İslam dini yardımlaşmaya ve dayanışmaya çok önem vermiş bir dindir. Bunun da en güzel örneklerinden biri sadakadır.
Riyakârlıktan ve gösterişten uzak rıza-i ilahi için verilen, sağ elinin verdiğini sol eli görmeyecek vecihte verilen sadaka, veren kimseyi ahiret gününde hiçbir gölgenin olmadığı günde arşın gölgesinde hesap sahasına gitmesine vesile olur.
Dinimiz hali-vakti yerinde olanların fakirlere yardım yapmalarını emreder. Bu yardımların da gizlice verilmesini, alanların rencide edilmemesi ister.
Çünkü şüphesiz ki en makbul yardım gizliden gizliye yapılan yardımdır. Atalarımız da bunu çok güzel becermiş. Atalarız bu iş için ‘‘sadaka taşını ve zimen defterini” icat etmişlerdir.
Peki eskilerin icat ettiği sadaka taşları ve zimen defterlerinin özelliği ve işleyişi nasıl oluyordu?
Sadaka taşları, bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermerden olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşılabilmesi için birkaç basamak konurdu.
İhtiyacı olmasına rağmen dilenmekten çekinenler gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan meblâğın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul'unu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazar.
Bu sadaka taşlarının en büyük özelliği yardımı alanlarının küçük düşmediği, verenlerin de kibirlenmediğidir. Çünkü sadaka vermek isteyenler gecenin bir kısmında gelir karanlıkta kimsenin olmadığı bir ortamda sadakalarını bırakır giderlerdi.
İhtiyaç sahibi olup da kimseden isteyemeyen kimseler de bu taşlardan yardım almak için gecenin ilerleyen bir saatinde kimsenin olmadığı ve görmediği bir vakitte ve bu taşların olduğu yere gelir, ihtiyacı olduğu kadar bir meblağ alır gerisini bir başka ihtiyaç sahibine taşın içinde bırakırdı. Veren de alan da belli değil. Halk tarafından alan da veren de bilinmiyor.
Zimen Defteri ise: “Esnaftan veresiye mal alan mahalle sakinlerine ait hesap defteridir. Yani borçlu ile borcunun miktarı yazılı olan defterdir." Ramazan ayında hali vakti yerinde olan kişiler kılık-kıyafet değiştirerek hiç tanımadıkları mıntıkalara gidip, bakkalın, manavın tenha zamanlarını seçerek: "Zimen defteriniz var mı?" diye sorarlardı,
Esnaf evet var deyip bu defteri çıkarınca, gelen şöyle derdi: "Lütfen baştan, sondan ve ortadan şu kadar sayfanın yekûnunu siliniz."
Esnaf da bu kadar sayfanın toplamını hesaplar ve gelen de kesesini çıkartarak öderdi.
Böylelikle, borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu, borcu sildiren, kimi borçtan kurtardığını bilmez, bu işte hiçbir maddi çıkar düşüncesi gözetmeksizin, sırf Allah'ın rızasını kazanmak ve ihtiyacı olanın sıkıntısını gidermek amacıyla; karşılıksız, riyasız, gösterişsiz olarak verdiklerini unutur ve bu şuurla verebilmenin de bir mazhariyet, Allah'ın bir lütfu olduğunu bilerek buna şükrederlerdi.
Evet nerden nereye gelmişiz geçmişte insanlar sadece ihtiyacı kadar alır gerisini taşın içinde bırakırlardı.
Düşünüyorum da acaba bugün böyle bir taş olsa kaçımız için de para bırakırız. Değil parayı bırakmak taşı bile alır götürürüz diye düşünüyorum.
Demek ki toplum olarak ümmeti İslam olarak ne kadar bozulmuş ve değişmişiz. Eskiden sadaka taşında parayı bırakan toplum şimdi insanların çantalarını çalmakta, sokağın ortasında kapkaççılık yapmaktadır.
Özümüze ve tertemiz fıtratımıza dönme duası ile…
M. Zeki UYANIK