelen kişileri, bilginler) Şah’a bir ders vermek istemiş. Bulduğu bu oyunu Şah’a anlatmış. Amacı aslında Şah’a bir ders vermek, “Sen ne kadar önemli bir insan olursan ol, adamların, vezirlerin, askerlerin olmadan hiçbir işe yaramazsın” demekmiş.
Şah bu durumdan memnun görünmüş, ”Peki, oyunu ve dersini beğendim. Dile benden ne dilersen” demiş.
Rahip bu olay üzerine Şah’ın alması gereken dersi hâlâ almadığını düşünerek ”Bir miktar buğday istiyorum” demiş.
”Sana bulduğum bu oyunun birinci karesi için bir buğday istiyorum. İkinci karesi için iki buğday istiyorum. Üçüncü karesi için dört buğday istiyorum. Böylece her karede, bir önceki karede aldığımın iki misli buğday istiyorum. Sadece bu kadarcık buğday istiyorum” demiş.
Şah, kendisi gibi yüce ve kudretli bir şahtan isteye isteye üç beş tane buğday isteyen bu rahibin, küstahlığa varan alçakgönüllülüğüne sinirlenmiş ve ona bir ders vermek istemiş. ”Hesaplayın. Hak ettiğinden bir tane fazla buğday vermeyin” demiş.
İnce hesap;
Hesaplamaya ilk kareler kolay gitmiş.
1. Kareye bir buğday,
2. Kareye iki buğday,
3. Kareye dört buğday… Ancak
10. Kareye gelindiğinde 1023 buğday vermeleri gerekiyor. Bu yaklaşık bir avuç buğdaya karşılık gelir; hesabın hep böyle gideceğini, hep rahibe böyle üç beş buğday vereceklerini zannediyorlardı.
Zaten 15. Kare yalnızca 1.5 kilo buğday vereceklerdi.
25. Kareye gelince 1.5 ton olduğunu görmüşler ama fazla heyecanlanmamışlar. Oysa;
31. Kareye gelince, bu işin şakası olmadığını anlamaya başlamışlar. Çünkü vermeleri gereken buğday
31. Karede 92 tonmuş.
49. Kareye geldikleri zaman 24 milyon ton buğday vermeleri gerekiyor. Bu ise Türkiye’nin bir yıllık buğday üretiminden fazla.
54. Kareye geldiklerinde ise 771 milyon ton buğday vermeleri gerekiyor. Bu da dünyamızın bugünkü ölçülere göre bir buçuk yıllık buğday üretimi.
”Madem başladık hesaplara devam edelim” deyip bitirmişler.
64. kare de tamamlandığında bugünkü ölçülerde dünyanın 1500 yıllık buğday üretimini rahibe vermeleri gerektiği ortaya çıkmış.
alıntıdır.